15 Şubat 2019 Cuma

TERME'MİZİN "MAKÛS(KÖTÜ) TALİHİ",YİNE DEĞİŞMEYECEK

·                31 Mart 2019, Mahallî İdareler Seçimi,
“TERME BOYUTU” TAHLİLİ…


TERME’MİZİN
“MAKÛS(KÖTÜ) TALİHİ”
 YİNE DEĞİŞMEYECEK


Nihayetinde ifâde edeceğim cümleyi, bu yazımın bidayetinde de yazıyorum:
31 Mart 2019, Pazar günü yapılacak olan Mahallî İdareler Seçimi sonrası da,esefle belirteyim ki, Terme’mizin “Makûs”(Kötü) Talihi”, yine değişmeyecek.
Hukukî kesinlikler, her ne kadar, 03 Mart 2019’da açıklanacağına rağmen; Terme’mizdeki “Belediye Başkanı Adayları”, “fiîlen” de “kesin” sayılır.
“AK PARTİ ile MHP”den meydana gelen “Cumhur İttifakı”nın Belediye Başkanı Adayı, Av. Ali KILIÇ ile “Millet İttifakı” içinde yer almış “Saadet Partisi”nin Belediye Başkanı Adayı, Av. Ali YÜKSEL…
“Şark”ımızdaki Ünye ilçesinde de olduğu üzre, Terme’mizde de, “İYİ PARTİ ile CHP”den meydana gelen “Millet İttifakı”,Belediye Başkanı Adayı çıkarmadı.
Ve “Saadet Partisi” Belediye Başkanı Adayı Av. Ali YÜKSEL’i “destekleyecekleri”ni deklare ettiler…
“MİLLÎ GÖRÜŞ HAREKETİ”/ “ERBAKAN HAREKETİ” ve Av. ALİ YÜKSEL’LER


Üçüncü defa Saadet Partisi’nden Terme Belediye Başkanı Adayı olan Av. Ali YÜKSEL’ler; bu zamana kadar, esefle belirteyim ki, adetâ “- Aman, Terme Belediyesi’ni Ülkücüler, MHP’liler kazanmasın” diye,”Ülkücülerin, MHP’lilerin önüne kesme rolü” oynamışlardır.
Milliyetçi Hareket Partisi’nin Terme Belediyesi’ni almaya ‘ramak’ kaldığı senelerde, Fetullahçı Terör Örgütü mensuplarınca çıkartılan ‘dedikodu’lar sebebiyle de kazanılamamış; en çok oy aldığı dönemde ise hem Terme Belediyesi Başkanlığı seçimini kazanamadıkları gibi, “Yerel Milletvekilliği” denilen “Belediye Meclis Üyeliği”ne de sadece “1(bir) MHP”li seçilebilmiştir.
Biliyor musunuz, şu an Saadet Partisi’nin üç(3) ‘Yerel Milletvekilliği’, “Belediye Meclis Üyeliği” var…
Kaldı ki, günümüzde “Saadet Partisi Seçim Arabaları”nı da ‘süsleyen’ yazılara bakıp, gördüğünüzde, “Dürüstlük”ten dem vuruyorlar.

“Millî Görüş Hareketi/Erbakan Hareketi”, hattâ “İslamcı Hareket/ Siyasî İslamcı Hareket”in neresi ‘dürüst’ Allah aşkına?
Bir “siyasî meteorolog” olarak da, esefle belirteyim ki, “Siyasî Çizgisi”nin cemaziyelevveli, mazisi, âdeta,“Yolsuzluklar”dan geçilmiyor.
Bu ara hemen ifâde edeyim ki, “Siyasî Tarihi”mizin son elli yılını tahkik ettiğimizde, “Cumhuriyet Tarihi”mizde “Yolsuzluğu” olmayan ‘tek siyasî hareket’, “Ülkücü Hareket”tir, Milliyetçi Hareket Partisi’dir…
Açıkca da belirteyim ki, ‘Yolsuz-Hırsız’ diye bir “Koray AYDIN”ın adı çıkmıştır, o da “Yüce Divan”da aklanmıştır…
Kaldı ki,”elleri kalem tutanlar”dan olarak;“Saadet Partisi” ile “Büyük Birlik Partisi”nin, “Millî İttifak Vakıası” ile seçime girdiği senelerde bile, sandığa gitmemiş ve böyle bir ‘zihniyetli’ siyasî çizgiye de oy vermemişimdir..

Hele ki “Mahallî İdareler Seçimi”nde, sadece ‘Tek Aday’ları dahi olsa, böyle bir “siyasî çizgi”nin adaylarına asla ve kat’a oy/rey vermem…
“Gelenekçiler”, “Yenilikçiler” ‘süreci’nde yazılmış, Rizeli Prof. Mehmet BEKAROĞLU’nun,”’Adil Düzen’den ‘Dünya’nın Gerçeklerine’, SİYASETİN SONU” isimli esere bile hâlâ ‘Millî Gazete’ gibi yayın organlarında, ‘tek satırlık’ bile olsa cevap verememişler, ‘Marksistler’in ‘Yok Sayma Taktiği’ gibi de, ‘Yok Saymışlar’dır.
Fetullahçılar gibi “takiye yapma geleneği”ne de ‘sahip’ böyle bir “siyasî çizgi”nin cemaziyelevvellerindeki “Yolsuzluklar” ise,hem Levent GÜLTEKİN’in “Şatafatlı Mağlubiyet,İslamcıların İktidarla İmtihanları” ile hem de Servet AVCI’nın “İtikatta İslamcı, Amelde Tokatçı” isimli eserlerde teferruatlı bir şekilde tetkik edilmiş, yazılmıştır.
“Avrupa Millî Görüş Teşkilatı”(AMGT)nın bir programında, “Millî Burjuvazi”yi, “Millî Sermaye”yi dillendirdiği için; “Milliyetçi-Ülkücü Camia”nın ‘Düşünce Adamı’, merhum Ahmet KABAKLI Hoca’mız, âdeta ‘yuhalanmıştır…’
Yine “Ülkücü Hareket”in en “orijinal mektebi”, en “orijinal ekolü”nün bânisi merhum Seyyid Ahmet ARVASÎ Hoca’mız da, “Mamak Hayatı”nı anlattığı eserinde, “Ülkücüler, Mamak Zindanlarında, âdeta açlıktan ölme kertesine geldikleri hâlde ‘Erbakan Hoca Taifesi’nin ise neredeyse hergün ziyafet üstüne ziyafet tertiplediklerini” de yazar…
Biliyorsunuz, “Sultan’üş Şuâra/Şairler Sultanı” rahmetli Necip Fazıl KISAKÜREK’in de, “Rapor”larının birinin ‘kapağı’nda, merhum Erbakan Hoca ile tersleşmiş şekilde musafaha etmesi de vardır…
Hem biliyor musunuz, âdeta “hayatının esprisi”ni yaparcasına bir “27 Şubat”ta vefât etti” denilen ‘Erbakan Hoca’mızın, “Devlet Törensiz” defnedildiğini, hattâ az kalsın ‘Tahran’a defnedileceğini?
Neredeyse “elli sene sonra öğrenilen bir hakikat”te olan, “Temel KARAMOLLAOĞLU”nun “bir İngiliz ile evli olması”nı bile hiç sorgulayamayan; merhum Ozan ÂRİF vâri dersek; “tabanına saygımızın sonsuz olduğu, ancak tavanının….…” olduğu bir “siyasî çizgi”nin Eski Genel Başkanı Avukat Mustafa KAMALAK’ın da, aslında “Jet Hızı” ile “Başkanlık Sistemini Desteklediğini…”
Üstelik, senelerce “Terme’nin Dağlarında, omuz omuza mücadele etmiş”olan “İskenderpaşa Cemaati”nin merhum şehid lideri, Mahmut Esat ÇOŞAN Hocaefendi, ne oldu da sonradan desteğini çekmişti?
İşte kezalik, bütün bunlar, “Dürüstlük”ten dem vuran böyle bir “zihniyet sahipleri”ne, âdeta “Sizin nereniz dürüst?” de dedirtiyor…
Âdeta “Fetullahçıların Kalemi” de dedirten ‘Ali BULAÇ’lar ise yaptıkları “sosyolojik tahliller”de ve yazdıkları eserlerde,hem “AK PARTİ”yi, hem “Saadet Partisi”ni, “bir kök, iki meyve” diye de târif etmişlerdir…
ELHASIL:
 Bu yazımın başlangıcında yazdığımı, sonunda yine yazayım:
Esefle belirteyim ki, 31 Mart 2019 tarihinde yapılacak olan Mahallî İdareler Seçimi sonrası da, TERME’MİZİN “MAKÛS(KÖTÜ) TALİHİ” DEĞİŞMEYECEKTİR…
Bu anlamda, “Terme Tarihinde Bir İlk” de yaşanmayacaktır.
Terme yine ‘Aynı Terme’ olacaktır…
Sadece Terme’mizin değil; Samsun’umuzun bile “makûs”(kötü) talihi” de değişmeyecektir. Değişebilmesi için de, Samsun’umuzun “Ülküdaşlarıma”, hadi diyelim “MHP”lilere ‘bırakılması’ elzemdi…
Kaldı ki,“İslamcıların/Siyasî İslamcıların Zaferleri”nin, nasıl “yenilgi” ile “mağlubiyet” ile neticelenmeye doğru gittiğini, görüyoruz…
Vesselâm…
Terme, 13.02.2019
İsmet GÜLTEKİN

Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci

MEFKÛRE SAHİBİ NESİLLER,"ÖTELERE" GİDİYOR...

MEFKÛRE SAHİBİ NESİLLER,
“ÖTELERE” GİDİYOR…


“Cumhuriyet Tarihimiz”in mefkûre sahibi nesilleri, bir bir “ötelere” gidiyorlar…
“Refik-i Âlâ”ya…”En yüce dost”a…
Çok “acı ve katı hakikat”, velâkin, ‘sırada bekleyenler’ de iki elin parmak sayısını geçecek kertede…
“Sultan’üş Şuara/Şairler Sultanı” merhum Necip Fazıl KISAKÜREK’in vefâtı ardından da, “Bıraktığı boşluğu kimse dolduramaz” ‘nakaratları’ tekrarlanıyordu.
Ondan birkaç ay sonra vefat eden nam-ı diğer SERDENDEÇTİ ise,” O, boşluk bırakmadı ki doldurulsun.Herşeyi doldurdu. Kafaları doldurdu, zihinleri doldurdu, gönülleri doldurdu, gitti.” demişti…
Ve kezâlik, “mefkûre sahibi nesiller”, böyle “ Hakikî Dâvâ  Adamı” idiler…
“Ötelere”, “en yüce dost”a  giderlerken; “Boşluk bırakmadan” gidiyorlar…
               ÂRİF ŞİRİN, NAM-I DİĞER OZAN ÂRİF
                                       Ve
                MUSTAFA NECATİ ÖZFATURA AĞBİ


Bu sabah,  neredeyse peşi peşine vefât ettiklerini öğrendiğim , “Ölmez Bu Dâvâ, Ölmez Bu Hareket”,diye “haykıran”, “Ülkücü Hareket”in, “Dağ Keçili Sesi”, “Bozkurtların Sesi” Ârif ŞİRİN, nam-ı diğer OZAN ÂRİF ile kalemini daima “Ezeli ve Ebedî Türk-İslâm Düşmanları”na karşı, adetâ Hz. Ali(k.v.) heybet ve vakarı ile kullanmış Mustafa Necati ÖZFATURA ağbi de, böyle bir “mefkûre sahibi”, “hakikî dâvâ adamları” kıvamında şahsiyetlerdi…

Sadece “Siyonizm”e değil; “her rengi ile emperyalizme” kalemleri ile “güfte ve besteleri” ile başkaldırmış; daima “Hakk’ın Hatırını Âli tutabilmiş “şahsiyetlerdi…
Merhum Bediüzzaman’ca ‘ayrıntılı’ dersek; “- Hakk’ın hatırı âli’dir, hiçbir hatıra fedâ edilmez. Kim kırılırsa kırılsın, yalnız Hakk sağolsun”, temel şiârları idi…


Son haftalarda,  bir malûm “1940 model, aşırı devletçi zihniyetli” bir günlük gazetenin; belki de “bir proje” mahiyetindeki “taarruzları”nı ‘savuşturmuş’ “Türkiye Gazetesi”nin, Cağaloğlu’ndaki ‘yerleşke”sinde,  “Şeyh’ül Muharrirîn /Muharrirlerin Şeyhi” rahmetli Ahmet KABAKLI Hoca’m ile birlikte, “12 Eylül 1980 Darbesi” sonrası, Avrupa’ya gitmek mecburiyetinde kalmış ve seneler sonra, rahmetli Turgut ÖZAL döneminde, “sürgün hayatı” nihayete ermiş; “Ülkücü Hareket”in “Dağ Keçili Sesi”, “Bozkurt Sesi” merhum Ozan ÂRİF’in, “Türkiye’mize dönüş” karşılamasını yapmıştık…
Yine rahmetli Mustafa Necati ÖZFATURA ağbi ile yemeğin en güzeli ve kalitelisinin çıktığı “Cuma Günleri”, bazen “yemekhane” de bakışırdık…

Merhum Mustafa Necati ÖZFATURA ağbi, “Ülkücü Hareket”in “özü, çekirdeği” veya bidayetinden beri “orijinal mektebi”, “orijinal ekolü”nün bânisi , “Nizâm-ı Âlem Ülkücülerinin Lideri”, rahmetli Seyyid Ahmet ARVASÎ Hoca’mızla alakalı, “Türkiye Gazetesi”ndeki köşesinde, çok sayıda yazılar da kaleme almış bir şahsiyet idi de…
Hâlâ “Türk-İslâm Ülküsü”nün “Altın Çağı” olan “Bizim Ortaçağ”ımızdaki Müslümanlar gibi, “bin yıl önceki Müslümanlar” gibi “oku”ma ve “yazma”nın kıvamına gelmekten öte bir zaman dilimindeyiz…

Bu kadar da değil; “mârazî/hastalıklı zihniyetler”in hâlâ “yok edilemediği(!)” bir zaman dilimindeyiz…
Bugün vefât ettiğini sabah sabah öğrendiğim bu iki “mefkûre sahibi ” ise “Oku”manın da, “yazma”nın da “Allah’ın emri, Rasûlullah’ın sünneti” olduğunu en iyi anlayan, kavrayan ve uygulayanlardı da…

ELHASIL:
“Zor, müşkil bir coğrafya” olan “Türkiye”mizde, “bin yıllık Türk vatanı”nda, rahmetli Ozan ÂRİF’ler de, kimbilir, belki de, rahmetli Mustafa Necati ÖZFATURA ağbiler de, “baltası bizden”lerden; kendi “cenâhları”ndan çekmedikleri kadar; “ecnebî”, “yabancı cenâhlar”dan, “kesimler”den çekmemişlerdir…

“Ölmez Bu Hareket, Ölmez Bu Dâvâ…”
Vesselâm…
Salıpazarı, 13.02.2019
İsmet GÜLTEKİN

metgultekin@hotmail.com

"GARPU KAL'ASI", "YUNAN KAL'ASI" veya "AMAZON KAL'ASI" DEĞİLDİR...

                                   “GARPU KAL’ASI”,

                                   “YUNAN KAL’ASI”  

                                               veya

                           “AMAZON KAL’ASI” DEĞİLDİR…




Geçenlerde, kimilerinin , “İzmir” gibi,“-Hâlâ FETÖ/PDY’NİN KANDİLİ” dediği Samsun’umuzda, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’mizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün “İstiklâl Harbi”ni başlatmak için Samsun’umuza “çıkış”ının 100. yıldönümü sebebiyle, internet ortamında, “samsun2019.com.tr “ isimli bir “web sitesi” açıldı…

Hem de “Cumhurbaşkanımız”ın “Samsun Aday Tanıtımı Programı” çercevesinde dillendirdiği ;”-2023 yılına kadar,ATATÜRK’ün Samsun’a çıkışının 100. yılı dahil, bazı kutlama programları yapılacaktır” sözünün ardından…

Hâlen “100. Yıl Test Yayını” şiarı ile yayınına fiilen de başlayan “ samsun2019.com.tr” ‘web sitesi’ni, birazcık ‘vulger’likten öte “tetkik” etmeye gayret ettim…

“İlk defa” öğrendiğim çok yeni ‘malumatlar’la da karşılaştım…

Velâkin, Türkiye’mizde, bilhassa “Samsun ili ve ilçeleri”nde, hassaten de “Terme İlçesi”nde ‘uygulanan’, “Amazonlaştırma” niyet ve emellerinden; böyle bir “site”de de, vazgeçilmediği neticesine vardım…

Bilhassa 2018’ler “Samsun Kamuoyu”nda, “Bre Masonlar” dedirtecek kertedeki, “Amazonculuk” niyet ve emellilerinin “Masonik Boyutu” da, mes’eleye yeni bir pencere de açmış, tartışılmıştı…

      “GARPU KAL’ASI”, “YUNAN KAL’ASI” veya “AMAZON KAL’ASI’ DEĞİLDİR…

“100. Yıl Test Yayını” safhasındaki ‘samsun2019.com.tr’ isimli ‘site’de de, hâlâ adetâ “Yunan Efsaneleri” dile getirilip; “Garpu Kal’ası”nın, bir ‘Yunan Kal’ası’ olduğu iddiası dillendirilmekte…

Bu kadar da değil; “Amazon Kal’ası” olduğu da dillendirilmekte…(*)

Maalesef, maateessüf, esefle belirtiyorum ki; , bir “Mahallî İdareler Seçim Vetiresi”nde bile,hâlâ“Salıpazarı Belediyesi Resmî Web Sitesi”nde de, adeta aynı “iddialar” yer almakta; “Garpu Kalesi(Amazon Kalesi)”, denilerek; mezkûr ‘site’deki gibi “Yunan Efsaneleri” dillendirilip; “Yunan Kal’ası” demeye de getirmektedirler…(**)

ELHASIL:

Samsun ili Salıpazarı ilçesi sınırları içindeki “Garpu Kal’ası”, “Yunan Kal’ası” da değildir, “Amazon Kal’ası” da değildir…

Vesselam…

Terme, 08 Şubat 2019, Cuma
Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci
Dip Notlar:
(*): “100.Yıl Test Yayını”, samsun2019.com.tr, alakalı kısımlara bakınız, görünüz…

(**): www.salipazari.bel.tr, alakalı kısımlara bakınız ve görünüz…

30 Ocak 2019 Çarşamba

"METAL YORGUNLUK" YAŞAYAN "SAMSUN MEDYA"SINI, "ÇEKİ-DÜZEN ÇALIŞMALARI/YENİ DİZAYN UYGULAMALARI" DA KURTARAMADI...


“METAL YORGUNLUK” YAŞAYAN “SAMSUN MEDYASI”NI,
‘ÇEKİ-DÜZEN ÇALIŞMALARI/ YENİ DİZAYN UYGULAMALARI” DA KURTARAMADI…





Son senelerde, “metal yorgunluk içerisinde”(*) olduğunu, tabiri caizse bir “medya tabibi” olarak müşahede ettiğimiz “Samsun Medya”sını, geçen aylarda yapılan “çeki-düzen uygulamaları”, “yeni dizayn çalışmaları” da kurtaramadı…

Ekseriyetinin “Büyük Şehir Belediyesi Finansörlüğü”nde ‘yayınlarını sürdürdükleri dillendirilen” “Yazılı Basın ile Haber Aks Tv” gibi hattâ “Akasyam haber” gibi “web siteleri” ile ve hattâ “Samsun’un İlçelerindeki Yerel Medya”nın da, bu yaşanılan “Metal Yorgunluk”tan payını da aldıkları, yine, tabiri caizse “medya tabibi”olarak da, tarafımdan “tesbit” ve “teşhis” edilmiştir…

Üstelik, ” finans kaynaklarınının kendileri” olduklarını ‘dillendiren’ “Samsun Denge Gazetesi”ndeki “milliyetçi, maneviyatçı, demokrat”, “KUKUL HOCA” ve “KAYIKÇI” gibi şahsiyetlerin de, “niçin gazeteden atıldıkları”nı da, yine tabiri caizse “medya tabibi” olarak da, hâlâ bilememekteyim.

Bu mes’elede, adı zikredilen gazetenin yetkilileri de, “kamuoyu”nu hâlâ bilgilendirmemişlerdir…

Şöyle bir “Samsun Yazılı Basın”ın ‘cemaziyelevvelleri”ni hatırladığımızda ise, bazıları, adeta “bölge gazeteleri” olarak da, haber ve gazete tekniği olarak da, hadi diyelim “Ulusal Basın” kıvamında olduklarına dair de “övünmeler” yaşamışlardır…

Velâkin “cemaziyelevveleri”ne “bütüncül” baktığımızda ise; meselâ “Samsun’da Yaşanılan Yolsuzluklarla Mücadele Mes’elesi”nde, adeta bir “gizli el” tarafından, “Buraya kadar” dercesine, “Yolsuzluk Kanıtlı Flash Bellekler Mezarda Gömülü Bulundu” haberine kadar gitmekte ve sonrasında “yayın politikalarının ise değiştiği” görülmüştür…

“Karadeniz  Bölgesi”nin başka “illeri”ndeki gibi, Türkiye’mizin yaşadığı, “Dış Güçler”in ve “İsmet’siz Toplumun Elebaşları”nca, hâlâ “körüklenen” “İktisadî Buhranlar”ımız ile “Kağıt Sektörü”nde yaşanılan sıkıntılar ve “fiyat ayarlamaları”(!) neticesi sonrası “birliktelikler yapmayan” veya “yayın periyotları”nı ve hattâ “sayfa sayılarını” ve hattâ “fiyatları”nı değiştirmeyen “Samsun Medyası”nı  teşkil eden; ilçeleri dahil “Samsun Yazılı Basını”nın, “son tahlil”de, “mevcut durum analizi” ile de, yine tabiri caizse “medya tabibi” olarak da,;  “metal yorgunluk”tan ta öte “kokuşmuşluklar” yaşadıkları, bu sebeble de, yine tabiri caizse, son ayların da “moda” tabiri ile de “süresiz istirahat raporu” verilmesi elzem olduğu neticesine varılmıştır.

Meselâ, “metal yorgunluk” veya “kokuşmuşluk” ‘tesbit”ve “teşhis” edilemeyen bir “Ordu Medyası”nın da eline, “Samsun Medyası”nın su dökemeyeceği de , “elleri kalem tutanlardan” biri ve “medya tabibi” olarak da, ‘tesbit’ve ‘teşhis’ edilmiştir…


ÇÂRE:

Başta “Samsun Haber AKS TV Kanalı” olmak üzere; ilçelerdeki “Yerel Basın” da dahil, “Samsun Medyası”nın “para muslukları”, “tasarruf tedbirleri çerçevesinde kesilmeli”dir…
“Samsun Medya” mensuplarına da, “süresiz istirahat raporu” verilmelidir…

Samsun “efkâr-ı umumiyesi”, Samsun “kamuoyu” ve “Samsun Halkı”, il ve ilçelerindeki de dahil; “haber ihtiyaçları”nı, hadi diyelim “Ulusan Basın”ın “Samsun il ve ilçeleri bölümleri”nden karşılamalarını da tavsiye ederim…

“Tavsiye ederim…”

Bilhassa, “elleri kalem tutanlar”dan biri olarak; her ne kadar bir “yerel seçim süreci”nde de olsak; “Samsun Medyası”nın, yaşadığı “Metal Yorgunluğa Çare” olarak da uygulanan, “çeki düzen çalışmaları” ve  “yeni dizayn uygulamaları”, “metal yorgunluklarına çare olamamış”, “hep pis siyaset, hep pis siyaset” dedirtecek kertedeki “kokuşmuşlukları” da, burnumuzun direklerini sızlatmış, aşırı bıkkınlık ve tiksinti verme kertesine kadar getirmiştir…
Vesselâm…

Terme, 30.01.2019
İsmet GÜLTEKİN
Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci

Dip Not:

(*): İsmet GÜLTEKİN, “Samsun Basını ‘Metal Yorgunluk’ İçerisinde, 04.02.2018

TÜRKÜSÜ OLMAYAN ŞEHİR: TERME


                         TÜRKÜSÜ OLMAYAN ŞEHİR: TERME ŞEHRİ





Şu malûm, bilmem kaç senesinin “Trabzon Konsolosluğu” vazifelisi “İnculuz İntellijansı”nın ‘raporu’ndaki gibi “Terme Kasabası” demiyorum artık…

Bundan böyle de inşallah, “demeyeceğim” de…

Kaldı ki, “Terme Kasabası” da, “Terme Kasaba”mız da, “Terme Şehri” oldu artık…

Aradan geçen seneler sonrası, “bir şehri şehir yapan nelerse”, “Terme Şehri”nde de var artık…

“Şark Cenâhı”mızdaki “Ünye” gibi, “Garp Cenâhı”mızdaki “Çarşamba” gibi “Şehir”iz…

“Terme Şehri”yiz artık…

Velâkin “100 senelik sivrisinek mes’elemiz”in hâlâ ‘devam’ etmesi gibi; “Türküsü Olmayan Şehir Mes’ele”miz de, “Türküsüz Şehir Mes’ele”miz de, hâlâ ‘devam’ ediyor…

Maalesef…Maateessüf…

Türkiye’mizin çok sayıdaki ‘şehir’leri gibi; “Ünye Şehri” gibi, “Çarşamba Şehri” gibi, zaman zaman dilimizin ucuna gelip de mırıldanabileceğimiz kıvamda,”Türküler Âlemi”ne geçmiş “Terme Şehri Türküleri”, “Terme Türküleri”miz “yok…”


   “GÖZÜM YAŞIM TERME ÇAYINI TUTUYOR” TÜRKÜSÜ ve ÂŞIK İSMETÎ(TOSUN)


“Türküler Âlemi”nde bilinen “Terme Türküsü”; 2005’lerde “Kanal 7 TV”ce “sinema filmi” şeklinde de ‘canlandırılmış”, bir defadan fazla sayıda “Kanal 7 TV Ekranları”nda seyrettirilmiş “Gözüm Yaşım Terme Çayını Tutuyor” ‘Terme Türküsü…’:

Yaşanmış bir ‘olay’a binaen yakılmış “Terme Türküsü”:

“Gözüm yaşım Terme Çayı’nı tutuyor,
Yana yana güzel günler bitiyor,
Bu ayrılık imanıma yetiyor,
Sivrisinek nasıl kıydın Güllü me?

Kara Tepe’yi Merk Köyü’ne bağladılar,
Güllüm öldü, gizli gizli ağladılar,
Güvenmediler valla bağladılar ellerini,
Sivrisinek nasıl kıydın Güllü me?”(*)

Bu “Terme Türküsü”nün ‘yaşanmış hikâyesi’ biliniyor…

“Gümüşhâneli” olup da ‘Terme Sakarlı Mahallesi’ne ikâmet etmiş olan merhum Âşık İsmetî(TOSUN) ise “Terme Şehri”miz üzerine yazdığı bazı ‘şiirleri’ni, “sazı ile de türkü” kıvamında seslendirmişti:


“Ezel bahar yaz ayları gelince,
Ilgıt ılgıt eser yeli Terme’min.
Güney Dağlarında kar eriyince,
Uğrun uğrun akar seli Terme’nin.

Terme’nin güneyi al yeşil dağlar,
Sıladan ayrılan ah eder ağlar,
Terme’nin çevresi bahçeler, bağlar,
Muhteşem Samsun’dur İl’i Terme’nin.

Batı’sı Çarşamba,Doğu’su Ünye,
Kahraman yurdudur bu vatan Konya,
Şimdi birbirine bağlandı Dünya,
Her tarafa bağlı yolu Terme’nin.

Sözüm yanlış değil, herkes görüyor,
Herkes rençberliğe önem veriyor,
Terme ovaları  yüz güldürüyor,
Bağları bereket dolu Terme’nin.

Terme’ye çok insan dışardan dolmuş,
Fakir yörelerden, Doğu’dan gelmiş,
Zaten Karadeniz bakımsız kalmış,
İşte böyle beyler hâli Terme’nin…

Ben söylerim, gönlüm sevda dolunca,
Bağrım yanar, tüter, inceden ince,
Yeşil Terme’ye de Bahar, Yaz gelince,
Açılır bağında Gül’ü Terme’nin…

Âşık İsmetî der, Terme’nin hâli,
Kibar güzellerin tatlı olur dili,
Halkı ehl-i keyif, çok yerler balı,
Erzurum’dan gelir, balı Terme’nin,
Yaylalardan gelir, balı Terme’nin…(**)

Veya yine “Terme Türküsü” olabilecek kıvamdaki bir başka ‘şiiri’:

“TERME’NİN GÜZELLERİ”


Orta uzun boylu olur,
Asaletli, soylu olur,
Şu Terme’nin güzelleri…

İnci mercan dişli olur,
Hepsi kalem kaşlı olur,
Çok yumuşak başlı olur,
Şu Terme’nin güzelleri…

Boyları selvi dal olur,
Sözleri şeker bal olur,
Terbiyeli, uysal olur,
Şu Terme’nin güzelleri…

Güzeller kol kola gezer,
İsmetî’nin bağrını ezer,
Nice derde derman yazar,
Şu Terme’nin güzelleri…

Asla eğri yola gitmez,
Gayrısına meyil katmaz,
Kendi yârini ağlatmaz,
Şu Terme’nin güzelleri…


Pirinçlikte çalışırlar,
Gayet güzel konuşurlar,
Tez büyüyüp yetişirler,
Şu Terme’nin güzelleri…

Pirinç eker, pirinç yerler,
Ağzında şeker ezerler,
Şehire gelin giderler,
Şu Terme’nin güzelleri…

Yeşil Terme’nin kızları,
Ay’a benzer yüzleri,
Pırıl pırıl parlıyorlar,
Sanki göğün yıldızları…

İsmetî çok doğru söyler,
Güzellerin metin eyler,
Mah yüzleri, doğan aylar,
Şu Terme’nin güzelleri…”(***)


ELHASIL:


“Terme Şehri”mizin “Evci Mahallesi”nde ikâmet eden “Cemal DEMİR” gibi bazı şairlerin “Terme Üzerine Şiirleri”(****)de, “güfte”leri de, “beste”lenebilecek kıvamda…

“Emekli Öğretmen”, “Terme Şehri”mizin “Kocaman Mahallesi”nden “Şâir Mahmut”un ise “Terme Üzerine Şiirleri” var mı, bilemiyoruz…

“Sosyal Medya”, “İnternet Taramaları”nda ise, öyle dilimizin ucuna gelebilecek ve mırıldanabileceğimiz, söyleyebileceğimiz “Terme Türküleri” kıvamında “Terme Şehri Türkülerimiz Var”, ne derecede diyebiliriz ki!?
Bir “Çarşamba’yı Sel Aldı” ‘türküsü’ gibi, bir “Hekimoğlu Türküsü” gibi “Terme Türküleri”miz ne zaman olacak ki!?
Vesselam…
Terme, 27.01.2019
İsmet GÜLTEKİN
Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci


Dip Notlar:

(*): Terme Birlik MEFKÛRE-Birlik Olmadan, Dirlik Olmaz-“, “Kanal 7 ‘Gözüm Yaşım Terme Çayını Tutuyor”u, 3.Kez Yayınladı,01.Mart.2005
(**): Âşık İSMETÎ(TOSUN), “Sevda Pınarı”, Şiir Kitabı, s.56
(***): Âşık İSMETÎ(TOSUN), “Sevda Pınarı”, Şiir Kitabı, s.97
(****): Terme Birlik MEFKÛRE-Birlik Olmadan, Dirlik Olmaz”, “Terme Üzerine Şiirler,….

25 Ocak 2019 Cuma

"ORDU-MİLLET" DEMEK...

“ORDU-MİLLET” DEMEK;
“ORDULAŞMIŞ MİLLET” DEMEK;
“ASKER MİLLET” DEMEK DEĞİLDİR…

“ORDU-MİLLET” DEMEK;
“ŞEHİRLİ MİLLET”,
“ŞEHİRLEŞMİŞ MİLLET” DEMEKTİR…

                   -Yüz Yıllık Ezber Bozuluyor-




Geçenlerde,20.Ocak.2019’da, “Başkan”ımız, “Ordu Aday Tanıtım Toplantısı” sürecinde, Ordu’da yaptığı konuşmada,”tarihî açı”dan benim de ‘ilk defa’ işittiğim ve haliyle “irkildiğim” çok ehemmiyetli bir cümle de sarfetti:
“-Eski Türkçe’de ‘Ordu’ demek, ‘Şehir’ demektir…”

Hal bu ki, benim de dahil olduğum “1965 Nesli”, hiç de böyle ifâde duymamıştık…

Hele ki, “de facto” ve “de jarso” olarak da, hem “fiiliyat”ta, hem de “hukukî” olarak da, neredeyse tamamına yakını(Yüzde Seksen nispetinde), FETÖ/PDY’li, kabaca “Amerikan Figüranı” bir “Ordumuz Gerçeği/T.S.K. Hakikati” ‘süreçleri’nde, bazen kendimizce “nükteler” de yapardık:
“-Biz, Ordumuzu çok seviyoruz. Çünkü Karadeniz’in kıyısında…”
Ve “Ordu Vilâyeti”mizi hatırlatırdık…
Ve elbette ki, “Cumhuriyet Tarihimizi”in çok ehemmiyetli “Düşünce kadınları”ndan Alev ALATLI Hanımefendi’nin anlatmak istediği “Ölü Sevicilik Olayı”nın da farkındaydık…

Neredeyse, bütün “01.01. doğumlu Anadolu Çocukları”nı, bir “malûm zihniyet”;  adeta, çarçabucak ‘şehid’ ettirip, “öbür tarafa”, “ahirete” göndermenin telaşı içindeydiler!!!

Hal bu ki, belki de bir ‘tartışma mevzû’, bir ‘münazara mevzû’  olabilecek bir “mevzû”  olarak da; ‘Peygamberlerimizin Başbuğu”, Efendimiz(s.a.v.) “Şehid” olarak  mı,‘Terk-i Dünya’ eylemişti ki!!!

              BİZ TÜRKLERDE “ORDU” MEFHUMU…

“Cumhuriyet Tarihimizin üçüncü devresi” de denilen ‘devre’nin de “İlk Başkanı” olan “Başkan”ımız, “Ordu Vilayeti”ndeki konuşmasında, doğru demişti:
“-Eski Türkçe’de ‘Ordu’ demek, ‘Şehir’ demekti…”

Şöyle bir “internet teknolojisi” imkânı ile de “taharrir” ettiğimizde, “araştırdığımızda”, “Ordu Mefhumu”, bidayetten günümüze kadar “birçok anlamlarda kullanılmış…”

Neredeyse “Yüz Seneden Beri”, “Bir Asırdan Beri”, benim de dahil olduğum “1965 Nesli”ne ve hattâ “Bütün Nesillerimize”, “En çok bilinen anlamı” veya “Tek Bilinen Anlamı” olanı kavrattırmışlar, adeta “beyinlerimizi yıkamışlar…”


Halbu ki, “Ordu” mefhumunun “birçok anlamları” var…

Biz Türklerde, “Ordu” mefhumunun “anlam değişiklikleri” şöyle:

Ordu= Hükümdar çadırı…
Ordu= Komutanların karargâhı…
Ordu=Şehir, Başşehir, Başkent…
Ordu= Askerî topluluk…
Ordu= Saray
‘Ordu’ mefhumu, Hakan ve Ailesinin bulunduğu ‘yer’,’mekân’,’şehir’ anlamında…

‘Devlet’in ‘en orta yeri’, ‘en orta mekanı’, ‘en orta şehri…’
‘Şehrin göbeği ‘ anlamında…

“Uygur Türkleri Dönemi”nde, ‘Hanlık Otağı’nın bulunduğu “Başşehir”e de, “Ordu-Balıg” denirdi..

“Moğollar” ise “Ordu=Saray” ve “Ordu Evi” derlerdi…

“Ordu Evi” yani “Şehir Evi”, “Şehirlilerin Evi”, “Şehirleşmişlerin Evi”, “Medine Evi”, “Medenî Ev” anlamlarında…

“Hekimoğlu Türküsü”nde geçtiği üzre; “Ünye ile Fatsa arasına, Ordu da kuruldu…”
“Ordu da kuruldu” yani “Şehir Kuruldu” anlamında…
Biz Türkler, bilhassa “Uygur Türkleri Dönemi” ile başlayan; “göçebelikten yerleşik hayata” yani “Ordululaşmaya”,”Şehirlileşmeye” geçtiğimiz vetirede, “Ordu” mefhumunun da  anlamı, “şehir”, “şehirlileşme”, “Medineli olma”, “Medenî olma”, hatta “Başşehir”, “Başkent” anlamlarını da almaya başlamış…(*)

Nitekim, Samsun Çarşamba’daki, ‘Taceddinoğlu Alparslan’ın Merkezi”deki “Ordu Köyü”(**) idi..
“Merkezî Köy” idi…

Esasında burada kullanılan “Ordu Köyü” tabiri, iki ters, iki tezat, iki zıt  kelimenin de kullanımını ihtiva ediyor:

“Ordu= Şehir”, “Ordu= Başşehir” anlamlarını tefekkür ettiğimizde, “Ordu Köyü” de, esasında, 14. asırdaki ‘Taceddinoğulları Beyliği’nin de adeta “Başşehri” denilebilecek bir târifi de ifâde ediyor…

Biliyoruz ki, “şehir” kelimesinin tezatı “köy”dür…
“Em”, “yoksa”, bugün bizim bildiğimiz  “Köy” anlamında değil, “Çarşamba Ordu Köyü….”



                ARVASÎ HOCA ve “ORDU-MİLLET” MEFHUMU

Esasında, “Türk-İslâm Ülküsü”nün “kitabını da yazmış” olan; “Nizâm-ı Âlem Ülkücülüğünün Lideri” rahmetli Seyyid Ahmed ARVASÎ Hocamız da; bilhassa ’12 Eylül 1980 Sonrası’ tekrar yazmaya başladığı, “Türkiye Gazetesi”ndeki “Hasbihâl” isimli ‘köşesi’nde, “Ordu-Millet Mes’elesi”nde de hep şu hususu, yukarıdan beri yazdığımız hususları vurgulamak ve o şekilde istikametlendirmeye gayret etmiş de…

“Beş Cilt” hâlinde “kitaplaştırılma vaadi” yapıldığı hâlde, “Size Sesleniyorum”(***) ismi ile sadece “İki Cilt” hâlinde ‘kitaplaştırılmış’ eserlerinde, “ömrünü yetiştirmeye adadığı gençliğe” de hep şunu demek istemiş:

“- Sizler, açıkcası, ‘Devlet’in Güvenlik Güçleri’ değilsiniz…”Ordu-Millet” değilsiniz.. “Asker Millet” değilsiniz…Şehirleşin…Şehirli olun…Köylülükten kurtulun…Medineli olun…Medenî olun…Ticaret yapın, sanayileşme faaliyetlerinde bulunun…”

Hattâ o kertedeki, “Size Sesleniyorum”daki “Ordu-Millet”yazısının öncelerinde,  yazıları içerisinde işlemiş olduğu üzre, hemen sonrasındaki yazısının başlığı:”Şehirleşme ve Medeniyet”

“Biz”, “Bizler” anlayamamışız tabiî…

Kaldı ki, “Her Türk Asker Doğar” sloganının da, sözünün de, bir “Ecnebî Komutan”a, bir “Yabancı Komutan”a ait olduğunu da biliyorsunuz değil mi?!

                                    ELHASIL:

“Yüz Yıllık Ezber Bozuluyor…”

“Cumhuriyet Tarihimizin Üçüncü Evresi”nin “İlk Başkanı”, “Başkan”ımızın, 20.Ocak.2019, Pazar günü, “Ordu Aday Tanıtımı” sürecinde dediği; “Eski Türkçe’de ‘Ordu’ demek, ‘Şehir’ demektir” sözü, “Tarihî Hakikat” ve “Ezber Bozucu” olması hasebiyle de, tam bir “Zihniyet İnkılâbı” yaşatmıştır…

Her türlü “Emperyaller” çatlasın!!!

Vesselâm…

Terme, 23.Ocak.2019
İsmet GÜLTEKİN
Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci

Dip Notlar:

(*): www.cokbilgi.com,’Ordu’ Kelimesinin Türk Dili ve Tarihinde Kullanımı…
(**): “Çarşamba Araştırmaları”, Editör: Prof.Dr.Cevdet YILMAZ, Çarşamba Belediyesi Kültür Yay.:No.:2 Birinci Basım, 30 Ocak 2014, s.342,343

(***): S.Ahmet Arvasî, “Size Sesleniyorum-1”, Türkiye Gazetesi’ndeki yazıları, İstanbul –Şubat 1989,İhlas Matbaacılık, s.251,252,253,254

"TERME KESİKKAYA MAHALLESİ"NİN İSMİ, "TERME HZ. ALİ MAHALLESİ" veya "TERME İMAM ALİ MAHALLESİ" OLARAK DEĞİŞTİRİLMELİDİR...

“TERME KESİKKAYA MAHALLESİ”NİN İSMİ,
”TERME Hz. ALİ MAHALLESİ”
veya
“TERME İMAM ALİ MAHALLESİ” OLARAK DEĞİŞTİRİLMELİDİR…



Evet, “Büyükşehir Kanunu”na göre, eskiden ‘Karye/Köy” dediğimiz diyârlara, artık “Mahalle” deniliyor.

“Terme Kesikkaya Karyesi” veya “Terme Kesikkaya Köyü” ismi de, artık “Terme Kesikkaya Mahallesi” olarak anılır oldu…

Geçen aylarda yaptığımız bir “tahkik” (*)neticesi, “Terme Kesikkaya Mahallesi”ndeki “Hz. Ali Kayası” ile de Terme’mizin çok ehemmiyetli bir “mahallesi” de, “Terme Kesikkaya Mahallesi…”

Velâkin, “Terme Kesikkaya Hakikati”ne, “Terme Hz. Ali Kayası”na ve elbette böyle bir “manevî belde” de olan “Terme Kesikkaya Mahallesi”ne, muhtelif sebeplerden; öncelikli olan “Terme Fikirler/Düşünceler Camiası”nda, “Terme Kamuoyu”nda, yeterli ve gerekli ehemmiyet verilmiyor, denilebilir…

Mezkûr ‘tahkik’imde de yazdığım üzre, hem “Terme’miz” açısından da “mukaddes kaya”, “kutsal kaya” atfedilecek kertedeki “Kesikkaya Mahallesi”ne, belki de, “DHA Muhabirleri”nin de yazdığı ve dillendirdiği üzre, en fazla “defineciler” yüksek alaka gösteriyorlar, olsa gerek!!!

“TERME ALEVÎLERİ” DE “TERME KESİKKAYA MAHALLESİ”NE DUYARSIZLAR!!!


Bilhassa da “Biz Alevîyiz” diyen “Terme Alevîleri”nin, sürekli olarak “Terme Sivaslılar Mahallesi”ne alaka gösterip de, “Hz. Ali Kayası” diyebilebileceğimiz bir “mukaddes/kutsal kaya”nın da bulunduğu “Terme Kesikkaya Mahallesi”ne ‘duyarsızlıkları’nı anlamak, neredeyse mümkün değil..
“Terme Alevîleri”,adetâ “Bu nasıl Hz. Ali muhabbeti?”, “Bu nasıl İmam Ali muhabbeti?”, dedirtecek kertedeler!!!
Varsa-yoksa “Terme Sivaslılar Mahallesi”ne ‘dönükler…’

“5N1K” mucibince, niye “Terme Kesikkaya Mahallesi”ne ‘bak’ıp da, ‘gör’emiyorlar?

“TERME Hz. ALİ MAHALLESİ”-“TERME İMAM ALİ MAHALLESİ”

Hem “Terme Kamuoyu”nda, hem de, bilhassa “Samsun Kamuoyu”nda, daha net anlaşılabilmesi ve zihinlere nakşedilebilmesi için de, bir an evvel “Terme Kesikkaya Mahallesi”nin ismi, “Terme Hz. Ali Mahallesi” veya “Terme İmam Ali Mahallesi” olarak değiştirilmelidir…
Vesselam…
Terme, 19.01.2019
İsmet GÜLTEKİN
Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci
Dip Not:

(*): İsmet GÜLTEKİN,”Terme’mizde Bir ‘Mukaddes Kaya’: HAZRET-İ ALİ KAYASI….