23 Temmuz 2015 Perşembe

“KANİJE MÜDAFİÎ KAHRAMANI”MIZ TİRYAKİ HASAN PAŞA, TERME’MİZE OTUZ (30) KİLOMETRE ÖTEDE



“KANİJE MÜDAFİÎ KAHRAMANI”MIZ

TİRYAKİ HASAN PAŞA,

TERME’MİZE OTUZ (30) KİLOMETRE ÖTEDE


Tiryaki Hasan Paşa…
Osmanlı’nın, kendisine asla ‘İmparatorluk’ demeyen ‘Devlet-i Aliyeyi Osmaniye”nin, “Âli Osmanlı Devleti”nin Avrupa’yı, Batı’yı titrettiği seneler. 16. asrın sonları, 17. asrın başları. “Âli Osmanlı Devleti”nin Avrupa’daki, Batı’daki eyaletleri: 1683’lerdeki Avrupa’daki Eyaletlerimiz: Bosna Eyaleti, Eğri Eyaleti, Temaşver Eyaleti, Varat Eyaleti, Rumeli Eyaleti, Silistre Eyaleti ve Kanije Eyaleti.(1)

Birinci Viyana Muhasarası ile İkinci Viyana Muhasarası arası seneler..


“Kanije zaferimiz”, “Kanije Muhasara”mız, “Kanije Müdafaa”mız, “Kanije Savunma”mız , “Kanije Müdafiî Kahramanımız” Tiryaki Hasan Paşa’mız üzerine, “Türk Sinema Sektörü”müz, nam-ı diğer “Yeşilçam”ımız bile taa 1968’lerde, “film” yapmış.  Tiryaki Hasan Paşa’mızın yardımcısı “Kara Pençe” ile ilgili de  “yeşilçam filmi” ve bir roman: “Kara Pençe” (2)

“Kanije Müdafiî Kahramanız”, “Kanije Savunma Kahramanımız” diyoruz, çünkü Tiryaki Hasan Paşa’mız “Kanije Fatihi”, “Kanije’yi Fetheden” değil; “Kanije Fethedildikten”, dahası “Kanije Kal’ası Fethedildikten” sonra, “Kanije Kal’ası”nı, dönemin Avrupa’sına, dönemin Batı’sına, Macarlara, Hırvatlara, İmparator 2. Ferdinand’a karşı iki ayı aşan süre müdafaa eden, savunan bir “Kahraman Paşa”mız. Hem de çok sayıda yabancı lisan bildiğinden “Âli Osmanlı Devleti”nce Avrupa hududlarında görevlendirilmiş bir Paşa’mız.

Millî şuurumuzun, İslamî şuurumuzun, İnsanî şuurumuzun çokca aşındırıldığı,  çokca dumura uğratıldığı  günümüzde, “Millî Tarih Şuuru” ile donanmak istiyorsak; “Enformatik Cehalet Çağı”da denilen, “Enformatik Obezit Çağı” da denilen “Görsel Çağ”dan da, “internet çağı”ndan da istifade etmesini bilmeliyiz…

“Kanije Zaferimiz” üzerine ilk eseri, ilk kitabı, ilk “tarihî romanı”, dönemin “vatan ve hürriyet şairi”, ömrü “sürgün”lerde ve “zindan”larda geçmiş milliyetçi şahsiyeti merhum Namık Kemal kaleme almış: “Kanije Muhasarası” ismi ile “Kanije” ismi ile muhtelif yayınevlerince neşredilmiş.(3)

Ben, ilk defa “Kanije Müdafiî Kahramanı”, “Kanije Savunma Kahramanı” Tiryaki Hasan Paşa’mızın ismini, 1982’lerde, haftalık periyotlara neşredilen “Yeni DÜŞÜNCE” dergisinin ‘Eyüp ŞENTÜRK’ ismi ile yayınlanan ‘Okur Mektupları’ndan öğrenmiştim..Sonraki senelerde de”Kanije Kahramanı” Tiryaki Hasan Paşa’mızın kabr-i şeriflerinin “Ünye”de olduğunu, yaptığım muhtelif okumalar sonrası öğrendim. Ve bu sene, ilk defa ,bir Ramazan ayı arefesinde, “Ulu Türk Mezarlığı” da olan Ünye Cumhuriyet Meydanı’ndaki Ünye Öğretmenevi yanındaki Tiryaki Hasan Paşa’mızın kabr-i şerifini de ziyaret ettim…


Ünye fikir-düşünce camiasında, yerel basın ve zikredilen web siteleri ve bloglarında, “Tiryaki Hasan Paşa Ünyeli mi, Değil mi?”, yoksa bir başka “Tiryaki Hasan Paşa” mı  ‘tartışmaları’  yapılmış. (4) Nihayetinde bir zamanlar “Ulu Türk Mezarlığı” da denilen Ünye Cumhuriyet Meydanı Ünye Öğretmenevi bitişiğindeki mevcut kabr-i şerifin “Kanije Müdafiî Kahramanı”, “Kanije Kahramanı” merhum  Tiryaki Hasan Paşa’mızın Ünyeli olduğu ve Ünye’de vefat ettiği neticesine varılmış. (5)

HARP TEKNİKLERİ-PSİKOLOJİK HARP=ÜÇÜNCÜ YOL

“Kanije Müdafiî Kahramanı”, “Kanije Kahramanı”mız merhum Tiryaki Hasan Paşa’mızın “Tiryakiliği” ise “kahve içmesi”nden, “kahve tutkunluğu”ndan geliyormuş. “Kahve tiryakisi” imiş. Yetmiş üç gün süre ile iki ayı aşan süre ile “Kanije Kal’ası”nı müdafaa eden; “Türk Gibi Kuvvetli” sözünü, darb-ı mesel gibi Avrupa’nın, Batı’nın kafasına kazınmasına ilk vesile olan  merhum Tiryaki Hasan Paşa’mız … Sonra “Harp Hiledir” hadis-i şerif’inin “Kanije Muhasarası”nda netlikle uygulanışı..Hele Tiryaki Hasan Paşa’mızın “orantısız güç”ü meydana getiren “Avrupalılara/Batı’ya karşı”, adeta “Üçüncü Yol= Psikolojik Harp, Psikolojik Savaş” dedirten bir “harp tekniği”ni de gayet güzel bir şekilde mücadele edişi,uygulayışı.

“Kanije Kal’ası”nda yoklukları, kıtlıkları, çaresizlikleri, imkansızlıkları, dokuz bin Osmanlı askerine karşılık dörtyüz bin “Avrupa/Batı ordusu”na, “orantısız güç”e karşı, adetâ “Üçüncü Yol”tercihi olarak, “Psikolojik Harp Tekniği”ni, “Psikolojik Savaş Teknikleri”ni mükemmel bir şekilde uygulayışı..

Ve nihayetinde “Psikolojik Harp Tekniği” ile “Avrupa/Batı Ordusu”nu zirü zeber etmiş, perişan etmiş ve neticede az sayıdaki topları ile imha ederek “Kanije Kal’ası”nı “Avrupalılara/Batı”ya teslim etmemiştir..

“KANİJE DESTANI” ve “KANİJE-Tarihî Roman”

Samsun’da ikamet eden güzide insanlarımızdan M. Halistin KUKUL’un “Kanije Destanı” eseri… Tıpkı “Destan Şair”lerimizden merhum Niyazi Yıldırım GENÇOSMANOĞLU’nun “Bozkurtlar Destanı”, “Alperenler Destanı” gibi “Destansı tarz”da , “Destansı şiirler” ile “Kanije”yi “destanlaştırmış..”(6)

Ve “Kanije” üzerine en son kitabî çalışmayı ise “roman tarzı”nda, “eski gelenekçi roman” kategorisinde veya “tarihî roman” kategorisinde “romanlaştıran” ise hukukcu, edebiyatçı düşünce adamı Mehmet Niyazi ÖZDEMİR olmuş: “Kanije-Tarihî Roman…” (7) Belki de, dönemin milliyetçi şahsiyeti merhum Namık Kemal’den sonra ikinci defa “Kanije Romanı” yazan adam da…


NETİCE-İ KELAM

1) Dörtyüz yıllık uyduruk-kaydırık ve vahşet dolu tarihî olan dönemimiz “Süper Güç”ü, “sinema sektörü” ile de “insanlığa hükmetmeye” devam ediyor.

Neredeyse bütün millî düşünce adamlarımızca da yüksek sesle de dillendirilen; “Biz Müslüman Türklerin tarihi İskitlere kadar dayanırken; hattâ “Anadolu Coğrafyası”nda bile “Türk Tamgaları” ile de ispatlandığı üzre 1071 Malazgirt Zaferinden de önce var iken; bir Çanakkale, bir Preveze, bir Plevne, bir Malazgirt, bir “Kut’ul Ammare”, bir İstiklal Harbi üzerine bir veya iki elin parmağını geçmeyecek sayıdaki “sinema filmleri” ile “Görsel Çağ”a hükmetmeye çalışıyoruz…

Bence, bir an önce “Sinema Sektörümüz”ün  “Kanije” ve “Kara Pence” filmlerini, son “sinema teknolojisi” ile güncelleştirilmelidir. Ve “animasyon türü”nden de hazırlanmalıdır…

2) Şuara/Şairlerimiz , bütün “Türk-İslâm Zaferleri”mizi güncelleştirmeli, yeni yeni “destansı şiirler” ile “destanlaştırmalıdırlar….”

3) Nesillerimize, “yerelden evrenselliğe”, “ mahallîlikten cihanşümulluğa” giden bir  vetirede/süreçte; adına“küreselleşme” de denilen “bütün insanlığı tek düze hâline getirme çağı”nda, “Amerikalılaşma Çağı”nda; öncelikli olarak ekmeğini yiyerek, suyunu içerek, havasını teneffüs ederek beslenip büyüdükleri “memleket”lerini, “vatan parçalarını” bilerek sevdirebilmeli, bunun için de bilgi dolu, fikir dolu kitabî kalıcı çalışmalar da yapılmalıdır.

“Kabuğundan çıkan kestanelerin kabuğunu beğenmemeleri gibi”; “özünü hor görmemek”, “özünün güzelliğine şuurlu şekilde vâkıf olup, sahip çıkabilmek ve “Amerikalılaşma Çağı”na mukavemet edebilmek, direnebilmek ancak böyle mümkündür.

Velhasıl tabiri caizse “gavurlardan daha iyi memleketimizi, vatanımızı, vatan topraklarımızı bilerek tanıyabilmeli ve sevebilmeliyiz…”

4) Evet, “hiç yenilgi yüzü görmeyen”, “Kanije Kahramanı”mız merhum Tiryaki Hasan Paşa’mızın kabr-i şerifleri, “Termemizin Çocuğu” olarak da söylüyorum; ey Termeliler sadece otuz(30) kilometre ötede…

Terme, 24.Temmuz.2015
İsmet GÜLTEKİN


Dip Notlar:

(1): Kanije Eyaleti, tr.m.wikipedia.org,1683’deki Avrupa’daki Eyaletlerimiz
(2): sinematurk.com veya sinemalar.com, yotube; Oğuz ÖZDEŞ,’Kara Pençe’, Tekin Yayınları, 4. Baskı, İstanbul 1981(Kitap Yurdu)
(3) Namık KEMAL, “Kanije Muhasarası”, “Bu Bir Sebil Yayınıdır”, Namık KEMAL, “Kanije”, Parıltı Yayıncılık, İstanbul 2009
(4): yesılcennetunye.blogcu.com; dengegazetesi.com.tr, 15.Şubat.2009,Pazar; Karalahana.com; M. Ufuk Mistepe, Ünye Vizyon, Tarihî Hatalar ve Çarpıtılanlar, haberunye.com;Ali ÖZTÜRK,Tiryaki Hasan Paşa Ünyeli mi?, unyekent.com;Yüksel ŞEN,Tiryaki Hasan Paşa,  unyezile.com; Tiryaki Hasan Paşa Maddesi, tr.m.wikipedia.org 
(5): Osman DOĞAN, “Tarih Boyunca ÜNYE”, Ünye Belediyesi Kültür Yayınları-3, Samsun 2003, sayfa 443
(6): Ali KAYIKÇI, ‘Değirmen Sele Gitmiş’, M. Halistin KUKUL ile Ropörtaj,03.Haziran 2008,Salı, dengegazeetesi.com.tr
(7): Mehmet Niyazi ÖZDEMİR, “Kanije-Tarihî Roman”, Ötüken Yayınları,İstanbul 2015

22 Temmuz 2015 Çarşamba

"UNUTULAN TERMELİ GÜREŞÇİLERİMİZ"DEN MUSTAFA KOÇ ile



“UNUTULAN TERMELİ GÜREŞÇİLERİMİZ”DEN, SERBEST STİL GÜREŞÇİSİ,

GÜREŞ ANTRENÖRÜ MUSTAFA KOÇ ile ;

“Güreşlerimi Biiznillah Hep Tuş ile Kazandım”


Terme İmam-Hatip Lisesi 1981-1982 İlk Mezunlarından olan,ilçemiz Yalı Mahallesinden  Mustafa KOÇ; 1977’de, dönemin Terme İmam-Hatip Lisesi Müdürü Konyalı Salih Yaşar ODABAŞIOĞLU’nun da destekleri ile Serbest stilde güreşe başlamış. Dönemin Terme  İmam-Hatip Lisesi Müdürü ODABAŞIOĞLU’nun adeta her güreş antremanlarında, bir ‘Güreş Oyunu’ olan boyunduruk altına alıp yere vurma oyununu çok beğendiğinden; kendisinden her defasında bu oyunu göstermesini istediğini belirtti.

Sonraları ise Terme Miliç Mahallesinden Hasan UZUN’un ‘Güreş Antremanları-Güreş Çalıştırmaları” ile 1979’da,Giresun’da yapılan  İmam-Hatiplerarası Güreş Müsabakalarında Karadeniz Bölge İkincisi olduğunu, yine aynı yıl Kahramanmaraş’ta yapılan Türkiye Geneli İmam-Hatiplerarası Serbest Stil Güreş Müsabakalarına ise Samsun’un temsilen kendisinin katıldığını ve ‘Türkiye Dördüncüsü’ olduğunu belirtti. Aslında ‘derece’ yapabileceğini fakat ‘Güreş Çalıştırıcısı ve kendisine güreş esnasında taktik verici’ Hasan UZUN’un olmayışı sebebi ile ‘derece’ yapamadığını; çünkü kaç defa rakibini omuzuna kaldırdığı halde kendisine ‘Güreş Oyunu tiyosu’ verecek biri olmadığından; o anda da aklına gelemediğinden, ancak ‘Türkiye Geneli Dördüncüsü’ olabildiğini ifade etti.

“UNUTULAN TERMELİ GÜREŞÇİMİZ”İN MEHMET DOMBAY ile HATIRASI

Yirmi yaşlarında iken Samsun’da  “Unutulan Termeli Güreşçilerimiz”den Mehmet DOMBAY ile de ‘Güreş Tuttuğunu’, ‘Güreş Oyunu’ gereği ‘ciddî güreşmeyelim’ demesine ve kendisinin ‘ciddî güreşmesi ‘üzerine DOMBAY’ın da kendisini toparlayarak güreşince yenildiğini anlattı.
Terme İmam-Hatip Lisesi ve dönemin Termespor Kulübü içindeki ‘Güreş Kulübü’nde  de Serbest stilde yaklaşık beş(5) yıl güreşen “Unutulan Termeli Güreşçilerimiz”den  Mustafa KOÇ; Mehmet DOMBAY’IN dışında Samsun’da kimseye yenilmediğini de söyledi.

En son Kastamonu’da, 1982’de, Termespor Güreş Kulübü olarak ‘takım hâlinde’ Serbest stilde güreştiğini ve rakibini yenerek ‘Takım Hâli’nde birinci olduklarını belirtti.
Kastamonu’daki güreştiği rakibi ile önceden de güreştiğini ve sağ ayağında lif kopması meydana geldiğini, ancak bu rakibini yine ‘Güreş Oyunu’ icabı ‘sol ayağında lif kopması var’ intibaı uyandırarak daima sol ayağına dalmasını sağlayarak rakini yakalayıp omuzladığını ve yendiğini de belirtti.

GÜREŞ ANTRENÖRÜ “UNUTULAN TERMELİ  GÜREŞÇİMİZ’


Güreş yaptığı beş yıl boyunca (1977-1982) Samsun’da, ‘Güreş Teknikleri’ üzerine bir kitabı da olan Dursun Ali’den ‘Güreş Teknikleri Çalışmaları’ sonrası ‘Güreş Antrenörü Belgesi’ de aldığını hatırlatan ‘Unutulan Termeli Güreşçilerimiz’den Mustafa KOÇ; askerlik hayatında ‘Güreş Antrenörü Belgesi’ni de ibra etmesine rağmen ‘Bölük Yazıcısı’ olması hasebiyle güreşe devam edemediğini ve Bodrum’a yerleşmesi ve Bodrum’da da ‘Güreş Antrenörü’ olarak çalışmalar yapabilecek imkan ve şartlar meydana gelemediğinden ‘Güreşlerden uzak’ kaldığını; ancak imkan ve şartlar meydana geldiğinde ise ‘Güreş Antrenörü’ olarak daima ‘Ata Sporlarımızdan Güreş’e katkılar verebileceğini vurguladı.

Döneminde ‘Unutulan Termeli Güreşçilerimiz’den Grekoromen dalında güreşen Ali AKSUOĞLU’dan ziyade Terme Miliç mahallesinden Hasan UZUN’dan ‘Güreş Eğitimi’ aldığını da hatırlattı.

Hâlen Bodrum’da ikamet eden ancak babasının hastalığı sebebiyle Terme Yalı mahallesinde bulunan , 1977-1982 yıllarında, fiilen beş yıl serbest stilde güreşen; İmam-Hatiplerarası Serbest Stildeki Güreşlerinde Karadeniz Bölge İkincisi,Kastamonu’da birinci olarak Termespor Güreş Kulübünün Takım Hâlinde Birinci olmasına vesile olan ve 1979’da, Kahramanmaraş’taki  güreşlerde ‘ İmam-Hatiplerarası Müsabakalarda  Türkiye Geneli Dördüncüsü’ olan  ‘Unutulan Termeli Güreşçimiz’ Mustafa KOÇ, Termeli şehidlerimizden rahmetli Kibar Korhan KOÇ ile de akrabalar…
Terme, 20.Temmuz.2015
İsmet GÜLTEKİN
metgultekin@hotmail.com

18 Haziran 2015 Perşembe

BİNAENALEYH ALLAH BİLİR

BİNAENALEYH  ALLAH  BİLİR



Sami Süleyman Demirel GÜNDOĞDU da öldü. Cumhuriyet tarihimize şöyle veya böyle damga vurmuş olanların tam isimlerini bile neredeyse ölümleri sonrası öğreniyoruz. Üç Mustafa’lar: Mustafa Kemal ATATÜRK, Mustafa İsmet İNÖNÜ ve Mustafa Fevzi ÇAKMAK’lar…Ve Sami Süleyman Demirel GÜNDOĞDU’lar…
Henüz hâlâ bile tarihimizdeki ve hâlen yaşayan ‘önemli insanları’, olduğu gibi, tam olarak, meşhur tabir ile ‘bütüncül bir bakış açısı’ ile değerlendirebilmek, 2015’ler Türkiye’sinin  çok uzağında.
Ya hâlâ sevdiğimiz önemli insanları ‘göklere çıkartıyoruz’ ; sevmediklerimizi ise ‘yerin dibine batırıyoruz…’ Türkiye’mizdeki çok sayıdaki  muhtelif zihniyet sahipleri,muhtelif fikriyatların kalemleri, kendi -hadi diyelim -‘ideolojik perspektifleri’nden değerlendirmeler yapıyorlar. Yine Türkiye’mizde, şayed meselâ ‘bütün gazeteleri tıklamazsanız’ ‘hakikati’ anlamanız ve kavramanız ve neticede ‘Hakk’ın hatırı âlidir, hiçbirşeye fedâ edilmez’ düstûru ile ‘hakk’ı tutup kaldırabimeniz’ de muhal ender muhaldir, mümkün değildir, imkânsızdır.
28 Şubat 1997 Post Modern Darbe olalı neredeyse 18 yılı geçti. Türkiye’mize hükmeden ‘siyasal İslâmcılar/İslâmcılar ‘ ve ‘Nurcular’ gibi zihniyet sahiplerinden; meselâ kendilerinin hâlâ ‘Nurcu Gövde’ olduğu iddiasındaki ‘Yeni Asya Cemaati’ne baktığımızda; 18(onsekiz) yılda ve hattâ ‘Devlet Adamı’ vasfı ile ‘hukuku öncelemesi’ ile  kimilerince methedilen ‘Sami Süleyman Demirel GÜNDOĞDU’ ile ilgili yazdıkları ’28 Şubat Mimarı’ gerçeğini dillendirmek bir yana,  F. ÇAKIR’lar gibi ‘uyduruk 28 Şubat liderliği’ ifadeleri ile reddedilişler  ve hâlâ abartılı methedişler sergilemeleri…
Demek istediğimiz şu: Türkiye’mizde neredeyse elliyi bulan ‘franksiyonları’, ‘ekolleri’, ‘grupları’ ile ‘Nurcular’ hâlâ ‘Demirel de Demirel’; hâlâ ‘Baba da Baba’ demeye devam ediyorlar…
‘Siyasal İslâmcılar’ yahut ‘İslamcılar’ ise büyük ekseriyetle ‘siyaset sosyologları’nın da ilmen dillendirdikleri ’28 Şubat’ın Mimarı Hakikati’ni, yine dillendiriyorlar. Kaldı ki, ‘İslamcılar’ın veya ‘Siyasal İslamcılar’ın ‘öncü fikir şahsiyeti’, ‘Şairler Sultanı’, ‘Sultan’üş Şuara’ merhum Necip Fazıl KISAKÜREK; ‘Büyük Doğu Dergisi’nin ilgili bir sayısında da ‘Sami Süleyman Demirel GÜNDOĞDU’nun ‘Mason’ olduğunu, hem de sahih, hem de doğru, hem de belgeli bir şekilde, ilgili kapak sayısı ile ‘ilk defa’ deşifre etmişti. Bu sebepten olsa gerek ki; ‘Nurcular’ın ekseriyeti merhum KISAKÜREK’e anti-pati ile bakmaktalar ve ‘medreseler’de gençlerimiz bu şekilde yetiştirilmektedirler…
Yine Türkiye’mize hükmeden, kabaca ‘Solcular’ diyebileceğimiz zihniyetliler ise ŞEHSUVAROĞLU’nun bugünkü ‘Vahdet Gazetesi’nde devurguladığı üzre; ‘gençlikleri Demirel’i sövmekle, yaşlılıkları ise Demirel’i övmekle geçmiş…’ Bakmayın siz, ‘Birgün Gazetesi’ gibi ‘Sosyalist Sol’ zihniyetlilere: ‘Binaenaleyh Kötü Bilirdik…’ Tipik ‘Türk Solu Dergisi’ zihniyeti…
12 Mart’larda ‘Üç Fidan’ dedikleri ‘Deniz-Hüseyin-Ulaş’ın ‘idam kararını imzalaması’ sebebiyle…
Halbu ki, ‘Post Modern Darbe’ dediğimiz 28 Şubat vetiresinde, adetâ ’28 Şubat’ın figüranları’, ’28 Şubat’ın uygulayıcıları’ kimdi?: ‘Sol-cu-lar…’
28 Şubat vetiresinin Cumhurbaşkanına övgüler düzenler kimdi?: ‘Sol-cu-lar…’
Maateessüf kabaca ‘solcular’ dediğimiz ve onlarca ‘franksiyon’a , ‘gruba’, ‘ekole’ ayrışmış zihniyetlileri, neredeyse ‘riyakâlıkta samimî’ olmada, ‘samimî riyakâr’ olmada Türkiye’miz şartlarında geçmek mümkün değil!!!
NETİCE-İ KELAM:
Merhum ‘Sami Süleyman Demirel GÜNDOĞDU’ hakkında, ‘Barajlar Kralı’, ‘Sanayileşmenin Öncüsü’, ‘Hukuku önceleyen’ diye methiyeler yazanlar, Türkiye’mizin ‘ en büyük demagog’udur, diye de yazamıyorlar…
Hele 28 Şubat Post Modern darbe’nin 18. Yılında, ’28 Şubat Sürecinden hukuken de şikayetçi olmadığını’ açıklayan  Ş. KAZAN’lar zihniyetinin temsil ettiği ‘Millî Görüş Hareketi/Erbakan Hareketi’ zihniyetini ‘temsil edenler’ ise ‘Babanın Ölümü’ sonrası neredeyse ‘hezeyanlar serdetiyorlar…
Evet,’ Netekim Öldü.’
Evet, ‘Baba Öldü.’
“-Nasıl bilirdiniz?”
İlkine ‘Zalimler için yaşasın cehennem’ denilir…
İkincisine de ‘Binaenaleyh Allah Bilir…’
Terme, 18.06.2015
İsmet GÜLTEKİN

metgultekin@hotmail.com

24 Mayıs 2015 Pazar

"ÜLKÜCÜ HAREKET"TE 'DIŞ/CIA ETKİSİ' ŞÜPHESİ!!!

“Ülkücü Hareket”te ‘Dış/CIA Etkisi’ Şüphesi!!!

Bu yazımı, başlıktaki mes’eleye şöyle bir ‘girizgâh’, bir ‘giriş’ olarak yazıyorum..”Yüzde yüz yerli, yüzde yüz millî bir hareket” olduğuna inadığım ve öyle de değerlendirdiğim “Ülkücü Hareket” üzerine yazdığım yazılarda, çok sayıda ‘Suçlamalar’la karşılaşmış bir ‘Hareket’ olduğunu dayazdım, vurguladım.
Hattâ öyle ki “1965 Nesli Kategorisi”ne mensup ‘nesil’lerin bir ferdi olarak; ‘Milliyetçi Hareket Partisi’nden ‘tuhaflıklar dolu’ bir şekilde ‘Bizim Dergâh Baskını’ ile başlayan ve netice de ‘Büyük birlik Hareketi’ni, ‘Yazıcıoğlu Hareketi’ni, ‘Alperen-Nizâm-ı Âlem Hareketi’ni ortaya çıkartan vetirede, yanlış hatırlamıyorsam, dönemin –belki de her dönemin gazetesi- Sabah gazetesinde neşredilen ‘yazı dizileri’ ile rahmetli ‘Başbuğ’umuz Alparslan TÜRKEŞ; daha çok da yeni ortaya çıkan mezkur ‘Hareket’e dahil olanlarca ‘soğukluklara’ terk edilmişti. Farkında mısınız bilmiyorum, yirmi bir yıllık siyasî parti de olan ‘Büyük Birlik Partisi’nin ‘resmî web sitesi logosu’nda bile rahmetli ‘Başbuğ’umuz Alparslan TÜRKEŞ’in resmi yer almamakta…
Bildiğim ve de hatırladığım ve de hafızama adetâ bir ‘kıymık’ gibi de saplanmış olan ve de “Yazcıoğlu Hareketi’inin, ‘Hilâl-Gül Hareketi’inin ‘kurucu kadrosu’ndan muhterem insan Ahmet ER ile günümüzde ‘Paralel Yapı’ ismi ile yüzde bilmem kaç oranında da adetâ ‘lince marûz kalıp’ ‘yaftalanan’ ‘Gülen Hareketi’nin malûm ‘haftalık periyotlu’ ‘Aksiyon Dergisi’ne serdettiği düşünceleri, görüşleri, fikirleri…
Evet, “aşkın gözü kördür” derler…Yaşları ‘delikanlılık yaşları’nı çoktan aşmış “1965 Nesli” olarak, asla ve kat’a ‘içime sindiremediğim görüşler’ diyebileceğimiz fikirler, düşünceler…
Çünkü biz biliyor ve inanıyorduk ki, Türkiye’mizdeki tamamiyle “yüzde yüz yerli ve yüzde yüz millî tek hareket”: “Ülkücü Hareket” idi…’Dış Etki’ler, ‘Dış Yönlendirmeler’, daha açıkcası “Amerika-CIA Etkisi ve Yönlendirmesi’ çok meşhur bir tabir de olacak şekilde yazarsak; muhal ender muhaldı, mümkün değildi, öyle bir şey düşünülemezdi bile…
Ancak….
 “Türkiye CIA İstasyon Şefi” “Ruzi Nazar” da öldü…Ölümü ile birlikte çok ciddî köşe yazıları da yazıldı. Henüz bir döneminde ‘Hergün Gazetesi’nde üst seviyede mücadele vermiş olan Enver ALTAYLI’nın, ‘CIA Onaylı’, ‘Ruzi Nazar’ hakkında yazdığı malum kitabı alıp, okuyup, inceleyemedim. “Efkâr-ı umumiye”ye yansıdığı ve benim de ‘fikrî takip’ yapabildiğim kadarı ile mezkûr yazımın başlığını da yazdıracak, ortaya gayet ciddî veriler de çıktı gibime geliyor.
Her ne kadar bir tevafûk da olsa, ‘Ruzi Nazar Öldü’ dedirten vetirede yüz yılı aşan bir ‘dergi’ de olan “Türk Yurdu Dergisi”ndeki “Amerikan Belgelerinde Alparslan TÜRKEŞ-Kurgular ve Gerçekler”(1) yazısını hararetle okumuş olsam da, hattâ Rasim EKŞİ Beğ’in ilgili kitabından haberdar olsam bile ‘Ruzi Nazar’ın ölümü ile bilhassa ‘Türkiye Gazetesi’nde yazan Yıldıray OĞUR’un “Yirminci Yüzyılın Hikâyesi”(2)  yazısı ile “Ülküdaşlardan yediği bir tokatla Ülkücü Hareket”ten ‘koptuğu’nu bildiğim Nihat GENÇ’in “Ruzi Nazar İpi Gizlice Tutanlar”(3) başlıklı yazıları, beni, “Ülkücü Hareket”te ‘Dış/CIA Etkisi” bu yazımı yazmama sebep oldu..
Mezkûr  yazılar, “Aydınlık Hareketi Zihniyetli” yazılar da di-ye-me-ye-ce-ği-miz yazılar da olunca!!!
“Türk Yurdu Dergi”mizdeki mezkûr yazıyı okuyup bitirdiğimde, kırmızı tükenmez kalemle şu iki cümleyi yazmışım: “Yüzde yüz yerli, yüzde yüz millî bir ‘Hareket’” ve “Dış Desteksiz Hareket….”
Ancak…
“1965 Nesli”nin bir ferdî olarak, mezkûr yazıları ve henüz benim de bizzat okuyamadığımın ALTAYLI’nın kitabını da hatırlarsanız; “Ülkücü Hareket”te de bir ‘Dış Etki’, bir ‘Dış Tesir’, bir ‘Ecnebî Etki’, bir ‘Ecnebî Tesir’, bir malûm ‘Yabancı Etki’, bir malûm ‘Yabancı Tesir’; daha açıkcası “CIA Etkisi”, “CIA Tesiri” mevcut gibi…
Sizler ne düşünüyorsunuz?
“Gülen Hareketi”nin “Paralel Yapı” ismini de aşan tanımlamalarla “tartışıldığı” bir zaman diliminde, hep şunu da mırıldanmışımdır: “Aşkın gözü kördür. Kara sevdalı olan sevdiğinde hiçbir kusur, hâtâ göremez yahut Rabbül’âlemin göstermez…” “Kendi gözümüzdeki mertekleri de görmeliyiz…” “Kimse benim ayranım ekşi demiyor…”
Silivri-Fenerköy, 24.05.2015
İsmet GÜLTEKİN
Dip Notlar:
(1): Mehmet Akif OKUR-Kürşat GÜÇLÜ, “Amerikan Belgelerinde Alparslan TÜRKEŞ-Kurgular ve Gerçekler”, Türk Yurdu Dergisi, Nisan 2015, Yıl: 104, Sayı: 332, Sayfa 18-22
(2): Yıldıray OĞUR, “Yirminci Yüzyılın Hikâyesi”, Türkiye Gazetesi, 03.Mayıs.2015

(3): Nihat GENÇ, “Ruzi Nazar-İpi Gizlice Tutanlar”, odatv, 08.Mayıs.2015

"TÜRKİYE DERGİ FUARI"NIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ...

“Türkiye Dergi Fuarı”nın Düşündürdükleri…

Bu sene altıncısı  tertiplenen ‘Türkiye Dergi Fuarı’nı da ziyaret etmek nasip oldu. İstanbul Sirkeci Garı’nda, 12-17 Mayıs 2015 tarihleri arasında tertiplenen ‘Türkiye Dergi Fuarı’, ‘Milletlararası’ ‘Dergi Fuarı’na da dönüşmek üzere…
‘Regaib Kandili’ sabahı ziyaret ettiğim ‘Dergi Fuarı’, adetâ bir ‘Dergiler Şöleni’ni de andırıyordu. Hiçbir ‘dergi standı’nı atlamadan yaptığım ziyarette, ilk defa gördüğüm dergi neşriyatlarına da şahid oldum. Bana en ilginç gelen dergiler ise ‘h-aykırı’ gibi neredeyse ‘broşür’ ebadında çıkan, neşredilen dergi oldu. ‘Dergicilik aşkı’ demek ki neler neler de yaptırıyor. ‘5 N 1 K’ye de ‘1 T’nin de eklenmesi, neredeyse yıllar oldu. Çok farklı bir ‘Tasarım’ ile dergicilik yapabilmek! Hele de ‘dijital çağ’da, ‘e-dergi’cilik de çok zevkli ve kolay olsa gerek. Yine hele de adetâ dergi sayfalarını normal kağıttan okurcasına, ‘tık’larla, dergi sayfalarını ‘şıkır şıkır sesleri’ ile çevirip okumak da çok zevkli olsa gerek.
Şayed  “Biz Fikir Hareketiyiz”, “Biz Düşünce Hareketiyiz” diyenlere ise buradan seslenmek istiyorum: Hani nerede dergileriniz? Hattâ hani nerede gazeteleriniz?
‘6. Milletlerarası Türkiye Dergi Fuarı’ sonrasında, en imrendiğim ve gıpta ettiğim ‘fikriyat’, ‘fikir-düşünce akımı’ ise ‘Kumandan’ın başını çektiği ‘İslamî Büyük Doğu-Akıncılar Cephesi’ne ait ‘dergiler…’: ‘Haftalık Siyasî Dergi BARAN’, ‘Aylık Dergi’, altıncı sayıya ulaşmış ‘Fikir-Kültür-Siyaset Adımlar’ dergisi. ‘Fikir-İlim-Sanat Dergisi Akademya.’ Üstelik ‘fikir kavgası’ yolunda, ‘Baran Dergisi ‘,dörtyüz otuz beş(435) sayı ile dokuz seneyi aşan; on yaşına varmış ‘Aylık Dergisi’ ve 1996’dan beri neşredilen on iki sayıya ulaşan ‘Akademya Dergisi…’ ‘Haftalık periyotlu’ ve muntazaman neşredilen ‘aylık periyotlu’ neşriyatlar…
Gıpta etmemek, imrenmemek muhal ender muhal. Türkiye’mizde neredeyse %20’leri aşan siyasî tabana sahip koskoca ‘Milliyetçi-Ülkücü-Alperen Hareket’ ise hâlâ ‘mevkûtesiz hareket’ manzarası arzediyor..Doğru dürüst kaliteli, ilkeli ne ‘gazeteler’ var, ne de şöyle bir bardak çay içmeye gideyim ve belki de kısa bir hasbihâl de yaparım niyeti ile gidilebilecek müesseseleşmiş yapılar var?! ‘Akademik Dergicilik’ten, ‘kariyercilik’ namına(!) yapılan neşriyatçılıktan bahsetmiyorum…İndî bir tesbit diyebilirsiniz velâkin çok muhtelif sebeplerden; bir zamanlar,‘camiâ’ denilince, ‘teşkilatçılık’ denilince ilk akla gelen ‘fikriyat’, ‘fikir hareketi’, ‘en kuvvetl ve en üstün fikir biziz’ diyen ‘cenah’; gazetecilikte de, dergicilikte de “12 Eylül Öncesi”nin ‘kıvamı’nda değil gibi me geliyor!!! Sadece ‘kitap yayınları’nda gözle görülür gelişmeler yaşanmakta, o kadar…
Yine bir zamanlar gittiği şehirlere, taksi bagajlarında gazeteleri ile dergileri ile giden ‘Yazıcıoğlu Hareketi’, ‘Alperen Hareketi’ ise bilhassa Mart 2009 sonrası ‘günlük-haftalık-aylık periyotlar’da, ‘fikir kavgası’nda neredeyse nalları toplamaya devam ediyor…
Madem ki kökleri itibari ile ‘Cumhuriyet Tarihi’mizde, neredeyse yarım asra yakın bir mazisi de olan ‘Alperen-Nizâm-ı Âlem Fikriyatı’nın ‘fikir kavgası’nda ki acınası hâli…Ne zaman bitecek? Ne zaman ‘yazılı tartışmalar’ , ‘günlük-haftalık-aylık periyot’larda, muntazaman ve müesseseleşmiş bir şekilde ‘fikir üretimi’ yapılacak ki?
Gıpta ettiğim, imrendiğim bir ‘dergi neşriyatı’ da, ‘Hüküm Dergisi…’ ‘İ’lây-ı Kelimatulllah Dâvâsı’ namına yapılan ‘dergicilik’  faaliyeti, hem ufuk açıcılığı ile hem ‘dergi formatı mütevazîlığı’ ile de imrenilecek, gıpta edilecek bir ‘dergi…’
‘Fikir Hareketi’ dediğin, ‘Düşünce Hareketi’ dediğin ve hattâ ‘Fikir-Düşünce-Kimlik Temelli Parti’ dediğin ‘günlük-haftalık-aylık periyotlu’ neşriyatlarından belli olur..
Hem de ‘kürevî masa’da yer almak istiyorsak; ‘dijital çağı’n gerekliliklerini de yerine getirerek bir ‘fikir-düşünce kavgası’, bir ‘fikir-düşünce üretimi’ yapılması elzem değil mi?
Doğrusu hayıflanıyorum, hayıflanıyorum,hayıflanıyorum…
Silivri-Fenerköy, 24.05.2015
İsmet GÜLTEKİN

metgultekin@hotmail.com

13 Mayıs 2015 Çarşamba

KABAKLI HOCA 'ZAMAN GAZETESİ'NE NASIL YAN ÇİZMİŞTİ?!

KABAKLI HOCA “ZAMAN GAZETESİ”NE
NASIL YAN ÇİZMİŞTİ?!

Bir seneyi aşan bir süredir “Gülen Hareketi” ‘tartışılıyor…’ Hem de ne ‘tartışma’ amma?!
Yahû, ‘yol arkadaşlığı’ günümüzde neredeyse bir saatte belli olurken; on seneyi aşan bir sürede sözde ‘muhafâzakar demokrat’ ‘siyasî kimlik’li ‘örgüt’, ‘on yıl’da ‘zor’ tanıdı!!!
Ve neticede ‘Millî Güvenlik Siyaset Belgesi’ne, ‘Kırmızı Kitap’a, adetâ ‘iç düşman’ olarak geçmiş olan ‘Gülen Hareketi’ ne mevcut siyasî iradenin taarruzları devam ederken; hiç bilmediğimiz bazı ‘olgular’ı da, bazı ‘vakıa’ları da, “İslâm İletişim Hukuku”na azamî bir dikkatle ‘fikrî takipler’ yapmaya, çoğumuz gibi ben de gayret sarfetmekteyim..
Belki de kesintisiz altı ay/6 ay ‘Milliyetçileri ayaklarımızın altında ezeceğiz’ diyen mevcut siyasî iradenin zihniyeti; karşısında ‘milliyetçi sermayesi’ olmayan, ‘bankası’ bile olmayan ‘fakir-fukara milliyetçileri’ görünce, bu düşüncesinden vazgeçmiş oldular! Baksanıza ‘yeni düşman’larının ‘Bank Asya’ gibi ‘Bankaları’, neredeyse devasa ‘medya grubu’, tabiri caizse ‘Nurjuvazi’si olduklarını ‘farkedince’ ve bir de ‘muktedir olma namına’ olsa gerek; tahmin ettiğim altı aylık süreyi açtılar da çoktan geçtiler bile!
Ve maalesef ‘onca’ ‘Gülen Hareketi’nin İç Yüzü’ diyebileceğimiz malumatlar da, bilgiler de ‘kamuoyu’ dediğimiz ‘fikirler-düşünceler camiası’na yansıtılmış ve paylaşılmış olmasına rağmen; bir takım ‘Erbakan Hareketi’ gibi, ‘Yazıcıoğlu Hareketi’ gibi ve hattâ ‘Ülkücü Hareket’ gibi ‘temsil’ ve ‘yetki’ noktasındaki ‘Teşkilat Sorumluları’, eskisi gibi bırakın kendi aralarındaki ‘özel sohbetler’ de eleştirebilmeyi, ‘yazılı’ ve ‘ yüksek sesli söylemler’ olarak bile neredeyse ‘bir tek harf’ edememektedirler…
Böyle ‘olgular’ da, böyle ‘vakıalar’ da, meselâ rahmetli Aydın MENDERES ‘Ürkek’ ti de; rahmetli ‘Ülkücü Şehid’ Muhsin YAZICIOĞLU ‘Erkek’ti de; ‘Büyük Birlik Partisi’ni ‘Gülen Hareketi’ mi kurduttu?, temel suâllerini hatıra getiriyor..
Günümüzde 25 Mart 2009 sonrası, en azından “3 franksiyon”a ‘bölünmüş’ olan beşyüz bin tabanlı ‘YAZICIOĞLU HAREKETİ’, ‘Erbakan Hareketi’ ile ‘Seçim İttifakı’ yapması ile ‘Ya Yok Olacak’ ya da ‘fransiyonlaşma sayısı’, bilhassa 08. Haziran.2015 sabahı itibari ile daha da artmış olacak..
Baksanıza, ‘Yusufîyeli Remzi ÇAYIR’lar, Ankara’da ‘Netekim Öldü’ eylemi yaparken; DESTİCİ’ler de ‘Netekim Cennetlik’ diyen sapına kadar “12 Eylülcü Zaman Gazetesi”ni ‘ziyaret’ etmekle meşgul oldu!!!
KABAKLI HOCA ‘ZAMAN GAZETESİ’NE NASIL YAN ÇİZDİ?!
Neredeyse ‘yıllardır’ demeyeyim amma ‘aylardır’ bu mevzûyu yazmak istiyordum: ‘Elaziz’in, ‘Harput’un Alperen Delikanlısı rahmetli Ahmed KABAKLI Hoca, ‘Zaman Gazetesi’ne adeta ‘yan çizmişti.’ Hem de son kertede..
Benim, gayet sevk-i kader ile İstanbul’a geldiğim ve gayet dayısız, torpilsiz yine sevk-i kader ile Türk Edebiyatı Vakfı’nda çalışmaya başlayışım. Bir yandan da İstanbul Üniversitesi’nde ‘Meteoroloji-Klimatoloji’ sahasında ‘Yüksek Lisans’a da başlayışım. Ve rahmetli KABAKLI Hoca’nın da yeni bir gazetede ‘köşeyazarlığı’ yapma arayışları…Ve ‘görüşmeler’, ‘arayışlar’lar..  Ve bir akşam üstü TEDEV’den çıkıp şöförlüğünü Veysel TOPUZ’un yaptığı bir takside, ben, rahmetli KABAKLI HOCA, İsa KOCAKAPLAN’ın olduğunu hatırladığım taşıtta ‘Beyazıd’a doğru yol alışımız… Anladığım, artık ‘kesin’ idi; KABAKLI Hoca, yarın sabah ‘Zaman Gazetesi’nda ‘köşeyazarlığı’ yapmaya başlayacaktı!!!
Velâkin bildiğim kadarı ile ‘İstihbaratı çok kuvvetli’ olan rahmetli KABAKLI Hoca, hâlen anlayamadığım ve bilemediğim sebeplerden; ‘Zaman Gazetesi’nde değil; ‘Türkiye Gazetesi’nde ‘yazmaya’ başlayacaktı. Rahmetli Yılmaz ÖZTUNA ile beraber ‘Türkiye Gazetesi’nde yazmaya başlama “reklamları” da yayınlanmaya başlanmıştı bile…
Ve övünmek gibi olmasın amma-Servet KABAKLI duysa, okusa kızar belki- “Türkiye Gazetesi’ndeki ilk sekreteri olmak” da Rabbimin bir ikramı olarak bana nasip olmuştu…

Daha rahmetli KABAKLI Hoca, Cağaloğlu’ndaki, “Güle Güle Apartmanı”ndaki koltuğuna oturur oturmaz kim telefonla aramıştı?, diye ‘merak’lanırsanız diye yazıyorum: “Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ…”
Tıpkı rahmetli Seyyid Ahmed ARVASÎ Hocamız gibi, “12 Eylül sonrası” rahmetli KABAKLI Hoca’mız da ‘Zaman Gazetesi’ni değil; neticede ‘Türkiye Gazetesi’ni ‘tercih’ etmişti…
Bugünleri mi ‘görmüştü’ yoksa?! ‘Gülen Hareketi’nin İç Yüzüne’ mi vâkıf olmuştu yoksa?!
Hâlen hayatta olan Belkıs Ablalar, İsa Ağbiler, Servet Beğler, Ayla Ablalar, Zeki Beyler,Mehdi Beyler, rahmetli Kabaklı Hoca’nın ‘Zaman Gazetesi’ne ‘yan çizme’ mes’elesine, benden daha fazla bilgileri vardır, diye düşünüyorum…
Ha, kendisi de bir ‘Şark Çocuğu’ ve hattâ ‘Rifaî Şeyhi’ de olan rahmetli KABAKLI Hoca’mızın babası da ‘Şeyh Said Ayaklanmaları Olayları’nda öldürülmüştü biliyor musunuz?
Ne güzel yıllardı da…Daha yeni kavradığım ‘Bir Cemaatin Şeyhi’ gibi neredeyse her Cuma günü ‘Güle Güle Apartmanı’na gelen, hayattaki ‘İlk Patronum’ olan Dr. Enver ÖREN Beğin sırtımı okşayışı, karşı oda  rahmetli ‘Kerküklü’ Ömer ÖZTÜRKMEN Beğ, bitişikde rahmetli İrfan ATAGÜN Beğler…
Ahhhhhh! Maalesef ‘Türkiye Gazetesi’ ‘İhlas Gazetecilik’, günümüzde, ‘Üstad Tarihçi’miz Kadir MISIROĞLU’nun ‘CHP-Altı Ok’ kitabını basarken; bir yandan da ‘Camuriyet’in ‘promosyonları’ ‘Marksizmin Kutsal Kitabı’ ‘Komünist Manifesto’ları ve ‘Deniz Gezmiş’ kitapları bizatiti basmakta bir mahzur görmemekte!!!
Fatih, 13.Mayıs.2015
İsmet GÜLTEKİN

metgultekin@hotmail.com

5 Mayıs 2015 Salı

TERMESPOR'UN RENKLERİ ve KIZLARI 'TERME'

Kuruluşunun(13.Nisan.1953) 62.Yılı Hâtırasına…

TERMESPOR’UN RENKLERİNİN “SARI-SİYAH” OLMASI ÜZERİNE
BİR ‘FİKİR JİMNASTİĞİ’ ve KIZLARI “TERME”


Bir “Çanakkale  Zaferimiz Filmi” olan ‘Sarı-Siyah’ sinema filmini internetten izlediğimden beri zihnime nakşedilen bir mevzuû:Termespor’umuzun forma renkleri de niçin “sarı-siyah”? Kuruluşunun 62. Yılını kutlayan Termespor’umuza “Sarı-Siyah” renkleri ne şekilde verildi? Kim,kimler, hangi saiklerle verdi?
Bir “fikir-düşünce jimnastiği” bâbından bu yazımı kaleme alıyorum.Şu ana kadar ki fikrî okumalarımı ve “birikim”imi hatırladığımda, bu hususta yazılı bir ürün okuyamadığımı şimdiden ifâde etmeliyim.
Benim de bir zamanlar, rahmetli ağbim ve bir zamanlar Termespor’a çok yönlü hizmetlerde bulunmuş olan ‘Malik Hoca’ kadar olmasa da; hattâ hâlen “Terme Belediyesi İlan Servisi Memuru” olan ağbim Zabit kadar, çok sayıda Termespor forması altında müsabakalarda yer almış olamasam da, Termespor ortamını zaman zaman solukladığımı gayet iyi hatırlıyorum.
“Çanakkale Zaferimiz Filmi” olan “Sarı-Siyah” sinema filmi, günümüzdeki ismi ile “İstanbul Lisesi Öğrencileri”nin “Çanakkale Harbi”ne gönüllü iştiraki ve neticede hepsinin şehadeti ile neticelenmesini mevzû alan bir sinema filmi. Ve ‘İstanbul Mekteb-i Sultanî’nin, ‘İstanbul Lisesi’nin ‘Sarı’ olan rengine,’Siyah’ renginin de ilâve edilmesi ve duvarlarının “Sarı-Siyah” renge boyanması..
Altmış ‘İstanbul Lisesi’ son sınıf öğrencisinin, 18 Mayıs’ı 19 Mayıs’a bağlayan gece, saat 3.30’da,bir süngü hucumunda,Çanakkale Harbi’nde şehadete ermeleri..O günlerde hastane olarak kullanılan sarı renkli okul binasının pencerelerinin matem ifadesi olarak siyaha boyanması…Sadece Çanakkale Harbi’nde değil, İstiklâl Harbi içinde ve özellikle de Sakarya Cephesi’nde şehid ve gaziler veren bir okul: Numune-i Terakki-İstanbul Erkek Lisesi, günümüzdeki ismi ile İstanbul Lisesi…
“Sarı-Siyah”, İstanbul Liselileri’nin “ruhumuzun ifadesi” dediği renkler.(*)
“Sarı” renginin yanına “Siyah” renginin de konulması,vatanperverliğin ve millî değerlere bağlılığının da bir ispatı…
Eğitim tarihimizdeki “ilk kez Lise” adının da kullanıldığı(**) “İstanbul (Erkek) Lisesi”nin ‘Sancağı’ da “Sarı-Siyah” renkli.(***)
Sadece bu kadar değil; ‘İstanbul (Erkek) Lisesi Futbol Takımı’nın da ‘forma renkleri’ “Sarı-Siyah.”(****) Tıpkı günümüzde kuruluşunun 62.yılını kutlamış olan Termespor Futbol Takımı gibi…

Acaba ‘Termespor Futbol Takımı’ da ‘forma renkleri’ni ‘İstanbul Lisesi’nden mi aldı?!
Ki, biri Sinoplu,biri Rizeli iki “Başbakan” ve hâlen ‘Başbakan’ımız olan Prof.Ahmet DAVUTOĞLU, “İstanbul (Erkek)Lisesi” mezunlarından…(*****)
Hele de  ‘siyasî perspektif’ten baktığımızda, ilçemiz Terme’de “ikinci siyasî güç” diyebileceğimiz “Millî Görüş Hareketi-Erbakan Hareketi”ni de hatırlarsak; Termespor’umuzun ‘forma renkleri’nin ‘sarı-siyah’ olmasında, rahmetli Erbakan Hoca’mızın veya “Erbakan Hareketi”nin bir tesiri, fonksiyonu olmuş olamaz mı?!l Rahmetli Erbakan Hocamız 1943’te ‘İstanbul (Erkek) Lisesi’nden mezun olmuş. (******)
Böyle bir ihtimal, bana daha mantıklı geliyor..Terme, hâlen de rahmetli Erbakan Hocamızı ‘siyasî şuur’ olarak da sevenlerinin çok olduğu bir şehrimiz.  Ve 13 Nisan 1953-13 Nisan 2015…Termespor Futbol Kulübümüzün kuruluşunun 62. Yılı…
Bence, Termespor’umuzun ‘renkleri’nin ‘Sarı-Siyah’ olmasının en âmil sebebi, en mantıklı izahı, böyle bir bağlantı da aranmalıdır…
Niçin ‘Termespor’umuzun Forma Renkleri Sarı-Siyah’dır?!
‘Çanakkale Zaferimiz Filmleri’nden ‘Sarı-Siyah’ sinema filmindeki gibi ‘benzer sebepler’den mi?
Terme’miz gibi, “Evliyâlar, Şehidler, Gaziler, Pehlivanlar, Hafızlar,Muharrirler şehri’miz de  hâlâ bile millî-manevî değerlerimizin kal’ası ve yaşatıcısı şehrimizdir…’Sarı-Siyah Renklerinin Ruhu’ hâlâ taptazedir…
KIZLARI ‘TERME’

Geçenlerde “Diriliş Postası’nın ‘televizyon’ bölümünde, okuduğum bir “İran Sinema Filmi” haberi.. “Bir Ayrılık” ismi ile yayınlanan ve orijinal ismi “Cüda-yi Nadir ez Simin” olan sinema filmi…Filmi çekici kılan, “on bir yaşlarındaki ismi “Terme” olan kızları..TV 2’de de gösterilmiş.(*******) “Kızları ‘TERME’” derken, kızlarının ismi ‘Terme’den bahsediliyor ve filmde çok sayıda ‘Terme’ de deniliyor. İnternette filmi sonuna kadar izledim..Çok sıkıcı da olsa izlemeye değer…

Sarıyer, 03.Mayıs.2015
İsmet GÜLTEKİN
Dip Notlar:
(*): “Numune-i Terakki’den Günümüze İSTANBUL LİSESİ”,Atlas TARİH Dergisi,Nisan 2015 Kitabı,sayfa 3
(**): İstabul Lisesi, adı geçen eser, sayfa 13
(***): İstanbul Lisesi, adı geçen eser, sayfa 42
(****): İstanbul Lisesi,  adı geçen eser,sayfa 44
(*****): İstanbul Lisesi,  adı geçen eser,sayfa 53
(******): İstanbul Lisesi,adı geçen eser, sayfa 53

(*******): Diriliş Postası Gazetesi, “Bir Ayrılık” deyip geçmemek gerek, 16. Nisan 2015, Perşembe, sayfa 18