17 Mart 2019 Pazar

"ÇANAKKALE DENİZ ZAFERİ"NİN 104. YILDÖNÜMÜ HÂTIRASINA...

         18 Mart 1915-18 Mart 2019

         “ÇANAKKALE DENİZ ZAFERİ”NİN
         104. YILDÖNÜMÜ HÂTIRASINA…

“Çanakkale Deniz Zaferi”nin her seney-i devriyesi/yıldönümü vetiresinde, “Acaba, yeni şeyler öğrenebilecek miyim?”, diye de “pür dikkat” kesilir ve vetireyi ‘yakın takib’ e almaya gayret ederim.

“Yeni bir Çanakkale  sinema filmi…”
“Yeni bir Çanakkale kitabı…”
“Yeni bir tarihî  bilgi…”

Bu sene de, “18 Mart”ın 104. yıldönümü vetiresinde de, hem “yeni bir Çanakkale sinema filmi”, hem “yeni bir Çanakkale kitabı”, hem de “yeni bir tarihî bilgi” de var:

1-“Yeni bir Çanakkale sinema filmi”: “Türk İşi Dondurma” sinema filmi…
2-“Yeni bir Çanakkale kitabı”: “Broken Hill Savaşı-1915”
3- “Yeni bir tarihî bilgi”: “Çanakkale Geçilmez” sözü, biz Türklere değil; İngilizlere ait bir söz…


“ÇANAKKALE GEÇİLMEZ” SÖZÜNÜ
 İNGİLİZLER /’İNCULUZLAR’DEDİ


Günümüzün ‘yaşayan tarihçi’lerimizden Prof. İlber ORTAYLI, “Mart” başlarında, Mersin’deki bir konferansında yaptığı konuşmada,”-‘Çanakkale Geçilmez’ lafı bize ait değil. Üç Fransız donanmasının saf dışı kaldığı, İngiliz Donanmasından Elizaberth’in de yara aldığı, 18 Mart Çanakkale Deniz Harbi’nde, “İngiliz Harp Kabinesi”ne, İngilizlere ait bir laf…
“Gelibolu ve Dardanel Geçilmez” dendi.(1)

Dolayısıyla, 104(yüz dört) senedir, biz Türk çocuklarına ezberlettirilen, aslında “Çanakkale Geçilmez” sözü; biz Türklerin dediği bir slogan, bir söz değil; Çanakkale Boğazı’nı geçerken, kimilerinin gemilerini batırdığımız, kimilerinin gemilerine yaralar aldırttığımız “Haçlı Gemileri”ne ait “Harp Kabinesi”nden; “İngiliz Harp Kabinesi”ne yani İngilizlere,”İnculuzlara” ait bir söz:

“Gelibolu ve Dardenel Geçilmez…”

“Çanakkale Geçilmez…”

                  “BROKEN HİLL SAVAŞI-1915” -  ‘TARİHÎ ROMAN’


“18 Mart Çanakkale Deniz Harbi”nin 104. yıldönümündeki “yeni bir Çanakkale kitabı” ise; Kahramanmaraşlı Araştırmacı-Yazar Salih KOCA’ya ait: ‘BROKEN HILL SAVAŞI-1915”(2)

Bizlere de, “70’li senelerin her branşta kaliteli öğretmenlerimiz”den; ‘tarih öğretmenimiz’in ,derslerinde, “Mensubiyet Duygusu”na, “Aidiyet Şuuru”na ve “Milliyet Duygusu”na, “Milliyetçiliğe temsil”, diye de zaman zaman anlattığı bir ‘tarihî vakıa’ “Broken Hill Savaşı…”

Kilometrelerce ötelerde, iki Müslüman Türk’ün; “Çanakkale Harbi”nin başladığını öğrenir öğrenmez; “Bizler ne yapabiliriz?” suâline ‘cevaplar’ bularak; adetâ “Vatan Müdafaası”nı,“Çanakkale Müdafaası”nı, kilometrelerce ötedeki “Okyanusya Kıt’ası”nda, Avustralya’da başlatmalarının “tarihî kıssası…”

Bu yaşanmış “Tarihî Vakıa”, bu yaşanmış, tabiri caizse “Tarihî Kıssa”; bazı “malûm zihniyetler”ce denildiği üzre, sümme haşa, ne bir “terör saldırısı”, ne de bir “Komplo teorisi…”(3)

       “BROKEN HILL SAVAŞI”NIN ‘KISSA’SI

Tamamiyle “Tarihî Hakikat” olan ve günümüzde, ‘tarihî deliller’ olarak; Avustralya’daki bir ‘müze’ de,‘harp eşyaları’ da sergilenen iki Müslüman Türk Cengâverinin;”Vatan Müdafaası”nı, “Çanakkale Müdafaa”sını, “Avustralya’dan Başlattıkları”, tabiri caizse ‘tarihî kıssa’nın izahında, esasta bir ‘farklılık’ olmasa da; bazı ‘anlatım çeşitlilikleri’ var, denilebilir…

“Broken Hill Savaşı-1915” isimli “tarihî roman”ın yazarının ‘anlatımı’ ise daha da ‘orijinal bir anlatım’ı da ifâde ediyor.

Çünkü ‘vakıâ’nın bidayetini, başlangıçını, “Maraş Dondurması” ile meşhur Kahramanmaraş’ımızdan başlatıyor…
“’Kul Mehmet-Gül Mehmet-Kul/Gül Muhammed-Dondurmacı Mehmet-İstanbul-Hindistan-Avustralya…”

Ve “Kul Muhammed” veya “Gül Muhammed”in de, “İstanbul-Hindistan-Avustralya”ya gelişi…

Hattâ “Avustralya’da Şehid Edilmiş” olan merhum Mahmut Esat ÇOŞAN Hoca’mıza göre ise; “Kasap Abdullah”, “Molla Abdullah”, “İstanbul Fatih Külliyesi”nin “Karadeniz Medreseleri”nde “bir-iki sene” okuduktan sonra, “rızkını Avustralya da arayan”lardan…(4)

İki Müslüman Türk:
Biri İstanbul’dan ‘Kasap’, ‘Molla Abdullah Efendi…”
Biri Kahramanmaraş’tan ‘Dondurmacı’ ‘Kul/Gül Mehmed’; ‘Kul/Gül Muhammed…’

Ve bu iki Müslüman Türk’ün, 1 Ocak 1915 tarihinde, Avustralya’da , ‘Broken Hill Savaşı” ile “Cennet Vatanımızı”,“Çanakkale’yi Müdafaa” etmeleri…

           “TÜRK İŞİ DONDURMA” SİNEMA FİLMİ


İşte, “18 Mart Çanakkale Deniz Harbi”nin 104. yıldönümüne de denk gelen vetirede,seneler sonra da olsa, “sinemacılarımız”ın ‘beyaz perdeye aktarmaya muvaffak’ oldukları, “Türk İşi Dondurma” sinema filmi, bu “Tarihî Hakikat”i, ‘sinema dili ve tekniği’ ile ortaya koymaya gayret eden bir ‘sinema filmi…’

“15 Mart’ta Sadece Sinemalarda” ‘spot’ları ile ‘iki fragman’ı yayınlanmış bir ‘sinema filmi…’

“Yeni bir Çanakkale sinema filmi…”
“AYIP! Türk İşi Dondurma”(5) ‘youtobe’nda ise; tabiri caizse “Broken Hill Savaşı” ‘tarihî kıssa’nın ‘anlatımı’ ise biraz ‘farklılık’ arzediyor.

Şöyle ki:

“ 1900’lü yılların başlarında, Hint Müslümanları, İngiliz sömürgecilerine karşı mücadelede, Osmanlı Devleti’nden askerî yardım talebinde bulunurlar.

Osmanlı Devleti ricali ise yaşadıkları onca sıkıntıya rağmen; 350 askerini, Hindistan’a gönderir.

Bu Osmanlı askerlerimizden 20’si, Hindistan yolculuğunda vefât eder.

Hindistan’a 330 Osmanlı askerimiz ulaşır.
Bu Osmanlı askerlerimizden, sömürgeci İngilizlerle yapılan harpte, sadece 40 Osmanlı askerimiz hayatta kalır..
İngilizlere esir düşen 40 Osmanlı askerimizden 2 Osmanlı askerimiz ise bir şekilde Avustralya’ya kaçarlar ve orada yeni bir hayat kurarlar…

‘Kasap’ Molla Abdullah Efendi’ ile ‘Dondurmacı’ ‘Kul/Gül Muhammed…’(6)

NETİCE:

“Çanakkale Deniz Harpleri” vetiresinde, kilometrelerce ötelerdeki ‘Okyanusya Kıt’ası’ndaki,Avustralya’daki  iki Müslüman Türk’ün,  destanlık “Vatan Müdafaası”nı, “Çanakkale Müdafaası”nı, her Müslüman Türk çocuğu, hafızalarına nakşetmelidirler…
Vesselam…
Terme, 17 Mart 2019
İsmet GÜLTEKİN
Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci

Dip Notlar:
(1): Prof İlber ORTAYLI, “Çanakkale Geçilmez Lafını Biz Demedik”, Yeni Şafak Gazetesi, 05 Mart 2019 ve alakalı ‘youtube’lar…
(2): Salih KOCA(Araştırmacı-Yazar), “BROKEN HILL SAVAŞI-1915”, ‘Tarihî Roman’,”Röportaj”, Kahramamaraş Manşet Gazetesi,Haber: Ahmet Güneçıkan,26.10. 2018
(3): hürriyet.com.tr,”Broken Hill Saldırısı Komplo mu?”,17.11.2012
(4): vaadetamam.com,”BROKEN HILLS SAVAŞI”,Mayıs 2010
(5): “AYIP! TÜRK İŞİ DONDURMA”, alakalı ‘youtube’ daki ‘video’

(6): “AYIP! TÜRK İŞİ DONDURMA”, adı geçen ‘video’

13 Mart 2019 Çarşamba

GÜREŞ EĞİTİM MERKEZİ(GEM) ve ANTİ-AMAZONİZM/AMAZONCULUK ALEYHTARLIĞI

         GÜREŞ EĞİTİM MERKEZİ(GEM)
                                ve
                ANTİ-AMAZONİZM/
      AMAZONCULUK     ALEYHTARLIĞI


“Mahallî İdareler/Yerel Yöneticiler Seçimi”ne, neredeyse iki hafta kaldı.
Samsun ve 17 ilçesi nokta-i nazarından; “benim gibi düşünenler”in, bu seçimlerde iki temel kriteri mevcut:
1-                       Güreş Eğitim Merkezi(GEM).
2-                        Anti-Amazonizm/ Amazonculuk Aleyhtarlığı..

Esefle ifâde edeyim ki,Samsun  Büyük Şehir , Merkez İlçeleri ile diğer ilçelerden “Belediye Başkanı Adayı” olanlardan; bu iki temel kriter ile alâkalı, ne “seçim broşürleri”nde, ne
‘seçim mitingleri”nde , ne ‘sosyal medya yayınları” ile ne de “Samsun Yerel Basını”na yansıyan, neredeyse hiçbir açıklamaları yok…


Neredeyse bu iki temel mes’elede, adetâ ağızlarını kerpeten bile açmıyor…

“TÜRK SPORUNUN LOKOMOTİFİ GÜREŞ”


Türkiye’mizde mevcut otuz(30)” Büyük Şehir Belediye”mizin, bünyesinde “Güreş Eğitim Merkezi(GEM)” olan ‘Büyük Şehir Belediyeleri’mizin sayıları ise yaptığımız  hızlı ‘gözden geçirme’ ile  bir hayli fazla sayıda…

Neredeyse yarısından fazla…

Anladığımız ve kavradığımız kadarı ile de, belki de hadi diyelim “İstanbul Büyük Şehir Belediyesi(İBB)”nden sonra başı çeken “Büyük Şehir Belediye”miz, “Ankara Büyük Şehir Belediyesi” olsa gerek. “ASKİ SPOR”

      Hattâ o kertede ki, ‘Başkan’ı GENÇ’e ait şu     “slogan”, hafızamıza  adetâ nakşoldu:
“Türk Sporunun Lokomotifi Güreş; Türk Güreşi’mizin  Lokomotifi de ASKİ SPOR’dur.”

Demek istediğim; İstanbul’dan Kahramanmaraş’a, hattâ Şanlıurfa ‘Büyük Şehir Belediyesi”ne  kadar; ‘Büyük Şehir Belediyeleri”miz, büyük ölçüde “Etno-Spor”umuzun, “ata spor”umuzun başında gelen, “Güreş Spor Dalı”na, hem de “tesisler”i ile ‘büyük yatırımlar’ yapmışlar…

Balıkesir’den Kocaeli’ne, Ordu ‘Büyük Şehir Belediyesi’ne  kadar da…

SAMSUN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ve GÜREŞ EĞİTİM MERKEZİ(GEM)


Doğrusu, senelerdir “Amazonculuk”un, “Amazonsever”liğin, “Amazonperver”liğin, belki de daha doğru tanımlama ile “Amazonizm İdeoloji”sinin, muhtelif sebeplerden, tavan yaptığı Samsun Coğrafyasında,’Samsun Büyük Şehir Belediyesi’ bünyesinde, bir “Güreş Eğitim Merkezi(GEM)’ var mı, yok mu?”, hızlı gözden geçirme vetiresinde, pek anlayamadık!!!

Anladığımız ve kavradığımız, Samsun Ladik ilçesi ile Kavak ilçesi Belediyelerinin “ata sporumuz güreşe, büyük yatırımlar yaptıklarıdır…”

Hem de “tesisleri” ile…


Yapılan son “Büyükşehir Yasası” düzenlemesi ile de, Samsun’umuzun ilçelerindeki, bilhassa da Terme ilçesindeki, “Güreş’e İlgisizlik”in esas sebebinin de, belki de, “Büyük Şehir Yasası” ile ağırlıklı vebâlin “Samsun Büyük Şehir Belediyesi”nde olmasıdır.


ELHASIL:


Esasında yaşadığımız “Mahallî İdareler/Yerel Yöneticiler Seçimi Vetiresi”dir.

Esasında “Beka Mes’elesi” de, olsa olsa mevcut “siyasî irade” için muteberdir.

Samsun ve ilçelerindeki “mahallî idareci/yerel yönetici adayları”nın, hem de “muhalefet cenâhı”ndakilerin de, “Ata Sporumuz a yatırım”, “Türk Sporunun Lokomotifi Güreş”e yatırım” mevzûsunda ve senelerden beri “uyduruk-kaydırık ve malum “emperyal zihniyetliler”ce ortaya çıkarılmak istenilen “pagan kültürü”, “putperest kültürü”, “profan/dünyevî  kültür” olan ; “Türk-İslâm Kültürü”  ile de “’Millî Kültür”ümüz ile de hiçbir alâkası olmayan “Amazonizm İdeolojisi”ne yönelik de “aleyhte” ‘bişey”ler  diyememeleri, ağızlarını kerpeten bile açmayacak kertedeki “dilsiz şeytan” hâlleri de, gayet düşündürücüdür.


“Benim gibi düşünenler”ce, böyle “Belediye Başkanı Adayları”na da, Samsun Coğrafyasında, oy/rey yohtur…
Vesselâm…
 Salıpazarı, 13. 03. 2019
İsmet GÜLTEKİN

Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci

5 Mart 2019 Salı

"GÖNÜLDAŞIM TAYYİBİM!!! YOLDAŞIM PUTİN!!!" ve "KADERDAŞLARIM ANADOLU ÇOCUKLARI..."

CUMHUR BAŞKANIMIZ, CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÛMET ETME SİSTEMİ BAŞKANIMIZ ve AK PARTİ GENEL BAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN, 31 MART 2019 TARİHİNDE YAPILACAK OLAN MAHALLÎ İDARELER SEÇİMİ SEBEBİYLE, 3 MART 2019,PAZAR GÜNÜ ORDU’DA YAPTIĞI “ORDU MİTİNGİ”NDE, “YOLDAŞIM,GÖNÜLDAŞIM, KADERDAŞIM ORDU” DİYE HİTAP ETTİ(*)


Geçen aylarda, günlük periyotlu bir gazetedeki bir yâd haberi sebebiyle de şöyle yazmıştım:
“MEFHUMLARIN KARIŞTIRILMASI SÜRECİ..
Bu yazımı yazmama sebep olan; bir günlük gazetemizdeki (**) şu haber başlığı sebep oldu: "Âkif'in Yoldaşı Mütefekkir Hasan Basri ÇANTAY Anılıyor..."
Yahu nasıl böyle "Yoldaş" mefhumunu kullanabilirsiniz ki!?
"Yoldaş" mefhumu "Kızıl Emperyalizm"in;" Kömünizm"in;"aslında "Rus Milliyetçiliği"nin;hülasa, Türkiye'mizdeki "Sol Zihniyet"in;"Sol Düşünce"nin; "Sol Jargonu",mefhumu değil mi?
"Yoldaş Stalin", "Che Guevara Yoldaş", "3 Yoldaş","Yoldaş Perinçek. .." vesaire...
Keza, Türkiye'mizdeki bütün "Nurcu Cemaatler”, , irili-ufaklı bütün "Nurcu Gruplar"ın neşrettiği bazı eserlerde ve adetâ “Başucu Kitapları” olan "Risale Nur Külliyatı"nın "sözlük" ve "açıklamalarında da çok rahatlıkla "Yoldaş" mefhumunu nasıl kullanabiliyorlar ki!?
Halbuki ki; "aynı ülküye baş koyanlar" mânâsında; "Âkif'in Ülküdaşı Hasan Basri ÇANTAY Anılıyor" diye yazılmalı değil miydi?
“Elleri kalem tutan” şahsiyetleden biri olarak, yaşadığım diyârın belki de "manevî sahibi”ni yazılarımda ve ruhuna fatihalar gönderdiğimde;"Şehid Kumandan Kubatoğlu Cüneyd Beğ ve Ülküdaşlarının Ruhuna" dediğimde,"bıyık altı gülüşleri" hissediyorum!!!”
YA "DEVRİM" MEFHUMU!?
Bir alakalı yazımda da yazdığım üzre; neredeyse yirmi seneye yakın "İslâmcı/Siyasal İslamcı" 'Tek Başına İktidar Döneminde, tabiri caizse, "Yerler-Gökler Devrim" mefhumu ile doldu taştı!!
Yahu, tıpkı "Yoldaş" mefhumu gibi "Devrim" mefhumu da, Türkiye'mizdeki "Sol Zihniyet"in, "Sol Düşünce"nin, "Devrimci Âlem "in kullandığı "Jargonu, mefhumu değil mi!?
"Aktif Devrim", "Pasif Devrim", "Sessiz Devrim..."
Hele bir de "İslâmcı/Siyasal İslâmcı Âlem " in "Necip Fazıl KISAKÜREK Saygı Ödülü' de kazanmış ve "Yedi Güzel Adam'ın da Ağabeyi" diye târif edilen bir "Nuri" si var ki!!!
"-Muhafazakar değil, devrimci bir insanım..."
"- Devrimci bir Müslümanım, devrimci bir yazarım..."
"-Yüzde yüz militan ve devrimci bir yapım var..."
Kendini böyle bir "kimlik" ile tarif ediyor. (***)
Yahu "Devrimci Âlemi" bile "Sağcılar, "Devrim" mefhumunu kullanarak, 'Devrimin içini boşalltıyorlar'", diye yazıyorlar..
Kaldı ki, "Sultan'üş Şuara/Şairler Sultanı" merhum Necip Fazıl KISAKÜREK, bir kerecik bile "Külliyatı"nda "Devrim" diye yazmamıştır bile!
"Ülküdaş", "Ülküdaşı" demekten niye gocunuyoruz ki!?
"Devrim" mefhumu yerine diyebileceğimiz hiç mi başka mefhumunuz yok mu!?”
“GÖNÜLDAŞIM TAYYİBİM!!!
YOLDAŞIM PUTİN!!!
KADERDAŞLARIM ‘ANADOLU ÇOCUKLARI’

Geçende, ‘Kurucusu ATATÜRK’ de olan “aa” yani “Anadolu Ajansı”nda, ‘Kızıl Moskof” üzerine, “Kızıl Emperyalizm” üzerine yahut esasında “Panislavizm ve Rus Milliyetçiliği” üzerine cay-ı dikkat, çooook ehemmiyetli bir “analiz” yayınlandı.(****)
“Doğu Akdeniz”in adetâ bir “Rus Gölü”, bir “Moskof Gölü” hâline geldiğinden dem vuruyordu…
““Gönüldaşım Tayyibim!!!”..Yoldaşım Putin!!!Ve “Kaderleri kaderimiz olan”, “Kaderdaşım Anadolu Çocukları…”
Boğazlarımızdan,“Pırasa Yüklü” değil; “Mühimmat Yüklü”, “Cephane Yüklü”, “Silah Yüklü”, “Kızıl Moskof Harp Gemileri”, hem de adetâ “Gövde Gösterisi” de yaparak, kaç defa geçtiler?
“Dur Yolcu!!!” “Dur Moskof Gemileri!!!” desek de geçtiler…
“Çanakkale Deniz, Hava ve Kara Harpleri”nde de, “Karadeniz Sahillerimizi Bombalayan Moskof Gemileri”, “Çanakkale Sularımız”da olmadığından ve “Kızıl Moskof Gemileri”ni de batıramadığımızdan olsa gerek; “Rus Harb Divanı”nda, “Çanakkale Geçilmez!” diyememiş olacaklar ki; adetâ ellerini-kollarını sallayarak, vızır vızır geçiyorlar….
“Gönüldaşım Tayibim!!!Yoldaşım Putin!!! Ve “Kaderleri kaderlerimiz olan” “Kaderdaşlarım Anadolu Çocukları…”
“Doğu Akdeniz” havzası “Kızıl Moskof Gölü” oldu…
“Kızıl Moskof”, tarihinde ilk defa ‘sıcak denizlere indi”, konuşlandı…
“Çar Deli PETRO’nun Ülküsü”, gerçekleşti…
“Panislavizm Ülküsü”, “Rus Milliyetçiliği Ülküsü” gerçekleşti…
Hem de “Gönüldaşım TAYYİBİM”, “Yoldaşım PUTİN”in döneminde…
“DUR! MOSKOF HARP GEMİLERİ DUR!” diyecek “İslamî Hareket” te yok, “İslamcılar da, Siyasî İslamcılar da yok, kamulaştırılmış “tarikat ve cemaat tuzakçıları” da yok!!!
“Gönüldaşım Tayyibim!!!”
“Yoldaşım Putin!!!”
Ve “kaderleri kaderlerimiz olan”, “kaderdaşım Anadolu Çocukları…”
“Yoldaş” demeye, ‘yerleri-gökleri’ “devrim” naraları ile inletmeye, hem de en üst perdeden, hâlâ devam edecek misiniz?
Vesselam…
Terme, 05 Mart 2019
İsmet GÜLTEKİN
metgultekin@hotmail.com 
Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci
Dip Notlar:
(*): Ordu Manşet Gazetesi, 05 Mart 2019 tarihli haberi
(**): Yeni AKİT Gazetesi,04.12.2018
(***): Nuri PAKDİL ile, Star Gazetesi Pazar Eki,13.Ağustos.2017

(****): A. Sefa ÖZKAYA,,”Doğu Akdeniz Kimin Mavi Vatanı?”, Anadolu Ajansı,1 Mart 2019,Analiz

28 Şubat 2019 Perşembe

MERHUM ÂRİF ŞİRİN, NÂM-I DİĞER OZAN ÂRİF, "TERME'DE Mİ DOĞDU, ALUCRA'DA MI DOĞDU?"

MERHUM ÂRİF ŞİRİN,

 NÂM-I DİĞER OZAN ÂRİF;

“TERME’DE Mİ DOĞDU,ALUCRA’DA MI DOĞDU?”



Terme’mizde yayınlanan haftalık periyotlu bir mahallî gazetede, merhum Ârif ŞİRİN; nâm-ı diğer Ozan ÂRİF ile alâkalı yapılan ‘haber’ ve ‘köşe yazıları’ndaki birbirleriyle “tenakûz” dolu, “çelişki” dolu “ifâdeler”, “cümleler”, “mügalâta”ya, “kafa karışıklığı”na da sebep oldu.


“OZAN ÂRİF’İ ONBİNLER UĞURLADI” ‘haber’ yazısının, “Ozan ÂRİF Kimdir?” kısmında, “Ozan ÂRİF,10 Haziran 1949 tarihinde Giresun’un Alucra ilçesinde dünyaya geldi.” denilirken; “Ozan ÂRİF’in TERME’DE DOĞDUĞU EV” başlıklı alâkalı ‘köşe yazısı’nda ise; merhum Ozan ÂRİF’in, 07 Ekim 2014 tarihinde, Terme’mizde olduğu vetirede, bizatihi elini de dokundurarak resmettiği ve ardından da “BU EV BENİM DOĞDUĞUM EV” şiirini yazdığı hatırlatıldı.

“TERME’MİZİN ÜNLÜLERİ”
“NEREDE DOĞDU?” TARTIŞMASI

Hâlen hayatta olan Terme’mizin belki de ‘en kıdemli’ “Pehlivanı”, “Güreşçisi” Kenan ŞİMŞEK ile alâkalı benzer ‘tartışmalar’ da yaşanmıştı.


Kenan ŞİMŞEK, “Terme’de mi dünyaya geldi, Ordu’da mı dünyaya geldi?”

Kenan ŞİMŞEK, “Termeli mi, Ordulu mu?”

“Güreş’te kazanınca Ordulu mu; güreşte kaybedince Termeli mi oluyor?”


Yine hatırlayınız, “Mehmet ARSLANTUĞ, Terme’de mi dünyaya geldi, yoksa başka bir diyârda mı dünyaya geldi?”


Mehmet ARSLANTUĞ, “Termeli mi, yoksa esasında nereli?”

Bu kesafette olmasa da, suâlimizi şöyle de genişletebiliriz:


Terme’mizin “Uzungazi Mahallesi”nde ‘Dünyaya geldiğini bildiğimiz’ ve “Nüfusa Kayıtlı Yer “ olarak da ‘Terme’ bildiğimiz;“Efsane Yarbay”ımız Mehmet Korkut EKEN,gerçekten de ”Terme’de mi dünyaya geldi, yoksa esasında nereli?”



“BU EV BENİM DOĞDUĞUM EV”

ŞİMDİ NE  HÂLDE?

Yaptığımız, tabiri caizse “saha çalışması”nda, merhum “Ülkücü Hareket”in ‘Dağ Keçili Sesi”, ‘Serlerini semavata dikmiş ‘Hûûûûûû’ deyip, ‘Allah‘ı zikreden ve “Bozkurtdaşlarına darda, harda olduğunu da haber veren “ ‘Bozkurtların/Bozkürtlerin/Bozarapların’, topyekûn Türk Milleti’nin “Hakk’ı haykıran sesi” de olan merhum Ozan ÂRİF’in Terme’mizde ‘doğduğum ev’ dediği yerdeki ‘ev’ “yok olmuş”, “çökmüş”,”yıkılmış…


Eski ismi “Hamam Mahallesi”, yeni ismi Terme’mizin en büyük mahallesi olan“Frenk Mahallesi”, ‘Pardon’ “Fenk Mahallesi”nde, “Fiskobirlik Caddesi” kenarında,  neredeyse yeni “Terme Adliyesi Binası” karşısında, eskiden “ŞİRİN ÇIKMAZI”, günümüzde  ise “ŞİRİN SOKAK”taki , hâlâ ‘ayakta duran’ ‘tuğlalı evin neredeyse bitişiğindeki, yanındaki “doğduğum ev” dediği “ev” artık yok…

2014’den sonraki senenin birinde kendiliğinden(!) ‘çökmüş’, ‘yıkılmış’ olsa gerek!!!


Günümüzdeki ismi ile “ŞİRİN SOKAK” ‘yolu’nun da, pek ‘bakımlı’, ‘modern’ de olduğu, maalesef söylenemez hâlde…


          TERME OZAN ÂRİF MÜZESİ


Samsun’numuzdaki cenazesine, ‘teşkilâtları’nın da yayınladığı “tuhaf yasak” ile iştirak etmeyen “Cumhur İttifak”ının ‘ortağı’ gibi, esefle belirteyim ki, mevcut iktidarın da “Genel Başkanı” ve “Cumhurbaşkanı”mız, “Başkan”nımız da iştirak etmemişti, yahut edememişti..

Halbu ki, onbinlerce “Ülküdaşının”, “Mefkûredaşının”, uğurladığı bir “Millî Ozan”ınımızın cenazesine katılamamanın ne gibi ‘mazereti’ olabilirdi ki?


Kaldı ki, belki de “İslâmî Cenaze Defin An’anemizi” bile ‘risk’e atacak kertede, üç gün sonra defnedilmişti…


Bu sebepten de, 03 Mart 2019, Pazar günü “Seçim Çalışmaları” sebebiyle Samsun’umuza geleceği bilinen “AK PARTİ Genel Başkanı”mızdan, “Cumhurbaşkanı”mızdan, “Başkan”ımızdan; haddimi de aşmadan; “Terme’nin Çocuğu” olarak da, “TERME OZAN ÂRİF MÜZESİ” ‘vaadi’ni de vermesini, cân-ı gönülden arzuluyorum…

Vesselâm…

Terme, 1 Mart 2019
İsmet GÜLTEKİN

Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci

23 Şubat 2019 Cumartesi

TÜRKİYE'MİZDEKİ "SİYASÎ İDEOLOJİLER'DE, 'POP'LAŞMA-'POP' DÖNEMİ

“SİYASÎ İDEOLOJİLER” DE,

“SİYASÎ AKIMLAR”DA,

“SİYASÎ CEREYANLAR”DA,

“POP”LAŞMA DÖNEMİ-

“POP” DÖNEMİ




“TÜYAP Samsun-KARADENİZ 5. KİTAP FUARI(16-24 Şubat 2019)’na dün yaptığım ziyarette, elime dokundurduğum “İletişim Yayınları Stantdı”ndaki, Tanıl BORA’nın “Cereyanlar-Türkiye’de  Siyasî İdeolojiler” isimli eserinin “5. Bölümü”nde, daha çok da “Türkçülüğün, Ülkücülüğün, Alperenliğin” anlatıldığı kısımda, “POP-ÜLKÜCÜLÜK”târifini okuyunca, adetâ irkildim.

Ki, “TÜYAP Samsun” ‘Kitap Fuarı’na, adetâ  “Kitap Şöleni”ne gidinceye kadar da yaptığım “facebook” okumalarımda, “Şehirleşmiş Türkler” anlamındaki “Ordu” Vilâyetimizli, “Ordulu Ülkücüler”in; “Ordulu Alperenler”in-artık son tahlilde ‘siyasî kimlik’leri ne ise-, yine adetâ “Sazan Sarmalı Sistemi”nin ‘seçmenleri’ gibi; “parente üstüne parente attıkları”nı, “takla üstüne taklalar attıkları”nı da ispatlayan ‘paylaşım’ ve ‘yorum’larını da okuyor, “hayretler de, gümanlar da kalıyor”dum…

Tanıl BORA’nın,”Cereyanlar-Türkiye’de Siyasî İdeolojiler’kitabının “Pop-Ülkücülük” tanımlaması ile de “titreyip kendime dönmeye” çalışıyordum..

Hattâ öyle ki, bu sene beşincisi tertiplenen,’TÜYAP Samsun Kitap Fuarı’nın ‘sol tandanslı’ bir ‘stantdı’ndaki “solcu yazar”ın ifâdesi ile‘bir saatte kaleme aldığı, bir “12 Eylül Romanı” da olan,’12 Eylül İşkencehaneleri’ndeki ‘ bir günlük hayatı”nın anlatıldığı “Karanlık Bir Geceydi 12 Eylül 1980”romanı üzerine, kabaca tanımlama ile “solcu yazar” ile konuşurken de,  şu düşüncelerimi ifâde etmiştim:

“Zindanları, işkencehaneleri modern görünüme , gezi yerine çevirerek de, “postlaştırarak da”,dirençleri, refleksleri kırdılar…”


Ve ‘düşünme vetire’m boyunca, “POPLAŞMA”nın,sadece “Pop-Ülkücülük”le sınırlı kalmadığını; tâbiri caizse on yedi senelik “ kimliksiz hizmet siyaseti” neticesi ile de “Türkiye’de(ki) Siyasî İdeolojiler”in, “Siyasî Cereyanlar”ın, “Siyasî Akımlar”ın tamamını da kapsadığı neticesine vardım:

“Pop-Ülkücülük”
“Pop-Alperenlik
“Pop-Nurculuk”
“Pop-İslamcılık”
“Pop-Siyasî İslamcılık”
“Pop-Millî Görüşçülük”
“Pop-Kemalistlik”
“Pop-Atatürkçülük”
“Pop-Devrimcilik”
“Pop-Solculuk”
“Pop-Sosyalistlik”
“Pop-Marksistlik”
“Pop-Maoculuk”
“Pop-Komünistlik”

Vesâire…

ELHASIL:

Son tahlilde ,on yedi seneyi bulan “Kimliksiz Hizmet Siyaseti” ile de “Sazan Sarmalı Sistemi”  de tesis edilmiştir.

Ve “Sazan Sarmalı  Sistemi”ne de alınmış bütün “Siyasî İdeolojiler”, “Siyasî Cereyanlar”, “Siyasî Akımlar” ise günümüzde,istisnasız tamamiyle “POPLAŞMA DÖNEMİ”ndeler,hattâ “POP DÖNEMİ”ni yaşamaktalar.

“POP  Dönemi”, yani “POP Müzik” gibi ‘bişe’ artık..

“Parente atan atana…”
“Takla atan atana...”

Vesselâm…

Terme, 22 Şubat 2019

İsmet GÜLTEKİN

Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci

RIFAT ILGAZ'IN OĞLU AYDIN: "-RAHMETLİ DEDEMİN KABR_İ ŞERİFİ,'TERME PAZAR CAMİÎ' AVLUSUNDA"

MEHMET RIFAT ILGAZ'IN OĞLU
AYDIN ILGAZ'DAN;
TERME'MİZİ ve TERMELİLERİ
ALAKADAR EDEN
BÜYÜK İDDİA:
"- RAHMETLİ BABAM MEHMET RIFAT
ILGAZ'IN BABASI,
RAHMETLİ DEDEMİN KABR-İ ŞERİF'İ,
TERME AHŞAP CAMİÎ/TERME PAZAR
CAMİÎ AVLUSUNDA"


"TÜYAP Samsun-KARADENİZ 5. KİTAP FUARI(16-24 Şubat 2019"na, Cuma günü yaptığım ziyarette, hem gözlerim, hem de gönlüm "Kitaplara" doydu, adetâ "Kitaplarla doldu taştı..."
Çok verimli ve bereketli de geçen "KİTAP ŞÖLENİ" ziyaretimde, onca yoğunluk içerisinde, ayaküstü ve kısa süreli "fikir teatileri" ve "düşünce sohbetlerim"le de, "ilk defa" yeni malumatlar, yeni bilgiler de öğrendim.

TERME BİRLİK MEFKÛRE-"SARI YAZMA" ROMANI


"TERME'DE ERMENİ-RUM TERÖRÜ" nü de anlama ve kavrama da, "Otobiyografik Bir Roman" olan Mehmet Rıfat ILGAZ'ın "SARI YAZMA" 'roman'ı da, âdeta bir "sağlam kaynak" mahiyetindeki bir eserdi de...

"TÜYAP Samsun"'da, "Sarı Yazma" isimli eserden önce," Karadenizin Kıyıcığında" isimli eseri,şöyle bir tetkik ederken; "kitap stantdı"ndakilerle de "fikir teati"miz ve "düşünce sohbeti"miz de, başlamış oldu..

"Karadenizin Kıyıcığında"ki eserinde,"Terme"miz den değil de,"Batı Karadeniz Bölümü Kıyıcığında"ki, "Akçakoca"dan bahsedildiğinin "farkına" vardım..


Mehmet Rıfat ILGAZ'ın,"SARI YAZMA" isimli "Otobiyografik Romanı" ise; bildiğimiz üzre; ömrünün bir bölümünün geçtiği "Terme Hayatı"nı da anlatan 'roman'ı idi ve 50.baskıyı bile yapmıştı...

Hayatı "hapishaneler"de de geçmiş olan çok bilinen ismi ile Rıfat ILGAZ'ın "gelini" Nilgün Hanım ile de kısa bir 'tanışıklık'tan sonra, oğlu Aydın Beğ'in de "kitap standında" da olduğunu da söyledi..

Lütfedip, "rube rube", "bire bir" Rıfat ILGAZ'ın oğlu Aydın Beğ'i karşımda görünce; hemen aklıma gelen suâlimi de tevcih ettim:

"-Rahmetli Babanızın TERME ile alakadar, bana anlatabileceğiniz nedir?", dedim.

Oğlu Aydın ILGAZ, "Sarı Yazma" isimli "Otobiyografik Roman"dan da hatırlayabileceğimiz, babası rahmetli Rıfat ILGAZ'ın, Terme'mize geliş yolculuğu sergüzeştisini, "macera"sını anlatmakla "fikir teatisi"ne,"düşünce alışverişi"ne ve kısa süreli de olsa,"düşünce hasbihâli"ni de başlatmış oldu.

Devamında ise yazımızın başlığındaki, benim de, Terme'mize alakadar olan bütün Termelilerin de,"ilk defa" duyacağı, işiteceği, bileceği, bir "büyük iddia"yı ifâde etti...


Oğlu Aydın ILGAZ:

"- Rahmetli babamın bir eserini, Ordu Vilayeti'nde ,"tiyatro oyunu" şeklinde sergilemek istediler..
Rahmetli babam, "telif istemiyor" fakat, Terme'nin Göbeği’ndeki, şehir merkezindeki "Terme Ahşap Camiî Avlusu"nda, (Terme Pazar Camiî Avlusu) medfûn olan babasının yani rahmetli dedemin kabr-ı şerifinin bulunmasını, ortaya çıkartılmasını istiyordu.
O avluda çiğneniliyor belki de..."
( O avlu,yani Terme Pazar Camiî/Terme Ahşap Camiî-Restarosyunu adetâ "Yılan Hikâyesi"ne dönen maneviyat yüklü camiîmiz- Koca Çınar Ağacı civarı...İsmet)

ELHASIL:

Rahmetlı Mehmet Rıfat ILGAZ'ın oğlu Aydın ILGAZ'ın, bizatihi "Samsun'un elleri kalem tutan şahsiyetlerden birine", bana ifâde ettikleri, söyledikleri "büyük iddia:"

"- Babam Rıfat ILGAZ'ın babasının, yani dedemin kabr-i şerif'i, Terme merkezindeki Terme Ahşap Camiî/Terme Pazar Camiî Avlusunda..."

Gerisini tamamlamak, benim gibi "araştırmacı-yazar"lara kalıyor vesselam.

Terme, 23 Şubat 2019

İsmet GÜLTEKİN
metgultekin@hotmail.com
Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci

21 Şubat 2019 Perşembe

"MİLLÎ GÖRÜŞ HAREKETİ-ERBAKAN HAREKETİ" 'SİYASÎ TEŞKİLATLARI', SENELERDİR, "MİLLÎ SELAMET PARTİSİ"(MSP) İSMİNİ NİYE AL(A)MIYORLAR?

“MİLLÎ GÖRÜŞ HAREKETİ-ERBAKAN HAREKETİ”
‘SİYASÎ TEŞKİLATLARI’,
SENELERDİR ,
“MİLLÎ SELAMET PARTİSİ”(MSP) İSMİNİ
 NİYE AL(A)MIYORLAR?


Evet, günümüzde, bazı “siyaset sosyologları”nca, “Millî Görüş Hareketi”nin, “Erbakan Hareketi”nin “iki tane siyasî müessesesi” olması  sebebiyle  de, “SAADET PARTİSİ” ile “AK PARTİ VAKIÂSI”nı, “Bir(1) Kök İki(2)Meyve”, “kökleri bir ağaçta iki meyve” diye de târif etmekte oldukları bilinmekte.
“Yeniden REFAH PARTİSİ Vakıâsı” ile “Fatih ERBAKAN Hareketi” ile de herhalde artık şöyle târif edilecek: “1 Kök 3 Meyve” veya “kökleri bir ağaçta üç meyve…”

Her ne kadar yazılarımda “tekraren” ve “çok sıkca” kullanmış olsam da, “vakıâ”, “olgu”, “hakikat” bu; senelerdir beynime bir mıh gibi saplanmış olan suâlin cevabını, hâlâ bulamadığımı ifâde edebilirim.
O suâl de şu: “- Niçin ‘Millî Görüş Hareketi’, ‘Erbakan Hareketi’ “siyasî partileri”, “MSP” ismini,”Millî Selamet Partisi” ismini alamıyorlar?”
Neredeyse “siyasallaşma”, “partileşme” vetiresinin çoğunu tamamlamış olan ve rahmetli Pederinin ‘siyasî binası’ olduğu için de, “1 Nisan 2019”da,”Saadet Partisi Genel Merkezi”nde,”Yeniden REFAH PARTİSİ”nin çalışmalarını yapacağını ifâde eden “Fatih ERBAKAN”lar bile “MSP” ismini, “Millî Selamet Partisi” ismini, belki de “efsanevî anahtar sembolü” ile alıp “yeni bir diriliş” hamlesi yapabilmeyi “tercih” etmedi?


“Ülkücü Hareket” gibi “bidayeti aşikar”, “Türklük gurur ve şuuru, İslâm ahlâk ve fazileti” ile “dopdolu” “siyasî partiler”,”12 Eylül 1980 Askerî Darbesi”nden seneler sonra da olsa, “Hukukî Hak” getirildiği, verildiği andan itibaren yeniden “MHP” ismini, “Milliyetçi Hareket Partisi” ismini almada bir beis görmediler de,yine “bidayeti aşikâr”, “Sultanların Kurduğu”” “Millî Görüş Hareketi”, “Erbakan Hareketi”, “MSP” ismini, “Millî Selamet Partisi” ismini, “efsanevî anahtar sembolü” ile niye almadı?

Hâlâ “Saadet Partisi”nde de öyle bir emare,öyle bir “niyet” bile görülmüyor.
Hattâ “Fatih ERBAKAN Hareketi”nde de, öyle bir emare, öyle bir “niyet” sezilmiyor.
 Yoksa ,“Hukukî Engeller” mi var?
Yoksa, “Bize, ‘Darbeci Muhsin Batur Ekolü’ denilmesinden mi çekiniliyor?
Şâyed, “Bize,’Darbeci Muhsin BATUR Ekolü’ derlerden çekiniliyorsa, öyle ise “bidayet”lerinin, “başlangıçları”nın “ilk siyasî teşkilatı”nın, “ilk siyasî parti”lerinin ismi olan “MNP” ismini, “Millî Nizam Partisi” ismini o güzelim sembolü ile niye almıyorlar?

                         “DÜZEN-NİZÂM HOKKABAZLIĞI”
Üstelik “12 Eylül 1980 Askerî Darbe” sonrasında da, “siyasî yasaklar” sonrası “yerleri, gökleri ‘ÂDİL DÜZEN’ lakırtıları ile inletip durmazlardı.
Hâlâ bile “Millî Gazete”leri dahil, “Âdil Düzen” de ‘Âdil Düzen’” diye tutturmuşlar…
Halbu ki, “Düzen” başka, “Nizâm” başkadır…
“Düzen-Nizâm Hokkabazlığı” isimli iki bölümlük yazılarımda,mes’eleyi izah etmeye de gayret etmiştim.
Lütfedip, bakılabilir ve de okunabilir…
“Düzen” mefhumu, “Fransız Sosyalist Düşüncesi”nin mefhumu…
Hattâ  “Düzen” mefhumu,“Marksist Düşünce” de, “Marksizm” isimli “İzm’li İdeoloji”de, “sınıf atlama”yı, “bir sınıf tabakasından bir üst sınıf tabakasına” geçmeyi ifâde etmektedir…


Hem adama demezler mi,”-Öyle ise ne diye “Millî Nizâm Partisi” dediniz de, “Millî Düzen Partisi” demediniz?
Meselâ, “Nizâm-ı Âlem Ülküsü” yerine “Düzen-i Âlem Ülküsü” diyebilir misiniz?
Asla ve kat’a diyemezsiniz…
 NETİCE-İ KELAM
“Hukukî Mahzuriyet” mi vardı ki, üstelik “yeniden” ismini kullanıp, “Yeniden REFAH PARTİSİ” dediniz de, sadece “REFAH PARTİSİ” ismini alamadınız?
Yahut, “Fatih ERBAKAN HAREKETİ” olarak, rahmetli Pederinizin kurucusu olduğu “ilk siyasî parti”niz olan, “MNP” ismini, “Millî Nizâm Partisi” ismini  niye almadınız?
“1 Kök 3 Meyve” denilen “Millî Görüş Haraketi”nde, “Erbakan Hareketi”nde “sıkıntılar çooooook…”
 “1 Kök 3 Meyve” diye de târif edilen “Millî Görüş Hareketi”, “Erbakan Hareketi”nin “İdeolojisi”, bazen “Referansımız İslâm” deseler de, esasında, “İslâm’ın Siyasîleşmesi”nin neticesi olarak da ortaya çıkmış olan “İslâmcılık/Siyasî İslâm” olduğu da bir “siyasî hakikat.”


Bu “3 Meyve”nin “en etkili ve yetkilisi” olan, on yedi yaşındaki  “siyasî teşkilat” ise; bugün vefât ettiğini öğrendiğimiz “Büyük Türk Tarihçisi” Kemal Haşim KARPAT’ın  “ Türk Kamuoyu”na, âdeta mâlolmuş “tesbit”i ile,neredeyse ekseriyetle ‘sınıfta kalıyor fakat sınıf geçiriliyor…”
Ve üstelik de hâlâ “Lider”leri,  “Keş Dağları”na, âdeta” örgüt yapılı bir cinayet şebekesi”nce,  “gömülmüş” olmasını ve hâlâ  “Anadolu Çocukları”nı, “Develerin kulakları ile oyalamalarını” da“seyretmeleri”ni  anlayabilmek ve kavrayabilmek de, müşkillerden müşkillikler…
“1 Kök 3 Meyve” diye târif edebileceğimiz “İslâmcı/Siyasî İslamcı Akımlar/Hareketler”in “Siyasî Partileri”, “mazilerini de diriltecek”, “MNP” ismini,”Millî Nizam Partisi” ismini veya “MSP” ismini, “Millî Selamet Partisi” ismini niye al(a)mıyorlar?
Vesselam…
Salıpazarı, 21.02.2019
İsmet GÜLTEKİN
Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci