17 Ocak 2018 Çarşamba

"TERME MEYDANI"NIN İSİM DEĞİŞİKLİĞİ UYGULAMASI, 'KIZIL-ELMA KOALİSYONU ZİHNİYETİ"Nİ ÇAĞRIŞTIRDI!!!

“TERME MEYDANI”NIN İSİM DEĞİŞİKLİĞİ UYGULAMASI,
“KIZIL-ELMA KOALİSYONU” ZİHNİYETİNİ ÇAĞRIŞTIRDI!!!



·       15. Temmuz. 2016 tarihli Cumhuriyet tarihimizin en sinsî , en büyük işgal girişimi sonrası, Türkiye’miz genelinde başlatılan “isim değişiklikleri”, nihayette “Terme Meydanı”na da “de jarso”(hukukî) olarak “Terme Cumhuriyet ve 15 Temmuz Millî İrade Meydanı” ismi ile yansıdı.
·       Böyle bir “Meydan ismi değişikliği”, Samsun ve İlçelerinde bir “ilk uygulama” olurken;  “Rize’deki uygulama”(!) gibi bütün vatan sathındaki  bir “ilk ugulama” olarak da tarihe geçti.

·       Samsun ve ilçeleri arasındaki en enteresan “meydan ismi değişikliği” ise Salıpazarı ilçesinde yaşandı. “Salıpazarı 15 Temmuz Şehidler Meydanı ve 15 Temmuz Şehidler Anıtı” sonrası, Büyük Şehir Belediye Başkanı öncülüğünde, “Salıpazarı Cumhuriyet Meydanı” da yapıldı.
·       15. Temmuz.2016 “Mürted Cemaat Darbesi ve İşgali” sonrası, “Terme Cumhuriyet Meydanı”nın ‘isim değişikliği’ gündeme gelmiş velâkin Ana Muhalefet Partisi CHP’nin itirazı ile gerçekleşmemişti..CHP, daima “Terme Cumhuriyet Meydanı” isminde diretti ve “isim değişikliğine” daima karşı çıktı…
·       Bendeniz de geçen Eylül 2017’lerde yazdığım yazıda, “Terme’mizde Niye 15 Temmuz Şehidler Meydanı ve 15 Temmuz Şehidler Anıtı Yok!?”, diye suâl eylemiştim.

·       Bu kadar da değil; 16. Nisan 2017’deki “Cumhurbaşkanlığı  Hükûmet Sistemi”nin kabulünün ardından, sıcağı sıcağına “Terme Meydanı”ndaki “Saat Kulesi” de yıktırılmıştı. “Terme Etno-Figürünü Arıyor…” isimli yazımızda ise bu “yıkım vakıası” desteklemiş, velâkin Terme’miz halkı  ile adeta alay edercesine dikilen ‘anti-etno-figüre’ ise; “Palmiye Ağacı” dikilmesine   karşı çıkmıştım. Gelinen noktada  âdeta“Amazon Heykeli Dikilmesi Gerekir” kampanyaları  da yapılmıştı.

·       Halbu ki, Terme’miz Samsun İli ve İlçeleri arasında neredeyse “Saat Kulesi” olmayan tek ilçe konumunda…Kaldı ki “her beldeye saat kulesi”, tarihî an’ânelerimize daha uygun…”Terme Etno-Figürünü Arıyor…” başlıklı yazımızda da vurguladığımız ve hatırlattığımız üzre; yapılması elzem olan, daha muhkem, daha millî yeni bir saat kulesini bir an önce inşa edebilmede…
·       Terme’mizdeki ‘meydan’a, hem ‘Cumhuriyet’ ve hem ’15 Temmuz’ isminin ikisi bir arada verilerek “Terme Cumhuriyet ve 15 Temmuz Millî İrade” ismini alması, neticede “hukukî” olarak verilmiş olsa da; hem Samsun İlçeleri, hem de Türkiye’mizdeki sayıları neredeyse bini bulan ilçelerimiz arasındaki bir “ilk uygulama” olarak da tarihe geçti. Velâkin böyle bir uygulama  zihniyeti ise ister istemez merhum Ordu-Mesudiyeli ‘ Ülkücü Sosyolog’ Hüsamettin ARSLAN’ın kurduğu ‘Paradigma Yayınları’ndan çıkan  “Kızıl-Elma Koalisyonu-Ulusalcılar-Milliyetçiler-Kemalistler” isimli eserinde tafsilatlı bir şekilde deşifre edilen  , bir zamanlar yine Terme’mizde de uygulanmış olan “Kızıl-Elma Koalisyonu Zihniyeti”ni çağrıştırdı…

           
  ELHASIL

Hâlimize yine de şükredelim: “Terme Cumhuriyet Meydanı”nın ismini “Terme Amazon Meydanı” olarak değiştirmediler, diye!!!
Terme, 17. Ocak. 2018
İsmet GÜLTEKİN
Araştırmacı-Yazar, Öğretmen


NOT: Zamanında sıcağı sıcağına yazdığım  ilgili yazıları da lütfedip okuyabilirsiniz…

SALIPAZARI'NDA "15 TEMMUZ ŞEHİDLER ANITI ve "15 TEMMUZ ŞEHİDLER MEYDANI" VAR DA, "TERME"MİZ DE NİYE YOK!?
Sahi hem "fiîlen"(de facto); hem de "hukuken"(de jurse) "Terme'mizin Yavrusu/Yavru Terme"; hem de "Çarşamba'mızın Yavrusu/Yavru Çarşamba"mızdan meydana gelen SALIPAZARI'NDA, " 15Temmuz Şehidler Anıtı ve Meydanı" var iken;"Terme"mizde niye yok!?
Sebepler ne ki!?
Yemin etsem keffaretim olmaz.Velâkin en azından ortaya çıkan "suizanlar diyeyim, "en hafifinden"; "içime sindiremiyorum..."
Biline ...
Terme, 13/Eylül/2017
İsmet GÜLTEKİN
metgultekin@hotmail.com

“TERME ETNO-FİGÜRÜ”NÜ ARIYOR…

- TERME’DE HER RENGİ ile ECNEBÎ MIHLAR TUTMAZ-


·      Tarihimize, kültürümüze ve  İslamî inanç kodlarımızla barışık; başka bir ifâde ile yerel/mahallî, millî, İslamî yani “Etno=Ata,Ecdadımıza layık” ‘figür’ümüz, “Etno-Figür”ümüz ne olmalı, nasıl olmalı?

·      Terme’mizde, neredeyse “İkinci Kûtu’l Amâre Destanı”, “İkinci Kut Bayramı” yaşandı.
·      Neredeyse yapıldığı andan itibaren, bir türlü  ‘saat uyumu’ sağlanılamayan; merhum ‘Bayrak Şair’imiz Ârif Nihat ASYA’nın mısralarında olduğu üzre,”Bırak bozuk saatleri, yalan,yanlış işlesin” dedirtmiş olan; aslında “Amazonculuk” gibi “İnculuz Menşeî”li “Terme Saat Kulesi”, nihayet yı-kıl-dı…Tarih: 08.Mayıs. 2017

·      16.Nisan.2017 “Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Etme Sistemi” nin, ”AKP-MHP-BBP” ‘siyasî zihniyetler’in de, “de jarso” olarak, “resmen”, “hukuken”, milletçe  “N’evet” denilerek onaylanması sonrası, “İnculuz”un belki de hâlâ “Kasaba” dediği Terme’mizde, “Terme Tarihi” nokta-i nazarınca da en ehemmiyetli ve en ciddî uygulama: “Terme Saat Kulesi”nin yı-kı-lı-şı…Belki de tarih boyunca, “Saat Kuleleri Tarihi” açısından da, ‘ilk defa yı-kı-lan saat kulesi…’
·      Ve “TERME ETNO-FİGÜRÜ”nü arıyor…
·      Neredeyse  bir ay önce, “Termeliler Saat Kulesi Yerine Amazon Heykeli İstiyor” manşetini atan ve son zamanlarda “Amazonculuğu” ile de âdeta ünlenen “Terme Bilgi Gazetesi” ise, bir ay sonra, “Halkın Sesi Galip Geldi” manşetini atarak, başka “figürleri” de dillendirdi. Netice de inşallah  “anti-etno-figür” konuşlandırılmaz, ko-nuş-lan-dı-rıl-ma-ma-lı…
·      Terme’miz, evliyâlar, şehidler, gaziler, hâfızlar, hafizeler, pehlivanlar/güreşçiler  ve Horasan Alperenleri şehridir…

·      Terme’miz, pirinç, pide, fındık, pancar şehridir…
·      Terme’miz, yetişmiş nice “adamlar” şehridir…
·      Dinimiz İslamiyet’te “Heykel, Heykelcilik yohtur…” Asla ve kat’a “Terme Etno-Figürü”nde “heykel” ol-ma-ma-lı-dır…
·      “Amazon, Amazonperverlik, Amazonseverlik, Amazonculuk” tamamiyle “İnculuz Menşeî”li, “uyduruk tarih”, “paganizm” ve gayr-i millî tarih”dir, “figür”dür ve “etno-figür” değildir, “anti-etno-figür”dür. “Terme Etno-Figürü”müzde ol-ma-ma-lı…
·      Kozmopolitizm’e/Dünya vatandaşlığına, Küreselleşmeye, “bütün dünya insanlarını tek bir kalıba , tek bir standarta sokma” yani “Amerikalılaşma”ya, “Amerikalılaşma Çağı”na, tabiri caizse sapına kadar verilecek en uygun cevap; “etno-figür” dolu “Terme Etno-Figür”ümüz olmalıdır…
·       “Terme Etno-Figürü”müz, modern, çağcıl ve orijinal bir “dizayn”, bir “tasarım” da olmalıdır.
·      Böyle bir “orijinal tasarım”da, mutlaka ve mutlaka “Türk’ün, Kürd’ün ve İslam’ın da Bayrağı” olan “Ay Yıldızlı Al Bayrağımız” da olmalıdır…Ve sürekli hareketli bir “Terme Etno-Figürü”müz olmalıdır…”GİF”ler gibi…Ve Geceleri ışıl ışıl aydınlatılmalıdır…
·      Terme’miz bir “Balık Şehri” olması hasebiyle de, “Unutulan Terme Çapası” ile “Balık Figürü” ile de “Terme Etno-Figürü”müz zenginleştirilmelidir…
·      Terme’miz bir “Güvercinler Şehri” ve “At Sevgisi” ile dolu olan bir şehirdir. “Terme Etno-Figürü”müzde, “Güvercin” ve “At” ‘figür’leri de olmalıdır…

·      Terme’miz, “Ahşap/Tahta Camiler Şehri”dir de…Tarihî, Kültürel ve İslamî inanç kodlarımızı, “miras”ımızı, “etno-figür”ümüzü ortaya koyan “Terme Etno-Figürü”müzde, “Ahşap/Tahta Cami Figürü” de olmalıdır…
·      Yerli, millî, İslamî ve insanî “mazi mirası”mızı tamamiyle ortaya koyacak olan “Terme Etno-Figürü”müz, müşahhas bir şekilde ve zikredildiği üzre “orijinal tasarım” da olmalıdır…
·      “Kökü mazide olan âti”mizin, “manevî miras”ımızı canlandıracak olan bu “figür”ümüz, “Terme Etno-Figürü”müz, çağcıl mimarî tasarımına muhakkak sahip olmalıdır…
·      “TERME ETNO-FİGÜRÜ-Terme’de Her Rengi ile Ecnebî Mıhlar Tutmaz!-“

Terme, 12.Mayıs.2017
İsmet GÜLTEKİN

(Terme Birlik MEFKÛRE-Birlik olmadan, dirlik olmaz-)


13 Ocak 2018 Cumartesi

"DERİN TARİH DERGİSİ" ve "MÜSLÜMAN ATATÜRK" Yahut "HOŞGELDİN ATATÜRK"

“DERİN TARİH DERGİSİ”
ve

“MÜSLÜMAN ATATÜRK”

Yahut

“HOŞGELDİN ATATÜRK”



Maateessüf “Derin Tarih Dergisi”, ezcümle “Atatürk Düşmanı Bir Tarih Dergisi” diye ‘al-gı-la-nı-yor…’ Böyle bir “algılamaya”, “Payitaht Abdülhamid” televizyon dizisinde seyrettiğimiz “Çağdaş Parvus”lar, “Siyonist Yahudiler” mi sebep oldu? Bu hususta “hukukî deliller”, maalesef yok!!! Çünkü neticede, 70. sayıya ve  neredeyse 6. seneye kavuşmuş bir “Derin Tarih Dergisi” vakıâsı ile Türkiye’mizdeki bazı kesimleri “rahatsız edici bir Derin Tarih Dergisi” vakıâsı mevcut. Şahsen bendeniz,neşredildiği ilk sayılarından severek ve beğenerek okuduğum bir “Derin Tarih Dergisi...” Üstelik “beynimin zonk  zonk zonklaması”na sebep olan bir “Derin Tarih Dergisi…”

“Derin Tarih Dergisi”nin Ocak 2018 tarihli 70. sayısının “Basında Tarih” isimli   kısmında ,günlük gazetelerden derlenen 6.sayfasında, “Yeni AKİT Gazetesi” muharriri Abdurrahman DİLİPAK’ın  04. Aralık.2017 tarihli, “Haydar BAŞ Hareketi”nin, “İcmal Gençliği’nin Başbuğu” Prof. Dr. Haydar BAŞ’ın çooook ecnebî ajanlarının oyunu bozucu neredeyse bin (1000) sahifeyi bulan “Hoş geldin Atatürk” isimli   eserine mülhemle kaleme alınmış “Müslüman Atatürk” başlıklı köşeyazısı da ‘iktibas’ edilmiş…

“Derin Tarih Dergisi” ve “Müslüman Atatürk”

“Derin Tarih Dergisi” ve “Hoşgeldin Atatürk”


Elbetteki merhum “Şeyh’ül Muharrîrin/ Muharrirlerin Şeyhi” Kabaklı HOCA’mız da, iki ciltlik eseri “Temellerin Duruşması” ile “Atatürk Düşmanı” olmamıştı, “Atatürk Düşmanı” diye damgalanmamıştı”,Atatürk Düşmanı” diye yaftalanmamıştı. “Damgalandı” veya “yaftalandı” ise bendeniz bilemiyorum…
Tıpkı “titrisiz mütefekkir” Taha AKYOL’un, ‘Doğan Kitap’tan neşredilen “Ama Hangi Atatürk” ve “Atatürk’ün  İhtilâl Hukuku”  isimli iki ehemmiyetli eseri  ile neticede,“Atatürk Düşmanı” diye damgalanmadığı ve yaftalanmadığı üzre…
“Anadolu Çocukları”nı “Atatürk Düşmanı” diye damgalamak, “Atatürk Düşmanı” diye yaftalamak, her  rengi ile “emperyal takımlar”ın, “emperyal/ecnebî ajanlar”ın  damgalaması ve yaftalaması olsa gerek…

Merhum “Büyük Hukukçu”muz Samsun-Çarşambalı Ord. Prof. Ali Fuad BAŞGİL bile “Atatürk Düşmanı” olarak damgalanmaktan ve yaftalanmaktan kurtulamamış. Hal bu ki, tahkik ettiğimizde ise ; ‘Cumhuriyet Tarihimizde’,“İlmî bir eserini Atatürk’e ithaf eden ilk ilim adamı” merhum Ord. Prof. Samsun-Çarşambalı Ali Fuad BAŞGİL’dir…
Kaldı ki, “Risale-i Nur Talebeleri”nin “Başucu Kitabı” “Risale-i Nur Külliyatı”da, “Atatürk Düşmanı” dedirtici “bütün risalelerin”, “bütün kitapçıkların”, “ Mahrem Risaleler”in,“Risale-i Nur Külliyatı”ndaki nispeti/oranı yüzde bir(yüz-de bir)dir.


Kaldı ki, “Hoş geldin Atatürk” isimli eserin ekseriyetini bizatihi okumuş olarak diyebilirim ki ve işte buraya dercediyorum ki; “Hem seyyid, hem şerif” olan; merhum Bediüzzaman gibi “Hasaneyn” olan; mübarek  ve nurlu soyunda birden fazla  “Tarikat-i Muhammediye”nin “şubeleri”ne müntesibi olan; “Ehl- Beyt Soylu” olan; “Ehl-i Tasavvuf”, “Ehl-i Tarikat” ehli olan; “Ehl-i Namaz” ehli olan; Kur’ân-ı Kerim’i bile Tecvidli okuyabilen; ilk Kur’an Kursunu, İlk İmam-Hatip Okullarını açan; “Hakk Dini, Hakk Dili” isimli malum ‘tefsir’i ve “Sahih-i Buharî”yi Türk Milletine kazandıran ATATÜRK, nasıl “Deccal” olabilir ki?!

ELHASIL:


Bendeniz, “Derin Tarih Dergisi”nin ‘BasındaTarih’ deki “Müslüman Atatürk” iktisabını çooook önemsiyorum. Öyle ki; ileriki bir “Derin Tarih Dergisi”nin de “Hoş geldin Atatürk” isimli eseri ‘kapak’ yapacağını ümid ediyorum.
Vesselam…
Terme, 13.Ocak.2018
İsmet GÜLTEKİN

metgultekin@hotmail.com

31 Aralık 2017 Pazar

"BİLİNMEYEN OSMANLI" DA, "SORULARLA OSMANLI İMPARATORLUĞU" DA, "TARİHÎ HAKİKATLERİ" ORTAYA KOYUYOR...

SULTAN 2. ABDÜLHAMİD HAN DÖNEMİNE ECMEL/ÇOK ŞUMÛLLÜ BAKIŞ:

“BİLİNMEYEN OSMANLI” DA, “SORULARLA OSMANLI İMPARATORLUĞU” DA, “TARİHÎ HAKİKATLERİ” ORTAYA KOYUYOR…



Bu zamana kadar, bazılarının ‘Gök Sultan’ ve ‘Ulu Hakan’ dediği, ‘Fransız Mason Tarihçi’nin ise ‘Kızıl Sultan’ dediği, “Devlet-i Aliyeyi Osmaniye/Yüce Osmanlı Devleti”mizin “en uzun süre Padişahlık yapmış” Sultan 2. Abdülhamid Han ile alakalı üç adet ‘araştırma yazısı’ ile iki “hatırlatıcı” yazı yazdım:
1-      “Resmî Tarihçiler” de, “Gayr-i Resmî Tarihçiler” de, ‘Gerçekçi’ Değiller
2-      “Payitaht Abdülhamid” Dizi Filmi Üzerine İki Mühim İkâz!!!
3-      “Hüküm Dergisi” de İlmî Değerini Kaybediyor!
4-      Varan: 2 Sultan 2. Abdülhamid  Han Döneminde Filistin’e Yerleşen Yahudiler Gerçeği
5-      Varan 3: Sultan 2. Abdülhamid Han’ın ‘Günah Galerisi’nden: Samsun’da 50(elli) Bin Tütün Üreticisi Köylü, “Kolcular”, “Duyün-ı Umumiye” Reji İdaresince Katledildi

Bu “araştırma” yazılarımı,bâhusus/bilhassa, hele de günümüzde “Z Nesli” diye tarif edilen, ikibinli seneler sonrası doğmuş olan “Dijital Çağ’ın Nesilleri” de “Tarihî Hakikatleri”; “X Nesli” de denilen “1980 Öncesi Nesiller” gibi “yarım asırlık bir geçikme” ile öğrenmesinler, diye kaleme aldığımı ifâde edebilirim…
  Mes’ele;“mazi”nin ve “hâl”in hâdiselerine; “bütüncül”, “şumûllü”, “çok daha kapsamlı” yani “ecmel bakış” ile “cihet-i sitte/altı cihet”ten, “her cihet”ten bakabilmek; netice de “sahih bilgi” ye, “doğru bilgi”ye sahip olarak; “istikbâl”e, “geleceğe” muhkemce/sağlam bir şekilde uzanabilmek…

             “BİLİNMEYEN OSMANLI”-SULTAN 2. ABDÜLHAMİD HAN DÖNEMİ ‘TOPRAK KAYIPLARI’ MES’ELESİ


“Osmanlı Devleti’nin 700. Yılı” hâtırasına ‘Osmanlı Araştırmaları Vakfı’nca neşredilen “Bilinmeyen Osmanlı”(1) isimli eseri ,zamanında hararetle okumuştum. “Suâl-Cevap” metoduna göre hazırlanmış eseri okuyup bitirdiğimde ise tabiri caizse “ezber bozucu bir eser” diye düşünmüştüm. “303 suâl 303 cevab”ın yer aldığı eserde; “33 senelik saltanatı döneminde bir karış toprak kaybı yaşanmadı, yalanı”na dair “müstakil bir suâl” olmadığı hâlde; “Sultan 2. Abdülhamid Han Dönemi Toprak Kayıpları Hakikati”-ki Osmanlı Devleti tarihi boyunca en fazla toprak kayıplarının yaşandığı Padişah dönemidir; birbuçuk milyon kilometrekarelik yüzölçümü aşan Osmanlı toprağı kayıpları gerçeği- mes’elesi şöyle izah edilmeye çalışılmış:
a)      II. Abdülhamid’in Birinci Saltanat  Devresinde(31.08.1876-13.02.1878)-ki Kızıl Moskof ile yapılan ‘ 93 Harbi’bitimine kadar- Mithat Paşa ve ekibi daha müessir, daha faal, daha etkin idi. Bu sebeple “Tarihçilere göre bu bir buçuk yıllık devreden II. Abdülhamid sorumlu değildi.”(s.266)
“Nasıl sorumlu değildi? Hangi tarihçilere göre sorumlu değildi?”, dedirten “suâl”ler…
“II. Abdülhamid’in İkinci Saltanat Devresi= Şahsî  İdare Devri(13.02.1878-27.04.1909) ‘nde ise imzalanan 13.07.1878 tarihli Berlin Muâhedenâmesi neticesi, ‘Osmanlı Avrupa’dan tasfiye edildi.”Romanya, Sırbistan,Karadağ, Bosna-Hersek, Bulgaristan elden çıktı. Gitti…(s.267)
Yani “Bilinmeyen Osmanlı” isimli eserde, “Sultan 2. Abdülhamid Han Dönemi Toprak Kayıpları Hakikati”, ‘müstakil bir suâl’ ile değil de, tabiri caizse “muğlak”ca izah edilme yoluna gidilmiş, dedirtiyor…
“Mısır gitti Mısır…” “Girit gitti Girit…” dedirten sahifeler.(s.267)
“İkinci Meşrutiyet”in ilânı sonrası meydana gelen “İç Kargaşa” neticesi, “Bulgaristan gitti Bulgaristan…Bosna-Hersek gitti Bosna-Hersek…” dedirten sahifeler…(s.268)

“Kızıl Moskof”un İstanbul-Yeşilköy’e kadar sokuluşu.”Tam bir İntihar Antlaşması” diye târif edilen, Mart 1878’de imzalanan ‘Yeşilköy-Ayastefanos Antlaşması…”Berlin Muâhedenâmesi”ni kabul ettirmek şartı ile Kıbrıs’ın İngiltere’ye taviz olarak verilmesi.(s.274) “Kıbrıs gitti Kıbrıs…”
“Bilinmeyen Osmanlı” da, “Sultan 2. Abdülhamid Dönemi Toprak Kayıpları, Mithat Paşa ve Ekibi döneminde gerçekleşti.”(s.274) demeye getiriliyor.

Halbu ki, “idareyi tek başına eline aldığı devir” de, “Devr-i İstibdâd/İstibdâd Devri”nde de, yahut merhum Bediüzzaman’ın “tesbit”i ile “mecburî, cüz’i, hafif istibdâd”(s.275 ve 288) devrinde de “toprak kayıpları” yaşanmış..
“Kendinden önceki padişahlardan farklı olarak , Şâzelî tarikatına intisap eden Abdülhamid, 1879’da itibaren Kadirî tarikatının derslerini almaya başlamış ve ömrünün sonlarına doğru Nakşîbendi tarikatına da intisap eylemiş”(s.265) olması, “dönemindeki toprak kayıpları hakikatini” değiştirmiyor. Hem de “Osmanlı Devleti Padişahları içerisinde en fazla toprak kayıplarının yaşandığı-1,5 milyon kilometre karelik yüzölçümü aşan kertede toprak kaybı. Türkiye’miz yüzölçümünün iki misli…-“ bir dönemdir…
“Bilinmeyen Osmanlı”da, Sultan 2. Abdülhamid Han Döneminde “sürgün/nefy” cezasından başka bir “ceza uygulaması” yapılmadığı iddia ediliyor. Halbu ki, ikisi de “Hasaneyn” olan Atatürk de, Bediüzzaman da, “hapislere atılmış”, “sürgün/nefy” cezalarına maruz kalmışlardır.(2)

“BİLİNMEYEN OSMANLI” - “YAHUDİLERE FİLİSTİN’DE TOPRAK VERİLMESİ” MES’ELESİ

Sultan 2. Abdülhamid Han Döneminde, “Yahudilerin Filistin topraklarına yerleşmesi, Filistin’den toprak satın almaları” mes’elesi; “müstakil bir suâl” ile “167. suâl” ile ele alınarak şöyle izah edilmiş: “167. II. Abdülhamid, Filistin’de bir Yahudi Devleti’nin kurulmaması için ne gibi tedbirler almıştır? İsrail Devleti’nin kendi zamanında engellendiği doğru mudur?”
“Hukukî tedbirler”: “Filistin topraklarının mirî arazi/devlet arazisi statüsüne kavuşturulması…”
Velâkin “Filistin topraklarının %20’si ise mülk arazisi statüsünde kaldı…””Yahudiler bu %20’lik mülk arazisinden koparabildiklerine yerleşebiliyorlardı…”(s.280)
“Alınan hukukî tedbirler”e rağmen; “Filistin arazisine olan Yahudi akını tam olarak önlenememiştir…”(s. 280)
Netice: “Filistin’i devlet garantisi ile koruyan Osmanlı Devleti, İttihad ve Terakki ile zayıflayınca, Filistin davası da zayıflamış ve Osmanlı Devleti yıkılınca o dava da yıkılmıştır. Yahudiler maalesef emellerine kavuşmuşlardır.”(s.281)


SULTAN 2. ABDÜLHAMİD HAN ve İDAM CEZASI UYGULAMALARI

Ve günümüzün mevcut “siyasî irade”nin “idam cezası”nı uygulayamayışının esas sebebi; Sultan 2. Abdülhamid Han’ın “tarik”inden, “yolu”ndan gidebilmek için mi?
Çünkü “33 senelik saltanatı dönemi”nde, merhum Sultan 2. Abdülhamid Han da, “idam cezası uygulaması” yapmamıştır.(s. 289)

“SORULARLA OSMANLI İMPARATORLUĞU” ve II. ABDÜLHAMİD HAN DÖNEMİ


“Sorularla Osmanlı İmparatorluğu”(3) eseri de, “Suâl-Cevap Metodu”na göre tasarlanmış. Her bir mevzû başlığı “suâl-cevap” metoduna göre izah edilmiş…
Mezkur/ zikredilen eserin “İçindekiler” kısmında,”Sultan 2. Abdülhamid Han Dönemi” ile alakalı mevzû başlıkları; “93 Harbi”, “I. Meşrutiyet”, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Dış Borçlar” ve “Şark Mes’elesi”, eserin s.531-573 sahifeleri arasına dercedilmiş…
Esasında merhum II. Abdülhamid Han dönemi, “Türk’ün pusulasının ibresinin daima şimali/kuzeyi “ gösterdiği “Kızıl Moskof”un, sadece  Gazi Osman Paşa ile “Plevne “de;Şark’ta  ise “Gazi Ahmet Muhtar Paşa” komutasında, bilhassa “Erzurum” da “üstünlük” sağlayamadığı; velâkin “Moskof”un Edirne’yi düşürdüğü, İstanbul- Yeşilköy’e, Ayastefanos’a dayandığı, hattâ “Payitaht’ın Bursa’ya taşınmasının konuşulduğu” senelere de karşılık gelmekte. “Milâdî 24. Nisan.1877’ye; Hicrî 1294’e; malî işlerde kullanılan Rumî takvime göre 1293’e tekabül “(s. 531) ettiğinden, halk arasında “93 Harbi” diye bilinen “Osmanlı-Moskof Harbi” sonrası,”Mithat Paşa ve Ekibi”nin daha müessir, daha etkin ve faal olması sebebi ile “II. Abdülhamid Han’ın Saltanatının 1. Devresi” diye de isimlendirilen devirde, yaşanılan “Osmanlı Toprak Kayıpları…” Romanya, Bulgaristan ve Bosna-Hersek’in  elden çıkışı…Edirne’nin düşüşü..
II. Abdülhamid Han’ın saltanatının I. Devresinde yani Mithat Paşa ve Ekibi devrinde;5,5 milyonluk nufüs ile 212 bin kiometrekarelik(212.000 km. karelik) Osmanlı toprak kaybı…
“Ayastefanos Antlaşması, Panislavizm’in zaferi”(s. 531-537) dedirten dönem…
Yani rahmetli Ahmet Muhtar Paşa’nın “Başımıza Gelenler”de hatırlattığı; “Her Müslüman Türk’ün hânesinde, Moskof tarafından şehid edilmiş bir evlad vardır…” ‘hakikati…”
Ve yine merhum II. Abdülhamid Han’ın ‘devr-i istibdâd’ dedirten döneminde, “Mısır gitti Mısır…Kıbrıs gitti Kıbrıs…”  dedirten “Tarihî Hakikat”ler…(s. 571)


“SORULARLA OSMANLI İMPARATORLUĞU” ve “DÜYÛN-I UMÛMİYE/GENEL BORÇLAR” ‘REJİ İDARE MERKEZİ’NCE KATLEDİLEN TÜTÜN ÜRETİCİLERİ HAKİKATİ

Merhum Sultan 2. Abdülhamid Han döneminde, Samsun’da yaşanılan “tütün üreticileri katliamı” ‘hakikati…’
1881’de kurulan “Düyûn-ı Umûmiye/Umumî Borçlar” komisyonu, tütün öşrünü 1883’de kurulan ‘Reji İdaresi’nde devretmesi..”Reji idaresi Osmanlı ülkesinin her tarafına ulaşan teşkilatı ve sayıları 1000’i(bini) geçen (meşhur) “Kolcular”ıyla , tütünü köylüden ucuza alabilmek için her türlü faaliyeti gösterdi. Tütün ekicileri ürünlerini üç-dört misli fazla fiyat veren yabancı tüccarlara vermeyi tercih ediyorlardı.
Bu yüzden ‘Kolcular’ ile tütün ekicileri arasında çıkan çatışmalarda, 1883-1902 yılları arasında, 20.000’den fazla(yirmibinden fazla) insan hayatını kaybetti. …Reji idaresi, Lozan Antlaşması’na  kadar Osmanlı köylüsünü sömürmeye devam etti.”(s.552 ve yine bakınız “Atatürk Vatandır-Samsun Programı videosu, Muharrem BAYRAKTAR’ın izahatı..Samsun’da 50.000(elli bin) tütün üreticisinin katledilişi…)


NETİCE-İ KELAM

Elli sene sonra öğrendiğim  diyebileceğim merhum “Sultan 2. Abdülhamid Han Dönemi Toprak Kayıpları” mes’elesi üzerine yazdığım “Resmî Tarihçiler’ de, ‘Gayr-i Resmî Tarihçiler’ de ‘Gerçekçi’ Değiller” başlıklı “araştırma” yazımda da vurguladığım üzre; zaten, en evvel merhum Şevket Süreyya AYDEMİR, “Makedonya’dan Orta Asya’ya ENVER PAŞA”(4) isimli eserinde, Murat BARDAKÇI, Erhan AFYONCU gibi tarihçilerimiz de “Döneminde bir karış toprak kaybedilmedi” “Büyük Yalanı”nı nihayete erdişmişlerdi. Hattâ Adnan OKTAR/Harun YAHYA grubuna ait “a9 TV Kanalı”nca hazırlanan mevzû ile alakalı “video-belgesel” de de, “toprak kayıpları hakikati” ortaya konulmuştu..
Sadece ve sadece ‘bütüncül’, ‘şumüllü’, ‘bütün cihetleri’ ile ‘artıları ve eksileri’ ile, hülasa “Ecmel bakış’ ile yaklaşmaya çalıştığımız merhum “Gök Sultan”, “Ulu Hakan” dönemi, “Osmanlı tarihi boyunca en fazla toprak kayıplarının yaşandığı bir dönem” olduğu; alınan onca tedbirlere rağmen, Yahudilerin Filistin topraklarına yerleştiği; binlerce tütün üreticilerini de katlediği bir dönem olduğu gerçeğinin de,  ‘acı’ da olsa, tamamiyle “Tarihî Hakikat”lerimizden dedirtmektedir.
Hattâ  1999’da, “Osmanlı Devleti’mizin 700. Yılı” hatırasına, “Osmanlı Araştırmaları Vakfı”nca neşredilen “Bilinmeyen Osmanlı” isimli eserde de bu “Tarihî Hakikatler”in de dercedildiğidir…
“Konuşan yalnız hakikattir” vesselam…
Terme, 31. Aralık.2017

İsmet GÜLTEKİN

Dip Notlar:

(1): Prof. Dr. Ahmed AKGÜNDÜZ, Doç Dr. Said ÖZTÜRK, “Bilinmeyen Osmanlı”,’ Osmanlı Devleti’nin 700. Yılı”, 1999. Osmanlı Araştırmaları Vakfı(OSAV) Yayınları, Haziran 1999-İstanbul
(2): Prof. Dr. Haydar BAŞ, “Hoş geldin Atatürk”, İcmal Yayıncılık, Kasım 2017, s. 108
(3): Erhan AFYONCU, “Sorularla Osmanlı İmparatorluğu”, Yeditepe Yayınevi, Sabah Gazetesi Promosyonu, İstanbul 2016

(4): Şevket Süreyya AYDEMİR, “Makedonya’dan Orta Asya’ya ENVER PAŞA”, Cilt: 1 (1860-1908), 2. Baskı Remzi Kitapevi, Cağaloğlu İstanbul, 1972,s.225-230

26 Aralık 2017 Salı

"NE ARAPLARIN TÜRKLERE BAKIŞI DEĞİŞİR; NE DE TÜRKLERİN ARAPLARA BAKIŞI DEĞİŞİR!!!"

“NE ARAPLARIN TÜRKLERE BAKIŞI DEĞİŞİR;
NE DE TÜRKLERİN ARAPLARA BAKIŞI DEĞİŞİR!!!”

Prof. Dr. Mehmed Niyazi ÖZDEMİR

Ve “ARAPLARIN TÜRKLERE BAKIŞINI DEĞİŞTİRMEYE” ÇALIŞAN ARAP: Prof. Dr. Muhammed HARP


“İnculuz İntelijansı” Lawrens’in tanımlaması ile “Çöl Arslanı “ merhum “Medine-i Münevvere Müdafiî Cengaveri” Fahreddin PAŞA’mıza  müfterî derecesinde sözde “Arap” taarruzlarının ardından; Suudî Arabistan menşeili, yine sözde “Arap” taarruzları da sürüyor,,,
Türkiye’mizde, senelerden beri süren velâkin maateessüf  kabaca “Türk Sağı” diyebileceğimiz, yüzde yetmişe yakın “kamuoyu”nda bile “ortak payda”da buluşulamıyan meşhur mes’ele de yine ‘gündeme’ geldi:”Araplar bizi arkadan hançerledi mi, hançerlemedi mi?”
Kabaca “İslâmcı/Siyasî İslâmcılar”, ‘Hayır! Asla ve kat’a, Araplar biz Türkleri arkadan hançerlemedi!’, diye cevaplandırırken; “Dargın Bozkurlar”ın ‘Başbuğu’ rahmetli Hüseyin Nihal ATSIZ ile merhum ‘Başbuğ Türkeş’ cenahı da dahil; ‘Evet! Maalesef Araplar bizi arkamızdan hançerledi!’, zihniyet ve görüşündeler..
Bendeniz de, “merak” saiki ile her iki zihniyet sahiplerine dair epey “kupürler” biriktirdim ve netice de, merhum Nasreddin Hoca’mız gibi; “Siz de haklısınız, siz de haklısınız!” kertesine dayanıp kalmıştım. Tâ ki şu saate kadar. Tâ ki “Araplara Osmanlılar= Türkler Hakikatini”, bir “Arap” olarak da ortaya koyan “Prof. Dr. Muhammed HARP”e  “Vefâ” programında(*), sadece ve sadece beş(5) dakikaya yakın sürede konuşan  Hukukçu, Tarihçi, Muharrir Prof. Dr. Mehmed Niyazi ÖZDEMİR’in konuşmasını dinleyinceye kadar…
Mezkûr/zikredilen “vefâ” programında Prof. ÖZDEMİR şunları söyledi:” –Bizim Araplara, Arapların bize bakışı belli..”Araplar bizi sırtımızdan hançerledi”, diyoruz. Araplar da diyorlar ki; “Osmanlı bizi sömürdü…”
Öyle bir bombandıman(propaganda sağanağı ,demek istiyor İ.G.) altındayız ki; bunun aksini düşünmek, bizim açımızdan hemen hemen mümkün değildir.
Birinci Dünya Harbi’nde, iki milyon dörtyüz elli bin(2.450.000) kişilik Ordumuz vardı. Bunun üçyüz elli bini (350.000) Arap’tı.  72. ve 77. Tümenler, Çanakkale’de, genellikle Araplardan oluşan Tümenlerdi.
Bunların hepsini bize bombardımanlarla(propagandalarla) unutturdular…”


FİLİSTİN TEŞKİLATI  MASLAHATGÜZARI
2012’deki “Büyük Türk Dostu Muhammed HARP’e Vefâ” programındaki konuşmasını, Almanya’da yaşadığı bir hâtırasını anlatarak sürdüren Prof. ÖZDEMİR; “- Almanya’daki bir konferansta konuşan Alman Ataşesi Profesörün konuşmasının bitiminde söz alıp da düşüncelerini söyleyen Filistin Teşkilatı Maslahatgüzarı ise;”- Ben, Almanlarla Arapların tarihte dostluğunu bilmiyorum. Sadece Harun Reşid’in Şarlman’a gönderdiği bir saatten haberimiz var.
Amma siz bize dediniz ki,’-Osmanlı sizi sömürüyor.’ Biz de ‘Neyimizi sömürdüğünü?’, düşünemedik. ‘Neyimiz vardı ki; Osmanlı bizi sömürsün?’, diyemedik. Sizin lafınıza uyduk, Osmanlı’ya silah çektik. Osmanlı’yı hep beraber tarih sahnesinden sildik.
Ardından siz(Almanlar) geldiniz..Meğer bizim kumun altında Petrol varmış…”Sömürü”yü çok iyi anladık amma iş olup bitmişti. Buna biz çare bulamadık.’, dedi.
Ne bizim Araplara bakışımız düzelir, ne de Arapların bize bakışı düzelir!? Çünkü bu bombardıman/propaganda hâlâ devam ettiği kanaatindeyim.
HARP, Osmanlı’dan bahsederken , hepimizin alışık olmadığı cümleler söylüyordu. Tabi, bir Arab’ın böyle bir görüşe sahip olması son derece dikkatimizi çekti.”
NETİCE:
“Milenyum Çağı”nda , bendeniz de artık Prof. ÖZDEMİR’ce düşünüyorum: “Ne Arapların biz Türklere bakışı değişir; ne de biz Türklerin Araplara bakışı düzelir!?”
Velâkin Mısırlı Profesör HARP’lerden de, Allah(c.c.) razı olsun(Âmin). Vesselam…
Terme, 26.12.2017
İsmet GÜLTEKİN
metgultekin@hotmail.

Dip Not:

(*): “Büyük Türk Dostu Muhammed HARP’e Vefâ” Programı, 24.Kasım.2012, Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi

11 Aralık 2017 Pazartesi

"SAMSUN'DA BİR TÜRK KASABASI ÇARŞAMBA"(*)NIN AYIBI: 'ÇARŞAMBA BEDESTENİ' HARAB HÂLDE!?

“SAMSUN’DA BİR TÜRK KASABASI: ÇARŞAMBA”(*)NIN AYIBI:

“ÇARŞAMBA BÜYÜK BEDESTENİ” HARAB HÂLDE!?



Türkiye’mizin her tarafında, bilhassa mevcut “siyasî irade”nin 15(onbeş) senelik döneminde, neredeyse “imar ve inşa, resterasyon çağı”nı yaşadık, yaşıyoruz. Velâkin bazı “gecikmeler”de, bazı “çarpıklıklar” da gözlerden kaçmıyor…
Son aylarda diye yazayım, “Çarşamba Büyük Bedesteni”, gözlerime mıh gibi mıhlanmıştı.Nasip bugüne imiş.


BEDESTEN- ARASTA

Araştırmanın bir o kadar kolaylaştığı, amma bir o kadar da dikkatin elzem olduğu, günümüz” İnternet Çağı”na da, “İletişim Çağı”na, boşuna, “iki yokun sahibince, “Na-bî” ce “Cehalet Çağı” da denilmemiştir…
Şöyle bir “Bedesten Nedir?”, “Arasta  Nedir?” Günümüzdeki daha “anlaşılır isimlendirmeleri” nelerdir? “Bedesten ile Arasta” arasında ne farklar vardır?, ile başlayalım.

“Bedesten Nedir?
Farsça’dan gelen ve aslında “Bedestan” olan bu kelime değerli, kıymetli kumaşlar, mücevherler ve buna benzer eşyanın satımına mahsus üstü kapalı, mahfuz çarşıların bütününe verilen addır. 

Osmanlıda, kumaş, mücevher ve çeşitli kıymetli eşyaların alım satımının yapıldığı, eşit büyüklükte kubbelerle örtülü, bir çeşit kapalı çarşı olup bu yapıların ilk örneklerine 13. yüzyıl başlarında Anadolu’da rastlanmıştır. 


Bedestenler zamanlarında önemli birer iktisadi kuruluştu. O devirde, günümüzdeki 
banka veborsaların görevini de görürdü. ……

Bedestenler aynı zamanda bulundukları şehrin 
emniyet sandığıydı. Şehir halkı, ağzı mühürlü sandıklarını kasalarını buraya koyar, karşılığında da bir makbuz alarak gönül huzuru ile bırakıp giderdi.
Sahibi geldiği zaman bir Bölükbaşının nezaretinde sandığın konulduğu mahzene gidilir, emanet sahibi sandığından alacağını aldıktan, koyacağını koyduktan sonra mühürleyip mührü Bölükbaşına gösterirdi. Muhafızlar yalnız mührün bozulmasından mesul tutulurdu. Eşya muhafazası ile tellaliye ücretinin yüzde yirmisi, bekçi başı denilen ser muhafıza ait olup, kalanı diğer on bir Bölükbaşı arasında eşit olarak taksim olunurdu. 


Bedestenler esnafına Hacegan ve Hacegi denilirdi. O devirde dolap sahibi Hacegi olmak, esnaf için erişilebilecek en üstün mertebeydi.”(1)

Bedesten/Bedestan veya günümüzdeki daha anlaşılır tarifi ile “Kapalıçarşı…”


ARASTA NEDİR?  
                    

“Arasta, üstü genellikle tonoz veya çatıyla örtülü bir sokağın iki yanında karşılıklı sıralanan ve aynı cins malları satan dükkânların meydana getirdiği çarşı anlamına gelmektedir.
Reşat Ekrem Koçu, Ahmet Vefik Paşa’nın Lehçe-i Osmanî’sinden aktararak, Farsça "Araste; hazırlanmış, tezyin olunmuş, bezenmiş ve donanmış Ordu Pazarı" tanımından hareketle bu kelimenin "seferlerde ordunun geçeceği anayol üzerinde bulunan büyük şehirlerimizde kurulan ve dükkânlarında, hurda teferruatı ile (ince ayrıntılarına kadar) sadece asker eşyası ve levazımı satan büyük çarşı" anlamına geldiğini söylemektedir.

Türkçe’ye Farsça’dan geçtiği sanılan arasta kelimesi önceleri “ordugâhta kurulan pazar” anlamında kullanılmıştır. Fakat Ârâsten (tanzim etmek, sıraya koymak, çekidüzen vermek, süslemek) masdarından gelen arastanın manası “sıraya konulmuş, düzenlenmiş” olup Farsça’da “çarşı” anlamında kullanılmamaktadır. Türkçe’de bu anlamı kazanması, dükkânların düzenli biçimde karşılıklı birer sıra halinde dizilmiş olmalarından veya ordugâh pazarının askerî disiplin içinde “tanzim edilmiş satış” yapmalarından yahut her iki sebepten yani bu dükkânların gezgin satıcılara nispetle her hususta düzene konulmuş olmalarından ileri gelmektedir.”(2)

“Arasta/ Ordu Pazarı/Ordu Çarşısı/Ordu(Askerî) Büyük Çarşı” manalarında…

BEDESTEN BAŞKA,  ARASTA BAŞKA

“ Kimi kaynaklarda arasta, bedesten ve çarşı kelimeleri aynı ya da benzer kullanılmalarına rağmen, aslında bu yapılar fonksiyon ve işleyiş bakımından birbirinden farklıdır. Arastalarda bedestende olduğu gibi mahzen ve kiler hücreleri bulunmaz. Diğer taraftan bedestenlerin değerli kumaş veya mücevherat gibi ürünlerin alınıp satıldığı, hatta banka hizmetlerinin verildiği yerler olmalarına rağmen; arastalar, onlara nazaran daha az önemli malların ticaretinin yapıldığı yerlerdir. Yine arasta ve çarşı arasındaki farklara da bakmak gerekirse; arastalar yukarıda da belirttiğimiz gibi genellikle külliyelere gelir sağlamak amacıyla külliye yapılarının planlanmasında ekseni oluştururlar. Çarşılar ise bağımsız yapılar olarak planlanmıştır. Arastalarda her dükkânda farklı bir şey satışa sunulurken, çarşılarda sıra halinde aynı ya da benzer kalitede mallar satılabilmektedir. Bunun nedeni rekabet sağlamak ve esnafın ticari ahlakının kontrolüydü.”(3)

ÇARŞAMBA BÜYÜK BEDESTENİ/ÇARŞAMBA KAPALIÇARŞISI


“Çarşamba Büyük Bedesteni” veya “Çarşamba Kapalıçarşısı”, Orta Mahallede. 1826(Binsekizyüz yirmialtı)’da, “Çarlık Rusya”sından Çarşamba’ya başlayan “Çerkez,Gürcü ve Rum” göçleri” akabinde,”Rumlar tarafından, Çarşamba’ya iki(2) ‘Bedesten’, iki(2) “Kapalıçarşı’ yapılmış…
“Çarşamba Büyük Bedesteni”, “Çarşamba Kapalıçarşısı”nı, Çarşamba’ya “Çarlık Rusya” döneminde “göç etmiş” “Rumlar tarafından” yapılmış.(4)

Tıpkı “Medine-i İstanbul”daki nice “Muhteşem Camilerimiz”in “Ermeni Mimarlar”ca yapılmış olması gibi…

SAMSUN’DAKİ BİR TÜRK KASABASI ÇARŞAMBA”NIN AYIBI!?


Bu yazımı bendeniz, “Diriliş Ertuğrul”casına ifade edersek; sadece ve sadece “Rıza-i Bâri ve Nizâm-ı Âlem Cengi” namına yazdım…
Günümüzdeki “Çarşamba Büyük Bedesteni”, günümüzdeki “Çarşamba Kapalıçarşısı”nını içler acısı hâli, gönül burkan vaziyetini, harab hâlini içime sindiremiyorum..
Kim ve kimler tarafından yapılmış/yaptırılmış olsa da, bir an önce “eskimeyen ihtişamlı görüntüsü”ne kavuşturulmalı, “gereği yapılmalıdır…”
Vesselam…
Terme, 11.12.2017
İsmet GÜLTEKİN

Dip Notlar:

(*): Prof. Dr. İbrahim TELLİOĞLU, “Samsun’da  Bir Türk Kasabası: Çarşamba”, İnternet ortamı, İlk 10(on) sayfanın PDF’si….
(1):  bedesten.net/bedesten-nedir.html, 11.12.2017
(2): Hayatkitap.blogspot.com, 11.12.2017
(3): Hayatkitap.blogspot.com, 11.12.2017