Risale-i Nur Külliyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Risale-i Nur Külliyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ocak 2018 Cumartesi

"DERİN TARİH DERGİSİ" ve "MÜSLÜMAN ATATÜRK" Yahut "HOŞGELDİN ATATÜRK"

“DERİN TARİH DERGİSİ”
ve

“MÜSLÜMAN ATATÜRK”

Yahut

“HOŞGELDİN ATATÜRK”



Maateessüf “Derin Tarih Dergisi”, ezcümle “Atatürk Düşmanı Bir Tarih Dergisi” diye ‘al-gı-la-nı-yor…’ Böyle bir “algılamaya”, “Payitaht Abdülhamid” televizyon dizisinde seyrettiğimiz “Çağdaş Parvus”lar, “Siyonist Yahudiler” mi sebep oldu? Bu hususta “hukukî deliller”, maalesef yok!!! Çünkü neticede, 70. sayıya ve  neredeyse 6. seneye kavuşmuş bir “Derin Tarih Dergisi” vakıâsı ile Türkiye’mizdeki bazı kesimleri “rahatsız edici bir Derin Tarih Dergisi” vakıâsı mevcut. Şahsen bendeniz,neşredildiği ilk sayılarından severek ve beğenerek okuduğum bir “Derin Tarih Dergisi...” Üstelik “beynimin zonk  zonk zonklaması”na sebep olan bir “Derin Tarih Dergisi…”

“Derin Tarih Dergisi”nin Ocak 2018 tarihli 70. sayısının “Basında Tarih” isimli   kısmında ,günlük gazetelerden derlenen 6.sayfasında, “Yeni AKİT Gazetesi” muharriri Abdurrahman DİLİPAK’ın  04. Aralık.2017 tarihli, “Haydar BAŞ Hareketi”nin, “İcmal Gençliği’nin Başbuğu” Prof. Dr. Haydar BAŞ’ın çooook ecnebî ajanlarının oyunu bozucu neredeyse bin (1000) sahifeyi bulan “Hoş geldin Atatürk” isimli   eserine mülhemle kaleme alınmış “Müslüman Atatürk” başlıklı köşeyazısı da ‘iktibas’ edilmiş…

“Derin Tarih Dergisi” ve “Müslüman Atatürk”

“Derin Tarih Dergisi” ve “Hoşgeldin Atatürk”


Elbetteki merhum “Şeyh’ül Muharrîrin/ Muharrirlerin Şeyhi” Kabaklı HOCA’mız da, iki ciltlik eseri “Temellerin Duruşması” ile “Atatürk Düşmanı” olmamıştı, “Atatürk Düşmanı” diye damgalanmamıştı”,Atatürk Düşmanı” diye yaftalanmamıştı. “Damgalandı” veya “yaftalandı” ise bendeniz bilemiyorum…
Tıpkı “titrisiz mütefekkir” Taha AKYOL’un, ‘Doğan Kitap’tan neşredilen “Ama Hangi Atatürk” ve “Atatürk’ün  İhtilâl Hukuku”  isimli iki ehemmiyetli eseri  ile neticede,“Atatürk Düşmanı” diye damgalanmadığı ve yaftalanmadığı üzre…
“Anadolu Çocukları”nı “Atatürk Düşmanı” diye damgalamak, “Atatürk Düşmanı” diye yaftalamak, her  rengi ile “emperyal takımlar”ın, “emperyal/ecnebî ajanlar”ın  damgalaması ve yaftalaması olsa gerek…

Merhum “Büyük Hukukçu”muz Samsun-Çarşambalı Ord. Prof. Ali Fuad BAŞGİL bile “Atatürk Düşmanı” olarak damgalanmaktan ve yaftalanmaktan kurtulamamış. Hal bu ki, tahkik ettiğimizde ise ; ‘Cumhuriyet Tarihimizde’,“İlmî bir eserini Atatürk’e ithaf eden ilk ilim adamı” merhum Ord. Prof. Samsun-Çarşambalı Ali Fuad BAŞGİL’dir…
Kaldı ki, “Risale-i Nur Talebeleri”nin “Başucu Kitabı” “Risale-i Nur Külliyatı”da, “Atatürk Düşmanı” dedirtici “bütün risalelerin”, “bütün kitapçıkların”, “ Mahrem Risaleler”in,“Risale-i Nur Külliyatı”ndaki nispeti/oranı yüzde bir(yüz-de bir)dir.


Kaldı ki, “Hoş geldin Atatürk” isimli eserin ekseriyetini bizatihi okumuş olarak diyebilirim ki ve işte buraya dercediyorum ki; “Hem seyyid, hem şerif” olan; merhum Bediüzzaman gibi “Hasaneyn” olan; mübarek  ve nurlu soyunda birden fazla  “Tarikat-i Muhammediye”nin “şubeleri”ne müntesibi olan; “Ehl- Beyt Soylu” olan; “Ehl-i Tasavvuf”, “Ehl-i Tarikat” ehli olan; “Ehl-i Namaz” ehli olan; Kur’ân-ı Kerim’i bile Tecvidli okuyabilen; ilk Kur’an Kursunu, İlk İmam-Hatip Okullarını açan; “Hakk Dini, Hakk Dili” isimli malum ‘tefsir’i ve “Sahih-i Buharî”yi Türk Milletine kazandıran ATATÜRK, nasıl “Deccal” olabilir ki?!

ELHASIL:


Bendeniz, “Derin Tarih Dergisi”nin ‘BasındaTarih’ deki “Müslüman Atatürk” iktisabını çooook önemsiyorum. Öyle ki; ileriki bir “Derin Tarih Dergisi”nin de “Hoş geldin Atatürk” isimli eseri ‘kapak’ yapacağını ümid ediyorum.
Vesselam…
Terme, 13.Ocak.2018
İsmet GÜLTEKİN

metgultekin@hotmail.com

3 Aralık 2011 Cumartesi

"ALLAHIN SADIK KULU-BARLA" İNTİBALARIM


“ALLAH’IN SADIK KULU-BARLA” İNTİBALARIM
Türkiye’mizde “iyi” gelişmeler de oluyor. “Fosilleşmiş dinazor kafalara” kalsa, “meşhur Batı”nın “Ortaçağ”ına doğru gidiyoruz..Yahut da, “Yeni Dünya Düzeni” denen “meret”; “yasaklara karşı, işbirliği metodunu” uyguladığından, yaşanan “iyi gelişmeler” de, “ecnebî patentli”, “ecnebî icazetli” oluyor!!!
Ekseriyetle “hastalıklı” hem de “psikiyastritlik” derecede “hastalıklı olan zihniyet” sahipleri; daha açıkcası “İslamiyet”le, “manevî değerler”le, “kıymet hükümleri” ile hiç mi hiç ilgisi olmayan; “ilgisinin olmasından öte”, “husumetler”, “adavetler” besleyen muhtelif “fosil beyinler”i “ikna” etmekte pek mümkün olmuyor..
“Kadrolu millet düşmanları”, yani “Lozan Antlaşması”na göre ifade edecek olursak; “kadrolu Müslüman düşmanları”, hele de son yıllarda “ekonomik rantları” da pek bozulunca, neredeyse ne yapacaklarını “şaşırıyorlar?”
Günümüz toplumunda “sağlıklı düşünebilmek”, “sağlıklı kararlar verebilmek” ve “sağlıklı bir şekilde aklı kullanabilmek” bile, neredeyse “en büyük başarı”lardan biri sayılmakta..Maalesef “Kerbelâ Vetireleri”nde, hattâ diyebiliriz ki, “Vedâ Hutbesi”nde, “Benden sonra birbirlerinizin boyunlarını vurmayın” diyen “Fahr-i Kainat Efendimiz”(s.a.v.)’in irtihali sonrası başlayan hâlen 1433 Hicrî yıllarda da devam eden “muhteşem kaos ortamı”, “muhteşem kafa karışıklığı zeminleri” “vetireleri” neticesi,bir türlü istediğimiz “nokta”ya gelemiyoruz..Günümüzde de “muhteşem kafa karışıklıkları” hem de çok yüksek oranlarda yaşanmakta.”Hâkk-Bâtıl” âdeta “karman-çorman” olmuş vaziyette.
                                                         1970’LER SONRASI
Mevcut tarihî gelişim itibari ile “Millî-Üniter Yeni Türk Devleti”nin kuruluşu sonrası, “cahiliye hayatı” asla olmamış bir “büyük millet”, “Müslüman Türk Milleti” de, her derecedeki mensupları ile “çok sıkıntılar” yaşadılar..Kimileri de, “biz kimseye silah çekmedik, çile çektik” dediler..İşte bu “çile çekenlerin Başbuğ”larından en önde gelenlerinden biri de “İslâm Âlimi “ Bediüzzaman Said NURSİ(k.s.) idi. Bilhassa bazı sosyologların, “titrisiz münevver”  Ali BULAÇ gibilerin de sık sık “vurguladıkları” üzre, 1970’ler sonrası yaşanılan gelişmelerle hâlen bile doğru-dürüst bir “Millî Burjuvazi”, “Millî Sermaye” oluşamasa da, oluşan “sermaye” gücü ile de “mevcudiyetini” gösteren, muhtelif meşreplerdeki, muhtelif “ekoller”deki “Müslümanlar”, “çağımızın en müthiş silahları”ndan, “güzel sanatlar” dalında da, “sinema sektörü”nde de “mevcudiyetlerini” ispatlamaya devam ediyorlar. “Müslümanlıktan daha güzel bir tanımlamamı var?”, diye soran Rabb’ül-alemin’e “inat”; Türkiyemiz’deki bazı “kafalar”, bazı “beyinler”, maalesef muhtelif sebeplerden; “İslamiyet’in yorum şekilleri”ni, “meşrepleri”ni, “ekolleri”ni, âdeta “din” gibi algılayıp; neredeyse “Müslümanlıklarını” da “unutmak” tehlikesi ile karşı karşıyadırlar..Kelime-i Tevhid’i istenilen seviyede “algılayamayan” zihniyetler”, “particiliğin”, “meşrepçiliğin”,” cemaatciliğin”, “tarikatçiliğin” “bağnazlığına”, “taassubuna” kapılmaktan, belki de ancak, yıllrdır Irak’taki Müslümanların başına yağan “bombalar” sonrası “uyanabilmektedirler..
                “HÜR ADAM”DAN SONRA “ALLAH’IN SADIK KULU-BARLA”
Yakın tarihimizin en mühim “İslâm Âlimleri”nden biri, “Asrın Müceddidi” Bediüzzaman Said NURSİ(k.s.)’yi anlamaya, doğru bir şekilde kavramaya yönelik iki film: “Hür Adam” ve “Allah’ın Sadık Kulu-Barla” Her iki filmi de, “vefat ettiği” Şanlıurfa’daki “sinema salonları”nda izlemek nasip oldu. Geçen, 19 Kasım 2011’de de “animasyon” şeklindeki bir “film” olan “Allah’ın Sadık Kulu-Barla”yı izledim..Sinema salonu, 18.30 “matini” olmasına rağmen; bilhassa “Gülen Hareketi”ne mensup gençlerce doldurulmuştu. Yanımdaki “genç” ile kısa bir sohbetinde, “Risale-i Nur Külliyatı’nın lisanın ağırlığından, anlaşılmazlığından” şikayet ediyordu. Ben de “dilimin döndüğünce”, “lisânımızın başına gelenleri” anlatmaya çalıştım.
Tamamiyle bir “animasyon” tekniği ile hazırlandığından, “nefs kokusu”nu hiç hissetmedim..Perdeye yansıyan “görseller”, “görüntüler “ise insanın “ruhunu dinlendiren” “görüntüler”di. Elbette ki, “Batılı sistem sahipleri”nin, “İngilizce konuşmaları”nın “Türkçe alt yazılı” kısımları, neredeyse filmin “en can alıcı” kısımları idi. “Sürgünzedelerin de Başbuğu” olan Hazret-i Üstad’ın “Barla Hayatı”, “kitabî” olarak da, “görsellik” olarak da, “perdeye” en güzel şekilde aktarılmıştı. Emeği geçenlerin hepsinden, Cenab-ı Hakk razı olsun. Yapılabilecek “tek eleştiri”, üç yıl gibi, günümüz gerçeklerine nazaran “uzun” sayılabilecek bir zaman diliminde hazırlanmış olması..
BAZI “TÜRK OCAKLILAR”, BAZI MİLLİYETÇİLER, BAZI ÜLKÜCÜLER “ÜSTÂD”I ANLAYAMIYORLAR
“Animasyon filmi” şeklinde olan “Allah’ın Sadık Kulu-Barla”yı izlediğim “vetire”de, bir “web sitesi”nde, çok seviyeli ve “sağlıklı düşünceler”ini “fikirler camiası” ile paylaşan Hayati BİCE Bey’in, çok mu çok mühim “Türk Ocakları, Said Nursî ve Necip Fazıl” başlıklı bir yazısını(*) okudum. Ve bir yılı aşan süredir kafamdaki “soru işaretleri”nden birinin de “cevabı”nı öğrenmiş olmam, bana büyük “haz” verdi.Hâlen de “Nurculuk Ekolü”ne mensup, çok sayıda” arkadaşlarım” var..Bir ara bizzat kalmak nasip olduğu “Yeni Asya Ekolü”ne mensup “kardeşlerim” arasında, rahmetli “Necip Fazıl KISAKÜREK”in, bir rahmetli Osman Yüksel SERDENGEÇTİ kadar “sevilemediğini” anladım..Yapılan “izahatlar” ise kafamda “soru işaretleri” oluşturmuştu: Niye?!  Mes’elenin “bam teli”ni, BİCE’nin adı geçen yazısından öğrendim..Son zamanlarda “gündeme” getirilen fakat belki de “fikirler camiası”nın “gündemine” ilk getiren kişi olan BİCE; rahmetli Necip Fazıl KISAKÜREK’in “Son Devrin Din Mazlumları “eseri “mahreçli”, âdeta “Bediüzzaman-Necip Fazıl Kavgası”nın sebeplerini “izah” ediyordu. Elbetteki,”Türk Ocakları-Bediüzzaman Tartışmaları”nı sürdüren, fakat “çok kesin inançlı” biri olduğunu hissettiğim; hattâ “son bir yazısı”nda, “Üstâdı, Kürtçü, Kürdistan Devleti kurmak amaçladığı” gibi, bence tamamiyle “cehalet”ten kaynaklanan” zırvaları” seslendiren Nevval KAVCAR kadar, “Üstad Vakıası”na, “doğmatik” bakmıyor BİCE!
Rahmetli Necip Fazıl KISAKÜREK’in, “Son Devrin Din Mazlumları” isimli eserinde dillendirdiği; “Nurculuk akımının en iddialı söylemlerinden birisi Said Nursî’nin eseri olan Risale-i Nur’u, gelmiş-geçmiş en muhteşem tefsir olduğu iddialarıdır. Gerçekte Kur’an-ı Hakim’deki ayetlerden ancak %10 kadarının yorumlandığı bir eseri tefsir olarak adlandırmak gerçekçi olmaz.Risale-i Nur’da sadece 620 ayet’ten bahsedilir ve bu sınırlı sayıdaki ayetlerden bazılarının tamamı değil sadece bir kısmı sözkonusudur.”(**)
“Nur Risalesi,Kur’an ilhamlarına dayalı bir İslâmî hikmet manzumesidir ve bu ölçüyle ele alınmalı ve değerlendirilmelidir. Ona Kur’an tefsiri denemez.”(***)
Sizlere acizane tavsiyem, hem “Son Devrin Din Mazlumları”nı, bilhassa da “Üstâd”la ilgili kısımları, hem de BİCE’nin adı geçen yazısının “orijinali”ni okuyunuz…
Rabb’ül-âlemin, bizleri de “sadık kulları”nın yolundan ve “hakikat”lerden ayırmasın.(Âmin)
03.12.2011
İsmet GÜLTEKİN
Dip Notlar:
(*): Hayati BİCE, Türk Ocakları, Said NURSÎ ve Necip Fazıl, www.haberiniz.com, 13.11.2011
(**) BİCE, adı geçen yazısı
(***) BİCE, adı geçen yazısı