5 Temmuz 2018 Perşembe

"Türk Güreşinin Sembolü,Dünya ve Olimpiyat Şampiyonu YAŞAR DOĞU"(*) Kitabında,"Unutulan Termeli Güreşçilerimiz"(**)den HASAN GEMİCİ


“Türk Güreşinin Sembolü
Dünya ve Olimpiyat Şampiyonu
YAŞAR DOĞU”(*) Kitabında,
“Unutulan Termeli Güreşçilerimiz”(**)den
HASAN GEMİCİ


                  “Unutulan Termeli Güreşçilerimiz”den merhum Hasan GEMİCİ’yi,bilhassa “Güreşçiler, Pehlivanlar Diyârı Terme”miz ‘Güreşperver Efkâr-ı Umumiyesi”ne, “Güreşsever Kamuoyu”na ‘ilk defa’ mal’eden ; Termeli İdris KULAÇ idaresindeki “Termeliyiz Biz Yerel Tarih Grubu”, “Facebook Grubu” oldu.(1)
                    Sonrasında ise Edebiyat Öğretmeni Ahmet SEZGİN’in, bir mahallî gazetedeki “Termeli olimpiyat Şampiyonu Hasan Gemici”(2)başlıklı yazısı…
                   “Türk Güreşperver Efkâr-ı Umumiyesi”ne, “Türk Güreşsever Kamuoyu”na ise “ilk defa” haberdar eden ise “Milliyet Gazetesi”(3) ile “Kocaeli Gazetesi…”(4)
                       “Milliyet Gazetesi”ndeki haberde;”kupür resmi”nde gördüğünüz üzre;”Helsinki’de Dünya Şampiyonluğu Kazanan HASAN GEMİCİ…Samsun’un Terme kazasından olan Hasan GEMİCİ YÜZDE YÜZ BİR ANADOLU ÇOCUĞUDUR” ‘spot’u da yer almakta.Ve “kupür resmi”ndeki haberin muhtevasında da; “Hasan GEMİCİ, Samsun’un Terme kazasındandır.Sarı saçları ve açık renk gözleri ile insana emniyet veren bir çehreye sahip bulunan bu şampiyon güreşçimiz, YÜZDE YÜZ ANADOLU ÇOCUĞUDUR. Hem de her bakımdan temiz, uysal ve vazifesinden başka bir şey bilmeyen bir Anadolu evlâdı…Olimpiyat Şampiyonumuz Hasan GEMİCİ, hâlen İzmit Belediyesi’nde memurdur.”(5) denilmekte…

                       “Kocaeli Gazetesi”(6)nde ise “Hasan GEMİCİ, 15.06.1927 Terme doğumlu…1951 Akdeniz Oyunları,1952 Helsinki Olimpiyatları 52 kilo Şampiyonu…Seka Kağıtspor güreşçisi…Yurt dışında ve Millî Takım’da, Güreş Antrenörlüğü yapmış…Kağıtspor Lisansı ile Alman ve İsveç Millî Takımları ile yaptığı müsabakalarda, 62 kiloda takım hâlinde şampiyonluk kazanmış…”(6) denilmekte.
                   Termeli Edebiyat Öğretmeni Ahmet SEZGİN ise mezkûr yazısında, “Unutulan Termeli Güreşçilerimiz”den merhum Hasan GEMİCİ’yi;”-Çok kıymetli güreşçilerimizle tanınan Terme’nin, en yakın zamana kadar adını duymadığım bir büyük güreşçisi, bir Olimpiyat Şampiyonu güreşçisi”(7) diye târif etmekte.


“Türk Güreşinin Sembolü…Dünya ve Olimpiyat Şampiyonu
YAŞAR DOĞU”(*)nun Yetiştirdiği Güreşçilerimizden HASAN GEMİCİ

                   “Unutulan Termeli Güreşçilerimiz”den merhum Hasan DEMİRCİ, mezkûr eserde, beş yerde “ismi geçmekte…”(s.218,227,232,245 ve 345)
                     Merhum YAŞAR DOĞU…
                       “Samsunlu Güreşçilerimiz”den; “Kavaklı Güreşçilerimiz”den; “Samsun Kavaklı Güreşçilerimiz”den… “
                       “Türk Güreşinin Başbuğları”ndan…
                        “Kızıl Moskof Zulmü”nden dolayı “Hicret” etmek mecburiyetinde kalmış “Kafkas Sürgünzedeleri” gibi, “Kafkas Çerkezleri”nden; “Ubıh Kabilesi-Guge Demirci Sülalesi”nden…
                          ‘1913 Samsun’un Kavak ilçesine bağlı Karlı Köyü’nde”doğdu…
Merhum Yaşar DOĞU’nun “Yetiştirdiği Güreşçilerden Öne Çıkan İsimler”(s.245)
                         “İlk Sırada”, “Çarşambalı Güreşçilerimiz”den Mustafa DAĞISTANLI(2 Olimpiyat, 3 Dünya Şampiyonu)
                          “11.sırada”, “Unutulan Termeli Güreşçilerimiz”den merhum Hasan GEMİCİ(Olimpiyat Şampiyonu)…
                           Ve yine “14.sırada”, “Çarşambalı Güreşçilerimiz”den, merhum Cemal YANILMAZ(Dünya Şampiyonu)…(s.245)
                            Merhum Yaşar DOĞU……
                           Babasının “Balkan Harbi”nde “Şehid” olması sebebiyle bir “Şehid Çocuğu” Yaşar DOĞU…(s.20)
                             “Kızıl Moskof Mağduru”,rahmetli dedesi Bicanzade Ârif Çavuş sebebiyle güreşi seven, güreşe başlayan…(s.23)
                               “Güreş Hayatı”ndaki 47 güreşinin 46’sını kazanan; 46 güreşinin de 33’ünü “TUŞ” ile kazanan…(s.16)
                              Sadece “bir güreşi”ni “sayı hesabı ile” kaybeden…
                             Ve neredeyse “Bütün Türk Güreşçilerimiz” gibi, “Türk Silahlı Kuvvetleri”nde, “Askeriyemiz”de, “ikibin  senelik yaşı aşan” “Ordumuz”daki “Askerlik Hayatları”nda, “Türk Güreş Hayatına Kazandırılanlar”dan…
                           Öyle ki; “Kafkas Sürgünzedeleri”nden; “Çerkezler”den ; “Şehid Çocuğu”,merhum Yaşar DOĞU; günümüzde “Ankara Cebeci Askerî Şehidliğinde Medfûn Tek  Sivil İnsan.”(s.244)
                           İşte böyle bir “Alperen”in, böyle bir “Türk Güreşçi”nin “Yetiştirdiği Güreşçilerimiz”den; “Unutulan Termeli Güreşçilerimiz”den merhum Hakan GEMİCİ…(.s.232)
                           Merhum  Yaşar DOĞU,“Atatürk’ün vefâtından sonra kapanan ‘Ankara Güreş Kulübü’nü, 1952’de, Ankara-Maltepe Gölbaşı Sineması altında, yeniden açar ve  güreşçiler yetiştirmeye başlar.
                           Tıpkı merhum “Atatürk Dönemi Ankara Güreş Kulübü”nün fonksiyonu gibi…(s.s.232)
                         Termeli Güreşçimiz merhum Hasan GEMİCİ de yetiştirdiği güreşçilerimizden…



                                               


1952 HELSİNKİ OLİMPİYATLARI
ve BURHAN FELEK’İN TÜRK GÜREŞİNE KÖTÜLÜĞÜ

                             Ahmet SEVEN’in mezkûr eserinde, “Unutulan Termeli Güreşçilerimiz”den merhum Hasan GEMİCİ’nin ‘Güreş Hayatı’ndaki Başarıları’nın sıralanması:” HASAN GEMİCİ…Serbest güreş…52 kiloda Finli Timonen’i 3-0 sayı hesabıyla; İngiliz Cheerm’ı 4 dakikada tuş ile; İtalyan Degiori’yi 2 dakika 45 saniyede tuş ile yendikten sonra; İranlı Molla Kasımı’ye 2-1 ekseriyetle yenildi.Japon Kitano’yu 3-0 ittifakla yenerek, sıkletinin Olimpiyat Şampiyonluğunu kazandı.”(s.218)
                            Velâkin “1952 Helsinki Olimpiyatları”nın, “Türk Güreş Tarihinde Yaşanan Büyük Zelzele”, “Türk Güreşinde Frene Basılan Yıllar ve Kırılma Noktası” gibi bir “Makûs Talihi” var…
“Türk Güreşçiler”, “Türk Gibi Kuvvetli” sözünü Avrupa ve Amerikalar da, peyderpey ispatlamakta, neredeyse bütün ‘Altın Madalyaları” toplamakta, “Türk Güreş Tarihi”ne “Altın harflerle yazılacak başarılar” elde etmektedirler.
“Türk Güreşçilerimizin” bu başarıları, “Avrupa, Amerika”, kısaca “Garb’ın âfakında”, “Batı Dünyası”nda kabul edilememekte…
                            Ve “Milliyet Gazetesi”inin ‘Muharriri’, ‘Yazarı’, şu tarihe kadar gözümüzde büyüttüğümüz ‘kalemi’ Burhan FELEK’in “Türk Güreş Hayatına Kötülüğü” yaşanmıştır…
                            “Millî Olimpiyatlar Komitesi  Sekreteri”, “Milliyet Gazetesi Muharriri Burhan FELEK” de, “masabaşı oyunları”nın  neredeyse “başrolü”ndedir. “1948 Londra Olimpiyatları’nda başarılar elde eden Türk Güreşçilerimize yapılan 20’şer bin liralık bağışı”, ‘kalemine dolayan’ FELEK; “Milletlerarası Olimpiyat Komitesi”ne ‘şikayet’te bulunur.
                           “Milliyet Gazetesi Muharriri”de olan Burhan FELEK’in bu ‘şikayeti’ sebebiyle de; “Burhan FELEK’in Gammazlığı” sebebiyle de, ‘1951  Helsinki Olimpiyatları’na, Yaşar DOĞU, Nasuh AKAR, Gazanfer BİLGE, Celal ATİK ve Ruhi SARIALP gibi “Türk Güreş Tarihine Şampiyonluklar Yaşatmış Güreşçilerimiz”in katılımı engellenir.
                        “1952 Helsinki Olimpiyatları”nın neticesi ne mi olur?
                          “Amerika 40 Altın Madalya ile birinci, Türkiye’miz ise sadece 2 Altın Madalya ile onaltıncı olur…”
                          İşte “1952 Helsinki Olimpiyatları”nda güreşen “Unutulan Termeli Güreşçilerimiz”den merhum Hasan GEMİCİ de ‘böyle bir süreç’te güreşir…(s.211-219 ve s.336)

                                                           

YAŞAR DOĞU’NUN ‘JÜBİLE’SİNDE DE GÜREŞEN HASAN GEMİCİ
“İstanbul Spor ve Sergi Sarayı”nda, 1955’deki ‘Yaşar DOĞU’nun Jübilesi’nde, 52 Kiloda, Termeli merhum güreşçimiz, merhum ‘Yaşar DOĞU’nun Yetiştirdiği Güreşçilerimiz’den Hasan Gemici de güreşir…(s. 224 ve s.227)


MERHUM YAŞAR DOĞU, TERME’MİZDE DE GÜREŞ TUTMUŞ
                 “Türk Güreşinin Alperenleri”nden de olan merhum ‘Samsunlu Güreşçilerimiz’den;‘Kavaklı Güreşçilerimiz’den;”Samsun Kavaklı Güreşçilerimiz”de Yaşar DOĞU; ‘Güreş Hayatının Başlangıcı’nda, “Samsun yöresinde, güreşmediği yer kalmaz. Amasya, Samsun, Ladik, Havza, Çarşamba ve Ordu”da olduğu üzre, “Terme”mizde güreş tutar.(s.103)
                   Kendisini “Türk Güreş Camiası”na ‘kabul ettirebilmeye yönelik bu güreşleri”nde, Terme’mizde de, ‘Ordulu Güreşçilerimiz’den “Deli Kasım” ile güreş tutar.
                    “Deli Kasım”ı, “1937 Ordu Güreşleri”nde yenen merhum Yaşar DOĞU’ya, “Ben o zaman hastaydım. O sebepten yenildim.” Diyen “Ordulu Güreşçilerimiz”den ‘Deli Kasım” ile Terme’mizde  tekrar güreş tutan merhum Yaşar DOĞU; ‘Deli Kasım’ı Terme’mizde de yener. Tekrar Başpehlivanlığı kazanır..
                    “Alperen Güreşçilerimiz”den merhum Yaşar DOĞU’nun, Terme’mizde, 1937’de, “Ordu Güreşleri”nden onbeş gün sonra yaptığı bu güreşi; askere gitmeden evvel; hem Samsun’da, hem de Samsun civarında yaptığı ‘en son güreştir’ de…(s.103, 104)

                           “SİNEK SIKLET-TÜY SIKLET”

                    Sizleri bilmem,velâkin “Mürşid”inin; “Ben bilmem de Yunus” vetiresinde olduğu gibi; “Etno-Spor”umuzun; “Ecdat Spor”umuzun; “Ata Spor”muzun ‘Başında’ gelen “Güreş Spor Dalı”mızla ilgili “Ben bilmem” desem, yeridir…
                       Hatırlıyorum da, bu fakir, zaman zaman ekseriyetle “Tüy Sıkletteyim”, der; “latife”, “şaka yaptığımı” ifâde etmek isterdim.
                      Meğerse, “Sinek Sıklet” gibi “Tüy Sıklet”te, “Türk Güreş Tarihi”ndeki ‘Sıkletlerin İsimleri” imiş…
                       “Sinek Sıklet, 52 kiloya”; “Horoz Sıklet, 57 kiloya”; “Tüy Sıklet, 62 Kiloya”; “Hafif Sıklet, 67 Kiloya”; “Yarı Orta Sıklet, 73 kiloya”; “Orta Sıklet, 79 kiloya”; “Yarı Ağır Sıklet, 87 kiloya”; “Ağır Sıklet, 87 kilo üzerine” karşılık gelen “Sıklet”, “Ağırlık” isimleri imiş…(s. 135)

                                   NETİCE:
                       “Unutulan Termeli Güreşçilerimiz”den merhum Hasan GEMİCİ; “Son Asır Türk Pehlivanları”ndan ve “Dünya Güreşine Oyunlar Ekleyen “, “Büyük Çaplı Güreşçilerimiz” kadar, ‘aynı ayarda’, diğer pehlivanlarımızdan” da…(s.345)
                         “Türk Güreşinin Başbuğları”ndan, “Kavaklı Güreşçilerimiz”den merhum Yaşar DOĞU’nun dediği üzre; “-Türk Güreşinin kalkınması, mektep açmakla değil; kulüplerin ‘Güreş Dâvâsı’nı ele almaları ile kâbil olur”(v.258) vesselam…
Terme, 06.Temmuz.2018
İsmet GÜLTEKİN
Araştırmacı-Yazar ve Öğretmen

Dip Notlar:

(*): Ahmet SEVEN, “Türk Güreşinin Sembolü, Dünya ve Olimpiyat Şampiyonu YAŞAR DOĞU”, 2. Baskı, Ağustos 2016, Samsun, Ceylan Ofset…
(**): İsmet GÜLTEKİN(Derleyen ve Yazan) “Unutulan Termeli Güreşçilerimiz”,Terme Birlik MEFKÛRE,”Birlik Olmadan, Dirlik Olmaz”, Kültür Hizmeti-2-, Terme-2003,Bilgi Ofset Matbaacılık,
(1): İdris KULAÇ, “Facebook Grubu”, Termeliyiz Biz, Yerel Tarih Grubu,06.Şubat.2018
(2): Ahmet SEZGİN, “Termeli Olimpiyat Şampiyonu Hasan GEMİCİ”, Terme Bilgi Gazetesi, 06.Mart.2018
(3): Milliyet Gazetesi,25.07.1952 Tarihli Milliyet Gazetesi
(4):Ziya ÜRÜK, Kocaeli Gazetesi, 26. Haziran. 2015
(5): Milliyet Gazetesi, 25.07.1952 Tarihli Milliyet Gazetesi

4 Temmuz 2018 Çarşamba

TERME ERMENİLERİ ve TERME ERMENİ ÜSSÜ MÜ?-"NUTUK"TA 'ERMENİ-RUM-PONTUS ZULMÜ'


TERME ERMENİLERİ
ve TERME ERMENİ ÜSSÜ MÜ!?


               “Terme kazasında yaşayan 3.427(üç bin dört yüz yirmi yedi) Ermeni’nin (491 hâne), yalnızca 100’e yakını(25 hâne),küçük Hampertzum Şapeli’nin bulunduğu, ‘Yönetim Merkezi Terme’de bulunmaktaydı.”(1)
               Yani “Terme Ermeni Üssü” idi.
                “Kanada’daki ‘Ermeni Nüfusu’nun önemli bir bölümü, şehrin yakınındaki 4(dört) köye dağılmıştı.
                 Deniz kıyısına yarım saatlik uzaklıkta, ormanlık küçük bir vadinin yukarısında yer alan:
1)    Bindokuzyüz altmış beş kişilik Kocaman Köyü’nde, Kocamanbaşı’nda, iki Kilise vardı. 1800’de kurulan Surp Hagop ile 1850’de tamamlanan Surp Yağya ALEMDAR’da,İlim Dağı/Bulgurlu’da, 560 Ermeni nüfusu ve Surp Kevork Kilisesi…
2)    Salıpazarı Suluca’da, 200(ikiyüz) Ermeni nüfusu ve Surp Nışan Kilisesi…
3)    Hoylan’da ise Surp Yerrortutyun Kilisesi vardı.(2)

“Terme Ermenileri” kategorisine dahil edebileceğiz ‘yeni veriler” bunlar…
“Terme’de Ermeni-Rum Zulmü” ise ‘objektif yargı’larla çok sayıdaki “araştırmalara”, “resmî ve sivil araştırmalara” mevzû olmuş bile…
Gerek “Devlet Arşivleri”ndeki “çok sayıdaki ilmî araştırmalar”; gerekse merhum Hasan Celâl GÜZEL, nam-ı diğer ‘Tank Hasan’ın “Yeni Türkiye”deki devâsa çalışmalarda da, “Terme’deki Ermeni-Rum Zulmü”, ilmî kriterlere göre ‘araştırılmış’ bile…
Son senelerdeki “araştırmalar” da ise “Ermeni –Rum Zulmü”ndeki “Amerikan Boyutu” da ‘vurgulu araştırmalara’, kitap çaplı ‘araştırmalara  da mevzû olmuş olması…

               “NUTUK”TA “ ERMENİ-RUM- PONTUS ZULMÜ” ve “AMERİKALILAR…”


                Belki de, “Ermeni Mes’elesi”nde ve Türkiye’mizdeki “Ermeni-Rum-Pontus  Zulmü”ndeki “Amerikalılar Boyutu”nu, ‘en yüksek seviye’den ‘ilk’ ortaya koyan “Müslüman ATATÜRK” idi; Merhum Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK idi.
              Merhum Atatürk, 15-20 Ekim 1927’de, ‘CHP’nin 2. Kurultayı’nda ,altı buçuk saatte ve  altı gün boyunca süren ‘Tarihî Büyük Nutku’nda, sonradan “kitaplaştırılmış’ “NUTUK” isimli eserinde, “Ermeni-Rum-Pontus Zulmü”nü ve bu “zulüm”deki ‘Amerikalılar Boyutu’na da ‘dikkat çekmek’ istemişti.
Merhum ATATÜRK’ün “Büyük Nutku”nda veya çok bilinen ismi ile “NUTUK”unda, Türkiye’mizde, neredeyse bundan 100(yüz) sene yaşanılan “Ermeni-Rum-Pontus Zulmü”nü, şöyle ortaya koyuyor:

“İSTANBUL RUM PATRİKHÂNESİ…”- “MAVRİ MİRA CEMİYETİ…”

              “Bundan başka, memleketin her tarafında, anasırı Hıristiyaniye hafi, celi, hususi emel ve maksatlarının temini istihsaline, devletin bir an evvel, çökmesine sarfı mesai ediyorlar. Bilâhara elde edilen mevsuk malûmat ve vesaik ile teeyyüdetti ki, İstanbul Rum Patrikhanesinde teşekkül eden Mavri Mira heyeti (Vesika: 1), vilâyetler dahilinde çeteler teşkil ve idare etmek, mitingler ve propagandalar yaptırmakla meşgul. Yunan Salibiahmeri, resmî muhacirin komisyonu; Mavri Mira heyetinin teshili mesaisine hadim. Mavri Mira heyeti tarafından idare olunan Rum mekteplerinin izci teşkilâtları, yirmi yaşını mütecaviz gençler de dahil olmak üzere her yerde ikmal olunuyor. Ermeni Patriği Z a v e n Efendi de, Mavri Mira heyeti ile hemfikir olarak çalışıyor. Ermeni hazırlığı da tamamen Rum hazırlığı gibi ilerliyor. Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz sahillerinde teşekkül etmiş ve Istanbuldaki merkeze merbut Pontus Cemiyeti sühuletle ve muvaffakiyetle çalışıyor (Ves. 2). “(s.2)(3)

             “Istanbuldaki merkezi idarelerinden verilmiş olan bu direktif dahilinde, Erzurum şubesi, vilâyatı şarkiyede Türkün hukukunu muhafaza ile beraber tehcir esnasında yapılan suimuamelâtta milletin katiyen methaldar bulunmadığını ve Ermeni emvalinin Rus istilâsına kadar muhafaza edildiğini, buna mukabil Müslümanların pek gaddarane harekâta mâruz kaldığını ve hattâ hilâfı emir tehcirden alıkonulan bazı Ermenilerin hamilerine karşı reva gördükleri muamelâtı, müdellel vesaikle âlemi medeniyete arz ve iblâğa ve vilâyatı şarkiyeye karşı dikilen enzarı ihtirası hükümsüz bırakmak için çalışmaya karar veriyor [Erzurum şubesinin beyannamesi].” (s.4)(4)





 MES’ELEYİ,“İLMÎ- İKTİSÂDÎ-FENNÎ ve TARİHÎ NOKTA-İ NAZARLARDAN TETKİK ve TETEBBÜ ETTİKTEN SONRA…”

“Vilâyatı Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyetinin ilk Erzurum şubesini teşkil eden zevat, vilâyatı şarkiyede yapılan propagandalar ve bunların he-defleri, Türklük - Kürtlük - Ermenilik mesailini; ilmî, fennî ve tarihî noktai nazarlardan, tetkik ve tetebbü ettikten sonra, müstakbel mesailerini şu üç noktada tesbit ediyorlar [Erzurum şubesinin matbu raporu]:
1)    Katiyen muhaceret etmemek. 2) Derhal ilmî, iktisadi, dinî teşkilât yapmak. 3) Tecavüze mâruz kalacak vilâyatı şarkiyenin herhangi bir bucağını müdafaada birleşmek.
Vilâyatı Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyetinin Istanbuldaki merkezi idaresinin medeni ve ilmî vesaitle temini maksat edilebileceği hakkında fazla nikbin olduğu anlaşılıyor. Filhakika bu yolda sarfı mesaiden geri durmuyor. Vilâyatı şarkiyede Müslüman anasırın hukukunu müdafaa için Le Pays namında Fransızca bir gazete neşrediyor. Hâdisat gazetesinin imtiyazını deruhde ediyor. Bir taraftan da Istanbuldaki Düveli Mütelife mümessillerine ve itilâf Devletleri başvekillerine muhtıra veriyor. Avrupaya bir heyet izamına teşebbüs ediyor (Ves. 7). Bu izahattan sühuletle anlaşılacağını zannederim ki, Vilâyatı Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyetini vücuda getiren mühim sebep ve endişe, vilâyatı şarkiyenin Ermenistana verilmesi ihtimali oluyor. Bu ihtimalin tahakkuku da, şark vilâyetleri nüfusunda Ermenilerin haizi ekseriyet gösterilmesine ve tarihî hukuk noktai nazarından, mukaddem telâkki ettirilmesine çalışanların, ilmî ve tarihî vesaikle cihan efkârı umumiyesini iğfale muvaffakiyetinde ve bir de Müslüman ahalinin Ermenileri katliam eder vahşiler olduğu iftirasının hakikat şeklinde kabulü halinde olabileceği faraziyesi hâkim oluyor. Binaenaleyh cemiyet, aynı esbap ve vesaitle mücehhez olarak hukuku milliye ve tarihiyeyi müdafaaya çalışıyor.”(s.4-5)(5)

KARADENİZ’DE “RUM PONTUS HÜKÛMETİ…”

             “Karadenize sahil olan mmtakalarda da, bir Rum Pontus hükümeti vücuda getirileceği korkusu vardı. İslâm ahaliyi, Rumların boyunduruğu altında bırakmayıp, hakkı beka ve mevcudiyetlerini muhafaza gayesiyle, Trabzonda da bazı zevat ayrıca bir cemiyet teşkil eylemişlerdi. Merkezi Istanbulda olan Trabzon ve Havalisi Ademi Merkeziyet Cemiyeti'nin maksat ve hedefi siyasisi, isminden müsteban olmaktadır.”(s.6)(6)


                       “SAMSUN’DA RUM ÇETELERİ…”
                  “Filhakika Samsun ve havalisinde Rum çetelerinin islâm ahaliye tecavüzü ve zaten vasıtasız bırakılmış olan hükümeti mahalliyenin ecnebi müdahalâtı yüzünden hiçbir tedbir alamaması, vaziyeti müşkül kılmıştı. Tanıdığımız ve kendisinden büyük enerji ümidettiğimiz bir zatın Samsuna mutasarrıf tâyinini temin için teşebbüs almakla beraber, Üçüncü Kolordu Kumandanını muvakkaten Canik mutasarrıfı tâyin ettim. Mümkün olan tedabiri mahalliye alınmaya ve bilhassa ahalinin vaziyeti hakikiye hakkında tenvirine ve orada bulunan ecnebi müfreze ve zâbitlerinden içtinap ve ihtiraza mahal olmadığını izaha ehemmiyet verildi ve hemen o havalide millî teşkilâta tevessül olundu. 23 Mayıs 1919 da Ankarada bulunan Yirminci Kolordu Kumandanına, "Samsuna geldiğimi ve kendisiyle daha sıkı temasta bulunmak istediğimi ve İzmir havalisine dair daha kolaylıkla alabileceği malûmattan haberdar olmak istediğimi" bildirdim. Bu kolordunun vaziyeti ile daha Istanbulda iken alâkadar olmuştum. Cenuptan Ankara havalisine şimendiferle nakli mevzuubahis idi. Bu nakliyata mümanaat edilmekte olduğunu anlamış olduğumdan îstanbuldan hareketim günlerinde Erkânıharbiyei Umumiye Reisi olan C e v a t Paşadan, kolordunun şimendiferle nakli teahhur ederse karadan yürüyerek Ankaraya sevkını rica etmiştim. Bundan dolayı bahsettiğim şifre telgrafnamemde "Yirminci Kolordu aksamının kâmilen Ankaraya gelmeye muvaffak olup olmıyacağını sordum. Canik livası hakkında malûmat verdikten sonra bir iki güne kadar Samsundan karargâhımla, bir müddet için Havzaya gideceğimi ve herhalde Samsundan hareketimden evvel beni tenvir edecek malûmata intizar eylediğimi" yazdım.” (s. 17)(7)







           “MİTİNGLER-MİLLÎ TEZAHÜRLER” TALİMATI


              Verdiğim bu talimat üzerine her yerde mitingler yapılmağa başlandı. Yalnız mahdut yerlerde, bazı tevehhümat tesiriyle tereddüdedildiği anlaşılmıştır. Meselâ: On Beşinci Kolordu Kumandanının, Trabzon hakkında gönderdiği 9 Haziran 1919 tarihli şifreden (Ves. 21): "Miting esnasında Rumların münasebetsizliğine mâruz kalınması ve hiç yoktan bir hâdise çıkması düşüncesine binaen mitinge karar verilmiş iken mevkii file konulmadığı... miting heyetinin içtimaında Strati , Polid i sin de hazır bulunduğu" anlaşılıyordu. Trabzon, Karadeniz sahilinde, mühim bir merkez olduğundan orada, millî teşebbüsat ve faaliyet hususlarında mütereddidane hareket ve Yunanlılar aleyhinde tezahüratı milliye müzakeratına Strati , Polı d i s Efendileri iştirak ettirmek gibi teşebbüsün ademi ciddiyetine delâlet edecek gevşeklikler, bittabi istanbul ve düşmanlar için pek kıymetli emareler telâkki edilir. Verdiğim talimattaki noktai nazarı, aleyhte kullanacak kadar, meharet gösterenler de oldu. Meselâ: Sinoba yeni tâyin olunan bir mutasarrıf, orada ….”(s.23)(8)




                            “SİVAS…ERMENİLER…”
ve “MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN NOTASI…”

“ Harbiye Nezaretinin nota suretini ihtiva eden telgrafına verdiğim cevabı aynen arz edeceğim. İstihbarat 3 Haziran 1919 Gayet aceledir Adet 58 Harbiye Nezareti Celilesine C: 2 Haziran 1919 şiire: Sivas ve civarında evvelce bulunan Ermenileri ve bilâhara gelen mültecileri tethiş edecek hiçbir hâdise olmamıştır. Ne Sıvasta ve ne de civarında daii endişe hiçbir hal yoktur. Herkes sakınane iş ve güçleriyle meşguldür. Bunu sureti katiyede arz ve temin ederim. Binaenaleyh İngiliz notasındaki istihbarat memfoaının ne olduğu âcizlerince bilinmek lâzımdır. İzmirin ve Manisanın işgali haberi müessifi üzerine ahalii Islâmiyece yapılan ve anasırı Hıristiyaniye hakkında hiçbir fikri husumet tazammun etnıiyen içtimalardan belki de bazılarının mütevahhiş olmaları varidi hâtırdır. itilâf Devletleri milletimizin hukuk ve istiklâline riayetkar kaldıkça ve millet, vatanın tamamii masuniyetinden emin bulundukça anasırı gayrimüslimenin duçarı haşyet olmasına hiçbir sebep yoktur ve bu bapta devlete karşı her türlü mesuliyeti taahhüt ve buna tamamiyle emniyet buyurulmasını istirham ederim. Fakat istiklâl ve mevcudiyeti milliyeyi imha ve bekayi hayatı tehlikeye isal eden işgal, suikast ve taaddi gibi İzmir havalisinde görülmekte olan filiyatm zuhuratı mümasilesine karşı ne milletin heyecan ve teessüratı vicdaniyesini ve ne de buna müstenit tezahüratı milliyeyi men ve tevkif için nefsimde ve hiç kimsede kudret ve takat göremiyeceğim gibi bu yüzden tahaddüs edecek vakayi ve hâdisatın karşısında da mesuliyet kabul edebilecek ne kumandan ve ne de mülkiye memuru ve ne de hükümet tasavvur ederim. Mustafa Kemal Bu nota suretiyle tarafımdan verilen cevap sureti bilûmum kumandanlara, vali vemutasarrıflara tamimen tebliğ edildi.”(s.26)(9)


             “KAVAK’TA İNGİLİZ BİNBAŞI”, ATATÜRK’Ü SAMSUN’DAN ‘ALDIRTIYOR!!!’

“Beni istanbula gitmeye ikna için, Kavakta bulunduğum zaman bir ingiliz binbaşısı geldi, ingilizlere gösterdiğim mukavemetten istifade ederek ve fakat zatıalilerini duçarı za'f etmek için beni aldırdıklarını açıktan söyledi. Zatıalilerinin diğer mesnedi Kâzım Paşa imiş, binaenaleyh Kâzım Paşa, ingilizlerin ısrarını mucibolacak zâhirî bir sebep vermemelidir. Ferit Paşanın istifası hengâmında Kâzım Paşayı vekâlete tâyin etmesi Istanbuldakilerden bir kısmının fena bir maksadı olmadığını gösteriyor. Fakat ingilizlerin ısrarı karşısında bir şey yapamazlar. Kâzım Paşanın vekâlete tâyini de Salâhattin Beyin Sadık Bey hesabına buraya gelmediğine delildir. 3 — Benim İstanbula celbim için İngilizlerin sureti resmıyede Istanbulu tazyik etmeleri pek muhtemeldir. Çünkü benim ile ingilizlerin arasında sureti resmiyede bir mecra var (!). Bu tazyik artarsa Salâhattin Beyi müşkül bir vaziyette bırakmamak için izimi kaybedeceğim. 4 — H a m i t Beyin tebdili şayiası henüz tahakkuk etmedi. Mumaileyhin mahallinde ipkası için gerek Salâhattin Bey [*] ve gerekse ingilizler istanbula müracaat ettiler. Mumaileyhin tebdili teşebbüsü Dahiliye Nezareti ile kavga etmesi neticesidir. Salâhattin Beyin yerine, Konyaya Sedat Beyin geldiği dahi doğru değildir. Her ne kadar tekmil kumandanların tebdil edileceğini istihbar ettiğini mumaileyh yazıyorsa da K âxı m Paşanın vekâlete tâyini bunun aksini gösteriyor.(s.59-60)(10)

2 — Kâzım Paşanın vekâlete tâyini pek münasip olmuştur. ingilizlerin ısrarını mucip zâhirî bir sebep vermemiye çalışıyor. Fakat silâh meselesi ve Trabzona ihraca mümanaat keyfiyetinde müsamahakâr davranamıyacağımız aşikârdır. Halbuki bu sebepler ingilizlerin elbette hoşuna gitmiyecektir. 3 — İngilizler, benim istanbula celbim hususunda fevkalâde ısrar ve hükümeti son derece tazyik ettiler. Hükümet ve zatı şahane ile, makina başında, günlerce devam eden muhaberatta, bu cihet pek aşikâr bildirildi,ısrar ve hükümeti son derece tazyik ettiler. Hükümet ve zatı şahane ile, makina başında, günlerce devam eden muhaberatta, bu cihet pek aşikâr bildirildi. Bu muhaberat, mülâkatımızda manzuru âlileri olacaktır. Fakat, meslekten istifa edince ısrar hitam buldu. Buna kıyasen zatıaliniz hakkında da, istifadan sonra büyük ısrar memul etmem. Mahaza aksi takdirde dahi, izinizi kaybetmekten ise, Salâhattin Beyin müşkül vaziyete girmesini tercih ederim. Burada H a 1 i t Bey hakkında, hükümet ve ingilizler, Kâzım Paşaya çok ısrar ettiler. K â z ım Paşa bir şey yapılamıyacağını söylemekte ısrar suretiyle, elyevm H a 1 i t Bey, gayriresmî, fırkasına sahip bulunuyor.(s.62)(11)



                        ERMENİ MEZALİMİ ve AMERİKALILAR….

“Bu sebeplerden dolayı süratle istememiz lâzım gelen Amerika da, tabiî mahzursuz değildir. İzzetinefsimizden epeyce fedakârlık etmek mecburiyetinde bulunuyoruz. Yalnız bazılarının düşündüğü gibi Amerikanın resmî sıfatında dinî temayül ve tarafgirlik yoktur. Hıristiyanlara para verecek misyoner kadını Amerikası, Amerikanın idari makinasında bir mevki tutmaz. Amerikanın idare makinası dinsiz ve milliyetsizdir. O çok ahenktar muhtelif cins ve mezhepte adamları çok imtizaçlı bir surette bir arada tutmanın usulünü biliyor. Amerika şarkta mandaterliğe ve Avrupada gaile almaya taraftar değildir. Fakat onların izzetinefs meselesi yaptıkları Avrupaya, usulleri ve idealleriyle faik bir millet olmak daiyesindedirler. Bir millet, samimiyetle Amerika milletine müracaat ederse Avrupaya, girdikleri memleket ve milletin hayrına nasıl bir idare tesis edebildiklerini göstermek isterler. Resmî Amerikanın mühim adamları arasında lehimize epeyce bir temayül husule geldi. İstanbula Ermeni dostu olarak gelen birçok mühim Amerikalılar, Türk dostu ve Türk propagandacısı olarak döndüler. Bu cereyanı temsil eden resmî ve gayriresnıî Amerikanın fikri, hafi olarak şudur: Türkiyeyi olduğu gibi hiçbir parçaya ayırmamak, eski hudutları dahilinde vahdet içinde muhafaza etmek şartiyle umumi ve bir tek manda almak istiyorlar. Suriye, Amerika komisyonu orada iken umumi bir kongre aktedeıek Amerikayı istemiştir. Amerikada Suriyenin bu arzusu pek hararetle karşılanmıştır. Resmî Amerika bizim topraklarımız üzerinde Ermenistan yapmaya mütemayil görünmüyor. Eğer manda alırlarsa bütün milletleri müsavi şerait altında bir memleket evlâdı olarak telâkki edip alacaklarını en mühim mehafilinden haber aldım. Fakat Avrupa mutlak bir Ermenistan meselesi yapmak — bilhassa İngiltere — Ermenilere tâvizat vermek- istiyor, Amerika efkârı umumiyesinde Ermeni mazlûmları namına bir oyun oynamaya çalışıyor. Avrupa korkusu bizim mütefekkirleri düşündürüyor. Reşat Hikmet Bey gibi, C â m  Bey gibi, hattâ vahdeti milliyeyi teşkil eden diplomatlarımızın, Ermeni meselesi için bir sureti hal tavsiyeleri var. Resmen size yazılıyor. Çok tehlikeli anlar geçiriyoruz. Anadoludaki harekâtı dikkat ve muhabbetle takibeden bir Amerika var.(s.97) ve (s.92’ye bakınız)(12)

        “ERMENİ ZALİMLERİ MAHKEMEYE VERİLMELİ…”


“Mahrem, telâkki edilip imza altına alınmıyan dördüncü protokol şu idi: 1 — Bazı kumandanların tardına ve bir kısım zâbitanın divanıharbe tevdilerine dair sâdır olan iradatı seniye ve evamiri sairenin tashih olunması. 2 — Maltaya nefyedilmiş olanlar hakkında kendi mehakimi aidemizde takibatı kanuniye yapılmak üzere Dersaadete celpleri esbabına tevessül. 3 — Ermeni zalimlerinin de mahkemeye verilmesi [Meclisi Mebusana terk olunacaktır]. 4 — îzmirin tahliyesi için hükümeti merkeziye tarafından yeniden protesto yapılması ve icabederse hafi talimat ile ahaliye mitingler akdettirilmesi. 5 — Umum Jandarma Kumandanı, Merkez Kumandanı, Polis Müdürü ve Dahiliye Müsteşarının tebdilleri [Harbiye ve Dahiliye Nezaretlerince], 6 — İngiliz Muhipler Cemiyetinin [kapı, kapı dolaşıp] ahaliye kâğıt mühürlettirmelerine mâni olmak. 7 — Ecnebi parasiyle satınalınmış cemiyetlerin faaliyetlerine ve bu gibi gazetelerin muzır neşriyatına nihayet verilmesi [bilhassa zâbitan ve memurinin bu gibi cemiyetlere intisabeylemelerinin katiyen men i]. 8 — Aydın Kuvayi Milliyesinin takviyesi ve iaşelerinin teshil ve temini [bu husus Harbiye Nezaretince tanzim olunur. Donanma Cemiyetinin 400,000 lirasından lüzumu kadarı hükümet tarafından bu maksada tahsis kılınabilir]. 9 — Harekâtı milliyeye iştirak etmiş memurların umumca sükûnet ve emniyeti tamme husulüne kadar yerlerinden kaldırılmamaları ve âmali milliyeyemuhalif hareket etmelerinden naşi millet tarafından işten el çektirilmiş memurin…”(s.247)(13)



            “ÇÜRÜKSULU MAHMUT PAŞA HAZRETLERİ…”ve “ERMENİ ‘SEVECENLİĞİ’…”


“Efendiler, " İstan bulda istihlâsı vatana mütaallik en mühim vezaifle iştigal eden muhterem ve âkil tanınmış zevatın, o devirde, İstanbul havayi mesmumunu teneffüs yüzünden, zihniyet ve telâkkilerinde, ne kadar menfi inhiraflar husul bulmuş olduğuna misal olmak üzere henüz Sıvasta iken temas ettiğim küçük bir meseleyi müsaadenizle arz etmek isterim. İhtimal, âzayı kiram meyamnda hatırlıyanlar vardır; Ayan âzasından Çürüksulu Mahmu t Paşa, "Bosphore" gazetesi muharrirlerinden birisine, vaziyeti siyasiyemiz hakkında beyanatta bulunmuştu. Mahmu t Paşanın, 0 tarihlerde, İstihzaratıSulhiye Komisyonu âzası olduğunu da hatırlarsınız. Paşanın, 31 Teşrinievvel 1919 tarihli Tasviriefkâr gazetesinde de intişar eden beyanatını, 17 gün sonra Sıvasta okudum. "Ermenilerin fazla mütalebatına hak vermeksizin, hudutlarda bazı tashihatın icrasına razı oluruz." ifadesi nazarı dikkatimi celbetti. Şarkî Anadoluda, Ermenistan lehine tavizatı arziyede bulunulacağı va'dini tazammun eden bu cümlenin, sulh komisyonu âzasından bir recülü devlet tarafından sarf edilmiş bulunması cidden tTeşrinisani 1 1919 tarihinde, Çürüksulu Mahmu t Paşa Hazretlerine yazmayı faydalı addettiğim bir telgrafnamede: beyanatındaki işaret ettiğim cümleden dolayı, "Şarkı | Anadolu ahalisinin pek muhik olarak, son derece münI fail ve müteessif olduğunu zikrettikten sonra, Erzurumve Sivas Kongreleri mukarreratı veçhile milletin Ermenistana bir karış toprağı…..(s.307)(14)


“ERMENİ KITALİ…” “MARAŞ KATLİAMI…”


“Tevessül eylediği hareketleri durdurmaya, hükümeti mersiyenin muktedir olamıyacağını yakinen anladıklarından, Yunanlılar da dahil olmak üzere İtilâf Devletlerine tecavüzün menedilememiş ve haddizatında mevcudolmıyan Ermeni kıtaline nihayet verilmemiş olduğu bahanesiyle Istanbulu da mı işgal eylemek kastinde idiler?! Vakayii âtiye, bu son tahminin doğru olduğunu göstermiştir zannederim. Fakat, hükümeti merkeziyenin, İngiliz mümessilliğinin teklifinden, böyle bir mâna çıkarmaya yanaşmamış, bilâkis ümide düşmüş olduğu görülüyordu. Efendiler, vukubulmuş olan teklifin ne derece nabemahal olduğuna dair bir fikir verebilmek için biz de, o günlere ait bazı vaziyetleri hatırlıyalım. Şüphe edilmemek lâzımdı ki, Ermeni kıtali hakkındaki beyanat, mâvakaa mutabık değildi. Bilâkis cenup menatık\nda, ecnebi kuvvetleri tarafından teslih edilen Ermeniler, mazhar oldukları himayeden cüret alarak bulundukları mahallerdeki Islâmlara tasallût etmekte idiler. İntikam fikriyle her tarafta birahmane bir surette katil ve imha siyasetine saik olmakta idiler. Maraş hâdisei feciası, bu sebepten zuhur etmişti. Ecnebi kuvvetleriyle birleşen Ermeniler, top ve mitralyözlerle Maraş gibi kadim bir İslâm beldesini hâk ile yeksan eylemişlerdi. Binlerce âciz ve mâsum valide ve çocukları kahrü imha eylemişlerdi. Tarihte emsali namesbuk olan bu vahşetin faili Ermenilerdi. Müslümanlar ancak muhafaıai namus ve hayat kaydiyle mukavemet ve müdafaada bulunmuşlardı. Yirmi gün devam eden Maraş katliamında, Müslümanlarla birlikte şehirde kalan Amerikalıların, bu hâdise hakkında Istanbuldaki mümessillerine çektikleri telgraf, facia müsebbiplerini gayrikabüitekzip bir surette tâyin etmekte idi.”(s.381)(15)


ADANA’DA ERMENİ MEZALİMİ


Adana vilâyeti dahilindeki Müslümanlar, tepeden tırnağa kadar teslih edilen Ermenilerin, süngüleri tehdidi altında, her dakika katliama mâruz bulunuyorlar dı. Hayat ve istiklâlinin muhafazasından başka bir şey istemiyeıı İslâmlara karşı tatbik edilen bu zulüm ve imha siyaseti, beşeriyeti mütemeddinenin nazarı dikkat ve insafını calip mahiyette iken aksinin vâki olduğunu iddia ve ondan sarfı nazar edilmesi teklifi, nasıî ciddî kabul olunabilirdi? İzmir ve Aydın havalisinde vaziyet buna mümasil ve belki daha feci değil miydi? Yunanlılar her gün kuvvet ve vesaitini tezyit ve taarruz hazırlıklarını ikmal ediyordu. Bir taraftan da mıntakka mıntaka tecavüzden geri durmuyordu. O günlerde İzmir’e yeniden bir piyade alayı ile teçhizatı tam bir süvari alayı ve yirmi dört adet yük otomobiliyle külliyetli nakliye aıabası ve altı adet top ve birçok mühimmat çıkarıldığı ve cephelere küllî miktarda cephane sevk edilmekte olduğu anlaşılmıştı. Hakikat şu idi ki, milletimiz, bilâsebep hiçbir yerde, hiçbir unsuru ecnebiye mütecaviz değildi. Binaenaleyh efendiler, vatanımızın aksamı meşgulesinden düşmanların çekildiklerini görmeden veya hiç olmazsa çekileceklerine kanaati tamme hâsıl olmadan, mevaidi kâzibeye lüzumundan ziyade atfı ehemmiyet olunmak kârı âkil mı idi? Talii memleketin yegâne noktai istinadı kalmış bulunan Kuvayi Milliyevi dağıtmaya mâtuf, bu gibi teklifat ve teşebbüsatı anlamakta müşkülât var mı idi? Atinin meşkûkiyet ve müphemiyeti içinde hemen dâvayi milliden feragat caiz mi idi? Yalnız İstanbulun değil, Boğazların, İzmirin. Adana havalisinin, hulâsa hududu milliyemiz dahilinde bilcümle aksamı vatanın hâkimiyetimiz dahilinde ipkası gayei milliyemiz değil mi idi? Buna nazaran, yalnız İstanbulun, Osmanlı Devletine terk olunacağı va'di ….(s.382)(16)
 
Terme, 04.Temmuz.2018

İsmet GÜLTEKİN
Araştırmacı-Yazar ve Öğretmen

Dip Notlar:

(1): Termeliyiz Biz, Terme Yerel Tarih Grubu,12.12.2017
(2). Adı geçen Yerel Tarih Grubu
(3): (3),(4),(5),(6),(7),(8),(9),(10),(11),(12),(13),(14),(15),(16): NUTUK, Kemal ATATÜRK, Cilt:1(1919-1920), Devlet Kitapları Onuncu Basılış,Millî Eğitim Basımevi,İstanbul 1970
Not: “Cilt 2” ‘tetkik’ edilememiştir. Velâkin Yeniçağ Gazetesi’nin 26 Nisan-10 Mayıs 2013 tarihleri arasında neşredilen “Ermeni Mes’elesi” ile ilgili ‘Yazı Dizisi’ne ve www.güncelmedya.com’a,16. Mayıs.2013, bakılabilir..Merhum ATATÜRK’ün bir “Amerikalı Gazeteciye” Söyledikleri ile Bir ‘Yunan’a’, “Ermeniler” hakkında dedikleri dikkat çekici…

3 Temmuz 2018 Salı

DARBELERLE BÜYÜYEN NESİLLER(Bir 'Darbe Romanı' Girizgâhı)-Asrın İhaneti Üç Yaşında-


DARBELERLE BÜYÜYEN NESİLLER
( Bir ‘Darbe Romanı’ Girizgâhı)
- Asrın İhaneti Üç Yaşında-

Darbelerle büyüyen nesilleriz…
Türkiye’mizin “1965 Nesli”,12 Mart 1971-12 Eylül 1980-28 Şubat 1997 ve 15 Temmuz 2016; “Darbeler”ini, “İşgal Girişimleri”ni gördü, yaşadı..
Kimine “Muhtıra”, kimine “Post-Modern Darbe” dediler…
27 Mayıs 1960 ‘Darbesi’ni ise kitaplardan okuduk.
12 Mart 1971 Darbesinde, daha altı yaşındaydık.
İlkokula bile başlamamıştık…
12 Eylül 1980 Darbesinde ise 15(onbeş) yaşında idik.
Türkiye’mizde “Darbeler, Cuma Günü Oluyor”du.
Bir “Cuma sabahı” evden bakkala ekmek almaya gitmiştim.
Dönüşte “askerlerin uyardığını” hatırlıyorum..
Velâkin evimiz camii’ye yakın olduğundan, “Cuma Namazı”mı ikame etmiştim.

“Evlâd-ı Fatihân”daki, merhum “Süleyman Hilmi TUNAHAN Hazretleri(k.s.)nin Talebeleri”, neredeyse ‘aylar öncesinden” ’12 Eylül Darbesini” biliyorlardı..
Onlarla zaman zaman “cedelleşiyor ve cebelleşiyordum:” “-Ülkücüler, şehid olma pahasına mücadele ederken; sizler ne yapıyordunuz? Niçin Ülkücüler gibi kelle koltukta mücadele ederek, şehid olmayı göze alamadınız!?”
Silivri-Çatalca güzergâhında, merhum Süleyman Hilmi TUNAHAN Efendi(k.s.)’nin namaz kıldığı yerleri, büyük bir muhabbetle ziyaret edişlerimiz..Ervahlar sofrasında yemek yemelerim…
Ve 12 Eylül ile başlayan günlük gazete okumalarım. Tercüman gazetesini hergün okumaya başlayışım. Merhum Mukbil ÖZYÖRÜK’lerin, merhum Ergun GÖZE’lerin, merhum Ahmet KABAKLI Hoca’ların köşe yazılarını makaslarla kesiyor, bir siyah bavul içinde saklıyordum.
Sonra o siyah bavula ne oldu ise…
“Yeni DÜŞÜNCE Dergisi”, sonradan “gazete”ye dönüştü, haftalık periyotlu SÖZCÜ dergisi, HİZMET dergisi, sonradan “ÜLKÜ-BİR’in Yayın Organı” olduğunu kavradığım “Millî Eğitim ve Kültür Dergisi,” Emine IŞINSU ÖKSÜZ idaresindeki “TÖRE Dergisi” okumalarım.
Bir ara “Millet Gazetesi” bile okumaya başlamıştım.
Lise senelerim…
Ocak’lar, siyasî partiler kapatılmış…
“Medrese-i Yusufîyeler”de, “Yusufîye Medreseleri”nde, Türkiye’mizin Milliyetçilerinin “çilesi” yeni başlamıştı.
Almanya’daki “teyze oğulları”na, âdeta “dergi çıkartır” gibi, defter yapraklarından, makaleler, şiirler derleyip, “mektup” gibi gönderiyordum.
“Yabancı diyârlar”da, öz benlikleri kaybolmasın istiyordum kendimce…
Ve “Yusufîye Medreseleri”ndeki “Ülküdaşlarla Mektuplaşmalarım…”
“O Yıllar”da, internet-minternet olmadığından; “daktilo çağı” revaçta olduğundan; her bir yazdığım yazılarımın “karbon kağıtlı kopyası”nı da kendime saklıyordum.
Geçen sene, bu “mektupları”mı “kitapçıklaştırayım” diye niyetlendim velâkin  “kütüphanem” de bulamadım..
Sogulayıcı, fikrî seviyesi olan ve hasbihâl mahiyetindeki “Yusufîyelilere Mektuplarım…”
Hatırlıyorum; Bursa Cezaevinden İbrahim HASANOĞULLARI…
Uzun süre mektuplaştık…
Ve 1990’lı senelerde, Bursa Cezaevindeki “Yusufîye Medreseleri”nde ‘çile’ çeken ‘Ülküdaşları’ ziyaretim…
Bir duvar üstünde bağdaş kurup, Bursa Cezaevi önünde yaşanılanları seyreden merhum Ülkücü Alperen Şehid Muhsin YAZICIOĞLU’na suâllerim. Çünkü ‘Marksist Sol’un da ziyaretçileri vardı ve bir hengema yaşanıyordu.
-         Böyle oluyor?, dercesine…
Bu suâlimi sorar sormaz, merhum Ülkücü Şehid Muhsin Başkan’ın duvarın üstünden yere atlayışı ve daha yakîn mertebede beni dinlemeye geçişi…
Ziyaretler geçiktiriliyordu elbette…
Ve “Hapishanelerden Neşvü Nema” bulan “Bizim DERGÂH Dergisi”ni, “Romanları” ,”12 Eylül Romanları”nı okumalarım.
Rahmetli Ömer Lütfü METE’nin “Çığlığın Ardı Çığlık” romanı…Remzi ÇAYIR’ın “Zipilde Papatya Çiçekleri”, “Geceleri Uyandırmak”,”Koğuş Türkiye, Koğuş Dünya…” Sonraları “Adım Yeşil” romanı.
Ömründe ise “ilk okuduğum roman”, Allah(c.c.) selamet versin,”Ülkücü Kadın Yazar” Emine IŞINSU ÖKSÜZ’ün “SANCI” romanı…”Ülkücü Şehid “ “Ertuğrul Dursun ÖNKUZU”nun hayatını anlattığı “roman…””
“12 Eylül sonrası” başlayan ve artarak devam eden okuma iştiyâkım, okuma iştahım, okuma açlığım…
Ve elbette sadece okumuyordum, yazıyordum da.
“Yeni DÜŞÜNCE Dergisi” ve “Yeni DÜŞÜNCE Gazetesi”nde, yazılarım da neşrediliyordu. N
Neredeyse “tam sayfaya” yakın…
“1980-1995 Seneleri” arası yazdıklarımı, iki kitap çapında “tasnif” etmiş ve Cağaloğlu’ndaki TİMAŞ’a vermiştim: “Mankurt Olmak İstemiyoruz” ve” “İsyanlı Sükût” isimleri ile.
“Makaleler”im, “Deneme Yazılarım” ve” “Araştırma Yazılarım…”
TİMAŞ çalışanı “merhum adaşım İsmet’e iki poşet dolusu yazımı verdim.Konuştuğum yetkili ise beni sonradan arayacağını, yayınlanıp yayınlanmayacağını söyledi. Bu mes’elede ayrı bir yazı da yazdım..
“Parasızlıktan” ‘bir nüsha fotokopileri”ni de çektirememiştim..
En son “TİMAŞ”ın “modern binası”ndaki bir “bayan”a, “Medine-i İstanbul”daki “Öğretmenlik Senelerim” sürecinde sordum.
Kaybolmuştu…Acemilik işte bir “tutanak” bile tutturmamıştım.
Yine “Medine-i İstanbul”daki ‘Öğretmenlik Seneleri”mde, “kütüphanelere mıhlanarak”, bazı yazılarımın “orijinalleri”ni temin edebildim…
Günümüzdeki gibi “İnternet Çağı”nda olsa idik, TİMAŞ’a da vermezdim…
Günümüzde “meşhur olmuş akranlar”ım da var: Giresun Göreleli Muhsin KADIOĞLU, bunlardan biri…Mehmet Adnan ŞENEL, bunlardan bazıları…
“Yeni FORUM Dergisi” ‘Samsun Temsilciliği” ile “Türkiye Şartları”nda, “tasssup”tan, “sık dokulu örgüt yapı”larından “uzak” düşünüşlerimiz…Ankara’da “Yeni FORUM Dergisi”nin tertiplediği faaliyetlere “davet edilişimiz” ve iştirakimiz..
“Bütün totaliter ideolojilere savaş açmış bir yayın organı” olan “Yeni FORUM Dergisi” etrafında, “Geleceğin Türkiye’si Tasavvurları”nın ortaya çıkışı, yüksek fikir seviyesinde dillendirilişi…
Merhum Prof. Aydın YALÇIN’lara “Amerikancı(!)” diyen “Neo- Haşhaşiler”in hâlleri artık belli değil mi?
Kimbilir belki de, merhum Aydın YALÇIN, “Vatan Hiyanetinin Anatomisi”nin “ikinci cildi”ni “İkinci Haşhaşiler”e ayırırdı elbette…
Darbeler ile büyüyen nesiller…
Darbeler, bazı nesillerin “bahtını karartır”ken; bazı nesillerin de, hadi diyelim “bahtını açıyordu…”
 Öyle ya, “12 Eylül Darbesi” olmasaydı, bu fakir, “İ.T.Ü.’de okuyabilecek”, bitirip, mezun olabilecek miydi?
“Gümüşsuyu”nda, “Maçka”da, “İ.T.Ü.”, “Fakülteleri”nde, “12 Eylül Gasvetini “de yaşıyorduk…
“İmam-Hatip Mezunları”ndan ve muhtelif meşreplerden teşekkül eden İ.T.Ü.’deki çevrem ile şuurlu yaşamaya devam ediyorduk.
“Fakülte”nin ancak dördüncü senesinde, “yüksek sesle düşünmeler”, “safları belirlemeler” daha netleşmişti. “Belgrad Ormanları”nda, “İ.T.Ü.’lü Milliyetçi Gençler”, bir araya gelmeye başlamıştık bile…
Biliyor musunuz, İ.T.Ü.’lü olup da “şehid” edilen çok sayıda “Milliyetçi Gençler”, “Ülkücü Gençler” var!
Hele bir “Türk Standarları Enstitülü”, “Ülkücü Halil İbrahim”imiz vardı ki; “Sadece Anadolu’dan gelen Milliyetçi gençlere sahip çıkabilmek için sınıf tekrarına kalanlardandı…”
Hiç düşündünüz mü?
“Bir Ülkenin Milliyetçileri, sadece Devlet otoritesi boşluğundan dolayı, Vatan-Bayrak, Din ve Devlet diyerek, işgalçi güçlere mukavemet meydana getirmelerinden; Türkiye’mizi İkinci Afganistan yapmaktan kurtardılar”diye, “feleğin çemberinden, en ağır işkencelerden geçirirken”, ‘dışarı’daki “Milliyetçi-Ülkücü-Alperen Gençler” de, bambaşka “çileler” çekiyorlardı.
“Çileyi sadece ‘Yusufîye Medreseleri’nde Milliyetçiler, Ülkücüler çekmedi. Yeni yetişmekte olan gençler de çekti…”
“Ocakları dağıtılmış, teşkilatları lağvedilmiş , gidecek yeri olmayan gençlerdik!!!”
Ne “Çarşamba Seminerleri”miz vardı, ne masalar etrafında, sigara dumanları arasında, “Vatan Kurtarma düşüncelerine sahip mefkûre adamları” vardı…
İşte bu vetirede, ‘süreç’te yaşadığımız “Devlet-Ocak Dergâh” ‘sosyolojik süreçleri…”
“Tarikat”in “T”sini bile bilmezken “Ehl-i Tarik” olmalarımız…Nasiplenişlerimiz…”İslâm Tasavvufu” denilen “nesne” ile “vakıâ” ile haşır-neşir  oluşumuz..
“Tasavvufî Hayat”ın, belli bir safhadan sonra, bu fakirleri bile “Katalizötor” hâle getirişi…Âdeta “Katalizatör Türk Dervişleri” olmaya doğru gidişimiz…
“Manevî yardımlar…” “Manevî himmetler…”
“Evliyâ Kitapları”nda, “menkıbeleri”nde okuduklarımızı, adeta yaşamaya başlayışımız…
“Millî Eğitim Sistemi”, bugün bile çok ‘yabancısı’ olduğu “Gönül Adamı” mefhumuna yönelik bir şekilde, hâlâ bile “Gönül Adamı Yetiştirmeyi Hedeflemiyor?”, “Nefs Terbiyesi Gaye edinmiyor?”
“Arınma”yı, “Arınan Nesilleri” bir ‘hedef’ olarak ‘gündemine’ almıyor..
Halbu ki “Türk-İslâm Eğitim Terbiye Sistemi” böyle mi ya!!!
Rabb’ülâlemine sonsuz hamdü senâlar olsun ki; bu fakir de dahil; ‘dışarda’ yaşadığımız “Devlet-Ocak-Dergâh” ‘süreci’nde, her şeyin “Hakikati” ile karşılaştırdı, her şeyin “Gerçeği” ile…
“Sâdât-ı  Kiram Efendilerimiz”, “Tarikat-ı Nakşibendiye”, her şeyin “Hakikati” idi…
Ne “Şeyh”imiz, ne “Mürşid”imiz, ne “Mürşid-i Kâmil”imiz; “İkinci Haşhaşi Terör Örgütü” gibi, asla ve kat’a “Sahte “değillerdi…
“Allah’ın yeryüzündeki hidayet kapıları idi, kapıları…”
Tâ Hunlardan, beklide İskitlerden beri var olan “bir birliktelik” idi yaşadığımız, “Hun-Kam Birlikteliği”, “İskit-Kam Birlikteliği…”
 “Bütün tarihimiz boyunca yaşanılan Alp-Erenleşme yolu idi, Alp-Erenleşme süreci idi yaşadığımız..”
“Ülkü Yolu” gibi “kitap”ları da okuya okuya da büyümüştük: “Alp-Eren Olmanın Dokuz Şartı Vardı…”, Aşıkpşazade de öyle diyordu. “Türk Cihan Hakimiyeti Mefkûresi Tarihi”nde de “böyle şeyler” yazıyordu…
“Medine-i İstanbul” a, “İ.T.Ü.” bitimi yeniden gittiğimde; “Ne Olmak istiyorsun?!”, diye suâl eden “Süleyman Hilmi TUNAHAN Hazretleri(k.s.)’nin talebesi KUMAŞ ABİ”ye, cân-ı gönülden; büyük bir iştiyâkla; “Alp-Eren olmak istiyorum” diye cevap veriyorduk…
“Her musibetten ne hayırlar doğuyordu…”
“Darbeler musibetinden de böyle hayırlar da doğuyordu…”
Günümüzde bile “maddî fakirliğimi” vesairemi, neredeyse hergün mütemadiyen hatırlatan “İblis Mahfiller”; “Nizâm-ı Âlem Ocak Başkanlığımı” bile “içlerine sindiremiyorlardı…”
Nasıl olurda “fakir fukara Anadolu çocukları İ.T.Ü.’yü okuyup bitirir, namazlı-niyazlı olur?!”, “havsaları” almıyordu…Çünkü onlar ekseriyetle “Kabataş Okulu” mezunları idi…
Halbu ki,”Allah(c.c.) ‘ın her şeye güçü yeterdi. Güç ve kuvvet Allah’tandı. ‘Kudret’, yaradanın ‘sıfatı’ idi…”
Yaradan bir “zerre”den, neler neler halkediyordu…
“Görünmeyen Üniversiteler Hayatımız” da böyle başlamıştı…
“Kıravatlı Banka Soygunları”nın, “Yolsuzluğun Daniskasının Yaşandığı” ’28 Şubat’lar da ise “Fethullahçı Terör Örgütü’nün Karadeniz Kalesi Samsun” dışında, daha cevval, daha da “direniş”, daha da “mücadele aşkı” ile cehd ettiğimiz seneler..
Akçakale’lerde, Sarıyer’lerde, günlük neşriyatımızı meydana getiren “yayın organlarımıza” ‘yazılar fakslayışım…”
Nerde “internet”?!
“Gündüz Gazetemizin”, düşüncelerimizi, fikirlerimizi yayışı…
Şimdilerde “onca teknolojik imkân bolluğu”na rağmen; “çeyrek asrı” neredeyse geçen bir “siyasî hareket”in, hâlâ bir “günlük bir gazetesi”, haftalık bir “dergisi”, istikrarlı bir “aylık yayın organı” olmayışı…
“28 Şubat Süreci”nde, Şanlıurfa’daydım…
Ne zaman ki, “İkinci Haşhaşilerin Karadenizdeki Kalesi Samsun”a geldiğimde ise neredeyse her “Cuma”, “İl Müfettişleri” ‘sınıfıma damlıyor”, “sarı renkli tecziye kağıtları” da eksik olmuyordu…
Bu fakir de, “Anadolu Çocuğu Saflığı” ile “Samsun Zaman Gazetesi Bürosu” na gidip, “dert yanıyor”, “medet bekliyordum…”
Halbu ki, netice de öyle bir şey olmuyordu…
Yazdığım “mahallî/yerel ağırlıklı kitapçıklarımla fotoğraflarımı çekiyorlar”, velâkin “Zaman Gazetelerinde yayınlamıyorlardı…”
Sadece “Zaman’cılar yayınlamıyordu…”

VE 15 TEMMUZ 2016-NEREDEYDİM!?

Şanlıurfa’dan “kendi isteğimle”, “Medine-i İstanbul”u “tercih” etmiş ve de “atanmıştım…” “Torpil” yaptırmakla bile “atanamayacağım” “Sultanahmet Cevr-i Kalfa İlkokulu”na…
“Kadroluydum…” Elbette “mimli” idim, “müseccel marka” idim.
“Görevlendirme” ile “Kadırga İlkokulu”nda, “sınıf alarak” devam edişim..Ve sonradan; “Cevr-i Kalfa İlkokulu”nda, “sınıf” alarak devam edişim.. “Kötülüğün kolları da uzundu…Kötülük için de uzaklık-yakınlık mes’ele değildi…”
Birçok bâdireler atlatarak, velâkin Yaradanın inayeti ile daima “dik durarak”, “üç senemi” tamamladım.
Bir şeyi ispatlamak istiyordum.
Hayatımın çoğu neredeyse “Medine-i İstanbul”da geçmişte.
“Bu öğretmenlik Medine-i İstanbul’da da yapılır…” diyordum.
Biiznillah yaptım da… Hem de “Medine-i İstanbul”un ‘Göbeğinde..”
Hergün, sağımda “Sultanahmet Camii”, solumda “Ayasofya Camii”nden geçerek…
Ekseriyetle “Boğaziçi Manzaraları”nı doya doya seyrederek…
Elbette Rabb’ülâminin lütfû idi keremi idi…
“Metrekaresi tarih, kültür, sanat, medeniyet dolu” ‘Medine-i İstanbul” daki yaşadığım “çilelerim”i ise “Medine-i İstanbul”un “metrekaresi” karşılıyordu zaten…
“Sarıyer’deki Şebinkarahisarlı bacanağım…”
“Sade bir semtini sevmek bile bir ömre bedel”di “Medine-i İstanbul…”
 Aynen öyle…
“Sarıyer, merhum Bediüüzzaman’ın ‘yeniden doğuşu’nu da yaşadığı semtti. ‘Mesneviye-i Nuriye” yi yazdığı diyârdı da…
Sarıyer, tam bir “Sayfiye Yeri” idi de…
“Sofi Dede”min neredeyse her hafta sonu yaptığı, adetâ “nurlarla yoğurduğu”, tadı damağımdaki yemekleri…Sohbetler…
Ve “Medine-i İstanbul”da, yaşadığım “çilelere de rağmen”, “üç senemi” tamamlamıştım…
“Aile parçalanmışlığım” neredeyse “on seneyi” geçmişti…
Bir türlü, “sürgünler sonrası”, ‘pardon’ “hizmetin gereği yer değiştirmeler sonrası”, “aile birlikteliğimi” sağlıyamıyordum…
Ve 15 Temmuz 2016, yine elbette “bir Cuma günü”, “ilişik kesme işlemleri” sürdürüyorum…
Bir koşuşturma ki sormayın…
Taksi ile Eminönü’ndeki ilgili kurumda, son anda işlemleri tamamlayışım…
Ve yine taksi ile “Fatih İlçe Millî Eğitim”e bir an evvel “evraklarımı teslim etme telaşım…”
 Yarım saat geçse de, “İlişik Kesme Evraklarımı”, “Fatih İlçe Millî Eğitim” e vermiştim.
“Medine-i İstanbul”daki “Ulaşım Şahaneliği” ile “Harem” geçiş, “Rizeliler Otobüs Firması”ndan “bilet”imi alışım…
Ve saat 18’i gösterirken, “Rizeliler Otobüs Firması”na binerek; Samsun’a hareket edişim…
“Boğaz Köprüsü”nü geçtik…Gidiyoruz..
“Cumhuriyet Tarihinin En Büyük İşgal Girişimi”ni,akşamın saat kaçı idi bilemiyorum. “Rizeli yolcular”, kendi “şive güzelliği “ ile “yolculuk” ederken; “darbe-marbe” gibi lakırdılar konuşulmaya başlandı.
Telefonumun şarjı bitmişti…
İçimden-dışımdan neler geçti? “En iyi Allah(c.c.) bilir…
Dedik ya, “Kötülük için de uzaklık-yakınlık mes’ele değildi…”
Hatırlıyorum da, “bir Nurcu, Şemsettin ÇAKIR’a tekmil veriyordu…”
Seviniyor muydu, üzülüyor muydu tam anlayamadım…
Ve “Rizeliler Otobüs Firması”, “mola” verdi…
Televizyon kanalları “deşifre olan işgal girişiminden ve Cumhuriyet tarihimizde ilkn defa görülen Millî Direnişi, Halkımızın Başkaldırısını anlatıyorlardı…”
Açıkmıştım…
“Çorba içtim…”
İbadetimi de yerine getirdikten sonra “Rizeliler” ile çok hoş yolculuğum devam etti…
Gerçekten de “Rizeliler, çok hoş şive ve konuşmaları ile” , adetâ bu fakiri mest ediyorlardı…
Ve neredeyse bir ayı bulacak olan “Demokrasi Nöbetleri…”
Neredeyse sabahlara kadar “Cumhuriyet Tarihimizde İlk Defa Görülen ve Yaşanılan” ve “İkinci Haşhaşi Terör Örgütü”nün başı “İhtiyarca” bile ‘beklenilmeyen’ “Millî Kıyam”, “Halkımızın Darbeye, İşgale Başkaldırışı…”
Artık bir “destan” yazılıyordu…
“15 Temmuz Destanı…”
“Cumhuriyet Tarihimizin En Büyük İşgal Girişimi”ni, “Darbe”yi yapmış sözde “İslamî Cemaat Mensupları”, “Piramidin en altından, en üstüne kadar”, şimdiye kadar “İdam” edilselerdi…
“Geleceğin Türkiye’si İçin “ daha iyi olmaz mıydı?!
“Sultan Fatihler”, “Başbuğ Atatürkler” böyle yapmaz mıydı?
Ve “Batı’da, Avrupa’da Amerikan Büyükelçilikleri Yok ki Darbeler olsun”, ‘takılmaları…”
Halbu ki, “FETÖ/PDY’nin Karadeniz Kalesi Samsun’da bile ABD Yapısı(!)” var hâlâ…
Halbu ki, Türkiye’mizin tamamında, sayıları altmışı bulan veya geçen “Amerikan Üsleri” var hâlâ..
Türkiye’mizde “Darbelerle Büyüyen Nesiller” bitmez…
Türkiye’mizde ne “terör” biter; ne “darbeler” biter; ne de “işgal girişimleri…”

Velâkin Türkiye’mizi meydana getiren “Uranyum gibi millet, dünyanın en orijinal milleti” de bitmez, ‘yok edilemez’
“Üstte gök çökmese, altta yer delinmese…”
 Vesselâm…
Terme, 03.Temmuz.2018
İsmet GÜLTEKİN
Araştırmacı-Yazar ve Öğretmen