7 Ağustos 2017 Pazartesi

"RESMÎ TARİHÇİLER" DE, "GAYR-İ RESMÎ TARİHÇİLER" DE, "GERÇEKÇİ" DEĞİLLER

“RESMÎ TARİHÇİLER” DE,
“GAYR-İ RESMÎ TARİHÇİLER” DE,
“GERÇEKÇİ” DEĞİLLER


·      Bir “Büyük Yalan” Daha Çöktü…
·      “Otuz üç(33) senelik devrinde, bir karış toprak kaybedilmediği iddia edilen “Ulu Hakan”, “Gök Sultan” Sultan Abdühamid-i Sâni/ Sultan 2. Abdülmamid Han Devri, meğerse “622 senelik Devlet-i Aliyye tarihinde en çok toprak kaybettiğimiz devir” imiş.
·      Yarım asrı deviren nesiller de, nasıl aldatılmış, nasıl kandırılmış be!!!

Kendimi “çok okuyanlar kategorisi”ne dahil ettiğim hâlde,meğerse,  ne de çok “bilmediğim hususlar”, “bilmediğim tarihî hakikatler” var imiş.Daha geçenlerde, “çok yönlü okuma şiarı” doğrultusunda, “Haydar Baş Hareketi/İcmal Gençliği”nin ‘yayın organı’ olan ‘Yeni Mesaj Gazetesi’nin köşeyazarı Muharrem BAYRAKTAR’ın, “Abdulhamit’in Askerî Yönü” (1)başlıklı makalesini okuduğumda, âdeta “şoke” oldum, “boksörlerden üst üstte kroşe yemişe” döndüm. Hemen “haşiye”sinde, “dipnot”undaki “kaynağı” kütüphanemde bularak, hararetle okumaya başladım: “Şevket Süreyya AYDEMİR, Makedonya’dan Orta Asya’ya ENVER PAŞA”(2) isimli bu kitabı, ta, 09. Ağustos 1982’de, Silivri’den almışım velâkin okumamışım.
Hemencecik alakalı kısımları okumaya başladım: “İkinci Abdülhamit Kimdir?”,”akıllı delilik” tarifleri, “Jurnalcılık Nedir?”, onaltı senelik adeta “3. Abdülhamid Han Devri” gibi lanse edilen mevcut “siyasî iktidar devri”ni çağrıştıran “Nepotizm/Aşırı Akrabacılık kadrolaşmaları”(s.121); “Devletimizin iflas ettiği”(s.120) tesbitleri; “Yarı Sömürge Ekonomisi”,”Devlet Yapısında Malî Esaret:İflâs” alt başlıkları ile devrin “devletimizin iflas ettiği” izahatları…
Ve “Gök Sultan”, “Ulu Hakan” , “Sultan Abdülhamid-i Sani/2. Abdülhamid Han Devri”ne, “eleştirel”, “sosyal-psikolojik tahlil”lerle ve “gerçekçi” bakan Şevket Süreyya AYDEMİR’in ismini zikrettiğim “Enver Paşa” isimli eserinin 142. sahifesine geldiğimde ise sahiden de “iddia edildiği üzre 33 senelik devrinde bir karış toprak kaybetmediğimiz iddia edilen”, hattâ “iddia edilmek”ten de öte bütün “düşünme azaları felç edilecek kerte”de adeta “hipnotize” edilen “nesiller”den olduğumun “farkına” vardım: Gerçekten de sahife 142’ye geldiğimde, Şevket Süreyya AYDEMİR, “toprak kaybından bahseden cümleler” yazmıştı…

Ve “Aldülhamit Muamması” kısmını okumaya başladığımda ise;”33 senelik Sultan Abdülhamid-i Sâni/ Sultan 2. Abdülhamid Han Devri”; “Ne mistik, ne de muamma bir devir idi” tarifi yapılıyordu ve alakalı eserin,kısaca ”Enver Paşa” isimli kitabının 226. sahifesi alt başlığı ise: “Kaybedilen Topraklar”dı…
“Kaybedilen Topraklar…”
Öfkelenmemek, hele de “Karadenizli” olarak “asabileşmemek, sinirlenmemek” muhal ender muhal olan zaman dilimleri…
“Nasıl olur? Bendeniz de mi aldatılmışım, kandırılmışım? O kadar “okumalar” yapan biri olarak, niye aldığım ve okuduğum neşriyatlarda, böyle bir “Tarihî Hakikati” okuyamamışım?” hafakanları…
Ve merhum Şevket Süreyya AYDEMİR, kısaca“Enver Paşa” isimli eserinin alakalı “Kaybettiğimiz Topraklar” ara başlığında, 226-229 sahifelerdeki izahatlarında, “210 bin kilometrekare toprak kaybettiğimiz, 5,5 milyon nüfus kaybettiğimizi; “tarihî hakikat” adına yazılan “1,5 milyon kilometre kareyi aşan toprak kaybı gerçeği” yoktu(!?), Mısır’da, Tunus’ta vesaire “şeklî hakimiyetin sonlandığını” yazıyordu…

Bendenizdeki o “fikir öfkesi” ile “Enver Paşa” kitabının ileriki sayfalarını okumayı bırakmış ve böyle bir “tarihî hakikat”in “sağlamasını yapmaya yönelik” “fikir takibi”ne, “kaynak kişi arayışı”na çekilmiştim.(Şimdi bu yazıyı yazdığımda, meğerse Şevket Süreyya AYDEMİR, kısaca “Enver Paşa” isimli eserinin ileriki sayfalarında, ne “Resmî Tarihçi” olan, ne de “Gayr-i Resmî Tarihçi” olan; velâkin sadece ve sadece “Tarihçi” olma yolundaki “Tarihçilerimiz”in de, teyit ettiği üzre; tamı tamına bir milyon beş yüz doksan iki bin sekiz yüz altı kilometre kare(1.592.806 km kare)lik toprak kaybı gerçeğimizin yazılmış olduğunun da farkına vardım.)

EKRANLARDA-YOUTUBE’LARDA


Bazılarının “Ulu Hakan”; bazılarının “Gök Sultan” dediği ve ekseriyetinin de “33 senelik devrinde bir karış toprak parçası kaybedilmediği” “Büyük Yalanı” sona eriyordu artık. “Resmî Tarihçiler” gibi “Gayr-i Resmî Tarihçiler” de, adeta “yalan söylemişler”di.. “Gerçekçi” değillerdi ve “Tarihî Hakikat” değildi yazdıkları…”Tarihî Hakikatleri” tamamiyle yazamıyor ve dillendiremiyorlardı…
“Youtube”’a, “II. Abdülhamid Dönemi Toprak Kayıpları” yazdığımızda, Murat BARDAKÇI’nın, Habertürk’de yayınlanmış olan “Tarihin Arka Odası”programında dedikleri…”Mısır gitti Mısır…Koskoca Mısır, Tunus gitti…’Cahil’ veya ‘gizlice saklayanlar…’ ‘Yalancılar…’ Ve verdiği toprak kaybı rakamı:” Koskoca Devlet-i Aliyye tarihinde, en çok toprak kaybettiğimiz Padişah kimdi?”, diye suâl edilse; cevap: Sultan Abdülhamid-i Sani Han/ Sultan İkinci Abdülhamid Han” idi ve rakam da 1.592.806 kilometre karelik toprak parçası…
Mısır, Tunus, Bulgaristan, Romanya, Kars, Ardahan, Batum, Girit vesaire..
Yine “II.Abdülhamid Toprak Kaybetti mi” yazıldığında, mutad okullardaki “tarih dersleri” ayarında hazırlanmış “görselli” izahlar…
Yine “çooook şaibelileşmiş”(?!) “Adnan OKTAR/Harun YAHYA” “grubu”na, “cemaati”ne ait “A9” televizyon kanalınca hazırlanmış “müthiş görselli ve estetik” kısa bir “toprak kaybı belgeseli…”Hep aynı rakamlar: Yaklaşık bir buçuk milyon kilometre kareyi aşan “toprak kaybı…””Abdülhamid döneminde toprak kaybedilmediği iddiası doğru değildir? Tarihî aldatmacadır..” izahatları ve “müthiş görselleri..” ile “Sultan İkinci Abdülhamid Han Dönemi, İngiliz Derin Devleti’nin Osmanlı’ya tamamiyle çöreklendiği bir dönemdi” “tarihî hakikati”,”tarihî tesbiti…”
Demek ki dedim içimden ve hattâ seslice; “3.Abdülhamid Han dönemi olan(?!) ,BOP Eş Başkanı Recep Tayip ERDOĞAN dönemi de, belki de, “Amerikan(Mason) Derin Devleti’nin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’mize tamamiyle çöreklendiği bir dönem…Türkiye Cumhuriyeti Devleti’mizin maddeten-mânen çökertildiği bir dönem…İleri de bir de toprak kaybı yaşarsak; ki gidişat o istikamette, şaşırmayalım bari…”
NETİCE-İ KELAM
Hâlâ, “dijital çağ”da, şahıslar, “tarihî olaylar” izah edilirken, değerlendirilirken; “hamaset”, “şovenizm”, “duygu istismarı” ve “göklere çıkartmalar”, “yerin dibine batırmalar” yapılıyor; bir türlü “orta yol” bulunup da, “dijital fotoğraf makineleri”nin resmettikleri söylenilemiyor, yazılamıyor ise cemiyetimizi meydana getiren bütün sosyal dilimler, “yalana teslim”;rahmetli “Sultan’üş Şuara/Şairler Sultanı” Necip Fazıl KISAKÜREK’ce dersek; “Bütün insanlık, yalana teslim…!”
“Küçük Yalan”lara, “Büyük Yalan”lara, her türlü “yalan”lara “kanmamak”ve neticede bendeniz gibi yarım asırdır kandırılmış, aldatılmış nesillerden olmamak için, çoooook teyakkuzlarda olmamız, çooook “5 N 1 K” sualleri sormamız da elzemdir…
Her türlü “propagandalar”a kanmamanın çaresini de bulup, öğrenip, uygulamalıyız...
Vesselam…
Terme,07.Ağustos.2017
İsmet GÜLTEKİN

Dip Notlar:

(1): Muharrem BAYRAKTAR, Abdülhamit’in Askerî Yönü, Yeni Mesaj Gazetesi, 16 Temmuz 2017
(2): Şevket Süreyya AYDEMİR, “makedonya’dan ortaasya’ya ENVER PAŞA”, Cilt 1 1860-1908, 2. Baskı, Remzi Kitapevi, 1972

NOT: Youtube’lardan da ilgili cümleleri yazarak, zikredilen videoları seyredebilirsiniz…

25 Haziran 2017 Pazar

GARPU KAL'ASI, MÜSLÜMAN TÜRK'ÜN KAL'ASIDIR...

GARPU KAL’ASI, MÜSLÜMAN TÜRK’ÜN KAL’ASIDIR…

                     -Garpu  Kal’ası Üzerine-


Nihayetinde söyleyeceğimi, bidayetinde; sonunda söyleyeceğimi, başlangıcında ifâde edeyim: Garpu Kal’ası, Türk’ün Kal’asıdır; Garpu Kal’ası Müslüman Türk’ün Kal’asıdır…
Tabiri caizse, sapına kadar; milattan önce de, milattan sonra da; “Bir Türk Kasabası” olan “Çarşamba” hudutlarında olan; günümüzde ise “Salıpazarı” hudutlarında olan “Garpu Kal’ası”, asla ve kat’a “Amazon Kal’ası” değildir…
Türkiye’mizin neredeyse bütün vatan sathını “Amazonlaştırmaya” niyetlenmiş ve bu yolda, hayli mesafeler katedmiş; isimleri bile aşikâr olan, tamamiyle “İngiliz İntellijansı”nın gayretleri ile meydana getirilmiş; yine, tamamiyle “tarih dışı”, tamamiyle “uyduruk” ve “yakıştırmalar”la; “Türkiye” isminin başına bile adetâ “Amazon” kavramı oturtturularak; “Amazonlaştırılarak”; “Amazon Türkiye” yapılmak istenilmiştir ve hâlâ da istenilmektedir…
Karadeniz Bölgemizin Doğu Karadeniz Bölümü, neredeyse Samsun’dan Trabzon’a kadar “Amazonlaştırılma” yolundadır…İzmir’den “Peygamberler Şehri” ‘Şanlıurfa’ya kadar “Amazon yakıştırmaları” yapılmıştır ve hâlen de yapılmaktadır…
“Bir Türk Şehri” olan “Samsun”umuz bile; günümüzde, bilhassa “İdarî Zihniyet/Yönetim Zihniyeti” nokta-i nazarında, tamamiyle ikiye bölündüğü de bir gerçektir: “Amazoncu olanlar”, “Amazoncu olmayanlar…”
Neredeyse “Bir Türk Şehri” olan Samsun’umuzun ilçeleri arasında da; “Bir Türk Kasabası” olan “Çarşamba” ilçesi ile “Bafra İlçesi”nde ve “Vezirköprü İlçesi” de; “Amazonculuk” ‘hortlatılamamıştır”, “yakıştırılamamıştır…”
“Bir Türk Şehri” olan “Samsun”umuzda, bilhassa da “antik dönem kalıntıları olan kasaba” denilen “Terme”mizde; maalesef, maateessüf, bazı “Milliyetçi Şahsiyetler”, “Mütedeyyin Şahsiyetler” ise “Amazonculuğa alet” olmuşlardır.. “Terme İlçe”mize ait, belki de “ilk kitabî eser” olan “Terme Tarihi” kitabının ‘kapağı’nı sözde  “Amazon  Kadını” fotoğrafı ile neşreden Ünyeli tarihçimiz “Nuri YAZICI”; “Amazonika” isimli kitabî çalışmaları ile ve “Terme’mizin İlk Romanı” olan “Depreli Hasan” romanı ile edebiyatçılarımızdan Baha Rahmi ÖZEN ve günümüzde Emniyet Genel Müdürlüğü vazifesini ifâ etmekte olan; dönemin “Terme Kaymakamı”- hattâ öyle ki milliyetçi kaymakam olarak algılanan- “Dadaşlar”dan Selami ALTINOK döneminde hazırlanan “Amazonlar Diyarı Terme” isimli eser ile neticede maalesef, maateessüf  “Amazonculuğa alet olan”belli başlı isimlerdir…Ünyeli tarihçimiz “Nuri YAZICI”, “Terme Tarihi” isimli eserinin daha kapsayıcısı olan “Tarihte Terme” isimli eserinin ‘kapağı’ndaki “Amazon resmi”ni azaltmış, küçültmüş velâkin “Herodat” menşeili “Amazon muhtevası”na yer vermiştir.!!!
Bendenizin öncülüğünde beş seneye yakın neşrettiğim ‘yerel/mahallî gazete”mizin bir sayısında ise; ‘sürmanşet’ten; “İşte Amazon Gerçeği” başlığı ile Baha Rahmi ÖZEN’in “Amazonika” isimli çalışması, geniş bir şekilde neşredilmiştir. Velakin sadece ve sadece “adam gibi şu Amazon Mes’elesi nedir, ne değildir?” ‘niyet”, “düşünce saiki” ile…
Kaldı ki, “Terme’mizin İlk Romanı” olan “Depreli Hasan” isimli romandaki “Depreli Hasan’a Amazon dersleri veren kısımlar” ile yine “Bir Fatsa Romanı” da olan “Hekimoğlu Efsanesi” romanındaki “Amazon kısımları” eleştirilmiştir…Maalesef bu “eleştiriler”, yazılı olarak bile cevaplandırılmaya adeta “tenezzül bile” edilmemiştir…
  
 NEREDEYSE 20l0’LARA KADAR,
 HEP AYNI KALIP/ŞAPLON CÜMLELER


Günümüzde “Bir Türk Kasabası” olan “Çarşamba İlçesi” sınırlarında değil de; “Salıpazarı İlçesi” sınırlarında olan ve “kudemî”lerin, “tecrübeli ihtiyarlar”ın daima “Garpu Kal’ası” diye nesillere bahsettiği “Kal’a”mız hakkında; neredeyse “Samsun”umuz ve “İlçeleri” üzerine yapılan “kitabî çalışmalar”da; adetâ “birbirlerinden naklederek”; yine neredeyse 2010’lara kadar hep aynı “kalıp”lı, “şaplon açıklamalar”la yetinilmiştir.
Bu hususta, belki de “ilk kitabî çalışmalar”dan olan; Ali KAYIKÇI’nın “”Mahalleden Bölgeye SAMSUN”(1) isimli iki ciltlik eserindeki “Garpu Kal’ası” hakkındaki bilgiler; başka “kitabî çalışmalar”da; meselâ “Geçmişten Günümüze Kültür Değerleriyle SAMSUN”(2) ve “Samsun ve İlçeleri”(3) gibi eserlerde “nakledilmiştir…”
Mezkûr/zikredilen  “kitabî çalışmalar”da, yine “Garpu Kal’ası”nın “coğrafî mevkii”, “coğrafî konumu” hakkında da “farklı tanımlamalar” yapılmıştır.Kimileri, “Garpu Kal’asının coğrafî konumu” olarak; “Salıpazarı İlçesi Konakören ve Kuşcağız köyleri hududu”(4) derken; kimileri ise “Cevizli, Konakören köylerinde yer alan”(5); kimileri de “Cevizli ile Konakören köyleri arasında yer almakta “(6) olan diye “tanımlamışlardır…”
“Garpu Kal’asının Coğrafî Konumu”nun, belki de “en doğrusu” şudur: “İlimiz(Samsun) Salıpazarı İlçesi, Konakören Köyü, Garpu Mevkii, Ada 202, Parsel 1’de bulunan, Ormanlık saha içerisindeki Garpu Kal’ası”(7) “tanımlaması” olsa gerek!!!
Yine, belki de “Garpu Kal’ası”nın “deniz seviyesindeki yüksekliği” yani “rakım”ı mes’elesinde de, “en doğru bilgi” ise; “Garpu Kal’asının deniz seviyesindeki yüksekliği 965 (dokuzyüz altmış beş) metredir”(8) olsa gerek!!!


“TÜRK KAL’ASI”, “MÜSLÜMAN TÜRK KAL’ASI” OLAN “GARPU KAL’ASI”NA, “AMAZON KALESİ/AMAZON KAL’ASI” DEMEK; TAMAMİYLE “YAKIŞTIRMA”DIR, TAMAMİYLE “TARİH DIŞI”DIR, TAMAMİYLE “UYDURUK”TUR…

                                       
İki elin parmağı sayısınca bendenizin kaleme aldığı “Amazon Mes’elesi” muhtevalı bazı yazı ve araştırmalarımda dahil; bu araştırmamın da bidayetinde, başlangıcında vurgulamaya çalıştığım üzre; hele de yapılan son “kitabî çalışmalarda” da “tarihen ispat”landığı gibi; milattan önce de, milattan sonra da, “antik tarih namına” hiçbir emare, bulgu taşımayan; tabiri caizse, milattan önce de, milattan sonra da, adı bile, ismi bile “Çarşamba” olan; “Samsun’da Bir Türk Kasabası”(9) olan bir coğrafyada “Amazonculuk yapmak” abestir, “tarih dışılık”tır, “gerçek dışılık”tır…
Günümüzde “Salıpazarı İlçesi” hudutlarında olan “Garpu Kal’ası” hakkında, “Salıpazarı İlçesi Belediye’sinin Resmî İnternet Sitesi”(10)ndeki  bazı “açıklamaları”nı, bazı “izahatları”nı, bazı bilgilerini, bir Nurlu Ramazan-ı Şerif ayında okuduğumda, neredeyse “midem bulanıyordu!!!”. Neymiş efendim; “Garpu  Kal’ası”ndaki mevcut “iki kuyu”, adeta “kan kuyusu” imiş; “hadım etme işlemleri”, “hadım etme uygulamaları” yapılıyormuş.(11)
Sadece ve sadece “Yunan Mitolojisi”ne dayanan “açıklamalar”, “izahatlar…”
Üstelik mezkûr/zikredilen “internet site adresi”ndeki; “Garpu Kal’a” yanına “taksim işareti” koyarak, “Amazon Kalesi” ‘tanımlaması’nın yapılmış olması da, çok su götürür ‘izahatlar’ olsa gerek..Çünkü bir adet bile bir “arkeolojik bulgu”yu, güya “Amazonların yaşadığına dair bir adet bile olsa arkeolojik bir bulgu”yu, “bürhan-ispat-delil-kanıt” olarak su-na-ma-ya-rak!!!
Halbu ki, tarihçilerimizin son yıllarda yaptıkları çalışmalarla, saha çalışmaları ile alan çalışmaları ile “bürhan”laştırdıkları, “ispatladıkları”, “delilleştirdikleri”, “kanıtlaştırdıkları”; “Biz Türkler, Anadolu Coğrafyasına, 1071’lerden önce de, milattan önce de gelmiştik tezi”, “Tarih İlmi/Tarihçiler Camiası”nca ‘kabul’ e  doğru gitmektedir.
Mezkûr/zikredilen “tez”i mukavemetleştirici eserler; “Samsun’da Kaya Yosunlarının Sakladığı Sır-Tamgalar”; “Samsun’da Türk Tamgaları”(12) ve  “Samsun’da Bir Türk Kasabası: Çarşamba”(13) gibi eserlerde; “Salıpazarı İlçe”mizin hem de iki mevkiinde, “Canik Sıradağlarının Aynı Hat Üzerinde”, milattan önceden kalma “Türk İzleri” olduğu tamamiyle ispatlanmıştır.. “Terme İlçe”mizin bile “Ambartepe” mevkiinde de “Türk İzleri” ispatlanmıştır..
 Bir “TRT Belgeseli” olan ve günümüzde “CD”lere de kaydedilmiş olan; “Orta Asya’dan Anadolu’ya TAŞTAKİ TÜRKLER”(14) isimli “Belgesel”de de, Türkiye’mizin  “vatan sathı”mızın bazı mevkilerindeki “Tamgalar” “belgelendirilmiştir…”

“GARPU KAL’ASI”NI, BİZ “TÜRKLER İNŞA” ETTİK

Bu araştırmamızın başlangıcında da hatırlattığımız üzre; “GARPU KAL’ASI, TÜRK KAL’ASI”dır…”GARPU KAL’ASI, MÜSLÜMAN TÜRK’ÜN KAL’ASI”dır ve “GARPU KAL’ASI”nı, “BİZ TÜRKLER İNŞA ETTİK…”
Bu sebeple, “Garpu Kal’ası,  Ne  Zaman İnşa Edildi?” suâline verilecek “En Doğru Cevap” da; “Milattan önce beşinci asırda inşa edişmiş olan Garpu Kal’ası, (Biz) Türkler tarafından inşa edilmiştir. Çünkü Salıpazarı Yeşilköy Kaya Mezarlarındaki “Türklüğün Sembolü Dağ Keçisi” resimlerinin, “tamgaları”nın mevcut olması ve “Canik Sıradağlarının Aynı Hat Üzerinde; meselâ Ordu Mesudiye İlçesinde de “Türk Tamgaları”nın mevcut olması; bu suâlin ispatlı en doğru cevabıdır…(15)
Vesselam…

Terme, 25/Haziran/2017

İsmet GÜLTEKİN
Terme Birlik MEFKÛRE-Birlik olmadan, Dirlik olmaz.
“Mefkûremiz, Göklerde Dalgalanan Bir Sancak; Allah’ın Huzurunda Eğiliriz Biz Ancak.”

Dip Notlar:

(1). Ali KAYIKÇI, “Mahalleden Bölgeye SAMSUN-2”, Birinci Baskı, 19 /Mayıs /2000, Aksiseda Matbbası, Sayfa 432
(2): “Geçmişten Günümüze Kültür Değerleriyle SAMSUN”, Samsun Kültür Müdürlüğü Yayınları, Tanıtım Eserleri Dizisi: 1, Erol Ofset, Hazırlık Komisyonu-Yazı Kurulu Eseri(Ortak), 1999, Sayfa 114
(3): Hasan YİĞİT-Halk Eğitim  Merkezi Müdürü-, “Samsun””,2003, Gül Neşriyat, İstanbul,
(4): Ali KAYIKÇI, adı geçen eser, sayfa 432-433
(5): Hasan YİĞİT, adı geçen eseri.
(6): Hasan YİĞİT, adı geçen eseri.
(7): www.salipazari.bel.tr, ilgili kısımlar…
(8): Ayşe TAN, “Samsun Kenti ve Yakın Çevresinin Doğal-Kültürel Peyzaj Özelliklerinin Turizm Potansiyeli Açısından İrdelenmesi, Ankara Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2013
(9): Prof. Dr. İbrahim TELLİOĞLU, “Samsun’da Bir Türk Kasabası: Çarşamba”, (google arama motoru), ilgili kısımlar…
(11): www.salipazari.bel.tr, ilgili kısımlar
(12): Emine YILMAZ, tarih ve arkeolojiblogspot.com.tr ve google arama motoru taramaları ile Prof. Dr. İbrahim TELLİOĞLU, “İlk Çağdan Osmanlılara SAMSUN”, İlk Adım Belediyesi Yayınları, 1. Baskı, Samsun 2012,  Sayfa 43-58
(13): Prof. Dr. İbrahim TELLİOĞLU, adı geçen eseri, google arama motoru taramaları
(14): NTV Tarih Dergisinin Okurlarına armağanı, “TRT BELGESEL DAMGALARIN GÖÇÜ, Orta Asya’dan Anadolu^ya TAŞTAKİ TÜRKLER” CD’si, www.trtmarket.net, www.trt.net.tr
(15): Prof. Dr. İbrahim TELLİOĞLU, adı geçen eseri, sayfa 5


NOT: Resimler, Fotoğraflar, Salıpazarı İlçesi Konakören İlkokulu ve Ortaokulu İdareci ve Bazı Öğretmenlerimizin, Haziran 2017’deki , “Bir Türk Kal’ası/ Bir Müslüman Türk Kal’ası”, Garpu Kal’ası”na çıkışları…

15 Mayıs 2017 Pazartesi

"ŞEHİDLER ÖLMEZ, TERME BÖ-LÜ-NE-MEZ!!!" "BÖ-LÜN-ME-ME-Lİ!!!"

“ŞEHİDLER ÖLMEZ, TERME BÖ-LÜ-NE-MEZ!”

BÖ-LÜN-ME-ME-Lİ…



“Büyük Terme Mefkûremiz”, “Büyük Terme Ülkümüz…”
“Cennet âsâ/ Cennet gibi” Terme’mizi, kim, kimler ‘rahat’ bırakmıyor?!
Terme’mizle alıp-veremedikleri ne?!
Yoksa “Ermeni Çeteleri”nin, “Rum Çeteleri”nin ve “Paralel Devlet/FETÖ Çeteleri”nin – ki her birinin ardında, başta U.S.A./ABD dahil olmak üzere, Rus, İngiliz, Alman, Yunan vesaire var!!!- “maziden kalma” “kuyruk acıları” olanlar mı “depreşiyorlar?!”
“Gizli konuşmaları”ndaki gibi, “gizli fısıldaşmaları”ndaki gibi, Terme’mizi, bile bile “bilmem ne başı”na mı dönüştürmeyi hedefliyorlar?!
“Böl-Parçala-Yönet” metodu mu uygulanıyor?!
Yoksa mes’eleye hassasiyet duydukları aşikar olan bir “TİAD / Çelik İnşaat Sorumlu ve Yetkilisi Muharrem ÇELİK; bir Ülkücü Oğuz PAMUK ve Terme ÇEKÜL Platformu sorumlularından Zekai ALTUNPALA”nın “facebook” hesaplarında yapılan “izah” ve “yorumlar” gibi, Terme’miz hepten mi “yok edilmek(?!)” isteniliyor?!
21. Mayıs. 2017, Pazar günü, “20 Terme Köyü”nün ‘referandum/halkoylaması’ ile Çarşamba’ya bağlanıp-bağlanılmaması  mevzuunda,‘rey kullanımı’ yapılacağı ifade ediliyor…
1973’lerde de Terme ve Çarşamba ilçelerindeki Alanyakın, Düzköy ve Bereket Köylerinin birleştirilmesi ile Salıpazarı Belediyesi; akabinde de 1988’de de Salıpazarı İlçesi oluşturuldu da ne oldu?!(*) “Salıpazarı İlçesi” daha mı gelişti, kalkındı?!
Dönemin yöneticileri ve “Terme Halkı”mızın ‘gafleti’ ile böyle bir “Terme Yüzölçümünün daraltılması”, “Terme Toprağı”nın “bö-lün-me-si”ni, 2017’lerden baktığımızda “doğru yapılmıştır” diyebilir miyiz?
2017’lerde bile “Salıpazarı İlçesi”nin teşbihte hâtâ olmazsa “perişanlığı” âşikar değil mi?
1973’lerde başlayan ,büyük oranda “Terme Toprağı”nın “parçalanarak”, “bölünerek”, “Salıpazarı İlçesi” oluşturulmasında, başta, dönemin idarecileri sorumlu değil mi?
Nasıl böyle bir “bölünmeye” ‘izin’ vermişler?!
“Büyük Terme Mefkûremiz”, “Büyük Terme Ülkümüz” muktezasınca, yine ‘Referandum’ yolu ile veya ‘Referandum’a gerek kalmadan, “Salıpazarı İlçesi”ne verilen “Terme Toprağı” bir an evvel geri alınmalıdır…
Yahû “Salıpazarı İlçesi”ndeki, bilhassa da, ‘Konakören’ civarındaki ‘seçmenler’in ekseriyeti “Terme doğumlu” be!!!
Rahmetli Pederlerimizin bile “Salıpazarı İlçesi”ne dahil edilmiş “Terme Toprağı”nda ne hâtıraları var be!!!
Kaldı ki, normal şartlar altında, bir “İlçe Yüzölçümü”nün daraltılması, küçültülmesi, azaltılması; tabiri caizse “sosyal medyadan fotograf/resim kırpar gibi”, şark’ından kırp; garb’ından kırp; şimal’inden kırp; cenub’undan kırp;(meselâ); çok boyutlu ve çok faktörlü düşünürsek; üstelik mevcut “Büyükşehir Yasası”na rağmen-ki “Büyükşehir Yasası’nın da neresi doğru ki?!- ne derece ‘doğru’ bir ‘uygulama’ olur ki?!
21.Mayıs.2017, Pazar günü, “20 adet Terme’miz Köyü”nün Çarşamba’ya bağlanıp-bağlanılmayacağı “referandumu/halkoylaması” yapılacak…
Mes’eleye  hassasiyet duyanlar; on seneye kalmadan, “Terme’nin yok olacağı”nı (?!) dillendiriyorlar…
Hattâ “Nasıl olsa Terme’mizi, zaten Ünyeliler kurmuşlardı” demeye de getirerek; “SSK, Vergi ve Elektrikte %50 indirim de alırız” ‘düşüncesi’ ile “Ünye’ye bari bağlanalım” demeye de getiriyorlar…
“Büyük Terme Mefkûremiz”, “Büyük Terme Ülkümüz”, bırakalım oraya-buraya “bağlanmayı”; bırakın “bölünme”yi, “daralma”yı, “küçülme”yi; daha da “büyüme”yi, daha da “genişleme”yi, daha geniş “yüzölçümüne” sahip olmayı gerektirir…
Bendeniz, “Terme’mizin çocuğu” olarak; hiçbir gerekçe ve mazeretle, “Terme Toprağı”mızın  “küçültülmesi”ne, “daraltılması”na, “bölünmesi”ne, oraya-buraya “bağlanmasına asla ve kat’a razı değilim…
Ne Çarşamba İlçesine, ne Ünye ilçesine, ne de Salıpazarı ilçesine verilecek “bir karış toprağımız yohtur”, verilmemeli…
Bilakis, bir an  evvel, 1973’lerde, Salıpazarı ilçesine verilen “Terme Toprağı” usulunce  geri alınmalı, Terme’mize yeniden ilhak edilmelidir…
Gerekirse Ünye ilçesinden, Çarşamba ilçesinden yeni yeni “toprak kazanımı yolu”na gidilmelidir…
“Şehidler ölmez, Terme toprağı bö-lü-ne-mez!!!”, “bö-lün-me-me-li…”
Terme, 15.Mayıs.2017
İsmet GÜLTEKİN
(Terme Birlik MEFKÛRE-Birlik olmadan, dirlik olmaz)
Dip not:

(*): Ali KAYIKCI, “Mahalleden Bölgeye SAMSUN”, Cilt: 2, sayfa 430, Samsun, 19 Mayıs 2001

12 Mayıs 2017 Cuma

"TERME ETNO-FİGÜRÜ"NÜ ARIYOR...

“TERME ETNO-FİGÜRÜ”NÜ ARIYOR…

- TERME’DE HER RENGİ ile ECNEBÎ MIHLAR TUTMAZ-


·      Tarihimize, kültürümüze ve  İslamî inanç kodlarımızla barışık; başka bir ifâde ile yerel/mahallî, millî, İslamî yani “Etno=Ata,Ecdadımıza layık” ‘figür’ümüz, “Etno-Figür”ümüz ne olmalı, nasıl olmalı?
·      Terme’mizde, neredeyse “İkinci Kûtu’l Amâre Destanı”, “İkinci Kut Bayramı” yaşandı.
·      Neredeyse yapıldığı andan itibaren, bir türlü  ‘saat uyumu’ sağlanılamayan; merhum ‘Bayrak Şair’imiz Ârif Nihat ASYA’nın mısralarında olduğu üzre,”Bırak bozuk saatleri, yalan,yanlış işlesin” dedirtmiş olan; aslında “Amazonculuk” gibi “İnculuz Menşeî”li “Terme Saat Kulesi”, nihayet yı-kıl-dı…Tarih: 08.Mayıs. 2017
·      16.Nisan.2017 “Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Etme Sistemi” nin, ”AKP-MHP-BBP” ‘siyasî zihniyetler’in de, “de jarso” olarak, “resmen”, “hukuken”, milletçe  “N’evet” denilerek onaylanması sonrası, “İnculuz”un belki de hâlâ “Kasaba” dediği Terme’mizde, “Terme Tarihi” nokta-i nazarınca da en ehemmiyetli ve en ciddî uygulama: “Terme Saat Kulesi”nin yı-kı-lı-şı…Belki de tarih boyunca, “Saat Kuleleri Tarihi” açısından da, ‘ilk defa yı-kı-lan saat kulesi…’
·      Ve “TERME ETNO-FİGÜRÜ”nü arıyor…

·      Neredeyse  bir ay önce, “Termeliler Saat Kulesi Yerine Amazon Heykeli İstiyor” manşetini atan ve son zamanlarda “Amazonculuğu” ile de âdeta ünlenen “Terme Bilgi Gazetesi” ise, bir ay sonra, “Halkın Sesi Galip Geldi” manşetini atarak, başka “figürleri” de dillendirdi. Netice de inşallah  “anti-etno-figür” konuşlandırılmaz, ko-nuş-lan-dı-rıl-ma-ma-lı…
·      Terme’miz, evliyâlar, şehidler, gaziler, hâfızlar, hafizeler, pehlivanlar/güreşçiler şehridir…
·      Terme’miz, pirinç, pide, fındık, pancar şehridir…
·      Terme’miz, yetişmiş nice “adamlar” şehridir…
·      Dinimiz İslamiyet’te “Heykel, Heykelcilik yohtur…” Asla ve kat’a “Terme Etno-Figürü”nde “heykel” ol-ma-ma-lı-dır…

·      “Amazon, Amazonperverlik, Amazonseverlik, Amazonculuk” tamamiyle “İnculuz Menşeî”li, “uyduruk tarih”, “paganizm” ve gayr-i millî tarih”dir, “figür”dür ve “etno-figür” değildir, “anti-etno-figür”dür. “Terme Etno-Figürü”müzde ol-ma-ma-lı…
·      Kozmopolitizm’e/Dünya vatandaşlığına, Küreselleşmeye, “bütün dünya insanlarını tek bir kalıba , tek bir standarta sokma” yani “Amerikalılaşma”ya, “Amerikalılaşma Çağı”na, tabiri caizse sapına kadar verilecek en uygun cevap; “etno-figür” dolu “Terme Etno-Figür”ümüz olmalıdır…
·       “Terme Etno-Figürü”müz, modern, çağcıl ve orijinal bir “dizayn”, bir “tasarım” da olmalıdır.
·      Böyle bir “orijinal tasarım”da, mutlaka ve mutlaka “Türk’ün, Kürd’ün ve İslam’ın da Bayrağı” olan “Ay Yıldızlı Al Bayrağımız” da olmalıdır…Ve sürekli hareketli bir “Terme Etno-Figürü”müz olmalıdır…”GİF”ler gibi…Ve Geceleri ışıl ışıl aydınlatılmalıdır…
·      Terme’miz bir “Balık Şehri” olması hasebiyle de, “Unutulan Terme Çapası” ile “Balık Figürü” ile de “Terme Etno-Figürü”müz zenginleştirilmelidir…
·      Terme’miz bir “Güvercinler Şehri” ve “At Sevgisi” ile dolu olan bir şehirdir. “Terme Etno-Figürü”müzde, “Güvercin” ve “At” ‘figür’leri de olmalıdır…
·      Terme’miz, “Ahşap/Tahta Camiler Şehri”dir de…Tarihî, Kültürel ve İslamî inanç kodlarımızı, “miras”ımızı, “etno-figür”ümüzü ortaya koyan “Terme Etno-Figürü”müzde, “Ahşap/Tahta Cami Figürü” de olmalıdır…
·      Yerli, millî, İslamî ve insanî “mazi mirası”mızı tamamiyle ortaya koyacak olan “Terme Etno-Figürü”müz, müşahhas bir şekilde ve zikredildiği üzre “orijinal tasarım” da olmalıdır…
·      “Kökü mazide olan âti”mizin, “manevî miras”ımızı canlandıracak olan bu “figür”ümüz, “Terme Etno-Figürü”müz, çağcıl mimarî tasarımına muhakkak sahip olmalıdır…
·      “TERME ETNO-FİGÜRÜ-Terme’de Her Rengi ile Ecnebî Mıhlar Tutmaz!-“

Terme, 12.Mayıs.2017
İsmet GÜLTEKİN

(Terme Birlik MEFKÛRE-Birlik olmadan, dirlik olmaz-)

16 Nisan 2017 Pazar

16 NİSAN REFERANDUM NETİCESİ: “MUHTEŞEM ENTERASANLIK” ASLINDA “MİLLET” ‘HAYIR’ DEDİ!!!


16 NİSAN REFERANDUM NETİCESİ:
“MUHTEŞEM ENTERASANLIK”
ASLINDA “MİLLET” ‘HAYIR’ DEDİ!!!



Bu millet; “Etrak”ı/ “Türkler”i ile “Ekrad”ı/ “Kürdler”i ile  ve hattâ “Alevî”leri vesaire ile mevcut “siyasî irade”ye bir defa daha ders verdi. Neredeyse ikinci bir “7 Haziran Olayı” yaşattı…
“Teknolojik” olarak da “hız çağı”nda olmamız hasebiyle olsa gerek; daha “açılan sandık oranı %84”leri ve saatlerde daha 19’ları gösterdiğinde, “Türkiye’miz Geneli Manzarası” da ‘net’leşmişti. “İzmir’de Evet çıkar” “ham hayali” kuranlara; “Bak, İstanbul bile ‘hayır’ diyor neredeyse…İstanbul ‘hayır’ derse, bu millet de ‘hayır” diyor”, dedirtti.Kaldı ki zaman akışında, belki de uzun senelerden beri ilk defa “Başkent Ankara”, “Yönetim Merkezi Şehri” bile ‘hayır’ dedi…
Daha saat 17.00’den iki buçuk saat sonra da; “MHP hattâ BBP ‘Evet’ demeseymiş, ‘hayır’ oranı daha artacakmış…Kaldı ki neredeyse “1(Bir) Puanlık Evet Farkı” yerine aslında “Hayır” çıkacakmış..”Ülkücü Hareket; MHP ve BBP ‘tüzel yapıları” ile “16 Nisan Referandumu”nda da, “milletten kopuk” olduğunu da bir kere daha ispatladı. Adı zikredilen “tüzel yapılar”ı ve adı zikredilmeyen “yan kuruluşu STK”ları da muhtemel şiddetli “sarsıntılar” bekliyor!!!
Benim ailem bile “inandığı” şekilde, hiçbir zorlamaya maruz kalmadan “rey” verdi ve ilk defa “rey” kullanan oğlum ile eşim ‘haklı’ çıkmış oldular…
Demek ki bir “Ülkücü Alperen delikanlı ‘laz kızı’ ile evlenmeli…”
“Seçim Görevi” sebebiyle aldığımız “YSK KURSU”nda da, “154 Evet, 154 Hayır” ‘video’yu  cay-ı dikkat bulmuş ve bu “YSK ZİHNİYETİ”nin “fifty fifty”, “başa baş” algılattırmasının da neticede çok ‘basiretli’ çıktığını da anladık…
“Millet seçti beni”, “Cumhurbaşkanını millet seçti” ifadelerini “bu millet ye-me-di…” 10 Ağustos gibi “katakulli bir zamanlama” ile düşük seviyedeki katılım oranı ile kullanılamayan milyonlarca ‘rey…’: Aslında “Cumhurbaşkanını Millet Seçmedi!!!” dedirtti…
Aşırı derecedeki “Yandaş Yazılı-Görsel Medya”nın “Vesayetti…Askerî Vesayetti…” lakırdılarını da bu “millet ye-me-di…”
“FETÖ Olayı”nda bile ilk önce kendi “AKP örgütü”nden ‘temizlemeye’ başlayamayan mevcut ‘siyasî irade’yi; bütün ‘orantısız güç’e ve tabiri caizse ‘atılan kemiklere’ rağmen; neredeyse “millet  hayır!!!” diyerek “ye-me-di…”
Neredeyse bütün ‘anket şirketleri ‘fos’ çıktı, ‘millet ye-me-di…’ Sadece ‘Gezici Anket Şirketi’nin “16 Nisan Referandum Neticesi”ni “tamamiyle bildiği” dillendirildi…
Evet, ben bile “bu millet”in ’16 Nisan Referandumu’ neticesi ile böyle sadece “artı bir puanlık evet farkı” ile “Muhteşem Enterasanlık” yaşatacağını ummuyordum…
Aslında ‘bu millet’; “Sizler çakalsanız, ben sizlerden daha çakalım” dedirtti. “Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi”ne ‘kuvvetli bir destek vermedi..”
“Aklını kimseye kiraya vermeyeceği”ni de adeta ispatlayan bu millet; “mânâ önderleri”nin “Evet Çağrıları”nı da fazla kaale almadı!!!”Dinazorlar Takımı” diye küçümsediğimiz “Saadet Partisi Teşkilatı Yöneticileri” ile “Morisson Süleymanperverler, hattâ FETÖ’cüler(!)” diye ‘dudak bükdüğümüz “Nurculuğun Tek Hayır diyen Yeni Asya Ekolü”nün ise ‘bu milletin frekansları’ ile de ne kadar da mutabık kaldıkları bir kere daha tescillendiğini anladı…
“16 Nisan referandum süreci”ndeki lümpen, seviyesiz “ana muhalefetlik” yapan “zihniyet”ten de öte, sadece “artı bir puanlık fark” meydana gelmesi, “şuurlu bir Ak Parti tabanı”nı da hatırlattı…
Bendeniz ise “Erbakan-Türkeş-Demirel-Yazıcıoğlu” gibi  neredeyse “bütün eskimeyen, kudemî siyasî liderler, tıkandıkları noktada hep “Başkanlık Sistemi”ni talep etmişlerdir ve bu hususta yapılan ‘yorumlar’ da “tevil”dir kanaatine sahip” olarak, 5 Mart’tan itibaren kesinleşen “, ‘evet’ tavrım, hattâ “Cüneyt ARKIN vâri N’vet” duruşumu, elbette sandığa yansıttım..
“16 Nisan Referandum Neticesi” ile “bu millet”, bir defa daha beni de “muhteşem şaşkınlığa” sevketti, “muhteşem enteranlığı”nı da gösterdi…
Ve “bu millet”, “Türk’ü ile Kürd’ü ile Laz’ı ile Çerkez’i ile hattâ Alevîleri ile” “16 Nisan Referandum Neticesi” ile aslında son isimlendirmesi ile “Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi”ni, sadece “artı bir puanlık fark ile “ o-nay-la-dı!!!
Vesselam…
16.04.2017
İsmet GÜLTEKİN

metgultekin@hotmail.com

10 Nisan 2017 Pazartesi

"KİTAP"LARIN ve "KÜTÜPHANELER"İN DEĞİŞEN ANLAMI


“KİTAP”LARIN ve “KÜTÜPHANELER”İN DEĞİŞEN ANLAMI

Çağımız, artık “elektronik kitaplar”ın, “e-kitaplar”ın olduğu “ Dijital  Çağ”dır.
Ülkemiz , Türkiyemiz ise “Türk Dünyası”nda en fazla kitap yayını olan ve kitap okuyan bir ülkedir.
Kitaplar ise, geçmişten bu güne değin bize bilgi taşıyan ,duygu ve düşünceleri gelecek nesillere  aktaran en etkili araçtır.
Kitapsız bir hayat ,kör sağır ve dilsiz yaşamaktır.
Hattâ öyle ki, kültürümüzde, töremizde birine “kitapsız” demek hakaret telakki edilir.
Ve bizim kültürümüzde, töremizde “kitap” deyince ilk akla “Kur’an-ı  Kerim” gelir ve “Bütün kitaplarda, Kur’an-ı Kerim’in daha iyi anlaşılması için yazılmıştır” adeta…
Ve yine bizim kültür ve töremizde, “kalem kılıçtan üstündür…”
Artık “dijital çağ”ımızda kitaplara “ bir tık  kadar yakın”ız ve “bir tık” kadar rahat bir şekilde de ulaşabilmekteyiz…Yüzlerce kitabın bir tek’si di’( CD)de taşınabildiği; koskoca kütüphanelerdeki kitapların mini mini “flash belleklere”, “si di(CD)”lere yüklenildiği ve taşınıldığı bir zaman dilimindeyiz.. Bazı şehirlerimizde uygulandığı üzre,”sokak kütüphaneleri”nin bile kurulduğu bir zaman dilimindeyiz..
Nesillerimiz, bilhassa da ikibinli senelerden sonra doğan “Z Kuşağı-Z Nesli”ne mensup olanlar, mutlaka amma mutlaka önce “Türk Klasikleri”ni, sonra da “Batı Klasikleri”ni meydana getiren eserleri okumalısınız…
“Ders Kitapları” dışındaki eserleri de okumalılar…
Bin sene önceki Müslümanlar gibi iştiyakla okumalılar…
Okul harçlıkları ile sadece yiyecekler değil; dergiler, kitaplar alabilme ve okuyabilme alışkanlığı ve davranışı da kazanabilmeliler…
Ve “kitap okuma”yı ciddî bir meşguliyet olarak görmeli, mutlaka elinizde bir kalem ile anlayarak okumalılar…
Artık “Dijital Çağ”ımızda, “Dijital Kütüphaneler”, “Dijital Kitaplıklar” teşkil edilmekte ve sizler de evlerinizde çağımızın gidişatına uygun olarak; bilgisayar-internet ortamlarında, sevdiğiniz, beğendiğiniz veya okumanız çok lazım olan “Türk Klasikleri”, “Batı Klasikleri” eserleri, “bir tık” ile indirip, yükleyerek, “elektronik-dijital kitaplıklar” , “elektronk-dijital kütüphaneler”meydana getirmeliler…
Bütün bunlar için  istenilen; gayret, öğrenme iştahı ve meraktır..
Ve bizim kültür ve töremizde “kağıt” çok mukaddestir, yere atılmaz ve üzerlerine basılmaz.
“Amerikalılaşma Çağı”nda, “Kozmopolitizm Kokan Çağımız”da, “Bütün İnsanları Tek Tipleştirici Çağı”mızda;1980 öncesi doğumlu”X Kuşağı/X Nesli”; 1990 sonrası doğumlu “Y Kuşağı-Y Nesli” ve  bilhassa da,2000 yılı sonrası doğumlu “Z Kuşağı/Z Nesli” ;lütfen “kitaplara ayakkabı ile basmayın”, “kitapların üzerine oturarak da kitap okumayın….”
09.04.2017
İsmet GÜLTEKİN

metgultekin@hotmail.com

8 Nisan 2017 Cumartesi

AMAZONCULAR, AMAZONLARI DA TÜRKLEŞTİRİYORLAR!!!

AMAZONCULAR,
AMAZONLARI DA TÜRKLEŞTİRİYORLAR!!!

Amazonseverler, Amazonperverler, kabaca Amazoncular, Amazonları da “Türkleştiriyorlar…” “Efsaneden Gerçeğe”(1) başlıklı Abdulkadir BAŞ imzalı ‘karman-çorman bir yazı’da;’ Küresel zihniyetli, kozmopolit  zihniyetli bir yazı’da ; “Amazonlar Türkleştirilerek”; “Amazonların İskit Türk’ü” olduğu iddiaları dillendirildi. Hattâ öyle ki,  bu iddialar, Türkiye’mizin ve Samsun’umuzun da ‘Milliyetçi’ bildiği bazı şahsiyetlerin eser ve yazıları “haşiye/dipnot” gösterilerek yapıldı.
Âdeta bahse mevzuu  “Amazonlar Tarihi”nin, bazı İngiliz İntelijeansa/İngiliz Ajanlarınca meydana getirilen “Uyduruk bir tarih” olduğunu hiç mi hiç hatırlamayan “Efsaneden Gerçeğe” başlıklı yazının sahibi; TELLİOĞLU’nun “Biz Anadolu’ya 1071’den önce de gelmiştik” ‘tezi’ çercevesinde, “Samsun’da Türk Yerleşim Tarihi” isimli eserinde ortaya koyduğu “İskit Türkleri” gerçeği ile Amazonları “zorakî bir evliliğe, zorakî bir akrabalığa” sevketmekten öte; “Amazon Efsanesi”(2) eseri de ‘haşiye/dipnot’ göstererek, tamamiyle “Amazonları Türkleştirdi.”
Âdeta, “Bakınız Amazonlar da İskit Türklerinden…Niye gocunuyorsunuz ki?”, demeye getirircesine!!!
Hele de , ‘Terme BİLGİ PINARI’ dergisindeki yazısında, BAŞ’ın; Arslan BULUT’un “Meydan Okuyan Kadın”(3) başlıklı makalesini ‘haşiye/dipnot’ olarak zikretmesi ise hem “tebessümlere” sebep olurken; hem de “Meğerse bu BULUT da Amazoncu imiş!” dedirtti. BULUT, ilgili köşe yazısında, günümüzde “MHP Muhalifleri Hareketi’nin Liderliğini Yapan” Meral AKŞENER’in Samsun’a gelişini ve çalışmalarını dillendirirken de; yine âdeta “Meral AKŞENER’i, günümüzün Amazon Savaşcısına” benzetiyordu…

TERME’MİZİN “BOZUK SAAT”Lİ SAAT KULESİ

Termemize yapıldığı andan itibaren neredeyse “Bozuk Saat”li “Saat Kulesi” yerine ise günümüzdeki Amazonseverler, Amazonperverler, kabaca Amazoncular tarafından ise “Amazon Heykeli” isteniliyor. Termemizin müesseseleşmiş mahallî/yerel gazetenin ‘manşeti’nden: “Termeliler Saat Kulesi Yerine Amazon Heykeli İstiyor”(4) Hattâ öyle ki; herhalde ‘Amazonları Türkleştirmek’ bâbından olacak ki; istenilen ‘Amazon Heykeli’; “ at sırtında  ok atan Amazon kadını ve hemen yanında da yaşlı bir nine ve kolunda içi çeltik ve fındık dolu bir sepet” de olacakmış!!!
“Yaşlı bir nine ve kolunda içi çeltik ve fındık dolu bir sepet” ‘figürü’ ile “Amazonları yerlileştirmek, millîleştirmek, Türkleştirmek…”

NETİCE:

Doğrusu şahsen, “Amazonların da Türkleştirileceği” hiç aklıma gelmezdi.
Elbette ki, “uyduruk”, elbette ki “kurgu dolu”, elbette ki “zorakî tarih” meydana getirme gayretleri…
Maalesef, Türkiye’miz  ve Samsun’umuz “efkâr-ı umumiyesi/fikirler,düşünceler camiâsı”, muhtelif sebeplerden; “Amazonlar Mes’elesi”nde iki ayrı safha ayrışmış bulunmaktadır…
İskit-Hun-Göktürk-Selçuklu-Osmanlı-Cumhuriyet “tarihî çizgimiz”e meftûn olanların; gayr-ı millî ve hattâ gayr-ı islamî  “figürleri” “diriltme gayret”lerine “eyvallah” demesi muhal ender muhaldir…
Kaldı ki, “Terme”miz, bütün “zorlamalara rağmen”, asla ve kat’a “Amazonlar Diyarı” de-ğil-dir…
Vesselam…
08.04.2017,Cumartesi
İsmet GÜLTEKİN

Dip Notlar:
1) Abdulkadir BAŞ, “Efsaneden Gerçeğe Terme”, (Terme) Bilgi PINARI Dergisi, Yıl..3 Sayı.. 11 Mart 2017, s.34-35-36
2) Eren SARI, “Amazon Efsanesi”,
3) Arslan BULUT, “Meydan Okuyan Kadın”, Yeniçağ Gazetesi, 20.03.2016

4) “Termeliler Saat Kulesi Yerine Amazon Heykeli İstiyor”, Terme BİLGİ Gazetesi, Yıl.:14 Sayı.:740 05 nisan 2017, s.1 ve 2