10 Nisan 2019 Çarşamba

TERME'DEN, "GELDİKLERİ GİBİ GİTTİLER..."

TERME’DEN, “GELDİKLERİ GİBİ GİTTİLER…”



“3. Defa” Mahallî İdareler ,”Terme Belediye Başkanlığı”nı kazanma seçimine,’ CHP+İYİ PARTİ+DP+Fetullahçı Oylar’la girdi, yine kazanamadı..
“Hidolim “in ‘manevî sahibi’, merhum Halil İbrahim Amca , “Avukat Ali YÜKSEL”in ‘3.defası’nı görse idi, yüzüne tükürürdü…
“Terme Belediye Başkanlığı”nı kazanabilme seçimine, “1. defa”sında ve ”2. defası”nda  “Terme Sevdası İçin Duruşunu Bozmayan Avukat Ali YÜKSEL”in; “Terme Belediye Başkanlığı”nı kazanabilmek için,  “3.defa”  “er meydanı”na çıktığında ise maateessüf  “Terme Sevdası İçin Duruşunu” bozdu.
 Çünkü,”bu sefer”, “3. defa”sında, sadece “Saadet Partisi” ‘siyasî kimliği’ ile değil;“Cumhuriyet Halk Partisi ile İYİ Parti ile Demokrat Parti ile “ hattâ Terme’mizde,  “iki bin civarında oy potansiyeli olan Fetullahçılar ile ““Kronik AK PARTİ DÜŞMANLIĞI”nda, “Kronik Erdoğan Düşmanlığında” ‘birleşerek’  “siyasî er meydanına” çıktı.
“3. defa”sında,”Terme Belediye Başkanlığı Seçimi”ni kazanabilmek için; “Terme Sevdası İçin Duruşunu Bozarak” ‘mahallî idareler seçimi”ne girdi de ne oldu?
“Boyunun ölçüsünü aldı…”
Daha “4. defası” da olmaz…
Daha kim, kimler “oy verecek” ki?
 “Siyasî hayatı” da  bitti…
Avukat Ali YÜKSEL’lerin “3. defası”ndaki “kadrosu”, “İstanbul”dan gelmişlerdi, diyebiliriz.
Ve neticede, Terme’den ,“geldikleri gibi gittiler…”
“Termeli MHP’li Ülküdaşlar” da, birikmiş hınçlarını, Av. Ali YÜKSEL’in ‘kadrosu”nu da ‘ engelleyerek ‘aldılar…
Avukat Ali YÜKSEL’ler, “1. ve 2. Defası”nda olduğu üzre,” 3. Defası”nda da ,sadece “Saadet Partisi’nden niye seçime giremedi?
Belki, bu şekilde de girse idi, “3. Defası”nda kazanabilirdi de…

Siz, “Termeli Seçmenleri”, “Termeli Müslümanları” ne sanıyorsunuz ki?
Neticede, Avukat Ali YÜKSEL’lerin “3. defası”ndaki “kadrosu” ile de, “boylarının ölçüsünü” aldılar…
Üstelik, artık,”Terme”mizde de ve “Karadeniz”de de, Samsun Coğrafyasında da,”Büyük Kıyamete Kadar”,“Saadet Partisi-Millî Görüş” olarak, “seçim kazanabilmeleri” de”, çooook imkânsız…
Artık mümkünatı yohtur…
“Türkiye Geneli”,31 Mart 2019 Mahallî İdareler Seçimi Sonuçları”na göre de,”Kazandıkları Belediye Başkanlıkları” itibari ile de, neredeyse “HDP’li Diyarbakır”ın Partisi olup çıktılar…
Şanlıurfa’da bile seçime saatler kala yaptıkları “siyasî gaf” ile de, “Şanlıurfa Belediye Başkanlığı”nı bile kazanamadılar…
Hatta ‘iki dönemdir’ “Saadet Partili  Akçakale Belediye Başkanlığı”nı bile “Ak Parti”ye kaptırdılar…

Üstelik de “2019’lar Türkiye”sinde de, çok da “Takiyyeci”ler…
Hem de “Fetullahçılar”dan da  fazla derece de “takiyyeci”ler…
Ve “ 3. defa”sında, bilhassa da, ‘Kronik Erdoğan Düşmanlığı’nda, ‘Kronik Ak Parti Düşmanlığı’nda “birleştikleri âşikar” olan bir “kadro” ile”Terme Belediye Başkanlığı”nı kazanabilme adına ,“Terme Sevdası İçin Duruşunu Bozan” Avukat Ali YÜKSEL’ler, neticede, belki de bir daha “aday olmamak” kaydı ile de Terme’mizden “Geldikleri gibi gittiler…”
Vesselam…
Terme, 05.04.2019
İsmet GÜLTEKİN

Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci GİBİ GİTTİLER

BOZKURT İLHAM GENCER:"- ŞARKILARLA YAPILAN İHANET, SİLAHLARLA YAPILMAZ"

BOZKURT İLHAM GENCER:”ŞARKILARLA YAPILAN İHANET, SİLAHLARLA YAPILMAZ”
“MİLLÎ MARŞ” DİYE BİLDİĞİMİZ
“YABANCI MARŞLAR”
ve
“SİYONİST YAHUDİ MARŞLARI”


Yukarıdaki başlıkta zikredilen mes’elenin Türkiye’miz deki mütehassısı, “Türk Pop Müzisyeni,Piyanist Bozkurt İlham GENCER”dir.
O’nunla iki veya üç sene önceyapılan“röportajı”,okuduğumda, bendenizi bile “şoke etmiş”ti.
Meğerse “Millî Şarkı”mız, “Millî Marş”ımız diye bildiğimiz “Şarkı” ve “Marşlar”ımız, aslında “Yabancı Şarkılar/Yabancı Marşlar” ve “Siyonist Yahudi Marşları” imiş…
Meselâ, 1- Hayat Bayram Olsa
2- Sev Kardeşim
3-Memleketim
4-Gençlik Marşı/ Dağ Başını Duman Almış
Şimdi zikredilen ‘haber site’sinde yer alan “röportaj”ın yapabildiğim nesre geçmiş hâli şöyle:
Hâlen doksan yaşını aşmış ve hayatta olup ‘Türk Pop Müzisyeni, Piyanist’ olarak da mesleğini idame eden muhterem Bozkurt İlham GENCER’e kulak verelim:
“Yahudi Marşları ile büyümüşüz…Türk Milleti’ne en büyük ihanet şarkısı/marşı,”Memleketim”, “Yahudi Şarkısı/Yahudi Marşı”dır.
Merhum eşim Ayten ALPMAN’a söylettirdiler.
1974’de,TRT’de de “Millî Marş” gibi kabul edildi.
Dönemin TRT Genel Müdürü İsmail CEM’in,adetâ “Siyonist Yahudilere Hediyesi” oldu. ‘Kıbrıs Barış Harekatı’ sürecinde…
“Biz gönlümüzce eğleniriz,
Gerisi Allah Kerim…”
“Kıbrıs’ta Şehidler” oluyor, siz ise ;
“Biz gönlümüzce eğleniriz,
Gerisi Allah Kerim”diyorsunuz…
“Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar…” “Onuncu köy” benim: Vatanım, Milletim…
Ben bu ‘şarkı’nın, bu ‘marş’ın sözlerini şöyle değiştirerek söyledim:
“Ben gönülden severim.
Gerisi Allah Kerim.
Bir başkadır,
Benim Türk Milletim…”
MÜZİK ve İHANET
“Müzik ile insanları kandırırlar. Üç yaşındaki bir çocuğun zihnine bir kelime sokarsanız; bu bir kelime ,o çocuk üniversiteyi bitirinceye kadar, o bir kelime ile “hain”, “ Düşman” olur.
“Türk Milleti’ne Düşman” olur; “İslamiyet’e Düşman” olur; “İnsaniyet’e Düşman” olur…
Müzik ile yapılan “ihanet”i , “silah” ile yapamazsınız.”
TÜRKİYE’DE “İHTİLÂL”LER ve “MARŞLAR”
“Türkiye’mizdeki “ihtilâl”ler de, hep “marş”larla olmuştur…
1-27 Mayıs İhtilâli-Gazi Osman Paşa Marşı: Rusya’dan gelen bir ‘Komünist Ajan’ tarafından-Rusya’daki Enstitülerde, Türkçe bilerek yetiştirilen- “Plevne Marşı”mızdaki;
“Tuna nehri akmam diyor,
Etrafımı yıkmam diyor.
Şanı büyük Osman Paşa,
Plevne’den çıkmam diyor” mısraları;
“Olur mu böyle olur mu?
Kardeş kardeşi vurur mu?
Kahrolası diktatörler,
Bu vatan size kalır mı?” diye değiştirerek; “Rahmetli MENDERES’i asmanın yolunu açtılar…
Türkiye’de “Şarkı/Marş” ile yapılıyor “İhtilâller”; “silâh” ile değil!!!
2- Hayat Bayram Olsa
3- Sev Kardeşim… Darbe marşlarıdır…
“12 Eylül İhtilâli Marşı” ise Hasan MUTLUCAN’ın söylediği ‘Estergon Kalesi Marşı…’
“Sev Kardeşim”, “İsrail Millî Marşı…”
“Memlekettim”,”Yüzde yüz İsrail Millî Marşı…”
Suâl:- Neden “İsrail Millî Marşları” da, Avustralya veya Japon Marşları değil?
Cevap:- Japonya’dan Dünya’ya bir tehlike gelmez. Amma “Siyonizm”den Dünya’ya tehlike gelir...
Japonlar, kendi milleti için çalışırlar. Amma “Siyonizm”, ‘Dünya’yı Masonlaştırmak için çalışır…’ Yahut da, “Masonlara Ortak olurlar…”
ATATÜRK ve MASONLAR=SİYONİST YAHUDİLER
“Bu ‘Masonlar’ın hepsinin Atatürk’den ve Türk Milleti’nden özür dilemeleri kazımdır.
Atatürk mason localarını kapattı.
Kendilerini ‘Atatürkçü’, ‘Kemalist’ ve ‘İlerici’ gören muhterem zatlara ben soruyorum: “-Büyük Atatürk,1933 yılında, Mason Locasını kapatmıştır. 1938 yılında, İsmet Paşa, Reis-i Cumhur olur olmaz,Mason Localarına faaliyet hakkı vermiştir.
Ben şimdi soruyorum:”- Türk Masonları, Rotaryenler,Lions Kulüp Üyeleri; Bu ‘Dinsiz’ ve ‘Milliyetsiz’ tarikattan daha ne bekliyorsunuz?”
Türk Milleti’nden özür dileyin…
Bu ‘Dernekler’inizi de kapatın…
Türk Milleti’ne hizmet etmek için, çok güzel fırsatlar vardır; bu fırsatları kullanın…
‘Nuri Ziya Sokağı’ndaki “Mason Locası”na da buradan sesleniyorum: - Siz de o ‘Derneği’nizi kapatın ve Türk Milleti’nden özür dileyin…
Suâl: - Neden “özür dileyecekler?”
Cevap: - Bu teşkilatlar, ‘gizli teşkilatlar…’ “Neden mi ‘özür dileyecekler?’
Atatürk, ‘Mason Locaları’nı kapatmıştır…
Suâl: - “Kapatmadı…” “Biz feshettik” diyorlar…
Cevab: - “Yalan” konuşuyorlar…Onların hiçbir sözüne inanmayın……”
“DAĞ BAŞINI DUMAN ALMIŞ-GENÇLİK MARŞI” DA ‘İSVEÇ HALK ŞARKISI’/ ‘İSVEÇ MİLLÎ MARŞI’
“Dağ Başını Duman Almış Marşı”, yani “Gençlik Marşı” da, ‘resmen İsveç’in Millî Marşı’dır…
Ali ELÖBE isimli bir ‘Türk’, ‘Türkçeleştirmiştir…
“The Irallanda Jöntor/ İsveç Millî Marşı” dır yani…”
“MASONLAR=SİYONİST YAHUDİLER”
“Masonlar= Siyonistler=Siyonist Yahudiler”, ikisi ‘aynı şey’ zaten…
‘Kültür Erozyonu’ yapıyorlar…
İsrail, Türkiye’deki her iktidarı ‘devirmek’ için; “şarkılarla, marşlarla” ‘propaganda’ yapar…
“Hollywood Film Sektörü” de, “Masonların, Siyonistlerin…”
‘Masonlar=Siyonistler=Siyonist Yahudi Lobileri”, ‘Türk Milleti’ni bölmek ‘ isterler ve bundan da “para” kazanırlar…”
“DOLAR – ALTIN-PETROL” FİATLARI ARTIYORSA!
Türkiye’mizde yaşanılan bir “vakıa” olan ‘Dolar-Altın-Petrol’ fiatlarının ‘yükselişindeki “Dış Güç Etkisi”ni, “Mason-Siyonist-Yahudi Etkisi”ni ‘dudak bükerek’ küçümseyen ‘bazıları’na, Bozkurt İlham GENCER’ce cevap:- “Dolar’ı, Altın’ı, Petrolü dünyada kim topluyor? Onların teşkilatları topluyor…Yahudiler topluyor… Baronlar, Baronesler topluyor…
Paraya taparlar…Dinleri, imanları “para”dır…
Karl Marks, Lenin hep ‘Siyonist-Mason-Yahudi’dirler…”
“OYUN’UN ADI”
“Dünya’da oynanan “oyun”un adı: Masonik-Siyonist-Yahudi gizli teşkilatın, Türkiye’yi ‘dize getirme oyunu’dur…
Suâl:- Neden?
Cevap:- Türk Milleti, Büyük bir Millet de ondan…
“Her yolu” denerler: “Fesat çıkarma”, “İşkençe”, “Darbe”, “Medya…”
TÜSİAD, Masonların, Siyonistlerin, Yahudilerin ‘Yan Kuruluşu’dur…
Rahmetli Sakıp SABANCI, onlardan ayrıldı…
SABANCI’yı da ben evlendirdim…
Bakınız, kolumda saatimde resmini taşıyorum…”(*)
NETİCE-İ KELAM:
“10. Yıl Marşı”nın da “28 Şubat Post Modern Darbe”nin “Darbe Marşı” olduğunu da biliyorsunuz herhalde!?
Vesselam…
Terme, 17.Ekim.2018
İsmet GÜLTEKİN
Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci
metgultekin@hotmail.com
(*): www.haberiniz.com.tr haber sitesindeki ilgili ‘röportaj’ videosu;
Lütfen şu kaynaklara da bakınız:
1) Ahmet Deniz AĞCA, “Ünlü Müzisyen İlham GENCER’den İlginç Yorum: “Türkiye’deki Bütün Darbeler, Şarkılarla Yapılmıştır”, Yeni DÜŞÜNCE Dergisi,21.Kasım.2015
2) Aziz ÜSTEL’in, Star Gazetesi’ndeki “Masonlukla “ ilgili Dizi Yazıları, 16-17-18 Ekim 2018
3) Yeni AKİT Gazetesi, “Millî Marşlar”ımız, aslında “Yabancı Marşlar” olduğuna dair, geçen aylardaki ilgili ‘Sürmanşet’‘görsel’ deki ilgili haber…

4) Ve Facebook/igltk’deki ilgili “paylaşım…”

MEHMET RIFAT ILGAZ'IN, 'ANADAN DOĞMA OSMANLICILIĞI'NDAN; 'DEVRİMCİLİĞE' UZANAN SERGÜZEŞT-İ HAYATI ve TERME(*)

MEHMET RIFAT ILGAZ’IN,
“ANADAN DOĞMA OSMANLICILIĞI”NDAN;
“DEVRİMCİLİĞE” UZANAN
SERGÜZEŞT-İ HAYATI ve TERME(*)




“BOYUNA GELEN  HÜRRİYET

Hürriyetin ilanından hemen sonra dünyaya gelmişim... İlk hürriyet çocuklarındanım sizin anlayacağınız.

Hürriyet çocuğu olmam, üç beş yıl sonra Vahdettin gibi bir adam tahta çıktığı gün, hükümetin önünde «Padişahım çok yaşa!» diye bağırtılmama hiç de engel olamadı. Hem hürriyet çocuğuydum, hem de her fırsatta nerde olursa olsun bağırtılıyordum: 
«Padişahım çok yaşaaa!...» 
Sonradan olma Osmanlı değilim ben, bazı yazar arkadaşlarım gibi, anadan doğma Osmanlı'yım. Ama Osmanlı' lığım çok sürmedi, ancak yedi sekiz yaşıma kadar. Sonra Harbiye'nin kapatılması ile başöğretmen olarak okulumuza gelen genç bir Harbiye'linin isteğine uyarak kırmızı fesimi yere çaldım, bir kalpak geçirdim başıma, oldum bir Kuvay-ı Milliyeci.

Bilmeden Osmanlı oluşum bitti, oldukça bilinçli bir Mustafa Kemal'ci oldum. Cide'de kurulan «İstihbarat Odası» nda,Harbiye'li başöğretmen tarafından görevlendirildim. Başladım köylere dağıtılmak üzere ajansları kopya etmeğe. Halkın istilacılara karşı açtığı savaşın bütün haberlerini ayrıntılarına kadar karbonlu kağıtların üstünden bastıra bastıra kalem yürütüp çoğalttım. Yalı'dan cephane taşıyan yürekli gemicilerin takalarını yüzdürdüm, Yunan gemileri tarafından sıkıştırılanları karaya çektim. Hemşerim Rahime Kaptan'ı da öbür kaptanlarla birlikte, bugünlerde tanıdım. Gene bugünlerde Mehmet Akif’in şiirlerini okudum, onun inanmış sesiyle:

«Cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz
Bu yol ki hak yoludur dönme bilmeyiz, yürürüz.»
 «Padişahım çok yaşa» diye bağırdığım hükümet meydanında Ferdaları, Millet Şarkılarını da okudum. Yunanlı'ları denize döktüğümüz gün çarşı ortasında kurulmuş, defnelerle donatılmış bir sayvandan bağırdım. Fikret'in ağzı ile:
 «Ey, hak yaşa, ey sevgili millet yaşa, varol.»
1908 de hürriyete kavuşan memleket, 1922 de istiklali öğrenmiş oluyordu.Artık ne istilacı görecektik, ne sömürgeci. Hemen her yerde İstiklâl Marşı'nı hem söz olarak, hem şarkı olarak tekrarlıyorduk. İstiklal Marşı'nın önce şiirini ezberletmişlerdi bize. Başöğretmen defterlerimize yazdırıyordu:
«Kahraman ırkıma bir gül ne bu şiddet bu celal!»
Bu mısraı yazarken değil de yazdıktan sonra okurken ilk tokadı yemiştim. Öğretmen yazdırırken «bir gül» ü, virgül olarak geçirmiştim defterime:
«Kahraman ırkıma, ne bu şiddet bu celâl!"»


1926’ larda Büyük Millet Meclisi’nin bu marşı değiştirmek için açtığı yarışmaya bu tokat yüzünden katılmış olacağım. Sonraları sınıf arkadaşım Hilmi Özgen bir anısında yazmıştı bunu. Bana bu şiir için Ankara'dan bir teşekkürün geldiğini de belirtmişti anılarında. 

Cumhuriyet ilân edildiği gün; Terme’de, sıtmadan yatıyordum yorgan döşek. Top seslerini yatağımda duymuştum. Cumhuriyetçiliğim, Kuvay-ı Milliyetçiliğim gibi hızlı olmamıştı. Gene ateşli idim ama, bu ateş daha çok sıtmadan ileri geliyordu!

Ortaokulu Kastamonu'da okurken Mustafa Kemal’in emri ile Kuva-ı Milliye kalpağını çıkarıp şapkayı geçirdim başıma. Artık devrimci oluyor, batının uygarlık düzeyine doğru yükseliyordum. Fes gitti, kalpak gitti derken kaç tokat karşılığı öğrendiğim eski harfler de gitmiş, yerine Latin harfleri gelmişti. Devrimler sürüp gidiyordu: Vereme yakalanıp da Yakacık Sanatoryumu’na düştüğüm günlerde Mustafa Kemal öldü. Devrimlerin hızı da kırıldı.

İkinci Dünya Savaşı başlamıştı. Şair olmuştum. Gerçekçi, toplumcu, devrimci şair. Kelepçeler, zincirler geldi peşinden. Savaş bitti, Misuriler geldi. Yeniden sorgular sualler, Sultanahmet'ler, Davutpaşa’lar!..

Ve 27 Mayıs geldi, Anayasası ile birlikte. Hürriyet bir daha geldi.

13 yıl geçmiş bu 27 Mayıs Bayramı üstünden. Bugün erken kalktım, tam onüç yıl önce de erken kalkmıştım, çok erken. Bir gazete aldım, Orhan Kemal roman armağanının Çetin Altan tarafından kazanıldığını yazıyordu. Geçen yıl da Yılmaz Güney kazanmıştı.

Bu armağandan kendime bir öğünme payı çıkartarak sevindim. Orhan Kemal İkbal Kahvesi adlı bir kitapta şöyle söylüyordu:

«İlk hikâyem, Rıfat Ilgaz'ın sorumlu müdürü bulunduğu Yürüyüş dergisinde çıktı.»

Şu rastlantılara bakın!. Orhan Kemal ilk hikayesini Bursa Cezaevinden göndermişti. Tam otuz yıl sonra, adına acılan roman armağanını kazanan Yılmaz Güney de cezaevindeydi. İkinci armağanı kazanan Çetin Altan da öyle. Şu güzel rastlantıya bakın ki 1982 de Orhan Kemal Roman Armağanını da. Yıldız Karayel adlı romanımla ben kazandım. Hem de bir gözaltı dönüşü...

Gazeteden okuduğum haber şöyle bitiyordu:

«Çetin Altan tutuklu olduğundan armağanı Sağmalcılar Cezaevi'nde verilecektir.»

Başarını ve Hürriyet Bayramını kutlarım Çetin Altan! (Rıfat Ilgaz, Cart Curt ,Çınar Yayınları, 1984,  İstanbul, s.17-20)

Dip Not:
(*): www.istiklalmarsidernegi.org.tr,   İstiklâl Marşı Arşivi(*) 
"Her yerde İstiklâl Marşı'nı hem söz olarak, hem şarkı olarak tekrarlıyorduk." 12 Mart 2019

NOT: Mehmet Rıfat ILGAZ, “Türk Sağı”ndan, Yeni Çağ Gazetesi Köşe Yazarı, rahmetli Âfet ILGAZ Hanımefendi ile de evlenmişti.

31 Mart 2019 Pazar

SİYASETİN CİLVESİ: "BU SEFER" DE 'MHP'Lİ ÜLKÜDAŞLAR...'

“BU SEFER”DE ,“MHP’Lİ ÜLKÜDAŞLAR”, “FİİLİYAT”TA “MİLLET İTTİFAKI” ‘SAADET PARTİLİ TERME BELEDİYE BAŞKANI ADAYI AVUKAT ALİ YÜKSEL’İ ENGELLEDİ



İlk defa “İttifaklar”la girilen bir “Mahallî İdareler Seçimi” de tamamlandı…

Mevcut “siyasî irade”, birden fazla ‘Büyükşehir”li illeri kaybetse de; “Medine-i İstanbul”da, “seçim sonuçları” %48.7’de ‘dondurulmuş’ olsa da; bu seçimin galibi yine AK PARTİ olduğu aşikâr…

“Aşikâr” olan çok hususlar var:

Hem ‘yerel ölçek’te, hem de ‘Türkiye Geneli Ölçeği’nde, “MHP’li Seçmenler”in, “MHP’li Ülküdaşlar”ın; “Liderleri Dr. Devlet BAHÇELİ”nin ‘emirleri’ne, neredeyse “firesiz” riayet ettikleri gerçeği…

Yirmi iki sene sonra da, önümüzdeki “4 Nisan”, rahmetli “Başbuğ Türkeş”in vefâtının da 22. yıldönümünde, “Dr. Devlet BAHÇELİ’nin, tamamiyle “Milliyetçi Hareket Partisi(MHP)”ne ‘hükmettiği’  de ‘aşikâr…”

“Cumhur İttifakı”nca, “MHP”ye ‘bırakılan”, hemen hemen bütün “Belediyeler” alınmış gibi..

“Medine-i İstanbul”da, “Maltepe” ‘alınamasa’da, “Silivri Belediyesi MHP”nin…

Samsun’da “MHP’ye bırakılan  Asarcık ve Alaçam Belediyeleri MHP”nin…

Ordu İli’nde, yanlış demiyorsam; “MHP’ye bırakılan ilçeler MHP’nin…”
Kastamonu Belediyesini ise MHP’nin ‘almış’ olmasına ne demeli?

Üstelik  “yerel ölçek”te “kazanamayacak” hâldeki bazı “ AK PARTİLİ Belediye Başkanlıkları” da, ‘Liderleri”nin “emirlerine firesiz riayet” eden “MHP’li seçmenler”,”MHP’li Ülküdaşlar” sayesinde,  “Belediye Başkanlıklarını ” kazandılar…

Meselâ, Samsun İli’mizin  Çarşamba, Salıpazarı, Terme Belediye Başkanlıklarını kazanan “AK PARTİ’li Adaylar”, seçimi, “MHP’li Seçmenler”in, “MHP’li Üküdaşlar”ın attıkları “oylar”, “reyler” sayesinde kazandıkları da “aşikâr…”

Hele de “Terme Belediye Başkanlığı’nı” kazanan “AK PARTİ’li Avukat Ali KILIÇ”ın da, yine “MHP’li Seçmenler”, “MHP’li Ülküdaşlar”ın verdiği “oylar”la, “reyler”le seçimi kazandığı da “aşikâr…”

Ve 3. defa “Terme Belediye Başkanı Adayı” olan ‘Saadet Partili Avukat Ali YÜKSEL”in ise aslında “Millet İttifakı Adayı” olarak, % 40 civarında “oy/rey” almasına rağmen; “Terme Belediye Başkanlığı”nı kazanamayışın, belki de “tek sebebi”, “siyasetin bir cilvesi” olsa gerek.

O “cilve”de şu:

Her defasında, “Sakın Terme Belediyesi’ni , bilhassa MHP’liler, MHP’li Ülkücüler kazanmasın”, diyerek; âdeta “engelleme yapan” Avukat Ali YÜKSEL’ler; 31 Mart 2019 Mahallî İdareler Genel Seçiminde ise “bu sefer”, “Cumhur İttifakı” olarak; “Oyumu Cumhur İttifakına attım”, diyen “Liderleri” “Dr. Devlet BAHÇELİ”nin “emirlerine firesiz riayet” ederek; Avukat Ali YÜKSEL’in ‘Terme Belediye Başkanlığı”nı kazanmasını “engellediler…

Engelledikleri de “aşikâr…”

“Siyasetin cilveleri…”


“Samsun İlk Adım İyi Parti Adayı Necattin DEMİRTAŞ”ın seçimi kazanması; “Bağımsız Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Erhan USTA”nın %20’ler civarında ‘rey/oy’ alması ve ‘Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı”, ‘Atakum Belediye Başkanı Adayı Zihni ŞAHİN” in ise “CHP’nin Kal’ası Atakum”dan %40’ları aşan oranda ‘rey/oy’ alması da, “seçim süprizleri”nden olsa gerek…


“Liderleri Şehid” edilmiş “Hilâl-Gül Hareketi”nin; “Ülkücü Hareket’in Özü-Çekirdeği” olan “Büyük Birlik Partisi”nin; seneler sonra “amplemi” ile “Muhammedî gül bayrağı” ile seçime girmesi, “Türk Milleti”ne, “seçmenler”imize, “özgül ağırlığı”nı, “gönüllerin partisi” olduğunu, yeniden tasdik ettirdi…

Bazılarınca,“Sivas’ın Partisi” de denilen “Büyük Birlik Partisi”, “Yiğidolar”dan, %36 aşan derecede oy/rey alarak, ikinci parti oldu…

Samsun Aycacık’ta, %20’lerin aşan oranda; Çarşamba ilçesinde, %6’ları bulan oranda; Ordu İli’mizin bazı ilçelerinde ve Tokat ilimizin bazı ilçelerinde, Sakarya ilimizin bazı ilçelerinde de, %20’ler civarında oy/rey aldı…

Aylar öncesinden başlayan “Mahallî İdareler Genel Seçim Süreci”nde, hiçbir şaibesi, hiçbir dedikodusu çıkmayan “Büyük Birlik Partililer”, neredeyse “10 sene önceki siyasî siklet”e, yeniden kavuşup; âdeta “Bir ölür, bin diriliriz” dediler…

Şayed, “Medya Grubu” teşkil ederler; “günlük” yahut “haftalık peryotlu yayına” geçebilirlerse ve de “Dargın Alperenleri”, “Dargın BBP’lileri” yeniden “BBP Yuvası”na dahil ettirebilirse, 2023’de yapılacağı söylenilen “seçimler”de de “siyasî muvaffakiyetleri”ni idâme ettirememeleri için de hiçbir sebep olmayacak…

Hatırlanacağı üzre;merhum “Şehid Liderleri”nin de zaman zaman dillendirdiği üzre; “Sosyal iktidar olunmadan, siyasî iktidar olunmaz…”

Ve 31 Mart 2019 Mahallî İdareler seçimin ‘en sürpriz neticeleri’nden biri de, “Tunceli İli”nin “Belediye Başkanlığı”nı “Türkiye Komünist Partisi(TKP) Adayı” nın kazanmış olmasıdır…

Herhalde çoğumuz, “Komünizm Nedir? Ne Değildir?” ‘dersleri’ne ,yeniden çalışmak mecburiyetinde kalacağız…

Vesselam…
Terme, 01 Nisan 2019
İsmet GÜLTEKİN

Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci

29 Mart 2019 Cuma

"SİBER OYUNLAR ve OYUN BAĞIMLILIĞI"-NESİLLERİMİZ

    TEHLİKELİ-ZARARLI
 ‘BİLGİSAYAR OYUNLARI’
                 ve
      NESİLLERİMİZ

“Çağ”ımıza, “Asrı”mıza ne isimler verilmişti?

“Milenyum Çağı/Milenyum Asrı…”

“İletişim Çağı/İletişim Asrı…”

“Bilgisayar Çağı/Bilgisayar Asrı…”

“İnternet Çağı/İnternet Asrı…”

“Dijital Çağ/ Dijital Asır…” vesaire..

“20. Yüzyıl/20.Asır” biteli ’19 sene/19 Yıl’ olacak…

“21. Yüzyıla/21. Asra” gireli de neredeyse “19 sene/19 yıl” olacak…
 
Hâlen yaşadığımız bu “çağ”, bu “asır”, geçen “çağ”lara da, geçen “asır”lara da hiç mi hiç benzememekte…

“Bir kütüphane dolusu kitabı”;affedersiniz, eşeklerin, katırların, atların sırtlarına yükleyip de, yanınızda bulundurmanıza ihtiyaç kalmadı…

 Yine, “bir kütüphane dolusu kitabı”; “yoğun tekerlekler”, “CD”ler, “flash bellekler” vesaire ile hiç de fazla yer kaplamadan, hiç de “ağır” olmadan,neredeyse “sıfır gram ağırlığı”nda, çantanızda, cebinizde rahat taşıyabiliyorsunuz…

Oturduğunuz “masa”dan, “Küre-i Arz”ı, “Dünya Küresi”ni gezebiliyor, seyahat edebiliyor, âdeta”dünya küresi”ni, “avucunuzun içine alabiliyor”sunuz…

Evlerin, hanelerin ‘yatak odaları’nı bile ‘kalın duvarları aşarak’ görebiliyorsunuz…

“Bir tık kadar kolay” dedirten hâller vesaire…

“ÇAĞIMIZIN/GÜNÜMÜZÜN HASTALIKLARI”

Maateessüf, “bütüncül/şümullü bakışlar”la, “çağ”ımıza, “asrı”mıza ve yaşadığımız “günümüz”e nazar ettiğimizde ise o kertede de “tehlikeler”, o kertede de”zararlar”, o kertede de “hastalıklar” ortaya çıkaran “çağ”ımız, “asrı”mız ve yaşadığımız “günümüz…”

Bir zamanlar yazdığım üzre; “İletişim Çağı mı, Cehalet Çağı mı?” dedirten hâller…
Nesillerimiz çooook ‘tehlikeler’, çooook ‘muzırlıklar’, çoooook ‘hastalıklar’ ve de çooook ‘ecnebî tuzaklar’ altında…

“Yeşilay Cemiyeti” ‘Sivil Toplum Kuruluşu’ndan tutun da, ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti’mizin alâkalı bütün ‘kurumları’; “Ebeveynler”i, “Anne-Babaları” şuurlandırmaktan tutun da; neredeyse bütün “sosyal dilim mensupları”nı da, hattâ topyekûn “Türk Milleti”nin fertlerini  de şuurlandırma gayretindeler….

Bugün, okulumuzda,İlçe MEM “Rehber Öğretmeni”miz  aracılığı ile hem “Öğrenci Velileri”mize, hem de “Öğretmen ve İdareciler”imize yönelik; “sanal gerçekliği” ifâde eden; “sanal”,”internet”,”bilgisayar oyunları” anlamına gelen, “Siber Oyunlar ve Oyun Bağımlılığı Semineri” verildi…

Ve nesillerimiz için “tehlikeli-zararlı” olan ,”siber oyunlar”,“sanal-internet-bilgisayar oyunları” hakkında, hem ‘bilgilendirme’ yapıldı; hem de “yapılması elzem (çok  çok gerekli) olanlar, “çare”ler, ‘slayt’ eşliğinde izah edildi…

Zaman zaman “yazılı basın”da, “sosyal medya” da da “tehlikeleri-zararları” ‘gündem’e getirilen;“Mavi Balina(Blue Whale)”; “Mariam”;”2 Gün Kaybolma Oyunu(48 Hour Challange)”;”Momo”;”4 Ölü Bıraktı(Left 4 Deat);”Lige Saldırmak(Blizt The League 2);”Ölü Alan(Deat Space)”;”Azizlerin Sırası(Saints Row)”;”Yansımalar(Fallout 3)”;”Büyük Fark(Farcry 2)”;”Youtuber Cesaret Oyunları” isimli sözde “Bilgisayar Oyunları…”

En enteresanı ise bilhassa “STK”larımızdan “Yeşilay Cemiyeti”mizin dikkat çektiği, sözde “kitap yazma,paylaşma uygulaması” olan “Whatpad”deki “tehlikenin boyutları…” idi…
“Millî-İslamî Değerlerimiz”in adetâ ‘ırzına geçildiği’ muhtevaların paylaşımlarının mevcudiyeti…

ELHASIL:

Bir zamanlar, bir ‘reklam filmi’nde de dillendirildiği üzre; “Milletimiz bilinçleniyor” dedirtmeye de devam ediliyor…
“Bir tık kolaylığı” ile de…
Vesselam…

Terme, 28.03.2019
İsmet GÜLTEKİN

"DE NOKTALAR"IN SİNEMA FİLMİ(*)



                                            “ DE NOKTALAR”IN SİNEMA FİLMİ

                                                          “ Deli ve Dâhi “(*)


Çok akıllı, “okumaktan delirmiş” biri diplomalı ,diğeri ,birilerinin “deli” dediği iki adam.
Türkiye’mizdeki “Urfaca”, “İBO”ca dersek; “ Oxford vardı da biz mi gitmedik!?” dedirten sinema filmi..
(“İnternet”te “tanıtıcı yorum” daki ifâdeleri biraz “zenginleştirerek” ifâde ediyorum.(İsmet))
“ Demek istemezdim ama dedim işte.”
 Çünkü, 19. yüzyılda “Oxford İngilizce Sözlüğü'nün ,on bin kelimelik ilk baskısını hazırlamaya çalışan James Murray ile Dr. W.C. Minor’un hikâyesini anlatıyor.
“ Elin “Oxford”u, diye geçemiyorsunuz tabi…
 “Kamus”ların, “Lûgat”ların, “Sözlük”lerin  ve  kelimelerin ötesinde bir hikaye var içeride.
 Vazgeçmemek, düşünmek, çalışmak ve okumak var.
Hepsini geçin; Mel Gibson ve Sean Penn var.
Farhad Safinia filmin yönetmeni.”

Henüz, seyredemediğim fakat iştiyakla seyretmeyi arzuladığım “Deli ve Dâhi” sinema filmi, “internet”te böyle tanıtılmış!
Velâkin alâkalı sinema filminin “afişi”ne, aslında “Deli ve Deli Adam” yazılmalı idi.
Üstelik “Dahi” yazılmış” ki, “bağlaç, ben dahi, ben bile” anlamında.
”Olağanüstü yetenekleri olan”, “dehâ”,yani “Dâhi” anlamını da veremiyor..

                    BENİ DE “ŞAHIS BAZI”NDA, “KİŞİ BAZI”NDA                       ALÂKADAR EDEN SİNEMA FİLMİ


 Meğerse, senelerden beri bana başkalarına tanıtırken “Profesör” diye tanıtan Zabit Ağbiciğim; aslında , bimeden; İngilizce “Deli” anlamındaki “Professor” diyormuş da, ben de bana “Profesör” diyor, “A ne güzel”, “Kibirlenmeyeyim”, diye düşünerek; “ mütevazılık moduna” giriyordum…
Belki de, gerçekten “Profesör” diyordu…
Belki de, o da bilmiyordu,  benim gibi, “Profesör” okunuşunun İngilizce’sinin “Deli” anlamına gelen “Professor” olduğunu…

Esasında yazılışı İngilizce “Professor”; “Tarzanca Türkçe Okunuşu”, “Profesör”; normalde  “Türkçe okunuşu” “Profesı…”

Yine esasında İngilizce yazılışı ile “Professor” kelimesinin “Türkçe Anlamı” ise, gerçekten “Profesör” ,”Öğretim Üyesi” anlamında…(**)
Yine, İngilizce  yazılışı “Madman” kelimesinin “Türkçe okunuşu”, “medmen” veya “maed maen”; sinema filminde “Türkçe anlamı “,aslında  “Deli” , “Deli Adam” anlamında…
“Türkçe” ‘Deli”, İngilizce yazılışı ile “Mad”; Türkçe “Deli Adam”; İngilizce yazılışı “Madman…”
İngilizce yazılışı ile “Man” “adam” demekti…
“Türkçe okunuşu “ile “men” veya “maen…”
“Çağrışan İngilizce kelimeler” ise; günümüzde çok kullanılan ve “Türkçe”mize de geçmiş şekli “Manyak” tan ; İngilizce yazılışı ile “Maniac”’tan tutun da; yine İngilizce yazılışı ile “psychoath”, yani “Türkçemiz” e de geçmiş şekli ile “Psikopat”  gibi çok sayıda “İngilizce” kelimeler:

Türkçe’mizde “dâhi”  kelimesi; İngilizce yazılışı ile “Even…” demek.
Yine Türkçe’mizde “Beka” veya “Bekâ” daki  gibi “İmlâ (Yazım)  Mes’elesi”nde olduğu üzre; “Dahi” (bile, dahi, ben bile, ben dahi) ve “Dâhi”(dehâ sahibi) “Anlam ve İmlâ(Yazım) Mes’elesi” mevcut…
“Türk Dil Kurumu” muza göre(****);”İmlâ/Yazım Kuralı”na göre; “dahi” anlamı başka, “dâhi” anlamı başka…
Yani her “lisan”ın belkemiği olan “Dilbilgisi”, “Gramer”, veya “Sarf ve Nahiv” mevzûu…
Türkçe’mizdeki “Deha” kelimesi; İngilizce yazılışı ile “Genius…”
“Deli ve Dâhi” sinema filminde ise  İngilizce yazılışları ile “The Professor and  The Madman” kullanılmış…
“Ne diye böyle kullanılmış?”, anlayamadım.
Halbu ki,İngilizce yazılışına  göre ,“The Professor and The Madman”; “Türkçe Anlamı” ile “Deli ve Deli Adam”; yani “İki Deli Adam” anlamında.
“Dâhi”lik, “Dehâ sahibi olma”, sinema filminin neresinde geçiyor?”, anlayamadım…
“The Professor and The Madman”, “Deli ve Dâhi” diye Türkçe’mize “çevrilmiş”  sinema filmi, anladığım kadarı ile. “D.”lerin,, “De  Noktalar”ın sinema filmi…
“Deli” mi? “Dâhi” mi yani  “düşünme payı” da bırakan; “DE NOKTALAR”ın sinema filmini çağrıştırıyor.
İnşaallah seyretmeliyim…..
Dip Not.:
(*) : “Deli ve Dâhi”, “The Professor and The Madman” sinema filmi…
(**) :www.sozluk.turkceokunusu.com, 29.03.2019
(***): www.konusarakogren.com, 29.03.2019
(****) www.tdk.gov.tr, (“Güncel Türkçe Sözlük” Butonu’na, dahi, dâhi kelimeleri yazıla), 29.03.2019

Salıpazarı, 29.03.2019
İsmet GÜLTEKİN

Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci

17 Mart 2019 Pazar

"ÇANAKKALE DENİZ ZAFERİ"NİN 104. YILDÖNÜMÜ HÂTIRASINA...

         18 Mart 1915-18 Mart 2019

         “ÇANAKKALE DENİZ ZAFERİ”NİN
         104. YILDÖNÜMÜ HÂTIRASINA…

“Çanakkale Deniz Zaferi”nin her seney-i devriyesi/yıldönümü vetiresinde, “Acaba, yeni şeyler öğrenebilecek miyim?”, diye de “pür dikkat” kesilir ve vetireyi ‘yakın takib’ e almaya gayret ederim.

“Yeni bir Çanakkale  sinema filmi…”
“Yeni bir Çanakkale kitabı…”
“Yeni bir tarihî  bilgi…”

Bu sene de, “18 Mart”ın 104. yıldönümü vetiresinde de, hem “yeni bir Çanakkale sinema filmi”, hem “yeni bir Çanakkale kitabı”, hem de “yeni bir tarihî bilgi” de var:

1-“Yeni bir Çanakkale sinema filmi”: “Türk İşi Dondurma” sinema filmi…
2-“Yeni bir Çanakkale kitabı”: “Broken Hill Savaşı-1915”
3- “Yeni bir tarihî bilgi”: “Çanakkale Geçilmez” sözü, biz Türklere değil; İngilizlere ait bir söz…


“ÇANAKKALE GEÇİLMEZ” SÖZÜNÜ
 İNGİLİZLER /’İNCULUZLAR’DEDİ


Günümüzün ‘yaşayan tarihçi’lerimizden Prof. İlber ORTAYLI, “Mart” başlarında, Mersin’deki bir konferansında yaptığı konuşmada,”-‘Çanakkale Geçilmez’ lafı bize ait değil. Üç Fransız donanmasının saf dışı kaldığı, İngiliz Donanmasından Elizaberth’in de yara aldığı, 18 Mart Çanakkale Deniz Harbi’nde, “İngiliz Harp Kabinesi”ne, İngilizlere ait bir laf…
“Gelibolu ve Dardanel Geçilmez” dendi.(1)

Dolayısıyla, 104(yüz dört) senedir, biz Türk çocuklarına ezberlettirilen, aslında “Çanakkale Geçilmez” sözü; biz Türklerin dediği bir slogan, bir söz değil; Çanakkale Boğazı’nı geçerken, kimilerinin gemilerini batırdığımız, kimilerinin gemilerine yaralar aldırttığımız “Haçlı Gemileri”ne ait “Harp Kabinesi”nden; “İngiliz Harp Kabinesi”ne yani İngilizlere,”İnculuzlara” ait bir söz:

“Gelibolu ve Dardenel Geçilmez…”

“Çanakkale Geçilmez…”

                  “BROKEN HİLL SAVAŞI-1915” -  ‘TARİHÎ ROMAN’


“18 Mart Çanakkale Deniz Harbi”nin 104. yıldönümündeki “yeni bir Çanakkale kitabı” ise; Kahramanmaraşlı Araştırmacı-Yazar Salih KOCA’ya ait: ‘BROKEN HILL SAVAŞI-1915”(2)

Bizlere de, “70’li senelerin her branşta kaliteli öğretmenlerimiz”den; ‘tarih öğretmenimiz’in ,derslerinde, “Mensubiyet Duygusu”na, “Aidiyet Şuuru”na ve “Milliyet Duygusu”na, “Milliyetçiliğe temsil”, diye de zaman zaman anlattığı bir ‘tarihî vakıa’ “Broken Hill Savaşı…”

Kilometrelerce ötelerde, iki Müslüman Türk’ün; “Çanakkale Harbi”nin başladığını öğrenir öğrenmez; “Bizler ne yapabiliriz?” suâline ‘cevaplar’ bularak; adetâ “Vatan Müdafaası”nı,“Çanakkale Müdafaası”nı, kilometrelerce ötedeki “Okyanusya Kıt’ası”nda, Avustralya’da başlatmalarının “tarihî kıssası…”

Bu yaşanmış “Tarihî Vakıa”, bu yaşanmış, tabiri caizse “Tarihî Kıssa”; bazı “malûm zihniyetler”ce denildiği üzre, sümme haşa, ne bir “terör saldırısı”, ne de bir “Komplo teorisi…”(3)

       “BROKEN HILL SAVAŞI”NIN ‘KISSA’SI

Tamamiyle “Tarihî Hakikat” olan ve günümüzde, ‘tarihî deliller’ olarak; Avustralya’daki bir ‘müze’ de,‘harp eşyaları’ da sergilenen iki Müslüman Türk Cengâverinin;”Vatan Müdafaası”nı, “Çanakkale Müdafaa”sını, “Avustralya’dan Başlattıkları”, tabiri caizse ‘tarihî kıssa’nın izahında, esasta bir ‘farklılık’ olmasa da; bazı ‘anlatım çeşitlilikleri’ var, denilebilir…

“Broken Hill Savaşı-1915” isimli “tarihî roman”ın yazarının ‘anlatımı’ ise daha da ‘orijinal bir anlatım’ı da ifâde ediyor.

Çünkü ‘vakıâ’nın bidayetini, başlangıçını, “Maraş Dondurması” ile meşhur Kahramanmaraş’ımızdan başlatıyor…
“’Kul Mehmet-Gül Mehmet-Kul/Gül Muhammed-Dondurmacı Mehmet-İstanbul-Hindistan-Avustralya…”

Ve “Kul Muhammed” veya “Gül Muhammed”in de, “İstanbul-Hindistan-Avustralya”ya gelişi…

Hattâ “Avustralya’da Şehid Edilmiş” olan merhum Mahmut Esat ÇOŞAN Hoca’mıza göre ise; “Kasap Abdullah”, “Molla Abdullah”, “İstanbul Fatih Külliyesi”nin “Karadeniz Medreseleri”nde “bir-iki sene” okuduktan sonra, “rızkını Avustralya da arayan”lardan…(4)

İki Müslüman Türk:
Biri İstanbul’dan ‘Kasap’, ‘Molla Abdullah Efendi…”
Biri Kahramanmaraş’tan ‘Dondurmacı’ ‘Kul/Gül Mehmed’; ‘Kul/Gül Muhammed…’

Ve bu iki Müslüman Türk’ün, 1 Ocak 1915 tarihinde, Avustralya’da , ‘Broken Hill Savaşı” ile “Cennet Vatanımızı”,“Çanakkale’yi Müdafaa” etmeleri…

           “TÜRK İŞİ DONDURMA” SİNEMA FİLMİ


İşte, “18 Mart Çanakkale Deniz Harbi”nin 104. yıldönümüne de denk gelen vetirede,seneler sonra da olsa, “sinemacılarımız”ın ‘beyaz perdeye aktarmaya muvaffak’ oldukları, “Türk İşi Dondurma” sinema filmi, bu “Tarihî Hakikat”i, ‘sinema dili ve tekniği’ ile ortaya koymaya gayret eden bir ‘sinema filmi…’

“15 Mart’ta Sadece Sinemalarda” ‘spot’ları ile ‘iki fragman’ı yayınlanmış bir ‘sinema filmi…’

“Yeni bir Çanakkale sinema filmi…”
“AYIP! Türk İşi Dondurma”(5) ‘youtobe’nda ise; tabiri caizse “Broken Hill Savaşı” ‘tarihî kıssa’nın ‘anlatımı’ ise biraz ‘farklılık’ arzediyor.

Şöyle ki:

“ 1900’lü yılların başlarında, Hint Müslümanları, İngiliz sömürgecilerine karşı mücadelede, Osmanlı Devleti’nden askerî yardım talebinde bulunurlar.

Osmanlı Devleti ricali ise yaşadıkları onca sıkıntıya rağmen; 350 askerini, Hindistan’a gönderir.

Bu Osmanlı askerlerimizden 20’si, Hindistan yolculuğunda vefât eder.

Hindistan’a 330 Osmanlı askerimiz ulaşır.
Bu Osmanlı askerlerimizden, sömürgeci İngilizlerle yapılan harpte, sadece 40 Osmanlı askerimiz hayatta kalır..
İngilizlere esir düşen 40 Osmanlı askerimizden 2 Osmanlı askerimiz ise bir şekilde Avustralya’ya kaçarlar ve orada yeni bir hayat kurarlar…

‘Kasap’ Molla Abdullah Efendi’ ile ‘Dondurmacı’ ‘Kul/Gül Muhammed…’(6)

NETİCE:

“Çanakkale Deniz Harpleri” vetiresinde, kilometrelerce ötelerdeki ‘Okyanusya Kıt’ası’ndaki,Avustralya’daki  iki Müslüman Türk’ün,  destanlık “Vatan Müdafaası”nı, “Çanakkale Müdafaası”nı, her Müslüman Türk çocuğu, hafızalarına nakşetmelidirler…
Vesselam…
Terme, 17 Mart 2019
İsmet GÜLTEKİN
Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci

Dip Notlar:
(1): Prof İlber ORTAYLI, “Çanakkale Geçilmez Lafını Biz Demedik”, Yeni Şafak Gazetesi, 05 Mart 2019 ve alakalı ‘youtube’lar…
(2): Salih KOCA(Araştırmacı-Yazar), “BROKEN HILL SAVAŞI-1915”, ‘Tarihî Roman’,”Röportaj”, Kahramamaraş Manşet Gazetesi,Haber: Ahmet Güneçıkan,26.10. 2018
(3): hürriyet.com.tr,”Broken Hill Saldırısı Komplo mu?”,17.11.2012
(4): vaadetamam.com,”BROKEN HILLS SAVAŞI”,Mayıs 2010
(5): “AYIP! TÜRK İŞİ DONDURMA”, alakalı ‘youtube’ daki ‘video’

(6): “AYIP! TÜRK İŞİ DONDURMA”, adı geçen ‘video’