KÜRTÇE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KÜRTÇE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Aralık 2013 Cumartesi

"FARKLI AÇI"DAN 'ARVASÎ HOCA'YI ANMAK ve ANLAMAK




VEFÂTININ 25. SENEY-İ DEVRİYESİNDE,
“FARKLI AÇI”DAN ‘ARVASÎ HOCA’YI ANMAK ve ANLAMAK

“Ömrünü Ülkücü Nesiller Yetiştirmeye Vakfetmiş Mütefekkir”imiz rahmetli Seyyid Ahmed ARVASÎ Hocamızın vefâtın 25. sene-yi devriyesi(yıldönümü) yaklaştıkca, “bak”abildiğim ve “gör”ebildiğim “milliyetçi siteler”deki yazılar;hep “övgü dolu yazılar”dan öteye gitmiyor..Hâlâ mes’elelerimize “bütüncül bir bakışla bakabilmek anlayışı”nı sürdürenler çoğunlukta değil.”90.Yılında Lozan” mevzûunda, “Lozan Hezimet mi, Zafer mi?” mes’elesinde bile, ne “ezberler bozulduğu” hâlde, “ne hezimet, ne zafer; sadece uzlaşma” diyen “tarihçilerimiz” olduğu hâlde; “100. Yılında Harb-i Umumî/100. Yılında Birinci Cihan Harbi” mevzûunda ve  dönemin“Devlet-i Âliyeyi Osmaniye” “yöneticileri”nin, adetâ fellik fellik, diyelim “gavûrlarla ittifak arayışına” girdikleri, zar-zor “Almanya’nın kabul ettiği”ni öğrendiğimiz hâlde, hâlâ “eski tesbitlerini”, neredeyse günümüzdeki “sosyal olaylara bakış”taki gibi “komplocu anlayışla” bakanlar, “Çanakkale Harbi=Alman Kazığı; ‘İstiklâl Harbi=İngiliz Provakosyonu” demeyi sürdürüyorlar…
Hal bu ki, “yeni şeyler söylemek lâzım..”
Hal bu ki, asıl “merak edilenleri hatırlatmak lazım…” Kaldı ki, “ARVASÎ Hoca” gibilerin de “övgüye/methü senaya” hiç mi hiç ihtiyaçları da yok!!!

“Farklı açı”dan derken; en azından 2013’lerin bitmek üzere olduğu, 2014’ler Türkiye’sine, “muhteşem kafa karışıklıkları ile “ girmek üzre olduğumuz bir zaman diliminde, son yıllarda çokca tartışılan mes’eleler hakkında rahmetli “ARVASÎ Hoca”mız ne düşünüyordu?
“Kendi gündemini kendi belirleyen bir Müslüman Türk Mütefekkiri, Ülkücü Mütefekkir” olarak; rahmetli “ARVASÎ Hoca”mız, meselâ “Kürt Dili Mevzûu”na, “Kürtçe Mevzûu”na nasıl bakmıştı?
Yine kendisi de bir “Şark Adamı” da olan rahmetli “ARVASÎ Hoca”mız, niye “Bediüzzaman Said NURSÎ(k.s.)”yi hiç mi hiç yaz(a)madı, hiç mi hiç bahsetmedi?! En azından, “Bütün Eserlerine Vâkıf” derecede demeyeyim amma, “bu mevzûu”yu ben bilmiyorum…
Sonra, “Eğitimci kimliği “ ile yıllarca da “Eğitim Camiâsı”nda “hizmet” vermiş bir “Ülkücü Mütefekkir” olarak; “Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK” hakkında, yahut daha da “keskince” bir mefhum/kavram ile dersem; “M.Kemal” hakkında ne düşünüyordu? Niye, hiç mi hiç bu mevzûuyu yaz(a)madı, hiç mi hiç niye bahsetmedi? En azından, “bu mevzûu”da ben bilmiyorum…
Sonra, “Mamak Günleri”ni sıcağı sıcağına okumuş ve “Mamak Günleri” kitabının hadi diyelim “kritiği”ni yazmış biri olarak; “Mamak Günleri”nde de geçen, “Ülküdaşlarından gördüğü ahde vefâsızlıkları” niye hatırlatılmıyor, niye dillendirilmiyor, niye yazılmıyor? Sanki günümüz Türkiye’sindeki “Ülküdaşları” mı daha “ahde vefâlı” oldu da, benim haberim yok?!
Sonra, “Mamak Cehennemleri”nde bile “Ben de İslâmcıyım” de-me-yen-ler, son yıllarda “E, canım, ben de, biz de İslâmcıyız” derken; rahmetli Seyyid Ahmed ARVASÎ Hoca’mız, “İslâm’ı Siyasallaştıranlara/Siyasal İslâmcılara”; hattâ “Biz Siyasal İslâmcı değiliz, referansımız Kur’an-ı Kerim” diyen “fikir-düşünce akımları”na, meselâ “Millî Görüş Hareketi”ne, “Erbakan Hareketi”ne nasıl bakmıştı, “Mamak Günleri”nde neler neler yazmıştı?

VESSELÂM

Şahsen, “merak”ımın neticesi mezkûr mevzûuların bazıları hakkında yazdıklarım www.millimefkure.com.tr ve “mefkuredamları” isimli “blog”larımda mevcuttur..
Rahmetli “ARVASÎ Hoca”mızın vefâtının 25. yılında yâd etmek,anmak ve anlamak  istiyorsak; birazcık da “gençlik hissiyatları dışında yâd” etmemiz,anmamız ve anlamamız ve bu yönde “kamuoyu” meydana getirmemiz elzemdir vesselam…
“Beyaz Saray”daki “Teşkilat Ercan”ın(!) “Türkmen Yayınevi”ndeki “kitap imzala faaliyeti”nde, bana ikram ettiği “bir bardak ayranı” ve “Allah(c.c.) seni muhafaza etsin(Âmin)” duâsı bereketi ile de hâlâ yaşadığımı da düşünüyorum vesselam…
28.Aralık. 2013
İsmet GÜLTEKİN

11 Aralık 2010 Cumartesi

"KÜRTÇE" NEDEN BİLMİYORLAR? "KÜRTÇE" NEDEN KONUŞAMIYORLAR?


“KÜRTÇE” NEDEN BİLMİYORLAR?

“KÜRTÇE” NEDEN KONUŞAMIYORLAR?

“Türkiye’mizin mes’eleleri”ne, ‘Lise 2’den beri, hadi sahiden net tarih vererek söyleyelim; 12 Eylül 1980 tarihinden itibaren, gazete bayiinden hergün “Tercüman” gazetesi alıp, okuyarak başladığım “kafa yormalar”ımı ve “yazılı mahsul”llerimi sürdürmeye devam ediyorum, elhamdülillah…

“Kürtçe” ile ilgili olarak, son iki yılda 3(üç) yazı yazdım.Bu yazacağım 4. yazı…

31. Aralık. 1988’de “daktilosunun başında iken” ‘sonsuzluğun sahibine kavuşan” rahmetli Seyyid Ahmed ARVASÎ HOCA’mızın “Doğu Anadolu Gerçeği” isimli eseri ağırlıklı yazdığımız iki yazımızı; “Doğu Anadolu Gerçeği” ve “Arvasî Hoca’nın ‘Kürtçe’ye Bakışı” başlıkları ile “mefkûre adamları” ‘blog”larında ve www.millimefkure.com sitemizden okuyabilirsiniz..En son “4 Ekim 2010”da yazdığımız “Kürtçe, ‘Dil/Lisan’ mı? ‘Ağız’ mı? yazımız ile “Son Dönem Osmanlı Aydınları”ndan olan “Asrın En Dahisi” ve “Asrın En Zekisi” rahmetli “İslâm Mütefekkiri” ‘Bediüzzaman’dan müphemle, 22. Vefat yıldönümüne yaklaştığımız rahmetli ARVASÎ HOCAmızın “yanlış düşünebileceği”ni de vurgulamıştık.

Ekim 2010’dan Aralık 2010’a, son iki ayda, Türkiye’mizde, “Kürtçe” mevzuunda birtakım “yeni gelişmeler” yaşandı.”Dokuz Kürtçe isme marka tescili yapılışı” belki de “Hükûmet”çe ve tabii “Devlet”çe yapılan “en müşahhas gelişme” oldu. ”Türk Patent Enstitüsü(TPE)”, “Kürtçe” isimli markaları onayladı. ”Kürt Star,Tevnepîr Mirov(Örümcek Adam), Keçka Kurda (Kürt Kızı),Keçka Şirin(Şirin Kız), Maşin (Otomobil), Cengawer(Savaşçı), Ciwane Şerwan(Genç Savaşçı), Roj, Rojin” isimleri “okul çantaları” gibi eşyalarda kullanılması serbest bırakıldı.(1) Demek ki önümüzdeki aylar ve yıllarda, çeşitli “sektör”lerde, “tescillenen” yukarıdaki “Kürtçe” isimlere çokça rastlayacağız..

“Kürtçe” hususunda bir diğer “yeni gelişme” ise “hukukî” sahada, neredeyse “yaşanacak”tı! Diyarbakır(Diyar-ı berk)’deki “KCK Duruşmaları”nda yaşanılan ve “Kurtlar Vadisi-Pusu” gibi “Star dizi”lerde de canlandırılan, “Kürtçe Savunma Hakkı” tartışmalarında sarfedilen cümleler.. ”Kürtçe” ile ilgili olarak, “Bilinmeyen Dil”, “Anlaşılmayan Dil” ifadelerinin kullanılışı. Hatta “Şark’ın Çocuğu” da diyebileceğimiz, “akademisyen” kökenli, eski Millî Eğitim Bakanı Doç Dr. Hüseyin ÇELİK’in, âdeta, “Sizler, nasıl Kürtçe’ye ‘bilinmeyen dil’, dersiniz. Kürtçe milyonlarca vatandaşımızın konuştuğu bir ‘ana dil’dir” serzenişleri.(2) Yani, “Kürtçe” ‘ağız’, ‘şive’, ‘lehçe’ olarak değil de, ‘dil’, ‘lisan’ hattâ ‘ana dil’ olarak zikredilişleri, kayda değer durumlardı. Yeri gelmişken “akademisyen” kökenli ÇELİK’e sormak lazım: “Kürtçe’ya Bakışınız Nedir?” ‘Dil/Lisan’ mı, ‘Lehçe’ mi, ‘Şive’ mi, ‘Ağız’ mı? Bir ikincisi; “Kürtçe, milyonlarca vatandaşımızın ‘ana dil’i ise, neden ‘toplumun önünde’ olan ‘Kürt’ sanatçılar, ‘Kürt’ siyasîler, “Kürtçe neden bilmiyorlar, Kürtçe neden konuşamıyorlar?”

“Büyük Türk Tarihçisi” Yılmaz ÖZTUNA ise neredeyse “Kürtçe resmî yazışma dili olsun”, “Kürtçe eğitim sektöründe de okutulsun” tartışmalarına, adetâ “son noktayı” koyan “Osmanlı Türk İmparatorluğu’nun tek resmî dil’i olmuştur” (3)“ana temalı” yazısı ise dikkate değerdi. Nitekim bu hususta “Devlet’in en tepesi” de, Kazakistan seyahati öncesi sarfettiği cümleler ile benzer düşünceleri dile getirdi: “Türkiye’de resmî dil Türkçe ve bu böyle kalacak..Kürtçe kültürümüzün bir parçası, inkâr etmenin anlamı yok…Ancak büyük ülkelerde konuşulan birçok diller olur…”(4)

Maalesef “Şark’ın Çocuğu” olup da ‘Kürtçe’ konusunda “daha doyurucu” olamayanlar da bir gerçek. Hattâ öyle ki, “Güney-Doğu Anadolu”muzdaki muhtelif ‘Üniversiteler’deki “Öğretim Üyeleri” bile ekseriyetle denilebilecek şekilde “Kürtçe ana dil”, “Kürtçe resmî yazışma dili” ve “Eğitim’de Kürtçe” talepleri mevzuularında “tarafgirce” ve adetâ “propaganda” ölçüsünde “yanlı” düşüncelerini “medya” ile “fikirler camiası”na aktarmaktadırlar. Böyle “tip”lerin “son örneği” ise; yazdığı “yorum”da, “Kürtçe’yi tam dört madde” ile “savunan” “Öğretim Üyesi”, “ilim adamlığı”na “hiç” de yakışmaz bir tarzda, “sinsicesi”ne, “Nasıl olacak bu iş?”, sualini, yani “sosyolojik realite”yi hiç zikretmemekte, “yok farzetmekte…” Güya “Eğitim’de Kürtçe’nin Kullanılmasına iİişkin Önyargıları” (5) ‘izale’ etme gayretinde amma “Kürtçe bilen öğretmenlerimiz nerede?”, sualini soramamakta…

“Kürtçe” mevzuunda yaşanılan bir diğer “gelişme” ise 1946’da, İran’da kurulan “İran Kürt Mahabad Cumhuriyeti” isimli “parti’nin, İran, Irak, Suriye ve Türkiye’deki ‘Kürtler’in güya ‘ortak millî marşı’, “Kürtlerin Millî Marşı” olarak ‘kabul’ ettiği “Kürtçe Marş”.: “Biz ki devrimin kızıl renkli çocuklarıyız / Seyret bu yolda döktüğümüz kanları” mısraların da yer aldığı “Kürtçe Marş”ın, Türkiye’mizdeki bir “Kürt Siyasî Hareketi”nin ‘partisi’nce okunması.(6) “Kürtçe”, “Kürt Bayrağı”,” Kürt Marşı” , “Kürt Askeri”, “Kürt Polisi” derken…

“KÜRTÇE” NEDEN BİLMİYORLAR? “KÜRTÇE” NEDEN KONUŞAMIYORLAR?!

Madem “milyonlarca vatandaşımızın ana dili Kürtçe, öyle ise neden sanatçıları, siyasîleri ‘Kürtçe’ bilmiyorlar, ‘Kürtçe’ konuşamıyorlar?!” Bu suâli ‘nasıl’ cevaplandıracağız? “Madem annelerinin dili ‘Kürtçe’ ise annelerin dili de kitaplardan öğrenilemeyeceğine göre TBMM çatısı altında ‘Kürtçe Kurs’lar tertipleme teşebbüsleri de ne demek oluyor?”

Evet, böyle bir “can alıcı” suâl ile meşhur “Kürt Sanatçı” Ahmet KAYA’nın eşi Gülten KAYA karşılaştı:” Suâl.: ‘Yaşasaydı(Ahmet KAYA) Kürtçe şarkı söyler miydi? Cevap.: ‘Ahmet Kürtçe bilmiyordu.” Sebep ise “Malatya” doğumlu “Kürt Ahmet KAYA”nın ‘babası Adıyamanlı Kürt, annesi ise Erzurumlu Türk” idi.(7) Hattâ rahmetli TÜRKEŞ ve rahmetli ‘süper vali’miz YAZICIOĞLU da, “APO’nun Kürtçe bile bilmediklerini” açıklamışlardı da; sebebini ise tarihçimiz ÖZTUNA’nın da yazdığı üzre annesinin “Türk” oluşu olsa gerek…Öyle ya, Doğu ve Güney-Doğu Anadolu’lu AKP’li mebusların “anneleri Kürt” olanlar; Maliye Bakanı Mehmet ŞİMSEK gibi, Devlet Bakanı Zeki CEVHER gibi, ‘Kürtçe bilip, konuşabilirlerken…” Demek ki, “ana dil”imiz ‘Kürtçe’, ‘Eğitim’de de Kürtçe dersler yapılsın’, hattâ ‘resmî yazışma dilimiz Kürtçe olsun” diyenlerin-BDP’liler gibi- ekseriyetle “Kürtçe bilmemelerinin, Kürtçe konuşamamalarının bir sebebi de, “annelerinin Kürt değil de, Türk olmaları” olsa gerek…

“Ana dil”, “annenin konuştuğu dil”dir ve öncelikle “anneden öğrenilir”, belki de “kitaplar”dan “kuralları” kavranılır, geliştirilir…”Şanlıurfa” doğumlu “APO”; “Malatya” doğumlu “Ahmet KAYA” ve bilmem ne doğumlu “Kürtler”, “Kürtçe” bile bilmiyorlarsa, “Kürtçe” bile konuşamıyorlarsa, “Kurtlar Vadisi-Pusu” da da, “Hukukî” olarak “Kürtçe Savunma Hakkı” tanınan “militan kadın” gibi, sahiden neden “Kürtçe” bilemiyorlar ve konuşamıyorlar? ”Devlet” veya her neyse, geceleri geç saatlerdede mi “yatak odaları”na girmişti?!!!

Ne kadar çok da “zihnime” takıldı bilemezsiniz; “Kürt” olduğunu ısrarla vurgulayıp da, daha “Kürtçe” bile bilemeyen ve konuşamayanların “sebepleri”ni “anlayabilmek!”

Bazıları da, özellikle “İslâmî Düşünce”nin değişik “versiyonları” ve bir türlü “cemaat zihniyeti”nden kurtulamayan- Sanki “Asrın İmamı” Bediüzzaman Said NURSÎ, “cemaat zihniyetli” idi de?!- “kalem”ler de, “hızlarını alamayıp”, “ha bire Eğitim de Kürtçe olsun, dersler Kürtçe işlensin…Efendim, bir zamanlar, Doğu ve Güney-Doğu Anadolu Medreseleri’nde de, dersler Kürtçe işlenmişti” ısrarlı vurgulamaları…(8) Ve zaman zaman “azınlık milliyetçisi” gibi “duruş”lar ve “düşünceler” e sahip olup, yayınladığı “Dersim” konulu “dizi yazıları”nda serdettikleri fikirler: “Kürtçe bir dil’dir ve Kurmanca, Soranca, Goranca ve Zazaca olmak üzere dört lehçesi bulunmaktadır…Türkiye’mizin bilmem ne ilindeki Kürtlerin Kürtçesi ile bilmem ne ilindeki Kürtlerin Kürtçesi arasında “ağız” farklılıkları vardır ve birbirlerini anlamazlar…”(9)

NETİCE:

“Şanlıurfa” doğumlu sanatçı İbrahim TATLISES, ‘nam-ı diğer’ İBO’nun bir şarkısında da dediği üzre;

“Biz Türk’üz,

Biz Kürt’üz,

Yoktur farkımız.

Alevî, Sünnî’yiz,

Olmaz gayrımız.

Biz Laz’ız, Çerkez’iz,

Nedir farkımız?

Yıllardır söyleriz,

Budur şarkımız…”

Rahmetli Osman Yüksel SERDENGEÇTİ’nin de vurguladığı üzre; “Kürtler ile Türkler arasında sadece bir ‘K’ ve ‘T’ harfi kadar farklılık vardır…”

“Kürt” olup da “Türkleri hakikî gardaşı” bilen ve asla “Emperyal Oyun ve Tuzaklara” düşmeyen, “Kürtçü” olmayan “Asrın En Dahi”sine, “Asrın En Zeki”sine ne kadar da ihtiyacımız var…

İsmet GÜLTEKİN

12.Aralık.2010

İsmet_gultekin@mynet.com ve metgultekin@hotmail.com

Dip Notlar:

1) Radikal, Yeni Şafak ve Milliyet Gazetesi, 19.Ekim.2010 tarihli sayıları

2) Bugün Gazetesi, 12.Kasım. 2010

3) Yılmaz ÖZTUNA, “Osmanlı Topraklarında Tek Resmî Dil Türkçe’ydi”, Türkiye Gazetesi, ‘Haftalık Durum’, 27.11.2010

4) Bugün Gazetesi,12.Kasım.2010

5) Vahap COŞKUN, “Eğitimde Kürtçe’nin Kullanılmasına İlişkin Önyargılar”, Zaman Gazetesi, 06.Aralık.2010, s.22

6) Milliyet Gazetesi, 25.Ekim.2010

7) Bülent GÜNAL, ‘Günün Adamı’,HaberTürk Gazetesi,17.Kasım.2010

8) Umut AKTAŞ, “Ana Dilde Eğitim”, Özgün DURUŞ Gazetesi, 22-28 Ekim.2010, sayı:59

9) Baskın ORAN, “Kutsal Dersim, Nam-ı Diğer Tunceli”, Radikal Gazetesi, 17.Kasım.2010

5 Ekim 2010 Salı

"KÜRTÇE", 'DİL/LİSAN' MI? 'AĞIZ' MI?


“KÜRTÇE”, ‘DİL/LİSAN’ MI? ‘AĞIZ’ MI?

İki yıl önce yazdığımız ve “Ülkücü Hareket” mensuplarının “İslamî Şuur” kazanmasına vesile olmuş, rahmetli Seyyid Ahmed ARVASÎ HOCA’mızın, vefatının 20.yılında da yâd edebilmek gayesiyle de kaleme aldığımız yazılarımızda, bilhassa “Doğu Anadolu Gerçeği” isimli eserini de hatırlatmıştık.

Ayrıca, onca eserleri arasında, “Şark’ın da Çocuğu” olarak sadece “Doğu Anadolu Gerçeği” isimli eserinde, “müstakilen” yer verdiği “Kürtçe’ye Bakışı”nı da ortaya koymuştuk.Bu iki yazımızı okumak isteyenler; www.millimefkure.com isimli sitemizdeki “Doğu Anadolu Gerçeği” ve “Arvasî Hoca’nın Kürtçe’ye Bakışı” başlıklı yazılarımızı da okumalarını öneririm..

İlk baskıları 1986’da “Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü(TKAE)” tarafından yapılan, bilahare muhtelif yayınevlerince ve nihayetinde de , 1992’de, “Boğaziçi Yayınları”nca neşredilen ismi zikredilen eserde, rahmetli ARVASÎ HOCA’nın “Kürtçe’ye Bakışı”nı, şöyle hülâsa edebiliriz:

1) “Türkiye’deki ‘Şark Mes’elesi’ ile bağlantılı…

2) “Kürtçe ayrı bir dil, ayrı bir lisân değil, ağız’dır.”

3) “Amerikalı Barış Gönüllüleri’nin ‘Doğu ve Güney-Doğu Anadolu’muz’daki okullarımızın sınıflarına girerek ‘Kürtçe ayrı bir dildir, ayrı bir lisandır’ propagandaları yapılmıştır…

4) “Kürtçe, ayrı bir dil, ayrı bir lisân değil; bölgedeki kültür sürtüşmelerinin ortaya çıkardığı bir ağız’dır.”

5) “….Yol ve mektep götüremediğimiz kültür merkezlerimizle irtibat sağlayamadığımız bazı vatan parçalarında yaşayan vatandaşlarımız, bazan ‘Kurmanci’, bazan ‘Zazakî’,bazan ‘Goranî’, bazan ‘Soranî’, bazan ‘Loranî’(Lurî) denen ve hepsine de ortak olarak “Kürtçe” tabiri yakıştırılan bir “ağız”la konuşmaktadırlar.”

6) “…Emperyalistlerin ve bölücülerin ‘Kürtçe’ tabir ettikleri ‘ağz’ın’…”

7) “Bize göre, ‘Kürtçe’ tabir edilen ‘ağız’, kültür temaslarının emperyalizme dönüşmesinin acı bir meyvasıdır.”(s.26)

8) “Kürtçe” tabir edilen ‘ağız’, kültür sürtüşmeleri sonucu ortaya çıkmış, bozulmuş Türkçe’dir.”(s.29)

9) “Artık kesin olarak anlaşılmıştır ki, bugün, ‘Kürtçe’ tabir edilen ‘ağız’, daha çok Fars emperyalizmine yenik düşerek dillerini, şu veya bu ölçüde unutan Türkmen ve Oğuzlar’ın bir kısmının konuştuğu dil’dir.”(s.34)

“SON DÖNEM OSMANLI AYDINLARI” ve “BEDİÜZZAMAN’IN FARKLILIĞI”

“Yıllardır, millî düşünceye kendimce bir iz tutturmaya çalışıyorum. Bu yolda, Bediüzzaman’ı gördükten sonra , görmezlikten gelmek, benim yapabileceğim bir şey değildir”, diye, tâ on iki yıl önce yazdığı, “Bediüzzaman SAİD NURSÎ Hayatı-Yolu-Eseri, Ötüken Yayınları, Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun 700.yılına armağan,İstanbul 1999” isimli eserinin “önsöz”ün sonlarını, bu şekilde tamamlayan KÖSOĞLU gibi, ben de “Doğu ve Güney-Doğu Anadolu’muzun Mes’eleleri”ni anlamada, yazımızın mevzuu olan “Kürtçe Mes’elesi”ni kavramada da, “Bediüzzaman’ı görmezlikten gelemez”dim…Son zamanlardaki, “Risale-i Nur Külliyatı” okumalarım , rahmetli ARVASÎ HOCA’mızın “yanlış düşündüğü” kanaatimin oluşmasına katkı yaptı.

Bediüzzaman’ı, “Son Dönem Aydınlarımız” ‘kategorisinde değerlendiren; “o nesiller ki, Yemen’de kırıldılar, Sarıkamış’ta dondular, Irak Cephesi’nde, tifüs ve tifo’dan şehid oldular ancak tarihin kanununu değiştiremediler; Osmanlı’yı yıkılmaktan kurtaramadılar…Osmanlı yıkıldıktan sonra ise ‘son dönem Osmanlı aydınları’mızın bir kısmı etnik milliyetçiliğe sarıldı..Ancak kendisi tam bir ‘Osmanlı Milliyetçisi’ olan Bediüzzaman farklıydı..O, öyle yapmadı..’Yeni Said Dönemi’nde, kendi iç derinliğine yöneldi…” vurgulamalarını, yine aynı eserinin ‘Önsöz’ünde yapan KÖSOĞLU; aslında Bediüzzaman’ın sadece bir “müfessir” değil, “toplum mes’eleleri”ne çareler sunan bir “mütefekkir” de olduğunu; onun ‘Kürdî’ olduğu hâlde, asla ve kat’a ‘Kürtçü, siyasî Kürtçü’ olmadığını da hatırlatıyordu..

KÖSOĞLU, ismi zikredilen bu eseri ile âdeta demek istiyor ki; “Ülkücü model şahsiyet mi arıyorsunuz; işte Bediüzzaman Said NURSÎ…Alperen model şahsiyet mi arıyorsunuz; işte Bediüzzaman Said NURSÎ… Ülkücü-Alperen model şahsiyet mi arıyorsunuz; işte Bediüzzaman Said NURSΔ de, demek istiyor…

Tam bir “İslâm Fedâisi” ve tam bir “İslâm Kahramanı” da olan Bediüzzaman; Şark’ta, Bitlis, Diyarbakır(Diyar-ı berk) ve Van’da açmayı “mefkûre” edindiği “Üniversite Projesi”nde, üç dil’e yer vermek istiyordu: Türkçe, Kürtçe ve Arapça…Çünkü, Türkçe’yi çok sonraki yıllarda öğrenen ve bu sebeple “Eski Said Dönemi Eserleri”nde, Türkçe’sinin pek iyi olmadığından dolayı, kendisinin mazur görülmesini isteyen Bediüzzaman’a göre; “Arapça Vacip; Kürtçe lazım; Türkçe caiz”dir. Kendisi Fransızca , Farsça ve Rusca da bilen Bediüzzaman, bu “Üniversite Açma Mefkûresi”ne yönelik, gerek Osmanlı Devleti, gerekse yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti yöneticilerince, çok somut merhaleler katedttiği hâlde, muhtelif sebeplerden gerçekleştiremedi…

Benim “Kürtçe” mevzuundaki son kanaatim; onca makale ve eserlerinde, kendisi de “Şark’ın Has Çocuğu” olan Bediüzzaman’dan hiç bahsetmeyen-tıpkı günümüzde ‘Haricîlik ve Şiâ’ isimli eseri de olan Taha AKYOL’un da bahsetmediği üzre-rahmetli ARVASÎ HOCA ve yine “Kürtçe, aslında Türkçe’dir” ana vurgusunu işleyen “Tuncer GÜLENSOY” gibi “araştırıcılar”, “resmî konsept’e, resmî anlayışa”, hadi daha açıkcasını yazalım, “resmî ideoloji”ye, “Kemalizm “e “paralel” düşündüklerini, hiç düşünmüşler miydi ki?

Bir zamanlar, “Milliyet Gazetesi”ni geniş açıklamalarda bulunan “Netekim Paşa”, “Kürtçe’yi yasaklamakla hata yaptık” demişti…

Günümüzde, hukukî dayanağı, anayasa güvencesi olmadığı iddia edilen , “Devlet Televizyonu” “TRT-ŞEŞ”, “TRT 6”kanallarında, artık “Kürtçe” televizyon yayını yapılmakta. Hattâ Gaziantep’te, “Dünya TV” isimli bir “özel televizyon kanalı” da, ‘Kürtçe’ yayınlar yapmakta…

İran’da, Irak’ta, Ortadoğu’da ve Türkiye’mizde konuşulan ‘Kürtçe’yi, “aslında Türkçe’dir” veya “bozulmuş Türkçe’dir” demek, ilmen de ne derece doğru ki?!!

SON SÖZ

Filmlere, makalelere, televizyonlara, gazete ve dergilere “mevzu” olan “Kürt Mes’elesi”ne odaklananların hızlarını alamayıp, “Kürtçe eğitimde anadil olsun” veya “Kürtçe devletimizin resmî yazışma dili olsun” demek, ne derece “sosyolojik realiteye” uygun talepler ki?!..

Rahmetli TÜRKEŞ’in, “O bir Kürt değil, aslında Ermeni’dir.Adı da Artin Agopyan’dır” dediği “ÖCALAN” bile “Kürtçe” yazıp, konuşamazken; hattâ bu talepleri dile getiren ve “1991 Seçim İttifakının ortaya çıkardığı siyasî çizgi”nin uzantısı “BDP”li yetkililer bile doğru-dürüst ‘Kürtçe’ konuşup, yazamazken!!!

Bir zamanlar, “Selçuklu Devleti”mizin “resmî yazışma dili Farsça” idi…Böyle “sosyolojik realiteler”de, ‘Kürtçe’ nasıl…..

04.10.2010

İsmet GÜLTEKİN

İsmet_gultekin@mynet.com ve metgultekin@hotmail.com