7 Temmuz 2014 Pazartesi

"TERME ALEVÎLERİ" ÜZERİNE





"TERME ALEVÎLERİ" ÜZERİNE




Yıllardan  beri zihnime takılı kalan bir suâl: “Terme-Sivaslılar Köyü’ndekiler, Alevî mi, Çingene mi?”  Adetâ ‘takıntı’ hâline gelen; “Yok canım, Çingeneler’den Alevî olur mu hiç? Çok büyük yanlışlık var! Ne zamandan beri Çingeneler Alevî oldu ki?!”, cümleleri zihnime takılıp kalıyordu.
        2000-2005 yılları periyodunda çıkan “Terme Birlik MEFKÛRE-Birlik Olmadan, Dirlik Olmaz” isimli ‘yerel gazete’mde, “Terme Alevîleri”ni ‘gündem’e getirmiştim..“Alevîlere Alevî denilebilir” ve “local-yerel-mahallî ve umumî Türkiye toplum yapısı”nı meydana getiren “Alevîler”den  de bahsedilebilirdi! Neticede,doğup-büyüdüğüm memleketim Terme’nin toplum yapısını meydana getiren “Terme Alevîleri”nin mevcudiyetini öğrenmiş olmak ve bu mevcudiyeti şöyle-böyle “efkâr-ı umumiyeye”, “fikirler camiâsı”na ‘kabul’ ettirmiş olmak da ayrı bir haz!!!
    Nitekim, bu yıl da, 03 Ağustos 2014’de, Terme Sivaslılar Köyü’nde, “4. Alevî Kültür Şenliği” yapılmakta.”Cemevi” yapımı ise hâkeza…. “Nereden nereye?...”  Çünkü, 2005’lerde ‘local/mahallî gerçek’te bile “Alevîlere Alevî demek”, adetâ büyük bir ‘kahramanlığı’ da, muhtelif riskleri de beraberinde getiriyordu. Hattâ, çok afedersiniz amma bu hususta kitapları olan ‘akademisyenler’ bile çok ‘çekingenlik’ler içerisinde idiler!!!
 “TERME SİVASLILAR KÖYÜ” NASIL KURULMUŞTU?

Artık günümüzde iletişim teknolojisinin sağladığı kolaylıkla, bir zamanlar ‘takıntı’ hâlini almış olan;”Terme Sivaslılar Köyü’nde Çingeneler mi var, Alevîler mi? Ne zamandan beri Çingeneler Alevî oldu?” suâli ise arama motoru “Google”la, ‘Terme Alevîleri’ yazıldığında, karşımıza çıkan bazı “akademik bilgiler” ile cevaplanmaktadır da.
“Terme’nin Sivaslılar Köyü ise 300 hanelik büyük bir nüfusa sahiptir. Köyün çoğunluğu Güvenç Abdal Ocağı’na bağlı olup köyde Hubyar Sultan Ocağı mensupları da vardır; zira bunlar, kendi ifadeleriyle yaklaşık 100-150 sene önce Tokat Niksar’dan buraya gelip yerleşmişlerdir….Çangallar, Sakarlı’da da ‘Alevîler’ yaşamaktadırlar..(1)
Halbuki, bugün Termemizde hâlen hayatta olan çoğu kişilerin de “unuttuğu bir hakikat” var: “Terme Sivaslılar Köyü”, her ne kadar kısaca “Tokat-Niksar Alevîleri”nin oluşturduğu bir “köy” ise de,aslında  “Sivas’ın Kangal İlçesinden eski bir tarihte gelenlerin oluşturduğu bir “köy”dür de.  Ve Dönemin Başbakanı Mustafa Bülent ECEVİT, Dönemin Samsun Valisi Fehamettin ALTUN ve Dönemin Terme Kaymakamı Faik KÖKON zamanında, “CHP’li Köylülerin Devlet Arazisini İşgal Ederek” oluşturdukları bir “köy”dür de…Yani “illegalite” ile “gayr-i meşrû” bir şekilde oluşturulmuş bir “köy”dür “Terme Sivaslılar Köyü…”(2)
İlgili haritadan da görüleceği üzre, Terme’mizdeki “Alevîler” veyahut “Terme Alevîleri”, ilçemizde üç(3) yerde yaşamaktalar: Bir, “Sivaslılar Köyü”nde; iki, Çangallar’da(!) ve üç, Sakarlı’da…

06.Temmuz.2014
İsmet GÜLTEKİN
metgultekin@hotmail.com
Dip Notlar:
(1): Samsun Yöresi Alevîleri Gelenek ve Değişim, http://www.samsun sempozyumu.org/makaleler, s.3
(2): Osman KARA, Haber-Röportaj, “CHP’li köylüler devlet arazisini işgal etti”, HERGÜN Gazetesi-Daha Güzel Daha Güçlü Türkiye, 30 Temmuz 1977,Cts, Sayfa 4-7

2 Temmuz 2014 Çarşamba

ŞİİR-ERZURUMLU İMAM'A AĞIT



‘ERZURUMLU İMAM’A’ AĞIT


Eskiden ‘bu topraklar’ın malıydın!
Şimdilerde ise;
‘Onun-bunun malı’(!) olup çıktın!

Eskiden ağlatırdın bizleri,
Biiznillâh!
Süleymaniye Camii’lerinde!
Şimdilerde ise;
Filistinli ‘Cesur Kız’ kadar olamadın,
Ağlatamıyorsun bizleri!

Eskiden ‘Anadolu Toprakları’nı
Devir devir katederdin!
Şimdilerde ise;
‘Beden’in bile yok,
‘Anadolu Toprakları’nda!

Eskiden ‘Nur Talabeleri’ de,
Böyle değildi!
Her biri ‘Anadolu Abileri’ idi!
Eskiden ‘Erzurumlu İmam’ da,
Böyle değildi!
Şimdilerde ise;
Neredeyse,
‘Hakk’a Hak,
Bâtıl’a bâtıl’
Diyemez oldu!

Artık ‘besteleri’ne ,
‘Söz’ler yazılmaz oldu,
‘Anadolu Toprakları’nda!

Şanlıurfa,01.Ocak.2013
İsmet GÜLTEKİN

ŞİİR-KÜFRÜN DİREKLERİ



KÜFRÜN DİREKLERİ


Küfrün direklerini,
‘Siyonist Türkler,
Siyonist Kürtler,
Siyonist Araplar’;
Velhâsıl
‘Siyonist Müslümanlar’ tutuyor artık!

Küfrün direklerini,
‘Ilımlı İslâmcılar’ tutuyor artık!
Küfrün direklerini,
‘Tutanlar tutuyor’ artık!

Küfrün direklerini,
‘DengeSiz Nesiller’
Tutmuyor artık!
Şanlıurfa,01.Ocak.2013
İsmet GÜLTEKİN

TARİH DERGİLERİMİZ ve MİLLÎ TARİH ŞUURU



TARİH DERGİLERİMİZ

ve

MİLLÎ TARİH ŞUURUMUZ





Bilmem “İletişim Çağı”nda “tarih dergileri”mizi yakînen takip edebiliyor musunuz? Şahsen neredeyse bülüğa erdiğim yaştan itibaren muhtelif kategorilerdeki ve elbette “tarih kategorisi”ndeki “mecmuaları”mızı, “dergiler”imizi yakînen takip etmeye gayret ediyorum.
Gayret ediyorum etmesine de, meğerse ne kadar da çok “bilmediklerim” varmış.
Mevzû ile “alakası yok” denilecek amma “çok okuyanlar kategorisi”nde olan biri olarak; “meğerse ne de çok ‘bilmediklerim varmış’, diyorum: “Daha Güzel-Daha Güçlü Türkiye HERGÜN Gazetesi DERGÂH Yazıları-Faik SEZGİN” isimli bir araştırmam için; “HERGÜN Gazetesi”ni tarıyorum da…
“Millî Eğitim ve Kültür” dergimizi, meğerse “ÜLKÜ-BİR’in Kültür Hizmeti” olarak neşredilmiş..
Meğerse, “Daha Güzel-Daha Güçlü Türkiye” namına 1975-1980 seneleri arasında neşredilmiş; mezkûr dönemde bayilerden alıp-okumanın öldürülmeyi göze almak kadar “kahramanlık”, “cengaverlik” olduğu yıllardaki “HERGÜN Gazetesi”nde, ne de çok “Samsunlu Milliyetçi-Ülkücü Kalemler”in yazıları neşredilmiş: Ali KAYIKÇI’lar, M. Halistin KUKUL’lar, Hikmet TANYU’lar,İsmail GÜNEŞ’ler,Osman KARA’lar, Fethi TEVETOĞULLARI, hele de “Evlad-ı Rasûl/Rasûlullahın Evladları”ndan merhum Seyyid Ahmed ARVASÎ Hocamızın ikinci sayfadaki “Türk-İslâm Ülküsü” isimli köşesinin altındaki “DERGÂH”ında yazıları neşredilmiş olan ve 2013’de vefat etmiş olan “doğduğum memleket Terme”den, avukat, öğretmen ve neredeyse “profesyonel yazar”, muharrir  olan rahmetli Faik SEZGİN’ler, Hüseyin ÖZBAY’lar, Nuri YAZICI’lar…
Hele hele günümüzde maateessüf çokca mazisini unutmuş olan-Allah(c.c.) bizleri muhafaza eylesin.(âmin)- Sabri ARSLAN bile “Daha Güzel-Daha Güçlü Türkiye” şiarı ile Türkiye’mizin  çokca “kaotik yılları”nda tamı tamına beş yıl günlük periyotlarla neşredilmiş olan  “HERGÜN Gazetesi”nin “Terme Muhabirliği”ni yapmış…
Hani derler ya; “o kadar bu işlerin fikren-zikren içindeyim” amma meğerse “hiçbirşey(!)” bilmiyormuşum!!! Neredeyse “çeyrek asırlık” bir “yaş”a gelmeme rağmen; hiçbir “Ülküdaşım” da bu bilmediklerimi bana anlatmadı!!!

TARİH DERGİLERİMİZ

Neyse, “tarihe meftûn bir dâvâ”nın, mefkûrenin, ülkünün sahipleri”nin yer aldığı bir fikriyatın takipçisi olarak; elbette ki “tarih dergileri”mizi de çok yakîn takip etmişimdir..”Tarih Dergilerimiz” derken de, hadi diyeyim “meşreb”imin çıkardığı “tarih dergileri” de demek istemiyorum.Türkiye’mizde neşredilen bütün “tarih dergileri”, benim “tarih dergilerimiz”dendir..
1980’li yıllarda, haftalık periyotlarla çıkan “Yıllarboyu Tarih Dergisi”, rahmetli Şevket RADO idaresinde çıkan “Tarih ve Edebiyat Dergisi”; hattâ daha yakın zamanlarda neşredilen, “Bugün Gazetesi”nin her Cuma günü verdiği “tarih ekleri”; yine “HaberTürk Gazetesi”nin hafta sonu verdiği “Tarih Ekleri” şu an aklıma gelen “tarih neşriyatları..”
Ve elbette günümüz 2014’ler Türkiye’mizinde aylık-iki aylık periyotlarla neşredilen “tarih dergilerimiz”: “YEDİKITA, KÜRT TARİHİ, # TARİH, DERİN TARİH, TÜRK DÜNYASI TARİH ve ATLAS TARİH” “der-gi-le-ri-miz..” Birilerinin “homurdandığını” da hissediyorum: “Toplumsal TARİH Dergisi” de var demek isteyen “aristokrat!!!”

“ATLAS TARİH DERGİSİ”

Geç haberdar olduğum “Atlas Tarih Dergi”mizi ise bir seneden beri takip etmeye başladım. Kanaatimce hem muhtevası ile hem baskı kalitesi ile (cilt kapaklı) mevcut “tarih dergileri”mize “fark atan” bir dergimiz..Ben, şahsen çok istifade ediyorum..
Bilhassa günümüz gençlerimizin, hele de hâlâ “sloganlar seviyesi”nde, “lümpenlik seviyeleri”nde, “darlıklar anaforu”nda, daha kendi fikriyatlarının mazisi hakkında “bilgisizlikler” içerisindeki fakat “tarihe meftûn bir dâvânın, mefkûrenin, ülkünün sahiplerinin” yer aldığı bir fikriyat içerisindeki gençlerimizin de “tarihimize , tarih dergilerimizde de çok meftun” olmalarını ne de çok isterdim…
“Millî Tarih Şuuru” başka nasıl kazanabilinir ki!?
Sahih-doğru tarihî bilgilerle, sahih-doğru millî tarih şuuruna ve muhkem bir istikbale doğru…
“Dün”üne çizikler atarak değil; “kökü mazide olan âti”lere sahip olarak…

21.Haziran.2014
İsmet GÜLTEKİN
metgultekin@hotmail.com

KORKMADAN EĞİTİM-ÖĞRETİM FAALİYETİ YAPABİLMEK!!!



KORKMADAN

EĞİTİM-ÖĞRETİM FAALİYETİ

YAPABİLMEK İÇİN:

OKULDA ve OKUL ÇEVRESİNDE GÜVENLİK ŞART!

           Bir Eğitim-Öğretim Yılını daha bitirdik. Bütün Türkiyemiz genelinde olduğu üzre İstanbul’da da ve okulumuzda da “okul ve çevre güvenliği” açısından birtakım olaylar meydana geldi. Korkmadan eğitim-öğretim faaliyetini devam ettirebilmk için biz öğretmenlerin de bu mes’elede şuurlu olması elzemdir.
          Günümüz “internet teknolojisi” şartlarında, “bir tık ile” bu mevzûda da çok sayıda “ilmî-akademik çalışmalara” ulaşmak mümkün.
“Kaynaklar”da da zikrettiğim üzre, gerek ilgili Bakanlığımızca, gerekse bazı “think thank-düşünce kuruluşları”nca çok ehemmiyetli “araştırmalar” yapılmış..
           Bize bu düşen bu “araştırmalar-çalışmalar”da da zikredilen hususları mümkün olduğunca uygulamaya koyabilmektir.
          Neredeyse bütün vatan sathında, “Çarşamba günleri öğretmenlerin dayak yeme günüdür” modundan kurtulabilmek ve sahiden “kork-ma-dan”, “kor-ku-suz-ca” ve elbette gerekli tedbirleri alarak, eğitim-öğretim faaliyetlerimizi sürdürebilmek için, yapılan uyarıları dikkate almalı ve “uzman”ların belirttikleri hususları da bir an evvel uygulamalıyız..
        Aşağıda sizleri bir “düşünce kuruluşu”nun konu ile ilgili 2010’da hazırladığı “rapor”un özeti ile baş başa bırakıyorum.
Kazasız-belâsız-vukuatsız nice yeni eğitim-öğretim yıllarına…


USAK ve İSTANBUL KENT GÜVENLİĞİ PROJESİ(2010)

“Okullarda farklı dönemlerde tehdit olarak algılanan unsurlardaki değişim, öncelikle bu yeni yapının anlaşılmasını gerekli kılmaktadır. Okullarda oluşan yeni risklerin ve güvenlik tehditlerinin kapsamlı bir analizinin yanı sıra, bu tehditlerin en aza indirilmesinde farklı aktörlere düşen sorumlulukların tanımlanması elzemdir.
          Genel kanının aksine, okul güvenliğinin  sağlanmasına  yönelik uygulamalar, sadece şiddetin ve/veya suçun önlenmesine  yönelik çalışmalardan oluşmaz. Okul güvenliğinin aşamaları, okul ve çevresindeki fizikî şartların dezavantajlı konumlarının giderilip, güvenli hale getirilmelerinden, çocuk gelişimi ve psikolojisi konusunda eğitimli personele; suç ve şiddet karşısında farkındalığın oluşturulmasından, öğrencilerin aileleri ile olan sağlıklı ve etkili bir iletişime kadar uzanan geniş bir yelpazede ele alınmalıdır.
         Bu raporun amacı, ülkemizde öğrenci ve eğitimcileri kapsayan şekilde okul ve okul çevresi güvenliğinin farklı boyutlarını tartışmak, bu sorunların nedenlerini incelemek ve oluşan güvenlik tehditlerine karşı çok sektörlü stratejiler geliştirilmesi yönünde öneriler sunmaktır. Raporun son kısmında yer alan Okul ve Okul Çevresi Güvenliği Eylem Planı, okul ve okul çevresi güvenliğinden sorumlu farklı aktörlere düşen rolleri tanımlamakta,öne çıkan sorunların çözümünde işbirliği  yapılacak aktörleri uygulamaya yönelik şekilde ele almaktadır.
         Güvenli okul, gençlerin ve çocukların öğretmenlerden, okul yoneticilerinden ve
okulda görevli kişilerden veya akranlarından şiddet görmediği ve şiddet görme korkusu yaşamadığı bir ortam olarak tanımlanmaktadır. Bunun yanı sıra, okulun sosyal ortamı, tasarımı, iç donanımı ile bütüncül bir güvenlik algısı sunması da güvenli okulun öne çıkan unsurlarıdır. Okullardaki güvenlik algısı öğrenciler için en az eğitim kadar önemli bir ihtiyaçtır.
                                                                            

         Ülkemiz eğitim kurumlarında verilen eğitimin başarılı olmasındaki en temel etkenlerden biri de eğitim – öğretimin sağlandığı mekanlar olan okulların güvenli ve emin ortamlar olmasıdır. Eğitim kalitesinin arttırılmasında, öğrencilere güvenli ve kendilerini ilgi ve yeteneklerine uygun şekilde ifade edebilecekleri ortamların sunulması, gerçekleştirilmesi gereken en temel unsurdur. Okul ve okul çevresi güvenliği ve eğitim- öğretim başarısını karşılaştıran çalışmalar, okulda suç ve eğitim başarısı arasında istatistikî olarak anlamlı bir ilişki ortaya koymaktadır.
       Ülkemizde her yıl pek çok öğrenci okul ve okul çevresinin fizikî ve çevre
tasarımında yaşanan problemler nedeniyle güvenlik tehditlerine maruz kalmaktadır. Ülkemizde okul ve okul çevresinin tasarımı ve fizikî güvenliğinin gelişmiş standartları yoktur. Bu durum çocuk ve gençlerin sağlıklı ve güvenli ortamlarda eğitim – öğretim almasının önüne geçmektedir.
       Toplumun değişen yapısı ve yaşam şartlarına paralel olarak, okullarda oluşan
güvenlik tehditleri de farklılaşmaktadır. Okulun fizikî güvenliği ve psiko-sosyal ortamının güvenli oluşunun yanı sıra, okulların şiddet, suça karışma ve madde bağımlılığı gibi unsurlardan da korunması önemlidir.
       Ülkemizde genel olarak şiddet, bireylerin birbirlerine fizikî olarak zarar vermesi olarak algılanmaktadır. Fakat okullardaki mevcut şiddet, fizikî şiddet, sözlü-duygusal- psikolojik şiddet, cinsî şiddet ve ekonomik şiddet farklı şiddet türlerini de kapsamaktadır.
      Şiddet ve suç oluşma süreçlerinin dikkatle takibi ve bu çercevede farklı aktörlerin konu ile ilgili işbirliğine ihtiyaç duyulmaktadır.
       İstanbul’da farklı okullarda gerçekleştirilen araştırmalar, öğrenciler arası fizikî şiddetin yaygınlığına dair net veriler sunmaktadır. Öğrencilerin % 50’si, bu çalışmalar çercevesinde kavgaya karıştıklarını ifade etmişlerdir. Bu şiddet türüne dahil olan öğrencilerin, kavga sonucu bir başkasını yaralama veya kendilerinin yaralanması durumu gözardı edilemeyecek kadar ciddî boyutlardadır. Öğrencilerin, %15,4’u karıştığı kavgalarda kendisi fizikî olarak yaralanırken, daha yüksek bir oranı (%26,3) başkasını fizikî olarak yaraladığını ifade etmiştir.
      Farklı çalışmalar, öğretmen ve yönetici davranışlarının okullarda ortaya çıkan
şiddet olaylarına da etkisi olduğuna işaret etmektedir. Öğrencilerin yaşları ve eğitim gördükleri sınıflar yükseldikçe okul iklimini daha güvensiz olarak algıladıkları görülmektedir.
      Benzer şekilde öğrencilerin okul içerisindeki farklı faaliyetlere katılımının ve
ders başarılarının da öğrencilerin okul güvenliği algısını etkilediği görülmüştür.
     USAK tarafından gerçekleştirilen İstanbul Kent Güvenliği Projesi kapsamında
uygulanan alan araştırması bulgularına göre, İstanbul’un 32 ayrı ilçesinde(2010 yılına göre) yaşayan mahalle sakinlerinin okulda öğrencileri tehdit eden en önemli tehlikeyi uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü arkadaş çevresi ve okul düzeninin ve okul çevresinin bozukluğu olarak tanımlamaktadır.
      Bu çercevede madde bağımlılığı günümüzde özellikle gençleri tehdit eden
en önemli sorunlar arasında yer almaktadır. Yapılan araştırmalara göre madde kullanımı ve bağımlılığında en önemli risk grubunu 12–24 yaş arasındaki gençler oluşturmaktadır.
     Bu kitlenin büyük bölümü ise örgün ve yaygın eğitim kapsamındadır.
       Okullarda şiddeti analiz etmeye yönelik merkezimizce geliştirilen İletişimli Yaklaşım Modeli, pratik olarak şiddetin türleri ve davranış kalıplarında şiddetin dışa vurulan, farklılaşan karakteri üzerine odaklanmaktadır. Bu model, şiddetin birbirinden farklı ve karmaşık nedenlerinin incelenmesinde, kişiler arası ilişkiler ağından yola çıkar.
       Bu ilişkiler ağı basit şekilde okul içerisinde oluşan ve okulun sakinleri tarafından da kabul gören hiyerarşik ağlardır.
     Özetle, elinizdeki rapor, okul ve okul çevresi güvenliğinin farklı boyutları haiz yapısının analiz edilmesinde farklı aktörlerin işbirliğine imkan tanıyan bütüncül politikalar çercevesinde hareket edilmesinin önemini vurgulamaktadır. Bu bağlamda rapor, çocuk ve gençlerin farklılaşan ihtiyaçlarına paralel şekilde değişen güvenlik algılarının yüksek tutulmasının, eğitim- öğretimin belirli standartlar çercevesinde tasarlanmış, sosyal ve psikolojik ortamı sağlıklı okullarda gerçekleşmesi ile ilişkisini ortaya koymaktadır. Rapor ayrıca okul güvenliğinin, ülkemizde oluşturulacak eğitim- öğretim stratejilerinin temel başlıklarından biri olarak belirli standartlara kavuşturulmasını ve bu konuda farklı aktörlerle Millî  Eğitim Bakanlığı arasında gerçekleştirilebilecek muhtemel işbirliklerine yönelik alternatifleri tartışmaktadır.

       2010/ 2011 eğitim- öğretim yılı itibari ile yaklaşık 16 milyon öğrenci ve 600 bin öğretmen eğitim – öğretim süreci içerisinde kentli alanlarda hayat şartlarının  getirdiği bir telaşla aileler, çocuklarının gelişimi ve eğitimi için onlara yeterli zamanı ayıramamaktadırlar. Dolayısıyla, bu gelişim büyük ölçüde çocuğun zamanının büyük bir kısmını geçirdiği okullarda tamamlanmaktadır.
       Bu şartlarda okulun yetersiz kalan fizikî ve sosyal önlemlerinden kaynaklanan kısıtlı okul ve okul çevresi güvenliği, çocuklar üzerinde tehlike oluşturmaktadır. Bu durum çocukları şiddet ve suça yöneltmektedir. Rakamların büyüklüğü, eğitim- öğretimin kalitesi kadar bu sürece dahil olan kitleye dair güvenlik tehditlerinin etki alanının da ne kadar geniş olduğunu da gözler önüne sermektedir. Okul ve okul çevresi güvenliğine yönelik tehditler, yalnıza bu süreç içerisinde yer alan çocuk ve gençleri değil, toplumun geniş bir kesimini, aileleri, eğitimcileri de yakından ilgilendirmektedir. Öte yandan çok yönlü yapısıyla okul ve okul çevresi güvenliğinin sağlanması geniş çaplı stratejileri ve farklı aktörlerin işbirliğini gerektiren çok yönlü bir konudur.
       Okul ve okul çevresinde karşılaşılan farklı güvenlik tehditlerinin pek çoğu okulun psiko-sosyal ortamı ve fizikî durumu ile yakından ilişkilidir. Bu kapsamda, okulun psiko-sosyal atmosferi öğrencilerin yanı sıra aile yaklaşımını, okul yönetici ve eğitimcilerini,okulda görevli personeli de kapsar. Okul psiko-sosyal ortamı, personelin meslekî  gelişimlerini destekleyecek, paydaşların katılımını sağlayacak, özel bilgilerin gizliliğini koruyacak ve cocukların akademik başarısını sağlayacak şekilde yönetilmelidir.
       Okulların psiko-sosyal ortamını besleyen ve sağlıklı bir eğitim ortamına zemin oluşturan unsurlar ise fizikî ve mekan unsurlardır. Durum tespiti acısından incelendiğinde, ülkemizde, okul çevresinde ve sınıflarda fiziki ortamın ve çevre tasarımın öğrencilerin güvenliğinin sağlanması ve korunmasına yönelik düzenlemelerine ilişkin ideal ölçüler ve standartlar henüz geliştirilmemiştir. Pek çok ülkede okul mekanlarının planlanması özel bir uzmanlık alanı olarak kabul edilirken,            Türkiye’de buna yönelik çalışmalar henüz profesyonel anlamda yürütülmemektedir. Bu durum, her yıl eğitim öğretim dönemi içerisinde pek çok öğrencinin okulların yetersiz, zaman zaman da tehdit unsuru oluşturan fizikî ve çevre şartları nedeniyle zarar görmesine yol açmaktadır.
                 Okul ve okul çevresi güvenliğinin sağlanması ve çok sektörlü çözüm önerilerinin oluşturulması, Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) tarafından Uluslararası Sivil Toplumu Destekleme ve Geliştirme Derneği (USİDER) sponsorluğunda gerçekleştirilen İstanbul Kent Güvenliği Projesi’nde (2010) de geniş yer tutmuştur. Elinizdeki calışma, yukarıda sözü geçen okul güvenliğine dair konuların yanı sıra, şiddet, suça karışma ve madde bağımlılığı gibi önde gelen güvenlik problemlerine dair İstanbul Kent Güvenliği Projesi bulguları ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerini de paylaşmaktadır.
               Rapor, İstanbul Kent Güvenliği Projesi’nde yer alan anket, uzman mülakatları ve çalıştaylar yoluyla ulaşılmış bulgulardan hareketle, okul güvenliğinin sağlanmasına yönelik kapsamlı analizlere yer vermektedir.
Raporun ilk bölümünde okul güvenliğinin unsurları, okulun iç ve dış fizikî güvenliğine bağlı faktörler ve okulun psiko-sosyal ortamını oluşturan faktörler çercevesinde incelenmiştir.
                Bu kısımda sunulan güvenli okullar yaklaşımı, okul ve okul çevresi güvenliğini
bütüncül ele alan bir model olarak incelenmiştir. Raporun ikinci bölümünde şiddet,
suça karışma ve madde bağımlılığı gibi okulları tehdit eden güvenlik problemleri analiz edilmiştir. Bu güvenlik problemlerinin analizinde ülkemiz sosyal dokusuna uygun öneriler geliştirilmesi hedeflenmiştir. Raporun üçüncü bölümü, ülkemizdeki okullarda şiddetin boyutlarını ele almakta, sebeplerini incelemektedir. Raporun dördüncü bölümünde ise okulda suç ve şiddet gibi güvenlik tehditlerine yönelik farklı analizler ve bakış acıları tartışılarak sorunların çözümüne yönelik alternatifler sunulmuştur. Raporun son bölümünde, farklı bölümlerde ele alınan tartışmalar ve bulgular çercevesinde okullarda şiddeti analiz etmeye yönelik olarak tarafımızca geliştirilen İletişimli Yaklaşım Modeli’ne yer verilmiştir. Raporun son bölümünde yer alan okul ve okul çevresi güvenliği eylem planı, okul güvenliğinin sağlanmasından sorumlu farklı aktörlere yönelik çok aktörlu stratejiler ve öneriler sunmaktadır.”(*)

21.06.2014

İsmet GÜLTEKİN
metgultekin@hotmail.com.tr



Kaynaklar:  ((1):
((1)((-www.egıtımevreni.com. tr, 16.06.2014


(*):Dilek Karal,

- “Okulda Güvenlik Sorununa Yol Açan Etkenlerin Belirlenmesi”, Hazırlayan. Ferhat EROL, EARGED(T.C. MEB Eğitimi Araşt. Ve gelişt. Dairesi Başk.), Ankara 2009

- “Güvenli Okul Ortamı Oluşturma-Öğretmen ve Yönetici Kitabı”, Yrd.Doç. Metin PİŞKİN- Prof.Dr. Selahaddin ÖĞÜLMÜŞ-Araş. Görev.Murat BOYGAN

14 Haziran 2014 Cumartesi

"AYASOFYA CAMİİ"NDE 'CUMA NAMAZI' KILDIM("İstanbul Günlerim" Dolu Dolu Geçiyor)



İSTANBUL GÜNLERİM” DOLU DOLU GEÇİYOR…

“AYASOFYA CAMİİ/FETHİYE CAMİİ”NDE

‘CUMA NAMAZI’ KILDIM


Evet, bugün, 13. Haziran.2014, Cuma tarihinde, “Ayasofya Camii”nde yani “Fethiye Camii”nde ‘Cuma Namazı’ kıldım..Doksanlı yıllarda da, Mahmut TOPTAŞ Hoca’nın da vaaz verdiği ve imamlık yaptığı yıllarda da iki defa “Cuma Namazı” kıldığımı da hatırlıyorum..Bilmem “Ayasofya Camii”nde Cuma Namazı Kıldım”, dediğimde “inanmayanlar” hâlâ mevcut ise “yemin” etmeme lüzum var mı?
Vallahi de billahi de bugün, 13. Haziran.2014, Cuma tarihinde “Ayasofya Camii”nde ‘Cuma Namazı’ kıldım…
“Ayasofya Dâvâmız” bir “büyük dâvâ” elbette. Bildiğim kadarı ile “İslâm Hukuku”nun muktezası olarak, “fethedilen diyarlardaki mabedlerin mescide dönüştürülmesi hakkımız” mevcut..Bazılarının, birilerinin “yenilmiş bir medeniyetin çocuklarıyız psikolojisi” yaşadıkları bir zaman diliminde, ben, hiç de öyle düşünmüyor; meşhur tabiri ile “durdurulmuş bir medeniyetin çocuklarıyız”, diyorum. Kaldı ki, asıl “yenilmiş medeniyet”, bu çağda bile bizatihi  naklen müşahâde de ettiğimiz, mescidleri bombalayan, çocukları bile katleden “mimsiz medeniyet” olan “deniyet” olan “Batı Uygarlığı”dır, asıl “yenilmiş medeniyet…” Biz hâlâ rahmetli Ömer ÖZTÜRKMEN Beğ’in bir eserinin de ismi olan “Gözyaşı Medeniyeti”nin çocuklarıyız…” Şayed, “Batı Uygarlığı” gibi yapsa idik, günümüzde ne “ehl-i kitap” kalırdı, ne “Avrupa” kalırdı, ne de affedersiniz “Avrupa’nın Piçleri” olan “Amerikalılar” olurdu…
           “AYASOFYA”YI KİM KAPATTI?

Hâlen çözüme kavuşturulamamış “Ayasofya Dâvâmız”ın zaman zaman farklı “millî+İslamî meşrepler”ce “siyasî saha”da dillendirilmesi de her ne kadar “Millî-İslamî ve Muasır Reflekslerimiz” namına güzîde faaliyetlerimizden olsa da; tamamiyle basiretli ve ferasetli bir şekilde yapılan faaliyetler olduğunu söylemek çok müşkil. Çünkü, en son “Anadolu Gençlik”ce, “Saadet Gençliği”nce “bir Cumartesi sabahı”, “Gezinin Birinci Yıldönümü Sabahı” yapılan “Ayasofya Camii” önündeki “güzîde sabah namazı kılma” faaliyeti, zihinlere çok suâller de getirdi?
Geçen yıllarda birkaç “Alperen Gençliği”nin “Ayasofya Camii” içinde, hattâ mihrapa yakın yaptıkları, “ayakkabıları ile de olsa” “namaz kılma faaliyeti”, daha da “güzel bir taplo” olarak da zihinlere nakşedildi?
Ben, bizatihi bilmem hangi yıllarda, “Ayasofya Camii” içinde “okestra”lar bile tertiplendiğini hatırlıyorum..
“Ayasofya Dâvâmız” mes’elesinde bir “büyük yanlış”ımız ise hâlâ “Ayasofya Camii”ni, “Fethiye Camii”ni, ‘Mim Kemal Paşa”nın, “ATATÜRK”ün kapattığı, “müze”ye çevirdiği “yan-lı-şı-dır…” Meraklılar, “Millî Gazete köşe yazarı”, hem de Türkiye’mizin “para almadan yazan tek köşe yazarı”, muhterem Mehmed Şevket EYGİ Hoca’mızın “ilgili yazıları”na bakabilir..
Ne demek istiyoruz? Şunu demek istiyorum ki, “Ayasofya Camii”ni yani “Fethiye Camii”ni ‘müze’ye dönüştüren, “dinsizleştiren” ‘Mim Kemal Paşa’, “ATATÜRK” de-ğil-dir..Bir zamanlar, bilmem kaç “si di/cd” hâlinde yayınlamış olan ve “Masonları” anlatan “cd”de de dile getirildiği üzre, “masonlar müzeye dönüştürmüştür”, “ma- son-lar dinsizleştirmişler”dir…

“AYASOFYA CAMİİ” 1991’DE İBADETE AÇILDI

Bilmem 25 milyona varan İstanbul’da kaç kişi biliyor ki?: “Ayasofya Camii” 1991’de, rahmetli Turgut ÖZAL sayesinde ibadete açılmıştı..
Evet, 1991’de, “Ayasofya Camii” ibadete açılmıştı..Söylenildiği ve yazıldığı üzre tamamiyle de olmasa, bir zamanlar “atların bağlanıldığı ahır kısmı da olsa”, ibadete açılmıştı. Günümüzde de her beş vakitte ibadet etmek, namaz kılmak mümkün. Ve ben sahiden bugün ‘Cuma Namazı’mı işte bir zamanlar “ahır kısmı” da olsa, günümüzde “mescid” hâle getirilmiş, çıkışında  güzelim “Üçüncü Ahmed Çeşmesi” gibi muhteşem bir “sanat eseri”nin yer aldığı, “Topkapı Sarayı”nın “Giriş Kapısı”nın solundaki kısımda da olsa, “Ayasofya Camii”nde ‘Cuma Namazı’mı ikame ettim, kıldım..

Ve “Yahşi Batı Filmi”nde gördüğüm “Osmanlı Macunu”ndan da ilk defa bugün yedim…
Cümle “Osmanlı’nın Yetimleri” de yemeli…

 2014 Haziran’ında bile hâlâ “Radyo Konuşmaları”ndan “Birinci Radyo Konuşması Yayınlanmamış” olan rahmetli Osman Yüksel SERDENGEÇTİ’ce nihayetlendirirsek; “Ayasofya Ayasofya! Seni böyle çırılçıplak soyan kim?/ Elleri kurusun, dilleri kurusun…”(Âmin)

Sarıyer, 13.06.2014

İsmet GÜLTEKİN
metgultekin@hotmail.com

"MÜZELER ŞEHRİ" İSTANBUL("İstanbul Günlerim" Dolu Dolu Geçiyor)



“İSTANBUL GÜNLERİM”, DOLU DOLU GEÇİYOR…

“MÜZELER ŞEHRİ” İSTANBUL



Derler ya;”Boğulursan büyük denizde boğul”, diye. İnşaallah “Aziz Mahmud Hüdaî Hazretleri(k.s.)”nin yüzü suyu hürmetine, “boğulmadan” ‘emaneti’ sahibine teslim ederiz de.
İstanbul’un milimetresi tarih-kültür-sanat. Havaların yeniden ısınması ve karne tatilinin de yaklaşması ile İstanbul’da, kabaca gezilecek-görülecek  yerleri gezmek ve görmek de kolaylaştı.
“Müzeler şehri” de olan İstanbul’umuzun-ki %42’lik oranı ile bir orman şehri de- ‘Gülhane Parkı’ndaki kısaca “Bilim-Teknoloji Müzesi”ni ziyaret edeyim dedim. “Ulu Çınarlar”ın insanın ufkunu da açtığı ‘Gülhane Parkı’nda, bir yandan mazimi hatırlarken, bir yandan da güya ‘düşünce sancıları’ ile mutad “ülke mes’eleleri”ni neredeyse ‘yüksek sesli’  düşünüyordum.
Öyle ya; “doğruya doğru, yanlışa da yanlış” demek lazım arkadaş!
“Hakk’ın hatırı âlidir, hiçbir hatıra fedâ edilmez…”
‘İlk dönem Nurcuları’, ‘Şehid Nurcular’ dahil, hepsine ‘can gurban’ da!
‘Son dönem Nurcuları’, neredeyse bütün ‘ekolleri’ ile o kadar da ‘can gurban’ değil be arkadaş!
Hemen hemen hepsi “postal yalayıcısı” be!
“Biz postal yalayıcısı değiliz. 12 Eylül Anayasasına bile karşı çıktık” diyenler bile “Masonik Nurcuları” teşkil ediyor be! “28 Şubat Post Modern Darbesi” olalı 17 yıl geçti, hâlâ “28 Şubat’ın Mimarı Mason Demirel”i  ‘bir harf ile’ de olsa “Yeni ASYA Gazetesi Ekolü” eleştiremiyor be arkadaş!
Bilmem kaç maaşlı Ekrem Beğ, hâlâ kendi fkriyatını aklamakla meşgul be arkadaş!
Ekrem Beğler!
Kendi “hareketi”nizin fikriyatının gerçeği ile yüzleşsenizse, öz-eleştiri yapsanıza be!
“17 Aralık Süreci”nden de önce neler yazıldı neler be!Kapanan  “Orkun Dergisi”nin doksanlı yıllardaki sayılarında, Yavuz Bülent BAKİLER vesilesi ile ne “tartışmalar” yapılmış be arkadaş!
Hiç de öyle “sütten çıkmış ak kaşık” değilsiniz be!
Neticede “Devrimciler-Ülkücüler, 12 Eylül zindanlarında işkencelerden geçirilirken, Hocaefendiler de dışarıda kalan Ülkücülerin bazılarından istifade etmiş be!
Mes’ele  bu kadar basit değil mi?
Ancak “kendi konsepti”ne uymayan Milliyetçi-Ülkücü gençleri ise “kurumlar bakidir”, diye işten bile atmış be arkadaşi!
Hem o kadar da “geniş ufuklu gençler” de değilmişsiniz be Ekrem! “Simonca” yetiştirilmişsiniz  be arkadaş! “17 Aralık süreci”nde çıktığınız televizyon programlarında ne kadar da zorlandınız!!!
İşte “Gülhane Parkı” içinde, “Ulu Çınarları” da temaşa edince böyle “sesli düşünmüş” ve “Bilim-Teknoloji Müzesi” önündeki ‘Uzay Üssü’ intibaı veren  bir “yapı” içindeki “Yerküresi”önünde kendimi bulmuştum. Meraklı gözlerle bakıp dururken, müzenin giriş kapısına yöneldiğimde görevliler, “Salı günü ziyarete kapalıyız” dediler..’Beni mi savsaklıyorlar?”, diye düşünürken tekrar “ziyaret saatleri” ilanını okudum. Sahiden de doğru diyorlardı.
‘Neye kısmet, neye kısmet’ misali “Gülhane Parkı”na girerken gördüğüm “Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müzesi”ni ziyarete yöneldim. Kütüphane girişlerindeki muamele ile görevlilerin de ‘sevecen’liği ile “Edebiyat Müzesi”ni ziyarete başladım.
Başta elbette Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal Beyatlı, Necip Fazıl Kısakürek gibi “bizim cenâh”ın(!) edebiyatçılarının eserlerine ve bazı edebî belgelere bakmaya başladım, gördüm. Çok sakin bir ortam. Tam da “çalışma ofisi” olabilecek kıvamda. Öğrenciler ve meraklılar için müstakil çalışma odası da mevcut.
Merhum Katip Çelebi’nin “Kitab-ı Cihannüma” isimli eserini de bir-iki yaprak çevirdim.
Sonra günümüzde yaşayan edebiyatçılarımızdan bazılarının kullandığı ‘daktiloları’ da gördüm. Hattâ “Doğan Hızlan”ın kullandığı ‘daktilo’yu  görünce, “Benim kullandığım elli liralık daktilo daha iyiydi”, diye kendimce söylendim.”Âşıklar Diyârı”ndan, “Uşak”lı İskender Pala’ya ait “kütüphane memuru kartı”nı ve kol saatini  de gördüm.
“Doğduğum memleket olan Terme”de de bir zamanlar yaşamış olan ve bir ömrü “hastane+hapishane+yazıhane” üçgeninde tamamlamış olan Rıfat Ilgaz’ın “Sarı Yazma”sı ile ilgili bir “tebliğ” den de “Niçin Cide’den Terme’ye sürgün edildiklerini” de daha iyi kavradım. Kaldı ki “Sarı Yazma”, “Terme’deki Ermeni-Rum Zulmünü”   anlatan  “otobiyografik roman” türü “kaynak kitap” tır da..
“Şairler Sultanı “ Necip Fazıl Kısakürek’in “çok az bilinen eseri” “Deprem(Çile)”  ise “senaryo roman” türü bir “tiyatro eseri…” Bir evlilik ve aile hayatı anlatılıyor…
“Edebiyat Müzesi”nin  tahta merdivenlerinden inerek, alt kattaki “dergi kapakları sergisi”ni de gördüm. “Ters Olan Devlet Ehramı!” ‘kapaklı’ “Büyük Doğu Mecmuası” günümüzü de çağrıştırıyor!
“Edebiyat’ın olduğu yerde edepli olmak” daha da önemli…”Edebiyatın Yazın; Edebî’nin ise Yazınsal” olduğu  bir “dönem”de de yaşıyor olsak bile “illâ edeb, illâ edeb…”
Kaldı ki nice edebiyatçılarımızı da “büyük” yapan da arkalarındaki “Ulu zatlar”, “Sâdatlar” değil mi ki?
Demek ki, dedim, “Ulu zatlar”ın, “Sâdatlar”ın  “duâları”nı alanlar, boylarına yakın çapta kitaplar yazabiliyorlar… “Bir tık kadar kolay” yani…
                    

 “DOĞU BANK”

Aylardır bakınıp durduğum fakat “göremediğim” “teknoloji pazarı” ‘Doğu Bank’ı da nihayet gördüm.  “Orijinal-sıfır cep telefonları”nın, “tablet”lerin ‘albenisi’ yüksek olduğu kadar; ‘ikinci el cep telefonları” ve “tablet”ler de gayet makûl fiyatlarda…
“Yürüyen merdivenler”de bile “tablet”lerden “bir şeyler izlenildiği” bir “teknolojik hız çağı”nda, “çağı elde yakalamak” da gayet ehemmiyetli…
                         “MISIR ÇARŞISI”

Eminönü Yeni Camii yakınındaki ‘Mısır Çarşısı’na ise ‘lâ havle velâ kuvvete illâ billahil aliyyül azim’ diye diye girdim. “Ne öğrendin?” derseniz, hâlâ ‘restorasyonu’ devam etmekte ve adetâ bir “Cumhuriyet Modası”(!) olarak “lacivet renkli köşebentlerle, profillerle” kaplanmış vaziyette… Bir de “sabun”ların ne kadar çok çeşidi varmış, dedim. Ben, daha çok Şanlıurfa’daki “Bıktım Sabunu”nu zikrederdim. Meğerse ‘Keçi Sütü’nden bile yapılmış ‘sabunlar’ varmış. Neredeyse yirmi çeşide varan ‘sabunlar’: “Nar”dan yapılmış ‘sabunlar’ bile var..”Urfalı Sabun imalatçılar” bile herhalde “nalları toplarlar” dedirtti….

“Ve kezâlik/İşte böyle…” bir de “Geylanî Türbesi Mescidi”nde diyeyim, ikindi namazımı da ikame edişim..Doğrusu, “asıl mescid “in “yukarı”da olduğunu bilmiyordum..Nasip oldu…
İstanbul’u gezmek, görmek “bir ömre değer..” “Flipboard” isimli “sosyal medya ağı”nda, “İstanbul”la ilgili çok itinalı “İstanbul  yazıları” mevcut..
Evet, “orijinal” ifâde ile; “Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer” İstanbul…
Ve bugün, “İstanbul gönderleri”nde, aslında “Türk’ün de, Kürd’ün de, İslâm’ın da Bayrağı”olan; başka bir ifâde ile “Sultan Fatih’lerin de, Sultan Selahaddin Eyyubî’lerin de Bayrağı” olan “İslâm Bayrağı” “Ayyıldızlı al Bayrağımız” bir başka dalgalanıyordu….
Sarıyer, 10.06.2014
İsmet GÜLTEKİN
metgultekin@hotmail.com