22 Şubat 2014 Cumartesi

"FİLMLERDEN ÖĞRETMENLİK DERSLERİ" ÜZERİNE...

“FİLMLERDEN ÖĞRETMENLİK DERSLERİ” ÜZERİNE…



‘İstanbul’daki Öğretmenlik Günlerim”in de bilfiil başladığı 16. Eylül. 2013 tarihinden itibaren, şu tarihe kadar yaşadıklarımı yazsam; en azından bir “uzun metrajlı film senaryosu” bile ortaya çıkabilir..
“Norm Kadrosu Fazlalığı” ol-ma-dı-ğım hâlde, tamamiyle “iyi niyet”imden dolayı, hem de “meslek hayatım” da ilk defa yaşadığım“görevlendirme ”m de-buna “gönüllü normluk” da diyorlar- “iptal” edilince; “büyük bir ilkokul”daki “1. sınıf öğretmenliğim” de ‘sonlandırılmış oldu. Ve yine “atandığım küçük okuluma” dönmüş oldum..”Sınıfımın olmayışı” ve “emr-i vâkiler”e ve elbette “hukuksuzluklara direnmem “ neticesi, şimdilerde , ikinci dönem başından itibaren “3. sınıf öğretmeni” olarak ‘derslere” ve “öğretmenlik mesleğime” devam etmekteyim..
Elbette ki, böyle bir toplam “23 günlük süreç”te, mesai saatlerime riayet ederek, “sınıfım olmadığı bir hâlde okuluma gidip-geldim..Elbette ki, “zamanımı iyi değerlendirmek nâmına”, günümüz “teknolojik imkânları”nın ve bende ki “teknolojik araç” imkânı ile de bu gayemi gerçekleştirmeye gayret ettim..

Ve bu yazımın da mevzûsu olan “Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Ayhan URAL’ın da Projesi” olan “Filmlerden Öğretmenlik Dersleri”ni, neredeyse “sindire sindire” takip ettim. www.mebvitamin.com’da uygulanan bu “Proje”ye, “Canlı Eğitim”e, zamanımın müsait olmadığından dolayı katılamadım..Hem “23 günlük sınıfımın olmadığı süreç”te, hem de “karne tatili”nde, “bütün filmleri” izledim, diyebilirim. Maalesef, “Proje”deki iki filmi; “Üç Renk Mavi-1993” ve “Kaldırım Serçesi-2000” filmini “çok açık-saçık”, “müstehcen” bulduğumdan, tamamiyle izleyemeyediğim gibi, “Bu iki filmden ne gibi öğretmenlik dersi çıkarabiliriz?”i de, pek anlayamadım…Tabiri caizse “porno kategorisi”ne eklemlenecek türdendi.
Fakat “Filmlerden Öğretmenlik Dersleri Projesi” ile hem de “canlı eğitim”lerle, katılımcılarla da daha da “irdelenen” şu “öğretmen filmleri” ise çok “nitelikli”, çok kaliteli, benim bile “ilk defa izlediğim” filmlerdi: 1- “Ölü Ozanlar Derneği-1989”
2- “Sevgili Hocam/ Sevgili Öğretmenim-1967”
3- “Koro-2004(Fransa)”
4- “Sınıf-Duvarlar Arasında-Entre Len Murs(Fransa)-2003”
5- “Can Dostum-1997”
6- “Siyah-Black-2005”
“Kanatlı Uygarlık”-2000” filmini de bir “kuşlar belgeseli” olarak gördüğümden izlemedim…

“İDEAL SAHİBİ-ÜLKÜ SAHİBİ-MEFKÛRE SAHİBİ ÖĞRETMENLER”

Günümüzde, “Milenyum Çağı” ile “Amerikalılaşma Asrı” ile daha da belirginlik kazanan “maddeciliğin dayanılmaz ağırlığı” altında “insanlığın” inim inim inlettirildiği ve sürekli olarak da “madde”ye, “Karunluğa” özendirildiği ve yönlendirildiği zamanlarda, “madde”ye, “para”ya “tapmayan” “ideal-ülkü-mefkûre sahibi” fedakâr insanlara ne çok ihtiyaç olduğu gibi, “insan yetiştiren” “Eğitim  Sektörü”müzde de “ideal-ülkü-mefkûre sahibi” fedakâr öğretmenlere de o derece ihtiyaç vardır..

“Yatılı Okul Hayatları”nı da anlatan; “çok renkli, çok dilli, çok dinli sınıflarda” nasıl öğretmenlik yapılırı da gösteren; “Müzik Dersi Öğretmen”in ve “Mühendislik Kökenli Öğretmen”in  tamamiyle “terbiye metodları”na, “insan psikolojisi”ne, “pedagojiye” uygun “yaklaşımlar” sergilediği; “çok faktörleri dikkate alıcı” öğretmen olarak verdikleri mücadeleleri, sahiden de “motive edici”, “eğitici” ve “öğretici” yapıda..
Şimdi bu yazımda ne kadar da anlatmaya çalışsam; “hiçbir film eleştirisini dikkate almayın, gidiniz filmin orijinalini, mümkünse sinema salonunda izleyiniz” düstûruna sahip biri olarak; lütfen, zikredilen filmleri, “youtube”lardan, ilgili “site”lerden bulup izlerseniz; zamanınızın da en azından “hiç boşa geçmediğini” bilfiil anlamış ve kavramış olacaksınız..
                                        NETİCE:
“Amerikan Yapımı” ve daha çok da “Fransa Yapımı” olan “Filmlerden Öğretmenlik Dersi Projesi”ndeki “filmlere”, çok eklemeler de yapmak mümkün. Meselâ, benim ilk akla gelen film isimleri, “Selâm” filmi…”İran Yapımı Öğretmen Filmleri”nin de, meselâ “köy öğretmenliğim” döneminde izlediğim “Küp” filmi…Zaman zaman TRT-1 ekranlarına, 24.00’dan sonra yansıyan isimlerini hatırlayamadığım filmler…
Şener ŞEN’in “Muhsin Beğ” filmi ile hayatı hapishane-hastahane-okul üçgeninde geçmiş Rıfat ILGAZ’ın “meşhur” Hababam Sınıfı” ve “yeni versiyonları” da…
Doğrusu, “Fransız yapımı filmlerin” bu kadar da “nitelikli” olabileceklerini hiç düşünememiştim..
Lümpen, vülger, yüzeysel, “fiesta kültürü”nden, “sığ eğlence kültürü”nden, “paçozluk sağnak yağmurları”ndan kurtulabilmek için de ayrı bir cehd, ayrı bir gayret gerektiği de aşikârdır…
Doğrusu “Filmlerden Öğretmenlik Dersleri Proje” uygulayıcısı URAL Beği tebrik etmeli.. “Sosyal paylaşım”ın yapılamadığı bir www.mebvitamin.com ile yine de iyi bir “katılımcı”ya sahip olduğunu söyleyebilirim..
“Filmlerden İmamlık Dersleri Projesi”, yahut “Kitaplardan Öğretmenlik Dersleri Projeleri” de uygulayıcılarını bekliyor…
22.02.2014
İsmet GÜLTEKİN

metgultekin@hotmail.com

16 Şubat 2014 Pazar

BU BİR "SELAMİ ALTINOK HİKÂYESİ"DİR...(BİR 'TERME'NİN ÇOCUĞU'NDAN BÜTÜN 'TERMELİLERE' İTHAF EDİYORUM)

BU BİR “SELAMİ ALTINOK HİKÂYESİ”DİR…

(Bir “Terme’nin Çocuğu”ndan Bütün “Termelilere İthaf” Ediyorum)


Evet, ben bir “Terme’nin Çocuğum…”, “Termeliyim…” Rahmetli Pederim, nam-ı diğer “Emmioğlu”, nam-ı diğer “Karpuzcu Mehmet” ve hatta “birileri”nin de dillendirdiği üzre nam-ı diğer “Dönme Mehmet”in “en ufak oğlu”yum…”Terme Ağaları” içinde rahmetli Pederim eğer  dönemin “300 lira”sını vermiş olsaydı, ben de “maddî cihet”ten bir “Terme Ağa Çocuğu” da olacaktım..Allah(c.c.) rahmetli Pederimden razı olsun…İyi ki de “güvenemeyip” vermemiş..Günümüz “Terme Ağaları’nın Çocukları”, adeta tabiri caizse günümüz “Başbakan ve Bakan Çocukları” gibi “çok şatafatlı” olsalar da, bence, Allah(c.c.) indinde ne “değerleri” var ki?!
Öyle “Ağa Babalarının Tarassutu ile “ taşra”larda, “Terme’de koltuk kapıp”, bir ömrü “kumbur faresi hayat” gibi tamamlamaksa, yuh olsun “öyle bir ömre”, yuh olsun öyle  ot gibi yaşamaya…”
“Memleketim Terme” ile ilgili “beklemede olan yazılarım” var: Bunlardan biri de, neredeyse 12 yıldan beri, hadi diyelim “Seçimleri Kazanan İdarî Fırka’dır Çocuk!” dedirten; “Seçimleri Kazanan Yönetim Partisidir Çocuk!” dedirten; “Seçimleri Kazanan Oligarşik Bürokrasi’dir Çocuk!” dedirten bir şekilde, “Terme İdarî Fırkası”nın; “Terme Yönetim Partisi”nin; “Terme Oligarşik Bürokrasi”nin “Sesi” olan “Terme BİLGİ Gazetesi”nin bile hâlâ yazamadığı bir mevzû:”Terme’nin Çocuğu” da olan “Ülkücü” , “Mehmet ARSLANTUĞ’un rahmetli şehid Ali Adnan MENDERES’in “hazin hikâyesi”ni “ATV” ekranlarında haftalarca “canlandırdığı” “Ben Seni Çok Sevmiştim” ‘dizi filmi’ üzerine düşüncelerim…
17 ARALIK VETİRESİ ve TERME SABIK KAYMAKAMI ALTINOK

Önceliğimi “Terme Eski Kaymakamı Selami ALTINOK’un hikâyesi”ne veriyorum. Öyle, “17 Aralık 2013 Süreçleri”nde, “Aaaaa, bizim eski kaymakamımız, Terme Eski Kaymakamımız İstanbul Emniyet Müdürü olmuş, ne güzel” demeye getiren, “Terme BİLGİ Gazetesi” mentalisince ve elbette “Terme İdarî Fırkası”nca, “Terme Yönetim Partisi”nce ve hülasa “Terme Oligarşik Bürokrasi”nce “mes’eleyi” dillerdirmeyeceğim.. Kaldı ki, “Selami ALTINOK”u yakın “fikr-i takibe” alan bir “Terme Çocuğu” olarak; Allah(c.c.) şahid ki, “Aha,” demiştim; “Yolsuzlukların kapağı oldu”, “Foseptik Çukurunun Kapağı oldu” demiş ve böyle düşünmüştüm..
Bu “karne tatili”nde “Terme”de idim..Elbette “ötekileştirilmiş”, “unutturulmuş bir Terme Çocuğu” olarak; sözde “Terme’nin kanaat önderleri”, eskiden olduğu üzre bir “Alo” bile diyemiyorlar…Çünkü, tabiri caizse cem’i cümlesi, “Fransız Sosyalist Jargonu”nca “Bu ‘Düzen’in Uşağı” olmuşlardı…Benim gibi birine “yakın durup”, niye “kariyerlerini çizsinler” ki? Niye “kariyerleri çizilip”, 12 yıldan beri kazandıkları “itibarları lekelensin” idi ki?!
Üç dönem “Terme Yalı Mahallesi Muhtarlığı” da yapmış olan-ki Yalı Mahallesi hem mini bir ‘Türkiye Laboratuarı”, hem de Terme’mizin “anahtar mahallesi”..12 Yılda ise “keypıtıl’ın kalesi”ne dönüştürülmüş tabii-30 Mart 2014 yerel seçimlerinde yeniden “aday” olan “Muhtar Ağbi” me , “Selami ALTINOK Hikâyesi” hakkında bir-iki cümle ettiğimde; tipik “İdarî-Yönetim-Oligarşik Bürokrasi Refleksi” göstermişti…Hani, son yıllarda, Türkiye’mizde “Muharrirlikten, yazarlıktan en çok parayı kazanan”, “Sivas’ın Çocuğu” “Yavuz Bülent BAKİLER”in; “Dersim’deki Katliama” bakışı gibi; “Devlettir, ne yapsa yeridir…” dercesine…

                            “AMAZONCU SELAMİ”
Bu yazıyı yazarken, kendimi çok zor tutuyorum, frenliyorum..Allah(c.c.) şahid ki, “Terme Kaymakamlığı” döneminde “Kaymakamlıkca hazırlanan “Amazonlar Diyarı Terme”(*) kitabında, benim, demeyeyim ve yazmayayım amma literatüre de geçen şekli ile bir “Termeli Yazar” olarak “payım” olduğu gibi; o kadar “yazılı” ve “şifahen” ‘karşı” çıktığım hâlde, “itiraz” ettiğim hâlde;”Şu güzel kitabın adını ne olur “Amazonlar Diyarı” şeklinde yazmayın; başka bir şekilde yazın” dedim amma günümüzde “Terme Yönetimi”minin irili-ufaklı “koltuklarına konuşlanmış” olan güya “en yakın arkadaşlarım” bile tipik “İdarî-Yönetim-Oligarşik Bürokrasi”nin “mümessili” olan “Terme (Eski) Kaymakamı Selami ALTINOK”tan “taraf” oldular, beni, hiiiiiiç kaaaale bile almadılar….
Bir ikincisi, ismini zikrettiğim kitabın hazırlık çalışmalarına, toplantılarına ise  “bizzat katılmam,sonuçta katılamamam”,başta “Selami ALTINOK”u olmak üzere o kadar “korku”lar oluşturdu ki?!…Sebep, “Terme Birlik MEFKÛRE” isimli “yerel gazete”m de aşikârca ortaya koyduğum “Milliyetçi-Ülkücü-Alperen Zihniyet”im ile elbette “Mürteci” oluşum idi…”Nizâm-ı Âlem’ci” deyip de, “öyle korkuyorlar”dı ki!!! Sanki bahse mevzû kitabın hazırlık çalışmalarına, toplantılarına “bizzat” katılmış olsaydım; adetâ “resmî kamusal alan binası”, “lök” diye üzerlerine çökecekti…
Halbu ki, şimdilerde olduğu üzre, o zamanlarda da “Öğretmen” idim…

Evet, zaman zaman , diyeyim “sürgün hayatı”mın “tatil günleri”nde, “memleketim Terme”ye gittiğimde, “eğitimci arkadaşlarla” ‘sohbet” ettiğimde, “Selami ALTINOK”un da “Aksaray Valisi” olduğunu, “ziyaret”ine de gittiklerini anlatmışlardı..Gerçi, “Terme Kaymakamlığı”ndan sonra ki safhalarını “internet”ten de “fikr-i takip” yapıyordum..Çünkü, “Terme Kaymakamlar Tarihi”nde, “çekinmeden”, “Terme’deki MHP’li kardaşlarım ile” de “sohbet” edebilecek kadar bir “yakîn”liği de vardı..Çünkü, “Terme’ye gelen Kaymakamlar”, ya “bir evlilik daha” yapıp gidiyorlardı, ya da “KONAK”ca “ölüyorlardı…Öyle “Terme’de Ülkücü Hareket’i” ‘besleyecek”  neredeyse bir tek “sermaye sahibi”nin bile olmadığı bir “diyar”da, içinde bulunduğu “konum” ile “Terme’deki Milliyetçi-Ülkücülere yakînlik kurabilmek” de, “her kaymakamın harcı değil”di..Bu tarafını çok takdir etmiştim..
Ancak, bilmem kaç yıl, bilmem ne “görevi” ve sonrasında neredeyse üç ayı bulan bir sürede “Aksaray Valiliği” yaparken; birden, hem de “çok şaşalı” bir şekilde, “Başbakan’ın Uçağı” ile alınıp “İstanbul Emniyet Müdürlüğü”ne “getirilişi” ve “böyle bir görevi”, hem de “çoooook piiiiiiis kokular”ın geldiği, meşhur tabiri ile günümüzde pek dillendirilmese de, “Kızın burnu pis kokulara alıştı”, dercesine, “kabul” edişini, bir “Selami ALTINOK”a baştan beri hiç mi hiç yakıştıramamış; “ hakikati konuşmanın” ve hattâ “içinden geçirme”nin bile “kahramanlık” sayıldığı “böyle bir dönemde”; “Yolsuzlukların kapağı oldu….Foseptik çukurunun kapağı oldu…Amazoncu Selami…” demiştim…

                                         VESSELÂM

“Türkçe’mizi bile doğru-dürüst konuşamayan” bir “Samsun Eski Valisi”nin “İstanbul Valisi” yapılışı ve bilahare de “Sözde Çözüm Sürecinin İçişleri Bakanı” yapılışı ve ve “hakikat”te “kızın burnunun direğinin çatladığı” “pis kokulara” batışı; bir “Terme Eski Kaymakamı Selami ALTINOK”da görülmeyişi, “Erzurumluların çılkı çıktı” sözünü “birazcık” ‘tekzip’ ediyor gibi…
Maateessüf ,yıllar önce “Erzurum’da bir bebeğin cami avlusuna bırakılışı ile Erzurumluların da çılkı çıkmıştı aslında…”
16.Şubat. 2014
İsmet GÜLTEKİN


(*): “Amazonlar Diyarı Terme”,Terme Kaymakamlığı-2004,www.terme.gov.tr/default BO.aspx?content=226

BU BİR "SELAMİ ALTINOK HİKÂYESİ"DİR(BİR 'TERME ÇOCUĞU'NDAN BÜTÜN 'TERMELİLERE' İTHAF EDİYORUM)

BU BİR “SELAMİ ALTINOK HİKÂYESİ”DİR…

(Bir “Terme’nin Çocuğu”ndan Bütün “Termelilere İthaf” Ediyorum)


Evet, ben bir “Terme’nin Çocuğum…”, “Termeliyim…” Rahmetli Pederim, nam-ı diğer “Emmioğlu”, nam-ı diğer “Karpuzcu Mehmet” ve hatta “birileri”nin de dillendirdiği üzre nam-ı diğer “Dönme Mehmet”in “en ufak oğlu”yum…”Terme Ağaları” içinde rahmetli Pederim eğer  dönemin “300 lira”sını vermiş olsaydı, ben de “maddî cihet”ten bir “Terme Ağa Çocuğu” da olacaktım..Allah(c.c.) rahmetli Pederimden razı olsun…İyi ki de “güvenemeyip” vermemiş..Günümüz “Terme Ağaları’nın Çocukları”, adeta tabiri caizse günümüz “Başbakan ve Bakan Çocukları” gibi “çok şatafatlı” olsalar da, bence, Allah(c.c.) indinde ne “değerleri” var ki?!
Öyle “Ağa Babalarının Tarassutu ile “ taşra”larda, “Terme’de koltuk kapıp”, bir ömrü “kumbur faresi hayat” gibi tamamlamaksa, yuh olsun “öyle bir ömre”, yuh olsun öyle  ot gibi yaşamaya…”
“Memleketim Terme” ile ilgili “beklemede olan yazılarım” var: Bunlardan biri de, neredeyse 12 yıldan beri, hadi diyelim “Seçimleri Kazanan İdarî Fırka’dır Çocuk!” dedirten; “Seçimleri Kazanan Yönetim Partisidir Çocuk!” dedirten; “Seçimleri Kazanan Oligarşik Bürokrasi’dir Çocuk!” dedirten bir şekilde, “Terme İdarî Fırkası”nın; “Terme Yönetim Partisi”nin; “Terme Oligarşik Bürokrasi”nin “Sesi” olan “Terme BİLGİ Gazetesi”nin bile hâlâ yazamadığı bir mevzû:”Terme’nin Çocuğu” da olan “Ülkücü” , “Mehmet ARSLANTUĞ’un rahmetli şehid Ali Adnan MENDERES’in “hazin hikâyesi”ni “ATV” ekranlarında haftalarca “canlandırdığı” “Ben Seni Çok Sevmiştim” ‘dizi filmi’ üzerine düşüncelerim…
17 ARALIK VETİRESİ ve TERME SABIK KAYMAKAMI ALTINOK

Önceliğimi “Terme Eski Kaymakamı Selami ALTINOK’un hikâyesi”ne veriyorum. Öyle, “17 Aralık 2013 Süreçleri”nde, “Aaaaa, bizim eski kaymakamımız, Terme Eski Kaymakamımız İstanbul Emniyet Müdürü olmuş, ne güzel” demeye getiren, “Terme BİLGİ Gazetesi” mentalisince ve elbette “Terme İdarî Fırkası”nca, “Terme Yönetim Partisi”nce ve hülasa “Terme Oligarşik Bürokrasi”nce “mes’eleyi” dillerdirmeyeceğim.. Kaldı ki, “Selami ALTINOK”u yakın “fikr-i takibe” alan bir “Terme Çocuğu” olarak; Allah(c.c.) şahid ki, “Aha,” demiştim; “Yolsuzlukların kapağı oldu”, “Foseptik Çukurunun Kapağı oldu” demiş ve böyle düşünmüştüm..
Bu “karne tatili”nde “Terme”de idim..Elbette “ötekileştirilmiş”, “unutturulmuş bir Terme Çocuğu” olarak; sözde “Terme’nin kanaat önderleri”, eskiden olduğu üzre bir “Alo” bile diyemiyorlar…Çünkü, tabiri caizse cem’i cümlesi, “Fransız Sosyalist Jargonu”nca “Bu ‘Düzen’in Uşağı” olmuşlardı…Benim gibi birine “yakın durup”, niye “kariyerlerini çizsinler” ki? Niye “kariyerleri çizilip”, 12 yıldan beri kazandıkları “itibarları lekelensin” idi ki?!
Üç dönem “Terme Yalı Mahallesi Muhtarlığı” da yapmış olan-ki Yalı Mahallesi hem mini bir ‘Türkiye Laboratuarı”, hem de Terme’mizin “anahtar mahallesi”..12 Yılda ise “keypıtıl’ın kalesi”ne dönüştürülmüş tabii-30 Mart 2014 yerel seçimlerinde yeniden “aday” olan “Muhtar Ağbi” me , “Selami ALTINOK Hikâyesi” hakkında bir-iki cümle ettiğimde; tipik “İdarî-Yönetim-Oligarşik Bürokrasi Refleksi” göstermişti…Hani, son yıllarda, Türkiye’mizde “Muharrirlikten, yazarlıktan en çok parayı kazanan”, “Sivas’ın Çocuğu” “Yavuz Bülent BAKİLER”in; “Dersim’deki Katliama” bakışı gibi; “Devlettir, ne yapsa yeridir…” dercesine…

                            “AMAZONCU SELAMİ”
Bu yazıyı yazarken, kendimi çok zor tutuyorum, frenliyorum..Allah(c.c.) şahid ki, “Terme Kaymakamlığı” döneminde “Kaymakamlıkca hazırlanan “Amazonlar Diyarı Terme”(*) kitabında, benim, demeyeyim ve yazmayayım amma literatüre de geçen şekli ile bir “Termeli Yazar” olarak “payım” olduğu gibi; o kadar “yazılı” ve “şifahen” ‘karşı” çıktığım hâlde, “itiraz” ettiğim hâlde;”Şu güzel kitabın adını ne olur “Amazonlar Diyarı” şeklinde yazmayın; başka bir şekilde yazın” dedim amma günümüzde “Terme Yönetimi”minin irili-ufaklı “koltuklarına konuşlanmış” olan güya “en yakın arkadaşlarım” bile tipik “İdarî-Yönetim-Oligarşik Bürokrasi”nin “mümessili” olan “Terme (Eski) Kaymakamı Selami ALTINOK”tan “taraf” oldular, beni, hiiiiiiç kaaaale bile almadılar….
Bir ikincisi, ismini zikrettiğim kitabın hazırlık çalışmalarına, toplantılarına ise  “bizzat katılmam,sonuçta katılamamam”,başta “Selami ALTINOK”u olmak üzere o kadar “korku”lar oluşturdu ki?!…Sebep, “Terme Birlik MEFKÛRE” isimli “yerel gazete”m de aşikârca ortaya koyduğum “Milliyetçi-Ülkücü-Alperen Zihniyet”im ile elbette “Mürteci” oluşum idi…”Nizâm-ı Âlem’ci” deyip de, “öyle korkuyorlar”dı ki!!! Sanki bahse mevzû kitabın hazırlık çalışmalarına, toplantılarına “bizzat” katılmış olsaydım; adetâ “resmî kamusal alan binası”, “lök” diye üzerlerine çökecekti…
Halbu ki, şimdilerde olduğu üzre, o zamanlarda da “Öğretmen” idim…

Evet, zaman zaman , diyeyim “sürgün hayatı”mın “tatil günleri”nde, “memleketim Terme”ye gittiğimde, “eğitimci arkadaşlarla” ‘sohbet” ettiğimde, “Selami ALTINOK”un da “Aksaray Valisi” olduğunu, “ziyaret”ine de gittiklerini anlatmışlardı..Gerçi, “Terme Kaymakamlığı”ndan sonra ki safhalarını “internet”ten de “fikr-i takip” yapıyordum..Çünkü, “Terme Kaymakamlar Tarihi”nde, “çekinmeden”, “Terme’deki MHP’li kardaşlarım ile” de “sohbet” edebilecek kadar bir “yakîn”liği de vardı..Çünkü, “Terme’ye gelen Kaymakamlar”, ya “bir evlilik daha” yapıp gidiyorlardı, ya da “KONAK”ca “ölüyorlardı…Öyle “Terme’de Ülkücü Hareket’i” ‘besleyecek”  neredeyse bir tek “sermaye sahibi”nin bile olmadığı bir “diyar”da, içinde bulunduğu “konum” ile “Terme’deki Milliyetçi-Ülkücülere yakînlik kurabilmek” de, “her kaymakamın harcı değil”di..Bu tarafını çok takdir etmiştim..
Ancak, bilmem kaç yıl, bilmem ne “görevi” ve sonrasında neredeyse üç ayı bulan bir sürede “Aksaray Valiliği” yaparken; birden, hem de “çok şaşalı” bir şekilde, “Başbakan’ın Uçağı” ile alınıp “İstanbul Emniyet Müdürlüğü”ne “getirilişi” ve “böyle bir görevi”, hem de “çoooook piiiiiiis kokular”ın geldiği, meşhur tabiri ile günümüzde pek dillendirilmese de, “Kızın burnu pis kokulara alıştı”, dercesine, “kabul” edişini, bir “Selami ALTINOK”a baştan beri hiç mi hiç yakıştıramamış; “ hakikati konuşmanın” ve hattâ “içinden geçirme”nin bile “kahramanlık” sayıldığı “böyle bir dönemde”; “Yolsuzlukların kapağı oldu….Foseptik çukurunun kapağı oldu…Amazoncu Selami…” demiştim…

                                         VESSELÂM

“Türkçe’mizi bile doğru-dürüst konuşamayan” bir “Samsun Eski Valisi”nin “İstanbul Valisi” yapılışı ve bilahare de “Sözde Çözüm Sürecinin İçişleri Bakanı” yapılışı ve ve “hakikat”te “kızın burnunun direğinin çatladığı” “pis kokulara” batışı; bir “Terme Eski Kaymakamı Selami ALTINOK”da görülmeyişi, “Erzurumluların çılkı çıktı” sözünü “birazcık” ‘tekzip’ ediyor gibi…
Maateessüf ,yıllar önce “Erzurum’da bir bebeğin cami avlusuna bırakılışı ile Erzurumluların da çılkı çıkmıştı aslında…”
16.Şubat. 2014
İsmet GÜLTEKİN


(*): “Amazonlar Diyarı Terme”,Terme Kaymakamlığı-2004,www.terme.gov.tr/default BO.aspx?content=226

28 Aralık 2013 Cumartesi

"AMERİKALILAŞMA ÇAĞI"NDA,"KİTABA EL BASMAK"TAN, "KİTABA AYAK BASMAYA..."



“AMERİKALILAŞMA ÇAĞI”NDA ,

“KİTABA EL BASMAK”TAN ,“KİTABA AYAK BASMAYA…”

“Çivisi çıkan bir ülke” görünümündeyiz. “Kahrohmuş bir ‘düzen’e kahrolsun demek abestir”, diyeli yıllar oldu. “Yıkılsın Liberal-Kapitalist Sistem” diyeli de, “Sistem Değişmeli” diyeli de, “Bu Sistem Çöktü” diyeli de yıllar oldu. Artık “Müslüman olmayan cemaatler” bile, “Ehl-i Kitab” mensupları bile “AGOS”larında, “iç dünyaya çekilmek”ten, “muhasebe ve murakabe yapmak”tan bahsediyorlar. “Dünya bile bu kadar böyle olmamıştı” demeye getiriyorlar..
“Geniş Oligark yapılar”, “dar oligark yapı”lar, “Bürokratik Oligarşi/Oligarşik Bürokrasi” ‘cenah’ları, “İdarî Parti” ‘fırkaları”, ekseriyetle “dün”lerinde olduğu üzre, “bugün”lerin de de çok fazla “tın-mı-yor-lar..” Siz, sizler, böyle bir “tın-ma-yan-lar”a, başka başka isimler de verebilirsiniz: “İttihat ve Terakki Zihniyeti” gibi, “Komitacılar zihniyeti” gibi, hiç de “hukukî terminoloji” olmadığını bildiğimiz “İşbirlikçiler zihniyeti” de ,”Kemalistler”, “Atatürkçüler de”diyebilirsiniz…


“Peygamberler Serdarı”, “Peygamberler Başbuğu” Rasulullah(s.a.v.) Efendimizin “bütün uyarıları”na rağmen, “Müslümanın Müslümanı boğazladığı” da bir “tarihî hakikat”: “Sıffîn’de 10 bin, Cemel Vakıâsı’nda 70 bin, toplamda 80 bin Müslüman öldürüldü, hem de Müslümanlar tarafından”(1) demeye getiren AKYOL’lardan; güyâ “Noel Kutlamalarını Protesto eden ve güyâ Müslümanları uyaran ‘İslâm’ın siyasallaşmış/ Siyasal İslâm” ‘cenahı’nın ‘gençliği’ , “dün”ün “Millî Vakıf, “bugün”ün “Anadolu Gençlik Derneği Gençleri”, dağıttıkları “bildirilerin”de, “Müslümanın Müslümana delice düşman” olmalarından bahsediyorlar…
“Haricîler, Neo-Haricîler, Selefîler, İslamî Hareket’çiler, İslamî köktenciler vesaire vesaire…”
“Dün”ün “Anadolu VAKİT”çileri, “bugün”ün “Yeni AKİT”çilerinin “yayınları”na bakınız; “İşte Elebaşı” deyip de, “yaşanmış bir vakıâ” olan “hırsızlıkları, yolsuzlukları görmeyip” de, “üç maymunları” değil de, “çok maymunları” oynayan; doğrusu aylardır “fikr-î takip” yaptığım; neredeyse “Haydar Baş Hareketi Zihniyeti”nden “beter bir zihniyet” dedirten “Büyük Doğu Fikriyatı”nın “sesi” “Baran Dergileri”nin “yayınları”na bakınız…
“Anamız bizi doğururken, “Millî Enayiler Takımı”nda, “Millî Kerizler Takımı”nda “olsun” diye “doğurmuş” gibi, bu yazıyı yazdığım “bugün” bile, ‘Ömer OKÇU’ların, nam-ı diğer ‘Hekimoğlu İsmail’in bir ‘eseri’nde de yazdığı üzre, “Nizam-ı Âlem Ülkücüleri”nin, “Nizam-ı Âlem Mefkûrecileri”nin adetâ “temel düsturu olan âyet “de olan; maalesef “sistem, rejim, ‘düzen’ce ve ‘Devlet İslam’ı’nca” artık “istismar” da gına getiren; “Hucurat Sûresi 10. Âyet”(2)ini yazan BULAÇ’lar bile hâlâ “Hucurat Sûresi 9. âyet” olduğunu da hatırlamıyorlar ve “bütüncül bakış”la “okur”larını “aydınlatamıyorlar” bile…
“KİTABA EL BASMAK”TAN, “KİTABA AYAK BASMAYA…”
Aslında benim yazmak istediğim bambaşka bir mevzûu:“Garblılaşma/Batılılaşma-Amerikalılaşma ve Küreselleşme-Dünyevîleşme” derken, “neler oluyor?” farkında mıyız?
Doğrusu bu “Amerikalılaşma”yı, “Amerikalılaşma” mefhumunu çok yakın zamanda öğrendim: “Türk” demenin adetâ “Özür Dilerim Türk”üm” derekesine geldiği, “korkulduğu” bir “süreç”te, bir “vetire”de, hâlâ “ekolojik açıdan da” “çok güzel bir Medeniyet-kültür şehri” olmaya da devam eden “İstanbul”daki “Türk Kültürü Müktesebatlı Müesseseler Ne Haldeler?” suâline kendimce “cevap” bulabilmek için “ziyaret” ettiğim “1985’den Bugüne Türk Kültürüne Hizmet Vakfı”ndaki “27.yılın ardından”(3) yazısından öğrendim: “1925’de Stefan Zweing”in kullandığı bir “kavram”mış..O tarihten itibaren de “İnciluz”lardan “süper devlet olma rolünü” de alan “Amerika”, “Amerikalılaşma” ile neredeyse “bütün dünya küresi”ndeki “halk”ları, “kavim”leri, “millet”leri, toplulukları, bütün insanlığı”, günümüzde çokca kullanılan “avamî kültür”den de “aşağı”ca bir mefhum ile, “Pa-çoz-laş-tır-ma” gayretleri…
“İnsan”lıktan çıkarma, bayağılaştırma gayretleri anlamında “Amerikalılaşma” mefhumunun anlamı..
Son aylarda yaptığım “fikr-î takipler”de; önce geçen aylarda “kitap eki” veren “Yeni AKİT Gazetesi Kitap Eki”nde “bak”tığım ve “gör”düğüm ve güya “Müslümanca düşünenlerin yayınları, neşriyatları”nda da; “Semerkand Aile Dergisi”(4)de de; “Zaman Gazetesi’nin Eki”nde(5) ve nihayette de bir “Eğitim Dergisi”nde, “EğitimİST Dergisi”(6)nde “bak”tığım ve “gör”düğüm “resimler, fotoğraflar, çizimler…”
Yazımın başlığındaki ifâdeleri dedirtiyor: “Amerikalılaşma Çağı”nda, “Kitaba El Basmak”tan, “Kitaba Ayak Basmaya…”
Hattâ öyle ki, “kitaba oturmaya…”
Hele bir de “çıplak ayakla” da değil; “iskarpinlerle kitaba basmak…”
NETİCE-İ KELÂM

Benim “kültürüm” de, benim “medeniyetim” de-ki ister Osmanlı Medeniyeti, ister Türk—İslâm Medeniyeti, isterse İslâm Medeniyeti, hattâ rahmetli “Kerküklü ÖZTÜRKMEN”ce dersek, “Gözyaşı Medeniyeti”diyelim- “Kitap= Kur’an-ı Kerim”dir..Birine “kitapsız”, “kitapsızlar” demek “hakâret”te “üst sınır”dır neredeyse..
“Yakın Tarihimiz”de, “Cuntacılar, Darbeciler” tarafından “kütüphanelerimizin talan” edildiğini, nice “kitapların yakıldığını”, hattâ öyle ki, günümüzde adetâ “eleştirmenin” yahut “Hakk’ı tutup kaldırma”nın bilmem ne “düşmanlığı” olarak tarif edildiği bir dönemde-Neredeyse Japonya’da “Türk Milliyetçisi” olmuş Prof. ÖZDAĞ’ları ,Türk Ocakları’nı hatırlayınız lütfen-, nice kitapların da” topraklara, mahzenlere gömüldüğünü” biliyorduk da; böylesini 2013’ler Türkiye’sinde “görmeye” yeni  başladık..
“Amerikalılaşma Çağı…” “Mehter Marşları” dinlettirerek “Anadolu Çocuklarına İşkençeler etmek”; “Nutuk’ları okutturup, Atatürkçülük dersleri ile zindanlarda karavanalardan yemek dağıttırmak” gibi “usûllere” de ne de çok “benziyor…”
Ben ise diyorum ki; “Karl Marx’ın kitaplarına bile ulan, ayakkabılarla basılmaz, üzerlerine oturulmaz!!!”
28.12.2013
İsmet GÜLTEKİN

Dip Notlar:

(1): Taha AKYOL, “Sıffîn Savaşı”, 25.Aralık.2013, www.hurriyet.com.tr/yazarlar25457825.asp
(2): Ali BULAÇ, “Mü’minler Kardeştir”, 28.Aralık.2013, Zaman Gazetesi
(3): Av. Şereafettin YILMAZ, “27. Yılın Ardından”, “1985’ten bugüne Türk Kültürüne Hizmet Vakfı”, 2013 İstanbul, s. 4
(4):  Perihan MURAT, “Proje Çocuk” Olanın Hâli Nicedir?”, Semerkand Aile Dergisi, Eylül 2013, Yıl:8,Sayı: 96, s. 11
(5): Arife KABİL, “Özlü Söz Meraklıları, Düşün Şairlerin Yakasından!”, Zaman Pazar Eki, 8.Aralık.2013,s.9
(6): Suat BAYAZ, “Sınav Sürecinde Stratejiler Başarıyı Getirir-1”,”eğitimİST”,Sayı:2, 2013 İstanbul, s.41,www.egitimistdergisi.com

"FARKLI AÇI"DAN 'ARVASÎ HOCA'YI ANMAK ve ANLAMAK




VEFÂTININ 25. SENEY-İ DEVRİYESİNDE,
“FARKLI AÇI”DAN ‘ARVASÎ HOCA’YI ANMAK ve ANLAMAK

“Ömrünü Ülkücü Nesiller Yetiştirmeye Vakfetmiş Mütefekkir”imiz rahmetli Seyyid Ahmed ARVASÎ Hocamızın vefâtın 25. sene-yi devriyesi(yıldönümü) yaklaştıkca, “bak”abildiğim ve “gör”ebildiğim “milliyetçi siteler”deki yazılar;hep “övgü dolu yazılar”dan öteye gitmiyor..Hâlâ mes’elelerimize “bütüncül bir bakışla bakabilmek anlayışı”nı sürdürenler çoğunlukta değil.”90.Yılında Lozan” mevzûunda, “Lozan Hezimet mi, Zafer mi?” mes’elesinde bile, ne “ezberler bozulduğu” hâlde, “ne hezimet, ne zafer; sadece uzlaşma” diyen “tarihçilerimiz” olduğu hâlde; “100. Yılında Harb-i Umumî/100. Yılında Birinci Cihan Harbi” mevzûunda ve  dönemin“Devlet-i Âliyeyi Osmaniye” “yöneticileri”nin, adetâ fellik fellik, diyelim “gavûrlarla ittifak arayışına” girdikleri, zar-zor “Almanya’nın kabul ettiği”ni öğrendiğimiz hâlde, hâlâ “eski tesbitlerini”, neredeyse günümüzdeki “sosyal olaylara bakış”taki gibi “komplocu anlayışla” bakanlar, “Çanakkale Harbi=Alman Kazığı; ‘İstiklâl Harbi=İngiliz Provakosyonu” demeyi sürdürüyorlar…
Hal bu ki, “yeni şeyler söylemek lâzım..”
Hal bu ki, asıl “merak edilenleri hatırlatmak lazım…” Kaldı ki, “ARVASÎ Hoca” gibilerin de “övgüye/methü senaya” hiç mi hiç ihtiyaçları da yok!!!

“Farklı açı”dan derken; en azından 2013’lerin bitmek üzere olduğu, 2014’ler Türkiye’sine, “muhteşem kafa karışıklıkları ile “ girmek üzre olduğumuz bir zaman diliminde, son yıllarda çokca tartışılan mes’eleler hakkında rahmetli “ARVASÎ Hoca”mız ne düşünüyordu?
“Kendi gündemini kendi belirleyen bir Müslüman Türk Mütefekkiri, Ülkücü Mütefekkir” olarak; rahmetli “ARVASÎ Hoca”mız, meselâ “Kürt Dili Mevzûu”na, “Kürtçe Mevzûu”na nasıl bakmıştı?
Yine kendisi de bir “Şark Adamı” da olan rahmetli “ARVASÎ Hoca”mız, niye “Bediüzzaman Said NURSÎ(k.s.)”yi hiç mi hiç yaz(a)madı, hiç mi hiç bahsetmedi?! En azından, “Bütün Eserlerine Vâkıf” derecede demeyeyim amma, “bu mevzûu”yu ben bilmiyorum…
Sonra, “Eğitimci kimliği “ ile yıllarca da “Eğitim Camiâsı”nda “hizmet” vermiş bir “Ülkücü Mütefekkir” olarak; “Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK” hakkında, yahut daha da “keskince” bir mefhum/kavram ile dersem; “M.Kemal” hakkında ne düşünüyordu? Niye, hiç mi hiç bu mevzûuyu yaz(a)madı, hiç mi hiç niye bahsetmedi? En azından, “bu mevzûu”da ben bilmiyorum…
Sonra, “Mamak Günleri”ni sıcağı sıcağına okumuş ve “Mamak Günleri” kitabının hadi diyelim “kritiği”ni yazmış biri olarak; “Mamak Günleri”nde de geçen, “Ülküdaşlarından gördüğü ahde vefâsızlıkları” niye hatırlatılmıyor, niye dillendirilmiyor, niye yazılmıyor? Sanki günümüz Türkiye’sindeki “Ülküdaşları” mı daha “ahde vefâlı” oldu da, benim haberim yok?!
Sonra, “Mamak Cehennemleri”nde bile “Ben de İslâmcıyım” de-me-yen-ler, son yıllarda “E, canım, ben de, biz de İslâmcıyız” derken; rahmetli Seyyid Ahmed ARVASÎ Hoca’mız, “İslâm’ı Siyasallaştıranlara/Siyasal İslâmcılara”; hattâ “Biz Siyasal İslâmcı değiliz, referansımız Kur’an-ı Kerim” diyen “fikir-düşünce akımları”na, meselâ “Millî Görüş Hareketi”ne, “Erbakan Hareketi”ne nasıl bakmıştı, “Mamak Günleri”nde neler neler yazmıştı?

VESSELÂM

Şahsen, “merak”ımın neticesi mezkûr mevzûuların bazıları hakkında yazdıklarım www.millimefkure.com.tr ve “mefkuredamları” isimli “blog”larımda mevcuttur..
Rahmetli “ARVASÎ Hoca”mızın vefâtının 25. yılında yâd etmek,anmak ve anlamak  istiyorsak; birazcık da “gençlik hissiyatları dışında yâd” etmemiz,anmamız ve anlamamız ve bu yönde “kamuoyu” meydana getirmemiz elzemdir vesselam…
“Beyaz Saray”daki “Teşkilat Ercan”ın(!) “Türkmen Yayınevi”ndeki “kitap imzala faaliyeti”nde, bana ikram ettiği “bir bardak ayranı” ve “Allah(c.c.) seni muhafaza etsin(Âmin)” duâsı bereketi ile de hâlâ yaşadığımı da düşünüyorum vesselam…
28.Aralık. 2013
İsmet GÜLTEKİN

13 Aralık 2013 Cuma

"ORKUN DERGİSİ" DE KAPANDI...

“ORKUN DERGİSİ” DE KAPANDI…



“1965 Nesli”nin, -ki artık “yönetim kadroları”nı da daha da belirgin bir şekilde teşkil etmeye başladılar- “Orkun Dergisi”ni ‘bilmemesi’ muhal ender muhal..”Milliyetçi Hareket”in, “Ülkücü Hareket”in “Türkçü Damarı”nın da “yayın organı” olan “Orkun Dergisi”ni, ilk rahmetli Hüseyin Nihal ATSIZ Beğ, 1950-1952 yılları arasında 68 sayı olarak neşretmiş. 1988-1990 yılları arasında “Yeni ORKUN Dergisi” ismiyle neşredilmiş ve 1998’den 2004’e kadar da; “Milliyetçi-Ülkücü Camia’nın Altan’ı”, “Bizim Altan”; 2012 Ağustos’un da “uçmağa” varmış olan rahmetli Altan DELİORMAN Beğ’in idaresinde neşredilmiş. Çoğumuzun hâlâ bayilere veriliyor, kağıtlara da basılıyor şeklinde hatırladığımız Orkun Dergisi, meğerse 2004’den itibaren, muhtelif sebeplerden sadece “internet dergiciliği” olarak neşredilmiş.
“Mamak Cehennemi”ne, “Yusufîye Medreseleri”ne, “12 Eylül Zindanları”na da “yolu düşmüş” olan rahmetli Seyyid Ahmed ARVASÎ Hoca’mız; “Milliyetçilerin, Ülkücülerin birbirlerine bağlılığı, kardeşliği” hususunda, “Mamak Günlerim” isimli kitabından hatırladığım kadarı ile şöyle demişti:”Şu bileklerime takılan kelepçeler kadar birbirimize bağlı değiliz…”

İşte “o misâl”, “Orkun Dergisi” de, yanında neredeyse yirmi yılı aşan bir süre çalışmış olan, Sivas-Zaralı Hasan Amca’nın da demek istediği üzre; “sahipsizlikten, ilgisizlikten” 2004’de aslında yayınını sonlandırmış. Hattâ öyle ki, “Vakfı” bile “sahip” çıkmamış!!!
Allah(c.c.) rahmet eylesin, 76 yaşında geçen sene vefat etmiş olan Altan DELİORMAN Beğ de, niceleri gibi, kendi vefât etmesi ile “yayıncılığı”, “neşriyatçılığı” sona erenlerden…Bir “Şarklı”, “Şark Adam” da olan, meselâ bir rahmetli Ahmet KABAKLI Hoca’nın “Türk Edebiyatı Dergisi” gibi “vefâtından sonra, neredeyse daha da güzelleşerek devam eden bir neşriyatçılığı”, maateessüf olamadı..
Rahmetli Osman Yüksel SERDENGEÇTİ vefât etti, “Serdengeçti Dergisi” kapandı; rahmetli Necip Fazıl KISAKÜREK’in “Büyük Doğu Dergisi” ise bir nebze benzerlik arzediyor; daha aklımıza şu an gelmeyen nice “fikir-düşünce adamları”nın “dergiciliği”, “neşriyatçılığı” kendi vefâtları ile sonlandı. Akranlarımızdan rahmetli Kemal ÇAPRAZ Beğ’in de “Ufuk Ötesi”, aynı mukadderatı paylaştı…
SİYASÎLERİN DE VEBÂLİ

Düşünce, fikir, kültür ve sanat sahasında cehd sarfeden “Milliyetçi düşünce adamları”na, “Ülkücü düşünce adamları”na da, maateessüf  aynı “camiâ”nın “siyasîleri” de, “Siyasî Genel Merkezleri” de bigane kalmışlar ve kalmaktalar da..Seviyeli fikir-düşünce dergisi olarak, artık kapanmış olan “Orkun Dergisi”ne bile “Genel Merkez”lerden biri “el atmış” olsa idi asla ve kat’a kapanmayacaktı da..Ancak “acı hakikatler”, “kelepçenin bağlılığı kadar birbirlerine bağlı olamamak” hâlleri…
Hattâ öyle ki, ben şahsen internetten de olsa fikrî takip yapabildiğim kadarı ile İstanbul’da basılmakta olan bir “Ortadoğu Gazetesi” bile , bir “Yeniçağ Gazetesi” bile, kimbilir, belki de “Orkun Dergisi”nin kapandığından haberleri yok!!!
Bugün, “Hor Hor Caddesi”ndeki “Pınar Apartmanı”nda bizzat görüştüğüm emektar Sivas-Zaralı Hasan Amca’mız da, aslında çok muzdarip lâkin sahiden de “Orkun Dergisi” kapanmış, kapandı..
Artık “Orkun Dergisi”nin 2004’den beri yayınlandığı www.orkun.com.tr web sitesinde bile “fikir-düşünce-Orkun yok-“, “taşımacılık var!

Hasan Amca ile tanışmamızda, Şanlıurfa-Akçakale Temsilcisi Halil İslamTürk ile de bizzat tanıştığımı da hatırlattım..Beni bilenler, tanıyanlar, sanki neredeyse “Niye sadece Halil İslâmTürk’ü dedin? Senin başka tanıdıkların da yok muydu?”, demeye getiriyorlar…
Evet, var…Fakat ben kimseyi kullanmam..Kimseyi atlama taşı, sıçrama tahtası olarak değerlendirmem…Hayat düstûrlardan da ibaret olmalı. Nedir böyle “Küreselleşme”, “Amerikalılaşma?”
Kapanan “Türkçü Dergi”, “Orkun Dergisi”nde, “İdeolojiler Vadisi”nde ‘Sistemli Düşünmek’” diye bir yazım da neşredilmişti…
1976’da, rahmetli İbrahim KAFESOĞLU Beğ ile de beraber “Tarih Lise 1” ve “Tarih Lise 2” “Millî Eğitim Bakanlığı”nca “Ders kitapları” da yayınlamış olan;1970-1975 yılları arasında “Aydınlar Ocağı Genel Merkez Müdürü” olarak da “hizmet vermiş” olan,hattâ “Boğaziçi Yayınları”nı da yönetmiş olan “Bizim Altan Beğ”e, Altan DELİORMAN Beğ’e, Allah(c.c.) rahmet diliyorum…

28.11.2013
İsmet GÜLTEKİN

metgultekin@hotmail.com

28 Kasım 2013 Perşembe

"ORKUN DERGİSİ" DE KAPANDI...



“ORKUN DERGİSİ” DE KAPANDI…



“1965 Nesli”nin, -ki artık “yönetim kadroları”nı da daha da belirgin bir şekilde teşkil etmeye başladılar- “Orkun Dergisi”ni ‘bilmemesi’ muhal ender muhal..”Milliyetçi Hareket”in, “Ülkücü Hareket”in “Türkçü Damarı”nın da “yayın organı” olan “Orkun Dergisi”ni, ilk rahmetli Hüseyin Nihal ATSIZ Beğ, 1950-1952 yılları arasında 68 sayı olarak neşretmiş. 1988-1990 yılları arasında “Yeni ORKUN Dergisi” ismiyle neşredilmiş ve 1998’den 2004’e kadar da; “Milliyetçi-Ülkücü Camia’nın Altan’ı”, “Bizim Atlan”; 2012 Ağustos’un da “uçmağa” varmış olan rahmetli Atlan DELİORMAN Beğ’in idaresinde neşredilmiş. Çoğumuzun hâlâ bayilere veriliyor, kağıtlara da basılıyor şeklinde hatırladığımız Orkun Dergisi, meğerse 2004’den itibaren, muhtelif sebeplerden sadece “internet dergiciliği” olarak neşredilmiş.

“Mamak Cehennemi”ne, “Yusufîye Medreseleri”ne, “12 Eylül Zindanları”na da “yolu düşmüş” olan rahmetli Seyyid Ahmed ARVASÎ Hoca’mız; “Milliyetçilerin, Ülkücülerin birbirlerine bağlılığı, kardeşliği” hususunda, “Mamak Günlerim” isimli kitabından hatırladığım kadarı ile şöyle demişti:”Şu bileklerime takılan kelepçeler kadar birbirimize bağlı değiliz…”
İşte “o misâl”, “Orkun Dergisi” de, yanında neredeyse yirmi yılı aşan bir süre çalışmış olan, Sivas-Zaralı Hasan Amca’nın da demek istediği üzre; “sahipsizlikten, ilgisizlikten” 2004’de aslında yayınını sonlandırmış. Hattâ öyle ki, “Vakfı” bile “sahip” çıkmamış!!!
Allah(c.c.) rahmet eylesin, 76 yaşında geçen sene vefat etmiş olan Atlan DELİORMAN Beğ de, niceleri gibi, kendi vefât etmesi ile “yayıncılığı”, “neşriyatçılığı” sona erenlerden…Bir “Şarklı”, “Şark Adam” da olan, meselâ bir rahmetli Ahmet KABAKLI Hoca’nın “Türk Edebiyatı Dergisi” gibi “vefâtından sonra, neredeyse daha da güzelleşerek devam eden bir neşriyatçılığı”, maateessüf olamadı..

Rahmetli Osman Yüksel SERDENGEÇTİ vefât etti, “Serdengeçti Dergisi” kapandı; rahmetli Necip Fazıl KISAKÜREK’in “Büyük Doğu Dergisi” ise bir nebze benzerlik arzediyor; daha aklımıza şu an gelmeyen nice “fikir-düşünce adamları”nın “dergiciliği”, “neşriyatçılığı” kendi vefâtları ile sonlandı. Akranlarımızdan rahmetli Kemal ÇAPRAZ Beğ’in de “Ufuk Ötesi”, aynı mukadderatı paylaştı…
SİYASÎLERİN DE VEBÂLİ

Düşünce, fikir, kültür ve sanat sahasında cehd sarfeden “Milliyetçi düşünce adamları”na, “Ülkücü düşünce adamları”na da, maateessüf  aynı “camiâ”nın “siyasîleri” de, “Siyasî Genel Merkezleri” de bigane kalmışlar ve kalmaktalar da..Seviyeli fikir-düşünce dergisi olarak, artık kapanmış olan “Orkun Dergisi”ne bile “Genel Merkez”lerden biri “el atmış” olsa idi asla ve kat’a kapanmayacaktı da..Ancak “acı hakikatler”, “kelepçenin bağlılığı kadar birbirlerine bağlı olamamak” hâlleri…
Hattâ öyle ki, ben şahsen internetten de olsa fikrî takip yapabildiğim kadarı ile İstanbul’da basılmakta olan bir “Ortadoğu Gazetesi” bile , bir “Yeniçağ Gazetesi” bile, kimbilir, belki de “Orkun Dergisi”nin kapandığından haberleri yok!!!
Bugün, “Hor Hor Caddesi”ndeki “Pınar Apartmanı”nda bizzat görüştüğüm emektar Sivas-Zaralı Hasan Amca’mız da, aslına çok muzdarip lâkin sahiden de “Orkun Dergisi” kapanmış, kapandı..
Artık “Orkun Dergisi”nin 2004’den beri yayınlandığı www.orkun.com.tr web sitesinde bile “fikir-düşünce-Orkun yok-“, “taşımacılık var!
Hasan Amca ile tanışmamızda, Şanlıurfa-Akçakale Temsilcisi Halil İslamTürk ile de bizzat tanıştığımı da hatırlattım..Beni bilenler, tanıyanlar, sanki neredeyse “Niye sadece Halil İslâmTürk’ü dedin? Senin başka tanıdıkların da yok muydu?”, demeye getiriyorlar…
Evet, var…Fakat ben kimseyi kullanmam..Kimseyi atlama taşı, sıçrama tahtası olarak değerlendirmem…Hayat düstûrlardan da ibaret olmalı. Nedir böyle “Küreselleşme”, “Amerikalılaşma?”
Kapanan “Türkçü Dergi”, “Orkun Dergisi”nde, “İdeolojiler Vadisi”nde ‘Sistemli Düşünmek’” diye bir yazım da neşredilmişti…
1976’da, rahmetli İbrahim KAFESOĞLU Beğ ile de beraber “Tarih Lise 1” ve “Tarih Lise 2” “Millî Eğitim Bakanlığı”nca “Ders kitapları” da yayınlamış olan;1970-1975 yılları arasında “Aydınlar Ocağı Genel Merkez Müdürü” olarak da “hizmet vermiş” olan,hattâ “Boğaziçi Yayınları”nı da yönetmiş olan “Bizim Atlan Beğ”e, Atlan DELİORMAN Beğ’e, Allah(c.c.) rahmet diliyorum…

28.11.2013
İsmet GÜLTEKİN
metgultekin@hotmail.com