TÜRKEŞ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TÜRKEŞ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2009 Salı

İKİ ESERİNDE HASAN BÜLENT KAHRAMAN'IN GÖRÜŞLERİ-1



İKİ ESERİNDE
HASAN BÜLENT KAHRAMAN'IN GÖRÜŞLERİ-1
"TÜRK SİYASETİNİN YAPISAL ANALİZİ-1
Kavramlar-Kuramlar-Kurumlar"(*)
(Türk Modernleşmesini Anlama Cehdi)
Genelde "modernleşme"yi, özelde ise "Osmanlı-Cumhuriyet veya Türk Modernleşmesi"ni "anlama"mıza yardımcı olacak bir eser:"Türk Siyasetinin Yapısal Analizi-1 Kavramlar-Kuramlar-Kurumlar" Hâlen "Radikal" gazetesinde "köşe yazarlığı" da yapan "solcu siyaset bilimci "Hasan Bülent KAHRAMAN'ın "3 cilt"lik eserinin ilki."1950-1980" yılları arasını kapsayan "2.cilt"i ile "1980-2010" yılları arasını kapsayan "3.cilt" ise yayınlanacak...
Hemen belirtelim ki, gerek bu eserinde, gerekse "iki eserinde" dediğimiz "AKP ve TÜRK SAĞI"(**) isimli eserinde, yaptığı tahliller/analizler, zaman zaman, 2000'leri de aşıp, 2007'ler Türkiyesi'ni de bulup, 2010'lar Türkiyesi'ne uzanmakta...
"Türk Modernleşmesi'nin siyasal boyutu" veya "siyasal/siyasî modernleşme", başlıkta zikrettiğimiz eserinin "esas konusu." Hasan Bülent KAHRAMAN, "Modernleşme"yi,şöyle tanımlamakta:"Siyasal(/Siyasî İ.G.) planda modernleşme, devletin ontolojik varlığının din öncelikli ve aşkınsalcı bir anlayışla bütünleştiği, insanın toplumsal bir çekirdek, belirleyici bir özne olma aşamasına henüz erişemediği bir dönemden, devletin bir sözleşme çercevesi içinde aşkınsalcı anlamının sınırlandığı, yurttaş kavramının anayasal haklar temelinde belirleyici nitelik kazandığı ve dinin seküler bir anlayışla iç içe geçip mutlak belirleyici gücünü kaybettiği bir döneme geçilmesidir."(s.x)
Ve böyle bir "modernleşme"nin "başka unsurları"nın ise; "çok partili siyasal(/siyasî) sistem, seçimlere dayalı parlamenter yapı, muhalefetin ve düşünce açıklama özgürlüğünün vazgeçilmez bir ilke olarak beninsenmesi,...çoğulcu, çoklu kültürel yapılara dayalı bir sistem."(s.x)
'Batı siyasî modernleşmesi' ile 'Osmanlı siyasî modernleşmesi'ni karşılaştıran Hasan Bülent KAHRAMAN;"Batı siyasî modernleşmesi, 4 önemli olgunun tarihî plandaki foksiyonuna bağlıdır.
a)Burjuvazinin gelişimi.
b)Toplumsal sözleşme kavramının ortaya çıkışı.
c)Laikliğin oluşması.
d)Çoğulcu demokratik parlamenter sistemin işlev(/fonksiyon) kazanmasıdır".(s.x)demekte ve 'Osmanlı siyasî modernleşmesi'nin ise 1839'lardan itibaren "Batılı sisteme geçilmesi çabası" olarak değerlendirmekte.(s.xi)Ve "Sened-i İttifak" ile ayan-burjuvazi, merkezi otorite-devlet etkileşimi; "Tanzimat Fermanı" ile toplumsal sözleşme; "1.Meşrutiyet"le parlamenter monarşi; "2.Meşrutiyet"le materyalizm-kısmî sekülerleşme, yurttaş kavramı"nın ortaya çıktığını vurgulamakta.(s.xi)
Hasan Bülent KAHRAMAN, eserinin "Önsöz"ünde, "Batılı sisteme geçişin düğüm noktası, 2. Meşrutiyet'tir." demekte ve 'materyalist-seküler oluşumu' yahut 'pozitivist-laik anlayışı', "dünyayı dünyanın bilgileriyle açıklama" olarak tanımlamakta.(s.xi)
KAHRAMAN, 1908-1918 yılları arasında çok sayıda "siyasî düşünce akımları"nın serpilip geliştiğini, 'Cumhuriyet' yahut 'Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ise 'Garpçılık, İslamcılık ve Milliyetçilik akımları'nın bir 'sentezi' ve 'karışması' olarak ortaya çıkmıştır demek istemekte. Yani 'Üç Tarz-ı Siyaset:Garpçılık, İslamcılık ve Milliyetçilik."(s.xi)
Hasan Bülent KAHRAMAN, bu eserinin temel mevzusunun;'1923-1950, 27 yıllık dönemde, 'demokrasi'nin 'kurum' olarak da bulunmadığı bir zaman diliminde, yeni bir sistem inşa edilirken; Cumhuriyet'in getirdiği, 'bir siyasî modernleşme projesi'nden ziyade,'hukukî-kültürel dönüşüm'ün ; 'Tarihsel Blok(/Tarihî Blok İ.G.) aracılığı ile gerçekleştiğidir, yani 'Ordu+Aydınlar+Bürokratlar' aracılığı ile.(s.xii)
Hasan Bülent KAHRAMAN'a göre, bu eserinin de ikinci temel tezi olan; 'Tarihî Blok'un gerçekleştirdiği bu hukukî-kültürel dönüşüm' veya 'yeni sistem, 1950'de kırılmıştır." 1950 sonrası 'aktif modernleşme'nin ortaya çıkışı; siyasî muhalefet , genel oy(gizli oy, açık sayım), egemenlik ve gelenek=din/İslam'(s.xiii) Yani '1923-1950' "Pasif Modernleşme"nin yerini 1950'den sonra "Aktif Modernleşme"nin alması. İşte bu noktada sorulması gerekli suâl şu: 'Pasif Modernleşme'den 'Aktif Modernleşme'ye geçilirken; zamanın 'Süper Devleti'nin de yönlendirmesi ile bazı 'mutabakatlar' yapıldığı-"Yanlış Cumhuriyet" kitabı- ve 'dış şartlar, konjonktür icabı, istemeye istemeye, gönülsüzce geçilen bir 'demokrasi' sözkonusu değil midir?
Ve Hasan Bülent KAHRAMAN, bu eserinin temel üçüncü tezi olarak ise 'artık Türk siyasî yapısının 'merkez-çevre' anlayışı ile açıklanamayacağı, çünkü çok komplike değişim ve dönüşümlerin yaşandığı, bu kavramlar yerine 'merkez'deki çevre', 'çevre'deki merkez', 'coğrafî merkez/çevre; siyasî merkez/çevre' gibi kavramların kullanılmasının elzem olduğunu belirtiyor.(s.xiv)
KAHRAMAN; yine eserinin 'Önsöz'ünde, 'Osmanlı Türk Siyasî Modernleşmesi'nin 'devlet olgusu'na; 'Batı Siyasî Modernleşmesi'ne nazaran, daha fazla ehemmiyet verildiğini; esasında 'modernleşmenin de, siyasî modernleşmenin de 'kurucu unsuru'nun 'DEVLET' olduğunu; 'Osmanlı ve Cumhuriyet Modernleşmeleri'nde, asıl 'Devlet Nasıl Kurtarılır?' suâline cevaplar arandığını vurgulamaktadır.(s.xiv)
BATI MODERNLEŞMESİ-TÜRK MODERNLEŞMESİ
Hasan Bülent KAHRAMAN, eserinin 'Türk Siyasal Modernleşmesi, Kavramı ve Kurucu Dinamikleri" bölümünde ise Osmanlı'da modernleşmenin, 'Batı'yı izlemeye başladığı' yüzyıl olan 16. yüzyıla kadar götürülebileceğini hatırlatmakta.(s.4) 'Batı'yı izlemeye başlaması ile gerilemesini durduracak çareler araması ile Osmanlı'da 'Modernleşme' de başlamıştır, hatırlatması yapan KAHRAMAN; "Türk Modernleşmesi'nin 'farklılığı'nı, 'özgün'lüğünü ise şöyle belirtmekte:"Türk Modernleşmesi, elit merkezli, yukarıdan aşağıya inen, hiyerarşik bir yapıya sahip, devlet odaklı, kurtarıcılık misyonu içeren, toplumsal iç refahın sağlanması ve toplumsal iyinin yaratılmasından çok, ülkenin dış ilişkilerindeki konumunu güçlendirmeyi öngören, bürokratik ağırlıklı bir anlayışa dayalıdır."(s.4,5) Yani 'kontrollü bir modernleşme...'(s.5)"...Zamanın akışına bırakılan bir olgu...doğal değişim..."(s.5)
'Türk Modernleşmesi'nin kaynağı ise 1789 Fransız Devrimi'ni anlama çabası ile 3. Selim ile başlamıştır, diyen ve 1839 Gülhane Fermanı ile Osmanlı âdeta 'dışarıyla(/Batı ile) bütünleşmektedir.' KAHRAMAN'ın da vurguladığı üzre,"Türk Modernleşmesi'nin hiçbir zaman kendi kendisini üreten bir süreç olduğu düşünülmemelidir....Batı'nın müdahalesi ve Batı'yla sürdürülen iletişimin sonucu...Batı'yla kurulan gündelik iletişimin,bir düşünce sisteminin diğer bir kültüre ve sosyal yapıya aktarılması üstündeki etkisidir..."(s.9)
Hasan Bülent KAHRAMAN'a göre 1876'da bir parlamento'nun kurulması, bir Anayasa'nın ilan edilmesi, 'çok önemli gelişmelerdi.'(s.10)'Türk siyasî modernleşmesinin bir özelliği de; Türk Modernleşmesi'nin bir elit çekirdeğin yönlendirilmesine bağlanmasıdır. " Ve bu 'elit çekirdeğin fonksiyonu ise şunlardır:
"1) ...Modernleşmenin temel tanımları elitler tarafından yapılır.
2)...Modernleşmenin gerçekleştirilmesi bir grup öncünün iradesi dahilindedir...
3) ...İttifak ortakları aramaları...Siyasî kadrolar...Ordu..."(s.11)
Hasan Bülent KAHRAMAN, 18. yüzyılın sonunda ve bütün 19. yüzyıl boyunca Osmanlı'nın Batı'daki düşünce ve siyasî hareketlerden etkilenmesini ise maddeler hâlinde açıklanabilmekte: "1) ...İmparatorluk fizik olarak çözülmektedir...Batı sürekli güçlenmektedir.
2) 1789 Fransız Devrimi'nin Batı toplumlarında meydana getirdiği değişim.
3) ...Batı kapitalizm'in yeni bir sıçrama yaptığı dönem.
4) Çare: Kurumsal yenilenmeler...
5) 2. Abdülhamid Dönemi ile 'erken burjuvazi'nin oluşması."(s.18, 19)
Yani "Osmanlı Modernleşmesini hazırlayan dış dinamiklerdir."(s.19)'Modernleşmeden ziyade modernleştirici iradenin ortaya çıkması...'(s.19)
Hasan Bülent KAHRAMAN, eserinde yine 'Modernleşme'yi , "Bir anlamda bürokrasinin de 'farkına' vardığı, yaşanmasını zorunlu gördüğü bir değişim/dönüşüm"(s.28) olarak tanımlarken;'Türk Modernleşmesi'ni ise ,"Haklar(hukuk) temelinde düşünülmüş, hukukî bir dönüşümü öngörmüş, sınıfsal bir temelden yoksun amma metinsel bir bilgiye dayalı ideolojik olmaktan çok, ütopik bir çıkış'(s.28) olarak tanımlamakta.
'Osmanlı Modernleşmesi'nin 'motoru' olan Namık Kemal, Ziya Paşa gibi 'Osmanlı Aydınları'; 'Fransız Romantizmi' d e denilen 'etkilenmeler'le, 'vatan, millet' gibi kavramları dillendirirken; bir kısım 'Osmanlı Aydınları' da,-Ahmet Rıza kuşağı gibi- "bilim dini" de denilen 'evrim temeli üstüne oturan ve adına da Pozitivizm denilen 'zihniyet'le, 'Osmanlı toplumsal dönüşümüne' "öncülük" yapmaktaydılar.(s.30, 31)
Yani millîlik, maneviyatçılık, pozitivizm,materyalizm...
Ve neticede KAHRAMAN'ın da vurguladığı üzre,'Osmanlı Modernleşmesi'ne 'öncülük' eden 'siyasî görüşler'i, üç başlıkta toplayabiliriz:"1) Sosyal Darwinizm. Toplumun gelişimini, dönüşümünü bir süreklilik ve çizgisellik içinde tasvir eder.
2) Muhafazakâr anlayış: Dinin toplumsal rolünü ihmal etmeyen, tersine, onu ilerleme düşüncesinin kaynağında bir yere yerleştirmeyi öngörür.
3) Radikal kopuş anlayışı: Elitist modelin beninsenmesi, radikal ihtilal düşüncesi."(s.36)
KAHRAMAN, 'Modernleşme'mizin, ilk başlarda, 'Sosyal Darwinist' bir 'zihniyet'le başladığını, zamanla 'Materyalizm'e kaydığını, hattâ 'Radikal Kopuş'u temsil eden üçüncü aşamada ise 'halk'ımızın, 'millet'imizin bir 'sürü' olarak görüldüğü ve böylece "hem din'i devre dışı bırakan", hem de 'bilim dini' ile yola devam eden bir anlayışla 'Cumhuriyet Modernleşmesi'ne geçildiğini hatırlatıyor.(s.38,39,40)
TÜRKİYE'DE TARİHÎ BLOK OLGUSU
Hasan Bülent KAHRAMAN, eserinin 'Türkiye'de 'Tarihsel Blok Olgusu' başlıklı kısmında ise 'ideoloji' olarak 'modernleşme'ye bakışı, 'modern', 'modernite' kavramını ve yine 'Batı Modernleşmesi' ile 'Türk Modernleşmesi' arasındaki 'farklara' eklenecek tesbitler ile 'kurtarıcılık', 'Kameralizm' kavramları ile 'Batı Burjuvazisi' ile 'Osmanlı Burjuvazisi'nden dem vurmakta. Ve bu kısmın sonunda 'ideolojik tercihi'ni yansıtan, Marks, Hegel, Darwinizm, Lenin ve Pozitivizm'den bir hayli bahsetmektedir...
'Modern' kavramının ilk defa 'Romalılar' tarafından kullanılan bir kelime olduğunu belirten KAHRAMAN; 'Hıristiyanlığı benimseyen Romalılar'anlamında kendilerine 'Modern'; kabul etmeyen Romalılara ise 'Pagan' denildiğini hatırlatmakta. "Batı modernitesi modernleşmeyi kendi içinden çıkan, başka toplumlarda örneği görülmeyen, salt Batı'ya özgü bir gerçeklik ve gelişme olarak benimsenmiştir. Öteki toplumlar ancak Batı tarafından modernleştirilebilirler..."(s.47) tesbitini yapan KAHRAMAN, 'Türk Modernleşmesi'nin Batı Modeli'ne dayandığını, Türkiye'deki modernleştiricilerin 'öz-oryantalistler' olduğunu ve Türk modernleşmesinin 'atılımcı' ve 'devrimci' olduğu "(s.48) vugusunu da yapmakta. 'Türk Modernleşmesi'nde, 'devlet-toplum' ve 'yönetim-siyaset çatışmaları'nın yaşandığını belirten KAHRAMAN; 'Türk siyasî modernleşmesi, Selçuklu-Osmanlı çizgisi itibari ile 'devlet öncelikli', 'devlet merkezli' iken; 'Batı Modernleşmesi'nde ise 'Toplum öncelikli, toplum merkezli' tesbitini de yapmakta.(s.52)
Bu babdan olmak üzere 'kurtarılması gereken sadece devlettir. Söz konusu ola kurtarıcılık bilinci, devlet odaklıdır...Devlet'in dönüştürülmesi.....'ifadeleri ile 'kurtarıcılık' kavramını açıklayan KAHRAMAN; 'Kameralizm' kavramını ise 'Devlet'in hazinesini, gelirini arttırma düşüncesi' olarak tanımlamakta.(s.53) Ve 'devlet'in bekâsı ile devlet'in kurtarılmasının aynı anlamda kullanılması.
"Bürokrasi seçkinleriyle, asker seçkinlerin, devletin ayakta kalması amacında birleşmesi, ...aslında seçkinlerin ideolojik tercihleriyle askerin eylemsel önceliği birleşmiştir."(s.54) tesbitini yapan KAHRAMAN, 'Bu, Türk siyasî modernleşmesinin kırılma noktasını meydana getirdiği gibi, onu kendisine ait özgül tarihin geçmişine bağlıdır."(s.54) demekte. Ve böyle bir düşüncenin de 'Pozitivizm' ile örtüştüğünü ifade etmekte.(s.54) Ve eserinin ileriki sayfalarında ve "AKP ve Türk Sağı" isimli eserinde de, zaman zaman zikrettiği üzre, 'Tarihî Blok,Ordu+Bürokrasi+Aydınlar'dan meydana gelen bir 'blok.'
BATI BURJUVAZİSİ-OSMANLI BURJUVAZİSİ
'Burjuvazi'nin bir 'sermaye hareketi' olduğunu ve 'ekonomik güç'ün ardından 'siyasî güç'te oluşturduğunu vurgulayan Hasan Bülent KAHRAMAN; 'Batı Burjuvazi Çağı'nın '1780-1870' yılları arası olduğunu; 'sermaye birikimi'nin oluşması ile 'sivil toplum', 'kamusal alan' gibi kavramların da ortaya çıktığını, Fransız ve İskoç Aydınlanmaları, Liberalizm ile 'dinîlik ötesi bir siyasî güç' hâline gelişleri...'Dünyayı dünyanın bilgisiyle açıklamak' diye tanımladığı 'laiklik' ve 'sekülarizm', 'yurttaşlık' kavramları . 'Devlet, yurttaşın haklarını korumak için mevcut bir organizma.'(s.61,62,63,64,65,66,67)
Ve 'yukarıdan aşağıya Osmanlı dönüşümü...1908 sonrası, siyasî partilerin kurulması, farklı ideolojilerin savunulması, değişik siyasî davranışlarının gösterilmesi ve devlet'ten bağımsız bir alanın oluşturulması.(s.70, 71) "Solcu siyaset bilimci" Hasan Bülent KAHRAMAN, 'Osmanlı burjuvazisi'nin ortaya çıkışını, 'Batı etkili bir burjuvazi dönüşümü, Liberal bir dönüşüm' olduğunu vurgulamakta.(s.72) Daha 1906'larda, Pozitivist zihniyetli siyasî güç sahiplerinin 'vesayet' oluşturmaları, asker-aydın ittifakı...(s.72,73)
TÜRK SİYASÎ YAPISININ ÜÇ MODEL ile İZAHI
Hasan Bülent KAHRAMAN, eserinin 99-118 sayfaları arasında, 'Türk siyasî yapısı'nı anlamamızı kolaylaştırıcı üç değişik model ile izahına ayırmış.
Belki de bu 'model'lerden hemen hemen bildiğimiz 'merkez-çevre modeli."Eserinde sık sık diyebileceğimiz ölçüde Prof. Şerif MARDİN'i zikreden KAHRAMAN; MARDİN'in 1972 tarihli makalesinde dile getirdiği bu 'kavramlar'ın, ancak 1990'larda yaygınlaştığını da vurguluyor. 'Öncelikle 'merkez-çevre'kavramını doğrudan geliştiren MARDİN değildir. MARDİN bu kavramı makalesinde belirttiği üzre Shillis'ten almıştır. Shills, 1970'ler Türkiyesi'nde sıklıkla baş vurulan görüşleri benimsenmiş ve önemsenmiş bir sosyologdur. İkincisi MARDİN'in tezi çok uzun yıllar dikkat çekmemiştir. Sözkonusu kavramın dolaşıma girmesi 1990'larda başlamıştır. '(s.100) diyen Hasan Bülent KAHRAMAN; 'taşra=çevre, merkez=Kemalizm'i âdeta çağrıştırmakta.(s.100, 101) Ve 'din/İslam' kavramının, çeyrek asır sonra, 1950'de, Demokrat Parti(DP) ile yeniden ortaya çıkışı. Yani bir bakıma "çevre'nin dirilişi!"
Hasan Bülent KAHRAMAN, 'Türk Siyasî Yapısı'nı anlamadaki ikinci 'model'in ise 'Devlet Egemen Model' yani 'devlet öncelikli model..."'Bizans-Doğu Roma Modeli; Asyatik-despotik devlet yapısı, Osmanlı'da 'devlet anlayışı'.' KAHRAMAN'ın ifadesi ile 'Devlet, Osmanlı İmparatorluğu'nda her şeyin üstündedir, hatta daha retorik bir ifadeyle kendisinin bile üstündedir. Devletin varlık sebebi, devleti ayakta tutmak içindir. Bireyin olmadığı, "kul" anlayışının hakim bulunduğu bu sistemde onlar da aynı amaçlar yüklüdür. Kaldı ki, kullara da sürekli olarak varlıklarını devlete borçlu oldukları hatırlatılır."(s.103)
Kaldı ki, neredeyse 'Türk Modernleşme Tarihi'miz boyunca, sorulan 'temel suâl', hep "Devlet Nasıl Kurtarılır?" olmuştur. 'Osmanlı Modernleşmesi'ndeki 'suâl' bu idi. 'Cumhuriyet' ise bir 'devlet kurmanın parametresi' olarak ortaya çıktı. Osmanlı'da 'hikmet-i hükümet', 'Türkiye Cumhuriyeti'nde 'devlet aklı' ve tabiki 'devlet-egemen model', 'demokratik sistem'le çekişmekte. 'Niçin 'Devlet egemen modele sahip olunulmuştur?' suâlinin 'sebepleri' ise; 1) 1950'lerde başlayan-1990'larda biten tabiki- Soğuk Savaş.2) Askerî Darbeler daima devleti korumak, devletin sürekliliğini sağlamak, devleti yıkılma tehlikesinden korumak dürtüsüyle ortaya çıkmıştır. 3) Devlet, Türkiye'de milliyetçilik aracılığı ile büsbütün "fetişleştirilmiştir..."
4) Kemalizm'in de 'devletçi' olması...
5) Sadece 'sağ'ın değil; 'sol'un da (CHP) 'devleti mutlaklaştırması...'(s.106,107)
Ne var ki, 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi ile bilhassa 'sağ', 'Devlet egemen modeli'ne sahip olmanın bedelini 'çok ağır' ödemiştir, diyebiliriz....
KAHRAMAN'ın da zikrettiği üzre 'Batı Modernleşmesi' ise zamanla 'toplum-birey özlü modele' dönüşmüştür."(s.103,104)
"Türk Siyasî Yapısı"nı anlamamızı kolaylaştırıcı "3. Model" ise Namık Kemal-Ziya GÖKALP-Mümtaz TURHAN-Cemil MERİÇ; öbür yanda da Kemal TAHİR-Attila İLHAN'la belirginleşen düşüncelerden oluşur. KAHRAMAN'a göre "Türk Modernleşme sürecinin ana modelidir...Farklılık bir realite olarak kabul edilir ve Türkiye'nin Batılılaşması bir ilke olarak benimsenir...Sözkonusu kültür Batı'yı özne ve nesne olmak arasında tartan bir anlayışa dayanır....Batı'yı seçmeci bir anlayışla kavrar..."(s.109, 114)
Hasan Bülent KAHRAMAN, 'Türk Siyasî Yapısı'nı izah eden 'üç model'in 'benzerlikleri'ni ise şöyle sıralar: 1) Revizyon ihtiyacı.
2) 1950 sonrasını yeterince izah etmezler...
3) Tarih başlı başına bir rol oynar...
4) Ana mes'ele 'modernleşme'dir...
5) Türk siyasî hayatı, daha ziyade bir siyasî tarih yaklaşımı ile ele alınmıştır...(s.116, 117, 118)
TARİHÎ BLOK OLGUSU
"Solcu siyaset bilimci" Hasan Bülent KAHRAMAN, 'Türk Siyasî Hayatı'nın 1950-1980, otuz yıllık dönemini incelerken önerdiği 'model' ise 'Tarihî Blok Olgusu'dur. KAHRAMAN, "Tarihsel Blok(/Tarihî Blok İ.G.), Türkiye'de, Osmanlı modernleşmesinin son dönemi olan 1889'dan başlayarak Ordu+Aydınlar+Bürokrasi'den oluşmuştur....Prof. Şerif MARDİN tarafından 'merkez' diye nitelendirilen olgudur. Karşısında büyük halk yığınlarından ve özellikle taşra burjuvazisinden oluşan ve gene MARDİN'in 'çevre' diye tanımladığı olgu yer alır. Bugüne kadar Türk siyasal yapısı bu iki olgunun birbiriyle çatışması olarak tanımlanmıştır. Fakat çatışmanın ayrıntıları ve niteliği irdelenmemiştir. Öte yandan özellikle 1970'lerden başlayan ve nihayet 2000'lerde doruğuna ulaşan bu ikilem ve ikili yapı, artık sadece merkez-çevre çelişkisi olarak tanımlanamaz. Çünkü hem 1970 sonrasında merkez kendi içinde çatışmaya başlamıştır, hem de merkezin içinde bir çevre, çevre'nin içinde bir merkez oluşmuştur. Bu gelişmelerin sonucunda siyasal/ideolojik merkez-çevre ilişkisinden sosyolojik/coğrafî merkez-çevre ilişkisine kayılmıştır. Türk siyasetinin yaşadığı yakın dönem krizlerini bu dinamiğin içinde aramak çok daha anlamlı ve açıklayıcı olacaktır."(s.123)
"Türk siyaseti, pasif modernleşme, aktif modernleşme hatlarından oluşmuştur ve bu süreç hâlâ devam eden, henüz tamamlanmamış bir gelişme çizgisidir."(s.123)
'Tarihsel Blok' kavramının Antonio Gramsci'nin geliştirdiği bir kavramdır'(s.123) vurgusunu yapan Hasan Bülent KAHRAMAN; 'Ordu modernleşmeye öncülük ediyorsa, pasif Ordu modernleşmesi; toplumun değiştirilmesini, kendi misyonu olarak gören modernleşmeye de aktif Ordu modernleşmesi kavramlarını da geliştirmekte.(s.130)
'Tarihî Blok'un 'Ordu+Aydınlar+Bürokrasi'den oluştuğunu ve MARDİN'in 'merkez'kavramına karşılık geldiğini tekraren belirten KAHRAMAN; 22 Eylül 1909 tarihli İttihat ve Terakki Fırkası'nın Kongresi'nde, 'Trablus Delegesi' olarak konuşan Mustafa Kemal'in 'Ordu'yu siyaset'ten ayrı tutarak'; ya Ordu, ya siyaset görüşüne sahip olmasının asıl sebebinin 'Ordu'yu denetim altında tutmak' olduğunu da hatırlatıyor.(s.156)
TARİHÎ BLOK'TA KIRILMALAR
'Askerler-Aydınlar' ilişkileri babında 'Osmanlı-Cumhuriyet Modernleşmesi' içinde de 'Tarihî Blok'un süreklilik gösterdiğini belirten ve eserinde de genişçe(121-160) izah eden KAHRAMAN; mes'eleyi 'yakın dönem Türk siyasî hayatı'na getirmekte; 'Yakın dönem tarihi, Tarihsel Blok'la çevrenin zıtlaşmasıdır.'(s.165) demekte.
1950'lerden itibaren 'taşra'larda 'muhalefet'in ve 'siyasî çevre'nin oluşması, eserinin 176.sayfasında da vurguladığı 'göç ve kentleşme olgusu' sonrası 'siyasî çevre hareketleri'nin ki Demokrat Parti Hareketi'ni de dahil edebiliriz, yaşları 40'ı bulmuş olan Millî Görüş/Erbakan Hareketi, Gülen Hareketi ve Ülkücü Hareket'in ortaya çıkışı ile 'Ordu+Aydınlar+Bürokrasi'den oluşan 'merkez'de, yani 'Tarihî Blok'ta, 'kırılmalar' da yaşanmaya başlanmıştır. 'Taşra burjuvazisi'nin önce 'ekonomik', sonra da 'siyasî güç' elde edişi ve 'merkez'deki çevre' hâline gelişi; hızla dışa açılan ve 'devlet'ten bağımsız bir sermayenin, 'Anadolu Sermayesi'nin oluşumu, 'çevredeki merkez ve 'merkez' tarafından gerçekleştirilen Pasif Modernleşme'nin yerini "çevre tarafından gerçekleştirilen' 'aktif modernleşme'nin alması....(s.174,175,176,177,178,179) Ve 'merkez'i temsil eden Tarihsel Blok'un sürdürdüğü pasif-hukukî-kültürel değişim, sürekli biçimde Ordu desteğini yanında tutar. Çevre, siyaset meydanında etkin olduğu bütün dönemlerde merkezi Ordu kanadından gelen bir darbe ile karşılaşmıştır."(s.180)
"Darbeleri, merkezin restarosyonu" diye de tanımlayan KAHRAMAN,'Tarihsel Blok'ta iç çekişmeler de yaşandığını vurgulayarak; 1908'den 2007'ye kadar bir 'Merkez-Çevre İlişkisini Sistemleştirme Modeli de geliştirmiş.(s.182) Ve bu 'Sistemleştirme Modeli'nde de 'Askerî Darbeler Dönemi', 'Restarosyon Dönemi' olarak tanımlanmış.
Neredeyse 100(yüz) yıllık 'Merkez-Çevre İlişkisini Sistemleştirme Modeli'nin 182, 183,184. sayfalarında açıklamaları da yapılmış.
Meselâ, 1950-1960:İlk kırılma.Çevre egemenliği.1960-1961; 1971-1973;1980-1983;1997-2002 yılları arasındaki 'dönem'ler ise öncelikle 'restarosyon dönemi'diye isimlendirilmiş. Ve 2007 için ise 'Demokratik tepki.Merkezdeki çevre-Çevredeki merkez koalisyonu.'
"TARİHÎ BLOK: İÇ ÇATIŞMALARI ve DÖNEMLER"
"Solcu siyaset bilimci" Hasan Bülent KAHRAMAN, eserinin bu son bölümünde, 'Tarihî Blok'da yaşanılan 'İç Çatışmaları', 'dönem dönem' ele alıp, incelemektedir. Ve KAHRAMAN şu önemli tesbitleri yapar:"Tarihsel Blok(/Tarihî Blok İ.G.), dönemler içinde Türk siyasetini daima etkilemiştir. Ordu+Aydınlar+Bürokrasi olarak ortaya çıkmış bu koalisyonun etkileyiciliği...Özellikle 1908-1960 dönemi'nde,( 52 yıl boyunca İ.G.), bu blok herhangi bir çatlak üretmeden devam edebilmiştir.(Homojen'dir yani İ.G.) 1960'dan başlayarak 'blok' kendi içinde şiddetli sarsıntılar yaşar ve kırılır. O andan itibaren Türk siyasal yapısı, bir yandan bloğ'un genel etkisine, bir yandan da bloğ'un kendi içindeki dönüşümüne tanıklık eder....En önemli öğenin demokratikleşme olduğunu söyleyebiliriz...Demokratikleşme, Tarihsel Blok'un(/Tarihî Blok'un) iç parçalanmasını ve onun siyasete yansımasını açıklayabilmektedir. Tarihsel Blok'un iç çatışması sürmektedir."(s.188)
Yani KAHRAMAN, demek istemektedir ki, 'Ordu+Aydınlar+Bürokrasi'den , bu üç unsurun 'yekpare dayanışması'ndan oluşan 'Tarihî Blok',52 yıl boyunca(1908-1960) 'homojen' bir şekilde varlığını sürdürmüştür. Ancak 'demokratikleşme' ile birlikte bu 'yekpare dayanışma' bozulmuş ve 'blok'ta da kırılmalar, çatlaklar meydana gelmiştir. Ve 'Tarihî Blok'daki bu 'süreç' bugün de devam etmektedir. Nitekim 'askerî vesayet'i sonlandırma çalışmaları ve 'askerî reform' düşünceleri, Tarihî Blok'taki çözülme sürecinin de yansımalarıdır. Artık 2009'lar Türkiyesi'nde 'yönetilenler', beş harften oluşan 'darbe' kelimesini duymak bile istememekte; 'darbe günlükleri', 'darbe girişimleri', 'İrtica ile Mücadele Eylem Planları' gibi "Genelkurmay'ın Suç Dosyalarını", aslında 'Tarihî Blok'un Suç Dosyalarını' oluşturan unsurları, demokratik hukuk yolu ile giderilmesini beklemekte ve bu yönde âdeta 'Tarihî Blok'un kendisine 'çeki-düzen' vermesini de arzulamaktadır.
'Dönem dönem' inceleme yapan KAHRAMAN; bu dönemleri başlıca 1908-1950 Dönemi;1950-1960Dönemi;1960-1965 Dönemi; 1965-1971 Dönemi; 1971-1980 Dönemi; 1980-1991 Dönemi; 1991-1997 Dönemi ve 2000'li Yıllar, olarak tasniflemekte.
"1908-1950 Dönemi" için 'neredeyse kesintisiz, saf biçimde, pasif modernleşmenin kurucu hamlelerinin gerçekleştirildiği dönemdir."(s.188) diyen Hasan Bülent KAHRAMAN; '...İttihat ve Terakki'nin ardından da Cumhuriyet Halk Partisi'nin kesintisiz, dokunulmaz, tartışılmaz iktidarı ile belirginleşir. Dönemin en önemli özelliği, siyaseti kapsamamasıdır."(s.188) demekte. Ayrıca 'Cumhuriyet'e geçilmesi'ne kadar ki süreçte, 'Pozitivizm, Materyalizm ve Türk-İslam Sentezi de dediği milliyetçi düşüncelerin âdeta iç-çe geçmelerini sonunda 'milliyetçi düşüncenin ağırlığı ile 'Millî Devlet'in kurulduğunu da vurgulamakta. Ve dönemin aslında 'apolitik bir dönem olduğunu'(s.194) da hatırlatmakta. Ve tabii zamanla yeni 'resmî ideoloji' olarak belirginleşen 'Kemalizm'in de ortaya çıkışından bahsetmektedir. Ve KAHRAMAN, 'Kemalizm'in iki kavramı vurgulayacaktır. Büyük kenti dönüştürmek için Batılılaşma; küçük köylülüğü ve taşrayı dönüştürmek için laiklik-din kontrolü'(s.195) vurgusunu da yapmakta.
"1950-1960 Dönemi" için ise Hasan Bülent KAHRAMAN; 'CHP ile devlet yöneticisi kademeler arasındaki ilişkisinin koparılması, seçim şartlarının değiştirilmesi yani 'açık oy, gizli tasnif' yerine, 'gizli oy, açık tasnıf'in getirilmesi', DP'nin başarısını getirmiştir. "Böylelikle 1908 sonrasında neredeyse bir tunç yasa gibi hakim olan Ordu+Bürokrasi+Aydınlar İttifakı sona ermiş ve iktidar merkezden çevreye/halka kaymıştır."(s.198)
KAHRAMAN, DP'nin ortaya çıkışını, 1942-1946 yılları arasındaki sürece bağlamakta,"AKP ve TÜRK SAĞI" isimli eserinde ve bu eserinde de vurguladığı üzre(s.202,203,204), her biri birer 'Toprak Ağası' olan kadronun, 'ekonomik sebeplerle' CHP'den kopup, DP'yi kurmaları; nihayetinde 'orta sınıflar, gayr-i müslim kesimin bir bölümü ve bir de 1938-1945 yılları arasında süren İkinci Dünya Savaşı'nın getirdiği ekonomik yıkımlarla, 1950'de 'DP Zaferi' yaşanılmıştır. KAHRAMN'a göre aslında "Eğer adaletli bir sistem uygulansaydı, DP 1946 seçimlerini de kazanabilirdi."(s.199)
KAHRAMAN; 'DP'yi iktidara taşıyan Türk Siyasî Yapısı'nı daha iyi bir şekilde algılamamızı sağlayacak iki kavram daha ortaya atar. Biri, 'kurucu koalisyon' kavramı; diğeri ise 'taşıyıcı koalisyon' kavramı. KAHRAMAN'a göre 'kurucu koalisyon, büyük ve küçük burjuvaziyle, büyük ve küçük köylülüğün entegrasyonudur' ve radikal toplumsal kaymalar, bu entegrasyonun denetiminde ortaya çıkmıştır'.(s.208)
"Kurucu koalisyonu, büyük ve küçük ölçekli şehir ve taşra burjuvazisinin entegrasyonu" diye tanımlayan KAHRAMAN, 'taşıyıcı koalisyon' kavramını ise "kadrolar" vurgusu ile 'özel bir ekonomik sınıf oluşturmayan fakat belli bir toplumsal katman meydana getiren profesyonellerden ve özellikle de entellektüellerden oluşmasıdır."(s.209) tanımını yapmakta.
"Cumhuriyet döneminin muhalif aydın tarihi henüz yazılmamıştır"(s.210) tesbitini de yapan KAHRAMAN; 1945'li yıllarda 'öncü okul' olan İ.T.Ü.'den yetişenler, Amerika'da eğitim görenlerin, 'yeni kadro'yu oluşturduklarını vurgulamakta.(s.210)
"1960-1965 Dönemi"nde ise 'Tarihsel Blok'u oluşturan Ordu+Aydınlar+Bürokrasi üçlüsü, bu dönemden başlayarak, kendi içinde birbiriyle çekişmeye ve daha açıkcası birbirini tasfiye etmeye çalışmıştır." tesbitini yapan KAHRAMAN; "Tarihsel Blok'un özellikle Aydınları ve Ordu kanatları, iktidarı birbirini tasfiye etmek için de ister olmuşlardır."(s.213) demekte.
"Sol kemalist" ve "Muhafazakâr Kemalist Gruplar"ın 'Atatürkçülük Yorumları', 'YÖN' dergisi ve 'DEVRİM' gazetesinde dile getirilen görüşler; ki 'Tarihî Blok=Zinde Kuvvetler(Aydınlar)(Devrimi hazırlayanlar)+ Ordu(Devrimi gerçekleştirenler)+ Üniversite Gençliği(Devrimi taşıyanlar) ve AVCIOĞLU'nun 'gençler ve askerler arasında en etkili kitaptı 'dedirten "Türkiye'nin Düzeni", 'Cunta'lar, 'Cuntalaşmalar....'
'1965-1971 Dönemi'nde ise 'çevre'nin 'Adalet Partisi'(AP) ile özdeşleşmesi, 'aktif modernleşme...'
"1971-1980 Dönemi" ise belki de 'Tarihî Blok'u anlama açısından en önemli dönemdir de diyebiliriz. Hasan Bülent KAHRAMAN; dokuz yıllık bu dönemi, "Tarihsel Blok'un kendi içinde parçalanmaya başladığı dönem budur"(s.218) dediği dönem...Ve KAHRAMAN, "12 Mart 1971"de 'Muhtıra' yoluyla gerçekleştirilen müdahale ikili bir anlama sahipti. Bu 'muhtıra' hem Ordu'nun kendi içindeki bir kırılmaya, hem de Ordu ile Aydınlar arasındaki tarihsel kopuşa işaret ediyordu"(s.218) demekte.
"Sayısız cunta'nın kurulduğu, 'darbe girişimleri ile beslenmiş bir süreç..." "Gerçek Atatürkçülük, darbe yolu ile iktidar olmak " düşüncesindeki 'aydınlar...'
"Ordu'nun üst kademesinin alt kademelerden gelen bir darbeye karşı müdahalesidir"(s.218) şeklinde "12 Mart 1971 Darbesi"ni tanımlayan KAHRAMAN; dokuz yıllık bu döenmde 'büyük aydın kitlesi'ne 'balyoz harekatı' uygulandığını, askerî mahkemelerde yargılandığını, hapsedildiğini ve hatta öldürüldüğünü"(s.219) hatırlatmakta. Ve "Bu , Tarihsel Blok'un kendi içinde kırılması ve aydınlarla Ordu'nun artık birbirine ters düşmesidir. Ordu bu dönemde sol ve demokratik modellere tümüyle kapanmış ve o görüşleri savunan kesimle ilişkisini kesmiştir."(s.219) demekte. Ve yine KAHRAMAN; 9 yıllık bu dönemde 'merkez'in çevre'leştiğini; çevre'nin de merkezileştiğini ve 'Ordu ile aydınlar arasında bir daha öncekine benzer bir uzlaşma asla sağlanamamıştır."(s.221) tesbitini de yapmakta.
"1980-1991 Dönemi" ni ise KAHRAMAN; "Ordu, hedefini çok daha büyük ve radikal bir değişikliğe yönlendirmiş; AP kadroları ile ittifaka gidilmiş, Tarihsel Blok'a ait olan seçkinci ve genellikle 'siyaset üstü' diye tanımlanan 'mesafeliği'ni koruyamamasına yol açmış, AP ve radikal sağ kadroların ittifakı ile azmıştır."(s.222) demekte ve "Bunun sonucunda 12 Eylül, Tarihsel Blok'la tarihsel bütün bağlarını kesecek biçimde, bütün topluma karşı, gerçekleştirilen bir müdahale olarak ortaya çıkmıştır."(s.222) demekte. Ve 'tarih dışı', siyaset dışı(apolitical) bir anlayışa' dayalı modernleşmenin, tıpkı 1908-1950 arasında gibi yeniden ortaya çıkışıdır.'(s.222) vurgusunu yapan Hasan Bülent KAHRAMAN; 'Böyle bir çercevede apolitik-siyaset dışı bir toplum inşası ve örgütlenmesi- tasarlanmış ve 'tarihî müttefiki aydınlarda kesinlikle kopmayı öngörmüş ve tıpkı 'Kemalist 1930'ların organik, solidarist, korporatist, apolitik toplumun oluşması hedeflenmiş, 'Ordu daha da özerkleşmiş', daha da 'hakim/egemen unsur' hâline gelmiş ve "Aydın+Ordu İttifakı", bu dönemde(1980-1991) kesin olarak ve geriye dönüşü olmaksızın kopmuştur."(s.223) Yine de 'ideolojiler öldü' ve 'dört eğilim' gibi 'sloganlar'la yeşeren ve 31 Ekim 2009'da DP'yi "Çakma DP" hâline getiren ANAP ise fiilen biterken; "neo-liberal politikalar uygulayarak, 'çevre'deki merkezin partisi' veya 'merkez'deki çevre'nin partisi' olmuştur.(s.224)
"1991-1997 Dönemi"ni ise bu sefer 'çevre'nin iç çatışmalarının başladığı dönem'diye tanımlayan KAHRAMAN; yaşanılan sosyo-ekonomik dönüşümler' neticesi, her 'parça'nın kendi siyasetini ürettiğini belirtmekte.(s.226)
"Merkezin tam bir dağınıklık" içinde olduğu tesbitini yapan KAHRAMAN; 'aydınlar'ın da 'demokratik Kürt ve İslamî kimlik argümanlarını savunmaya başladıklarını"(s.227) da belirtmekte.
Ve "Tarihsel Blok'un bir blok olarak çatladığını gösteren 'göstergeler'in de ortaya çıktığı bu 6(altı) yıllık dönem ise tamamen 'Çevre'nin Siyasî Zaferi' ile dolu olduğu bir dönemdir.(s.226,227) "Sol zihniyetli" olup da 'çevre'ye, 'toplum'a duyarlı olan SHP ve DSP gibi partileri de 'merkezdeki çevrenin partileri saymak' gerekir."(s.228) diyen KAHRAMAN; aslında '28 Şubat Post-Modern Darbesi', merkezin bir tepkisidir de dedirtmekte(s.230), 'Ordu'nun da Tarihsel Blok'un arta kalan unsurları olarak bu kısıtlı çevreyle ittifak içinde olduğu söylenebilir' dediği 'arta kalan unsurlar' veya 'kısıtlı çevreler' ise 'cuntacılığı ile iç-içe geçmiş olan militer/muhafazakâr Kemalist tezleri savunan Cumhuriyet Gazetesi ve Atatürkçü Düşünce Derneği gibi doktriner bir 'tercih' içinde bulunan kurumlardır'(s.230) demekte, "Tarihî Blok'a bu iki 'kurum'un destek verdiğini söylemekte.
"2000'li Yıllar" yani 2002 seçimleri sonrası dönem hakkında ise Hasan Bülent KAHRAMAN; "Merkez dediğimiz kavramın 'sosyolojik/coğrafî bir içerik ve anlam' kazandığını"(s.232) vurgulamakta ve bu eserinde AKP'yi , "titrisiz mütefekkir" Ali BULAÇ gibi "Millî Görüş/Erbakan Hareketi Partisi" saymamakta; DP,AP ve 1983'ün ANAP'ına benzetmektedir ve "kitlesel bir yığın partisi" tanımını yapmaktadır.(s.232)Ancak, ikinci bölümde ele aldığımız "AKP ve TÜRK SAĞI" isimli eserinde ise tıpkı Ali BULAÇ gibi "Millî Görüş/Erbakan Hareketi Partisi"nden de saymakta ve en nihayetinde AKP'yi bir "sistem partisi" olarak tanımlamaktadır...
"Modernleşme'nin öncelikle, siyaseti dışlayan bir sistem hazırladığını belirtmek gerekir. O sistem Tarihsel Blok'un etkinliğini ve dokunulmazlığını mutlak hâle getirmiştir".(s.243) sonucuna varan KAHRAMAN, "12 Eylül Cuntacıları'nın neden "siyaset dışı/apolitik" bir toplum modeli öngördüklerinin sebeplerini de anlamamızı kolaylaştırmaktadır. 1971'de 12 Eylül 1980'deki darbelerle, "aydınların bütün olarak Tarihî Blok'un dışına itildiğini"(s.245) belirten KAHRAMAN; "Türkiye'de 1960'dan beri devam eden tarihi sadece "Darbeler Tarihi" olarak değil; Kemalist ideolojinin toplumsallaştırılması-Acaba sol Kemalist ideolojinin mi, sağ/muhafazakâr Kemalist ideolojinin mi yahut bunların dışında Atatürkçü Kemalist ideolojinin mi?, diye suâl eylemeli..İ.G.- tarihî olarak değerlendirebileceğimizi de 's.245) hatırlatıyor.
Türkiye'mizde "modernleşme"nin nasıl bir seyir izleyeceğini ise 'dönemler' ve 'zihniyetler' üzerine yapılacak çalışmalarla anlaşılacağını, diğer ciltlerde, ikinci ve üçüncü kitaplarında bunu yapmaya çalışacağını vurguluyor...
02.11.09
İsmet GÜLTEKİN
ismet_gultekin@mynet.com veya metgultekin@hotmail.com
Dip Notlar:
(*):Hasan Bülent KAHRAMAN, "Türk Siyasetinin Yapısal Analizi-1,Kavramlar,Kuramlar,Kurumlar,Agora Kitaplığı, Birinci Basım, 2008 İstanbul
(**): Hasan Bülent KAHRAMAN,"AKP ve TÜRK SAĞI",Güncel Siyasî Meseleler, Söyleşi:Recep YENER, Agora Kitaplığı, 2. Basım, Mart 2009, İstanbul

18 Ekim 2009 Pazar

MERHUM"BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ"İ ANLAMAK

MERHUM "BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ"İ ANLAMAK
 
Okumak isteyip de, -hem de hararetle- zamanında (2007 yılı) okuyamadığım, ancak iki yıl geçikmeli de olsa 2009'lu yılda okuyabildiğim kitaplardan:"Milliyetçi-Ülkücü Yazar ve Gazeteci Rasim EKŞİ"nin "Amerikan, İngiliz ve Fransız Belgelerinde ALPARSLAN TÜRKEŞ"
Her ne kadar, gazetelerdeki "tanıtım reklamları" ve yapılan "röportajları", TV'lerdeki programları , sıcağı sıcağına izlemek nasip olmasına rağmen...Prensip gereği "Bir eserin orijinalini okumadan karar"lara "varmamak" anlayışı...
Eserinin ilk başlarında, bilhassa "Takdim" ve "Önsöz" kısımlarında, serdettiği düşünceleri ile "dimağımı dikkatli" tutan EKŞİ; ileriki sayfalarda "sıkıcılığı" çağrıştırdı. Ancak, "iyi ki de baştan sona okudum" kertesine vardım. Sahiden de "siz siz olun, mutlaka bir eseri baştan sona, sindire sindire okuyun..." Gördüm ki ne kadar "az bilinen konular" dile getirilmiş! Ve "iyi ki de tamamını okumuşum", diyorsunuz...Eserinin "punto"larının "mini" olması da böyle bir "çağrışıma" sebep oluyor olsa gerek..
"Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ", EKŞİ'nin de eserinde belirttiği üzre"Ataları ve Özgeçmişi" itibariyle de "karizmatik ve teşkilatçı bir Lider" idi. Bugün yaşları 40'ları aşmış nesillerin, hele de Milliyetçi-Ülkücü nesillerin, kendisi ile "fizîken" de haberdar olmamaları düşünülemez. Şahsen, ben de, çok spontane/kendiliğinden bir şekilde, Beyazıd Meydanı'da elini öptüğümü, konferanslarını dinlediğimi hatırlıyorum.."12 Eylül Zindanlarına tıkılan bir neslin" yaşadığı "dram"lar var ise, şahsen benim gibi nesiller de, kendi zihniyetine ait "teşkilatların olmayışını", "Bozkurt Yüreki Teşkilatlarımız"ın yokluğunu yaşamışızdır...Demek istediğim, "12 Eylül Sonrası(1980) spontane yetişen Milliyetçi-Ülkücü Nesiller" olarak da, sadece "zindanlardaki fikirdaşları"mın, "gönüldaşları"mın değil; "dışarılarda" olan "nesiller"in de "dram"lar, "travmalar" yaşadıkları" gerçeği"nin de "bilinmesi"ni isterim.
EKŞİ'NİN "TAKDİM" ve "ÖNSÖZ" DE VURGULADIĞI GERÇEKLER
"Milliyetçi-Ülkücü Yazar ve Gazeteci" Rasim EKŞİ de, "Ülkücü Teşkilatlar da 'sorumluluk' alışına" uzanan "vetire"yi anlatırken; öncelikle, 1970'li yıllarda, Rize'de, "bir sempatizan" olarak başlayan "süreç"in, Eskişehir'deki "Üniversite" yıllarında tanıştığı" Ülkücü Ağabey" sayesinde, "Ülkücü Teşkilat'a girdiği"ni ve "giriş o giriş" deyip; "hülasaten/özetle" şunları ifade ediyor:"O dönemde Rize'deki en faal Ülkücü Kuruluşlardan birisi "Ülkücü Öğretmenleri" çatısı altında toplayan "Ülkü-Bir" idi. Savaş Bey adında, Gümüşhaneli, çok kaliteli bir "Başkan"ı olduğunu biliyorum. Daha sonra Ali TAŞPINAR "Başkan" oldu. Gençlik Derneği'nin en faal üyelerinden biri, hatta birincisi Seyfullah FIRAT arkadaşımızdı. Seyfullah'ın gayretiyle birkaç sayı "İki Mart"(Rize'nin Kurtuluş Günü'ne atfen) adlı bir gazete de çıkardık......."Ve (Maalesef "Cuntacılar"ın kapatması sebebiyle benim gibi nesillerin, bizzat bayiden alıp okuyamadığı, ancak bazı dostların evlerinde, eline alıp okuduğu) Hergün Gazetesi'nin Ankara Bürosu'na geçişi...1977 seçimleri öncesi...Merhum Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ'in seçim gezilerine ve toplantılarına katılışı...MHP Genel Merkezi Basın Bürosu'nda görevlendirilişi..MHP adına TBMM'de Parlamento Muhabiri oluşu...12 Eylül 1980 askeri darbesine kadar devam eden görevleri...
Ve "darbe zamanı"nda, biriktirdiği "Milliyetçi-Ülkücü Hafıza"nın "yazılı bir çok belgeleri"nin "suç unsuru sayılır" diye "yok edilişi..." Yani Türkiye'mizin her yerindeki "Ülkücü Teşkilatlar"daki, "Paşa'ları, Subayları şaşırtır" derecedeki "o muazzam kütüphaneler"imizin de "ötekileştirilmesi/yok edilmesi..."EKŞİ'nin de belki "vurgulamak" istediği, "12 Eylül Askerî Darbe'nin Kütüphaneleri de vurma süreci..." Dağıtılan, yok edilen "Milliyetçi-Ülkücü Teşkilatlara ait Kütüphaneler...." Ve tabii 12 Eylül 1980 sonrası, 1990'lı yıllar sonrası, "hesabı sorulamayan temel mevzûlarımızdan biri" aslında...Ne "kitaplar"dı?!.Şahsım, zaman zaman bulunduğum yerdeki , 1980 sonrası "Ülkü Ocağı Teşkilatı"nın "Kütüphanesi"ni hatırlıyorum da; duvarlara monte edilmiş raflardaki kitapların çokluğundan; neredeyse "Çarşamba Seminerleri"ne iştirak eden "Ülküdaşları"ma yer kalmıyordu...Susanna LABİN'İN "KOMÜNİST PROPAGANDA TAKTİKLERİ" isimli eser, ben de kalan "tek hâtıra..." Demek istiyorum ki, bilhassa "12 Eylül Cuntacıları", "kitapları, kütüphaneleri de elimine ettiler, yok ettiler!!!"Sanki 20.Asrın "Moğolları" idiler...
Günümüzde, AKP İKTİDARI ile yeniden "tartışılmaya" başlanılan" Açılımlar"dan, "Ermeni Açılımı...." Ve zaman zaman Başbakanı'mızın da atıfta bulunduğu rahmetli Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ'in "Ermeni Açılımı"nın belki de "içyüzü/künhü" ile ilgili görüşleri ile EKŞİ'nin bu eserini, daha da önemli kılıyor. EKŞİ, konu ile ilgili şunları ifade ediyor:" Rahmetli TÜRKEŞ, kelimenin tam anlamıyla bir Türk Milliyetçisi ve Türk Birlikçi(Turancı) idi; ama asla başka milletleri hor gören, küçük gören bir ırkçı değildi. Türk ırkına mensup olmayı Cenab-ı Hakk'ın bir lütfu sayar ve şükrederdi. Fakat biliyoruz ki, başka milletlerle dostça ilişkiler kurulmasından yanaydı ve kendileri de böyle ilişkiler kurmaktan çekinmezdi. Irken Ermeni olan, ancak vatanseverliğini her zaman ortaya koyan Levon Panos Dabağyan'ı MHP'nin İstanbul listesinden Milletvekili Adayı koymakta hiç tereddüt etmemiştir.Sayın Dabağyan'a "Evladım" diye hitap ederdi. Sayın Dabağyan'ın Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'nin adının Milliyetçi Hareklet Partisi(MHP) olarak değiştirildiği Adana Kongresi'nde çıkan amplem tartışmasında, "Biz Osmanlı'yız, bize Üç Hilâl yakışır" şeklindeki çıkışı herkesin gözlerini yaşartmıştı. Yine Hıristiyan Türkler'den Dr. Turgut ve Selçuk Erenerol kardeşlerle dosttu. Selçuk Bey'in kızı Sevgi Erenerol manevî kızı olarak bilirdi. Musevî vatandaşlarımızın toplantılarına katılmakta da bir sakınca görmezdi."(s.8)
Ve AKP'nin "Ermeni Açılımı"nı "meşrulaştırırken" kullandığı "argüman"la ilgili olarak da EKŞİ; "Merhum TÜRKEŞ'in, zamanın Ermenistan Cumhurbaşkanı Levon Ter Petrosyan'la Paris'te yaptığı görüşmedeki vakar'ı, devlet adamlılığı kalitesi"nin "fikirlerine hiç de yakın olmayan", dönemin Türkiye Paris Büyükelçisi Tansuğ Bleda'yı bile "şaşkına çevirdiği"ni, BLEDA'nın "hatıraları"ndan şöyle zikretmekte: "...MHP Genel Başkanı Alparslan TÜRKEŞ'n 1993 yılı Mart ayında, Paris'te yaptığı ziyaret, benim için en ilginç olanlardan birisidir...Görüşmede ben de hazır bulundum...O görüşmede yalnız Yukarı Karabağ ile ilgili sorunlar değil, Türk Ermeni ilişkileri de ele alınmış ve Tuğrul TÜRKEŞ Başkanlığı'nda bazı Türk işadamları ile Fransa'da yaşayan kalburüstü Ermeni işadamları Büyükelçilik'te bir çalışma yemeği çercevesinde buluşarak; her iki ülke arasında gerçekleştirilebilecek 'İşbirliği Projesi'üzerinde durmuşlardı....Ancak bu buluşmanın yarattığı olumlu hava ve sürecin sonu gelmedi ve daha TÜRKEŞ Paris'ten henüz ayrılmıştı ki Petrosyan'nın kontrol edemediği Taşnak Güçleri, Laçin koridoruna saldırıya geçerek alınan tüm kararları geçersiz kıldılar..."(s.8, 9)
EKŞİ, "mes'eleyi" daha iyi bir şekilde kavramamızı kolaylaştırıcı olabilmek için; Can DÜNDAR'ın, Milliyet Gazetesi'ndeki "12 Yıl Gizlenen Görüşme" isimli "yazı dizisi"ni de zikretmekte, fakat "DÜNDAR'ın "taraflı" olduğunu vurgularcasına, şunları ifade etmekte:"..İlk günkü başlığı 'TÜRKEŞ'in ŞOKE EDEN SÖZLERİ" idi. Halbuki şoke olacak bir durum yoktu. Alparslan TÜRKEŞ'in görüşleri değişmemişti. Marksist karanlıktan çevreyi göremeyenler, TÜRKEŞ'i 'Irkçı ve Ermeni Düşmanı' zannediyorlardı. TÜRKEŞ'in Petrosyan'a söyledikleri, sadece Azerbaycan'ın değil, Ermenistan'ın da menfaatine idi. Eğer Ermeniler, Karabağ'daki işgalden ve Türkiye'den toprak ve tazminat talep etmek gibi saçma iddialardan vazgeçmiş olsalardı, 1990 yılında 3,5 milyon olan nüfusu, bugün iki milyonun altına düşmezdi.Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra nüfusu azalan tek devlet Ermenistan'dır.Açlık sınırında yaşayan Ermenistan vatandaşlarının, Batı ülkelerine, hatta Türkiye'ye kaçmak için elçiliklerin kapılarında sabahladıklarını herkes biliyor.Türkiye'de de bir 'Ermeni Düşmanlığı" olmadığını gördüklerinde şaşkınlıklarını ifade etmekten çekinmiyorlar..."(s.9,10)
Günümüzde bazı "İslamcı kalemler"in de, AKP İKTİDARI döneminde yaşadığımız "Ermeni Açılımı" nı ele alırken; "âdeta Türk Milliyetçileri ile alay edercesine",makalelerinde, "10 Ekim'de antlaşma imzalandı diye ağlamayın Ey Ermeni Milliyetçileri ve Türk Milliyetçileri!"düşünceleri, "şuur altlarındaki TÜRKEŞ DÜŞMANLIĞI'nı da ortaya koysa gerek!!!
"Eser"inin "Takdim"inde, "27 Mayıs 1960 Darbe"sinde, "Eğer TÜRKEŞ o hareketin içinde olmasaydı, neler olabileceğini hiç düşünmezler" diyerek" bazılarını düşünmeye davet etmekte" ve yine eserinde,"Merhum TÜRKEŞ'in Hayatının Üç Dönemi" yani "3 Mayıs 1944 Olayları"; "27 Mayıs 1960 Darbesi'nin İçinde Yer Alışı" ve "Siyasî Hayatı"nı ele aldığını vurgulamakta...
EKŞİ'nin eserinin "Takdim"in de dile getirdiği "tarihî gerçekler", "siyasî tarihimiz "açısından da aydınlatıcı olsa gerek!
"ÖNSÖZ"DE BELİRTİLEN GERÇEKLER
"Milliyetçi-Ülkücü Yazar ve Gazeteci" EKŞİ, eserinin (13-30) sayfalarındaki "ÖNSÖZ"de ise eserini âdeta "hülaseten/özetlemekte"dir. "Kızıl-Elma Koalisyonları", "Türk Milliyetçileri"ni "işbirlikçi" gösterme gayretleri de diyebileceğimiz, "Irkçılık-Turancılık Dâvâsı"; -EKŞİ daima 27 Mayıs 1960 Hareketi dese de aslında 'Darbesi"dese daha doğru olurdu İ.G.- içinde bulunuşu ve "CIA ve KGB"nin -belkide, sahiden MI5'i de zikretmesi gerekirdi İ.G.-"yakın takipleri", "istihbarat raporları" ile "istihbarî rapor üstüne raporlar...""!2 Eylül Askerî Darbesi" sonrası da, "Her on yılda bir askerî müdahaleye yol açtınız, ama memleketi de Alparslan TÜRKEŞ'in eline teslim etmediniz" "USA mantalitesi"; "Glasnot(Açıklık) ve Perestiyorika(Yeniden Yapılandırma" ile "Sovyet-Rusya Pravda'sında, "TÜRKEŞ'E FAŞİST DİYEMEYİZ" şeklinde de "özetlenebilecek "tarihî röportaj";"27 Mayıscılar'ın USA fişlemesine maruz kalmaları"; yine Türkiye'de "Amerikan Marifetleri" diyebileceğimiz, "Küçük Gruplar'ın Amerikalılarca Eğitilmeleri";hâlen "Ergenekon Tartışmaları" ile daha da "deşifre" olmuş olan fakat çoğumuz az bildiği gerçeklerden; "Prof. Yalçın KÜÇÜK'ün Gerçeği";ve tabii rahmetli Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ'in, "27 Mayıs Darbesi"içinde yer almakla beraber "kurulmasına öncülük ettiği kurumlar:Devlet Planlama Teşkilatı,TÜBİTAK,OYAK ve belki de günümüzde hepten(Devletçe)unuttuğumuz "Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü..."
Şayed "yanlış algılamadıysam", eserinde EKŞİ, "Ergenekon Tartışmaları" ile "iç yüzü/künhü" daha da "anlaşılır olmuş olan" ve artık da hiçbir "Milliyetçi-Ülkücü'nün tasvip etmediği, edemeyeceği", 1980 sonrası "dönüşüm" yaşayan bazı "solcular"ın, "materyalist/maddeci milliyetçilik" diye de tanımlayabileceğimiz şekilde "Ulusalcı" çizgiye gelenleri ile Türk Milliyetçileri'nin bazı mes'eleler de "ortak tavır" alışları yani bilinen ismi ile "Kızıl-Elma Koalisyonları"nı "beğen"mektedir... Ve yine EKŞİ de, "Ülkücü Hareket" içinden "Gülen Hareketi"ninin "Dinlerarası Diyalog" "küresel açılımı"nı ise "ihanet" olarak algılamakta.(s.113.14.15) Benim de kanaatimdir ki; "Ulusalcılar"ın "Ulusal Duruşları"nın "Türk Milliyetçileri'ne bir zararı yoktur..."Ancak şahsımda zamanında, "Kızıl-Elma Koalisyonları"nı, "Şeytanlarla meleklerin işbirliği yapması düşünülemez", diye tasvip etmemiştik...Elbetteki, "Milliyetçi ve Ülkücü Yazar ve Gazeteci" olan EKŞİ, 2009'larda, bu konularda neler düşünüyor, bilemiyorum...
EKŞİ, "Milliyetçi Türk Gençliği'nin 'ilk demokratik tepkisi" diye de tanımladığı(**) "3 Mayıs 1944 Olayları" ilgili, "Türk Milliyetçilerinin sadece Sovyet-Rusya'nın yenilme arzusundan başka" bir taleplerinin olmadığı, ne Almanlar'dan, Ne Ruslar'dan hatta ne de başka "dış güç"lerden "hiçbir yardım ve destek almadıkları"nı, böyle bir vakıayı ispatlayacak hiçbir "resmî" "iç ve dış" bir "belge"nin de, "vesika"nın da olmadığını vurgulamakta.(12,19) ve "Almanya o günlerde Türkiye'deki Türk Milliyetçileri ile değil, Türkiye'yi yönetenlerle iyi ilişkiler içerisindedirler"(s.20) demekte.
"Sevmediklerinin başında Türk Milliyetçileri gelir.Sırf Turancı Dr. Fethi TEVETOĞLU'nun akrabası olduğu için Tarkan adlı pop şarkıcısını yerden yere vurur...Tabii ki en büyük düşmanı Alparslan TÜRKEŞ'tir" dediği ve çoğumuzun da pek az bildiği bu "tanımlamaları" ise Prof.Yalçın KÜÇÜK için yapıyor.(s.25,26)Ve EKŞİ,"KÜÇÜK'ün verdiği bilgiler ve kullandığı malzemeden istifade etmemek ne kadar büyük bir eksiklik ise onun mantığı ile hareket etmenin de bir o kadar zararlı olduğunu düşünüyorum"(s.25) demekte.Ve yine 29.sayfada ise KÜÇÜK'ün şu görüşlerini zikretmekte:"TÜRKEŞ, Türk Milliyetçisidir.İdeolojik olarak bizim düşmanımızdır. Biz, Türkiye'de, onu ve dâvâ arkadaşlarını Amerikancılıkla suçluyoruz. Siz, kalkıyorsunuz, ideolojik kavganın en yoğun yaşandığı yıllarda(1968) 'Alparslan TÜRKEŞ Emperyalizm'e karşıdır', diyorsunuz.Siz, bir Sovyet Bilim Adamı olarak böyle derseniz, biz bu fikir savaşında nasıl başarılı olabiliriz, nasıl size hizmet edebiliriz?"
ATALARI ve HAYATI
EKŞİ'nin bu eserinin buraya kadar olan kısımlarını okuduktan ve "Alparslan TÜRKEŞ'İN Ataları,Hayatı" gibi sonraki sayfaları bir göz gezdirdiğinizde, "bıkkınlık"a garkoluyorsunuz ve âdeta tekrar tekrar eserini karıştırsanız da, "okumayı sürdürme iştiyakı"nı duyamıyorsunuz...Yanılıyorsunuz elbette...Ben tamamını okuduğumda, sizlerin ne kadar da "eksik" kaldığınızı da tahmin edebiliyorum.. Çünkü eserinin "Takdim" ve "Önsöz"ün deki bilgilerin ayrıntılarını okuyunca...
EKŞİ'nin eserinin ""Alparslan TÜRKEŞ'in Ataları" kısmında "Oğuzların/Türkmenlerin 'Afşar Boyu"na mensup olduğunu, Afşarlar'ın ise "köklü bir boy" olduğunu, "Üçok, Bozok" ve "Oymak Teşkilatları"ndan demle, "teşkilatçı " bir boy olduğunu,"Koyunoğullarının yani TÜRKEŞ'in kaderinde Kıbrıs vardır" diyerek; Afşarlar'ın Kayseri'den Kıbrıs'a mecburî sürgün edildiklerini ve yine rahmetli TÜRKEŞ'in "Karizmatik Liderliği"nin ise "Afşarlar"dan geldiğini zikretmektedir.(s.31,32,33)
EKŞİ; "Alparslan TÜRKEŞ'in Hayatı" kısmında ise "az bilinen gerçekler"i dile getirmekte: "Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi ÇAKMAK'ın emri ile kuleli Askerî Lisesi'ne kaydoldu...1938'de Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'nu bitirdi ve 'Asteğmenlik Rütbesi'ni bizzat Atatürk tasdik etti.Atatürk'ün naaşı başında nöbet tutan Asteğmenler arasında Alparslan TÜRKEŞ de vardı....27 Mayıs 1960 Darbesi içinde yer aldı.İlk 'İhtilal'(Darbe dese daha doğru olurdu.İ.G.) bildirisini radyodan okudu. MBK üyeliği yanısıra 'Başbakanlık Müsteşarlığı" görevini de yaptı.TÜBİTAK, DPT,OYAK,TKAE gibi kuruluşların kurulmasına öncülük etti...Verimli bir yazar olan merhum TÜRKEŞ'in 20'den fazla basılmış eseri vardır."(s.35,36,37)
EKŞİ'nin eserinin 39. sayfasındaki,"Topraksız köylüye tapu" başlığının üzerindeki, "Yıllarca tartışılan 'Toprak Reformu' ilk semeresini 1975 yılında verdi.Başbakan Yardımcısı Alparslan TÜRKEŞ, Şanlıurfa'da topraksız bir köylüye verdiği tapu ile tarihte bir ilki gerçekleştiriyor" alt yazılı "TÜRKEŞ FOTOĞRAFI...", beni hayli düşündürdü.."Hüseyin SAVAŞ"ın "çalışması" olan "Şanlıurfalı Şehid Ülkücüler"in hayatının anlatıldığı, "Ahde Vefa" isimli eserini de hatırladım...
"IRKÇILIK-TURANCILIK DÂVÂSI"
Rasim EKŞİ, "Amerikan,İngiliz ve Fransız belgelerinde ALPARSLAN TÜRKEŞ" isimli bu eserinde,"resmî konseptin" deyişi ie(***) "Irkçılık-Turancılık Dâvâsı" mevzusunu, (39-124) sayfaları arasında ele alıyor.EKŞİ, "İsmet İNÖNÜ, Türk Milliyetçilerini yargılayan ilk Türk Devlet Başkanı olarak tarihe geçti. Birkaç yıl önce "Biz Türkçüyüz" diyen Başbakan Şükrü SARAÇOĞLU ile Türk Milleti'nin gönlünde taht kurmuş olan büyük asker Mareşal Fevzi ÇAKMAK'ın sessiz kalmış olmaları da hüzünlü birer hatıra olarak hafızalarda kaydedildi"(s.39) demekte ve yine "Türkiye'yi Amerikan güdümüne sokan anlaşmaların imzalamalarına da İsmet İNÖNÜ devrinde başlandığı bilinen bir gerçektir. Türkiye'nin Batı'ya teslimiyet zincirinin ilk halkası 12 Temmuz 1947 tarihli Türk-Amerikan anlaşmasıdır. "(s.40) vurgusunu yapmakta ve "ATATÜRK'ün ölümü ile bir müddet duran milliyetçi faaliyetlerin yeniden başladığını, Milliyetçi Gençliği'n yeniden filizlendiğini gören Millî Şef, ekibi ile birlikte harekete geçer. Sosyalist eğilimli gazeteler ve dergiler de durup dururken Türk Milliyetçilerine saldırılar başlatır"(s.40) demekte.EKŞİ;"Türkçülük acaba söylendiği gibi dışardan mı gelmiştir?Türkçüler Alman ajanı mıdır? Türkçüler faşist devletlerin Türkiye üzerinde hakimiyetine taraftar mıdırlar?Türk ırkçılığı Alman ırkçılığının kopyası mıdır?"(s.42) diye de sormakta...
"Çağdaş Türkçülüğün Dört Büyük Şahsiyeti; Ali SUAVİ, Süleyman Paşa, Ziya GÖKALP ve Rıza NUR" hakkında "mufassal/özet" bilgiler veren EKŞİ; "Çağdaş Türkçülüğün dört büyük şahsiyetinden hiçbiri, Alman kültüründen gıdalanmış kimseler değildir. Hiçbir millete aşırı sempatileri yoktur. Hepsin de Türk Milleti'nin üstünlüğü ve büyüklüğü düşüncesi hakimdir.Vicdanlı ve namuslu insanlar kabul ederler ki, bu dört büyük ölü sağ olup da memleketin başında bulunsalardı, herhalde 'Faşist Devletlere':'Buyurun! Bu ülke sizin olsun.Dilediğinizi yapın!" demezlerdi"(s43) şeklinde 'görüşü'nü ortaya koymakta.
EKŞİ; "...Demokrasi, Faşizm ve Sosyalizm(keza onun aşırı şekli olan Komünizm) fikirlerinden hiçbirisi Türklerden doğmamıştır. Acaba, bir Türk, demokrasiyi kabul ettiği zaman niçin 'İngilizci' sayılmıyor da; Faşizme taraftar olunca (!)'Almancı' olduğuna hükmolunuyor? Yabancı fikirleri benimsemek, o fikrin çıktığı milleti de benimsemekse, Türkiye'de aşağı yukarı 'Türk yok' demektir."(s.44) diye "düşünceleri"ni belirtiyor..."Bizim Ülkümüz, dâvâlarımız asırlık'tır, millî'dir" diyen EKŞİ; "Irkçı demek, kendi ırkının üstünlüğüne inanmış adam demektir. Böyle bir adam, nasıl olur da 'başka ırk'a ajanlık' edebilir? Bunu bir an düşünmek bile 'budalalık'tır"(s.44) demekte...EKŞİ; "Türk Milliyetçilerine büyük bir ders vermek isteyen Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ, İçişleri Bakanı Hilmi URAN'a,'Milliyetçi olarak tanınanların listesinin çıkarılması'emrini verir. Hazırlanan yaklaşık 500(beşyüz) kişilik listede, o günlerin tek partisi ola CHP'nin de önemli isimleri vardır.(CHP Genel Sekreteri Memduh Şevket ESENDAL dahil)Çaresiz listenin kısaltılmasına karar verilir. Hazırlanan uzun listeye rağmen sadece 57 kişi göz altına alınır."(s.54) açıklamalarını da yapmakta...
"Irkçılık ve Turancılık Tahribatı Yapanlar hakkında Hükûmet Tebliği"nden itibaren, "Türk Milliyetçisi olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı ile Türkçü olduğunu bağıran bir Başbakan; ATATÜRK'ün ölümünden sadece 6 yıl sonra Türkçüleri mahkûm etmek için harekete geçmiş olmasına rağmen; ciddî sıkıntı yaşamaktadırlar. Henüz ATATÜRK'ün tesiri ortadan kaldırılamamıştır. Türk Milliyetçisi olduğunu söyleyen kadrolar, ülkenin tek siyasî kuruluşu olan CHP'nin de içindedir."(s.56) 'vurgusu'nu yapan EKŞİ, "Ankara Vali'si Nevzat TANDOĞAN'ın, Milliyetçilerden bazılarını çağırıyor, sorguya çekiyor, tehdit ediyor, eski tanınmış Milliyetçilere ağır küfürler ediyordu. Böyle çağrılanlardan biri de Prof. rahmetli Remzi Oğuz ARIK'tı.Neler söylemişlerdi yüzüne karşı!...Cumhurbaşkanı İNÖNÜ'nün "19 Mayıs 1944 Konuşması" ile dönemin Millî Eğitim Bakanı Hasan Ali YÜCEL'in "konuşmaları"ndan, "Türk Milliyetçilerinin defterden silinmek istendiği anlaşılmaktadır."(s.57) 'tesbit'ini yapmakta.
Rasim EKŞİ; eserinin "Irkçılık-Turancılık Dâvâsı İddianamesi" bölümünde ise (59-96 sayfaları arası); Rahmetli Türkistanlı Büyük Tarihçi Ord.Prof.Zeki Velidî TOGAN'ın 'Türkiye'yi terk etme mevzûsu"nun "iç yüzünü/künhü"nü de(s.61) açıklamakta, bu "Savcılık İddianamesi"ne göre, "en ağır suçlananlar"ın ise "Prof.Zeki Velidi TOGAN, Hüseyin Nihal ATSIZ, Alparslan TÜRKEŞ ve Reha Oğuz TÜRKKAN" olduğunu belirtmekte; "iddianame"den açıklamalar yapmaktadır. EKŞİ, Rahmetli Hüseyin Nihal ATSIZ'ın daha o yıllarda(1944), "Milliyetçi Fikriyat'ın mensuplarına", "Türk Tarihi'ne 'bütüncül' bir açıdan bakabilmeyi ve 'sadece saltanat ve rejimler değişir' amma 'Türk Devleti', 'Büyük Türk Devleti' devam eder"s.71) 'görüşlerini' kabul ettirdiğini ifade eder. EKŞİ; "Savcılık İddianamesi"nde yer alan "sanıklar"ın "Portre"lerini de "hülaseten" açıklar ve eserinin "Irkçılık-Turancılık Dâvâsı" 'mevzu'lu bu "bölümü", "yargılanan 57 Türkçü'nün" isim listesi ile tamamlar...(s. 95,96)
"TÜRKEŞ YARGILANIYOR"
"Resmî anlayış"ın "Irkçılık-Turancılık Dâvâsı" diye "isimlendirdiği bu "dâvâ"nın "yargılamalar" safhası, neredeyse üç yıla yakın sürmüş ve "bütün sanıkların beraatine" kararı ile 31 Mart 1947 tarihinde sona ermişti", 'hatırlatması"nı yapan EKŞİ, rahmetli TÜRKEŞ'in "yargılanma" süreci hakkında da ayrıntılı bilgiler veriyor. "Sıkı bir sorgulamaya" maruz kalan rahmetli Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ, 'vatan hainliği' ile de 'suçlanmış'tı."...Bana da 'vatan hainliği'isnat edilmiştir. Bunu şiddetle redderim. Ben, yeryüzünde herşeyden çok milletimi ve vatanımı severim.Devletimin, büyüklerimin emirlerine, kanunlara daima itaatli ve kelimenin tam manasıyla milletsever, yurtsever bir Türk Subayı'yım"(s.98) şeklinde cevapladığını zikreden EKŞİ, yine "yargılama süreci'nde, rahmetli TÜRKEŞ'i, ATSIZ, TÜRKKAN ve TEVETOĞLU ile "ilk tanışmaları" hakkında yaptığı açıklamaları belirtmekte.(s.98, 106,107)
EKŞİ, eserinin "Turancıların 'Alman Taraftarlığı'Yalanı" başlıklı bölümde ise (s.109-114), "İkinci Cihan Harbi'nde, Almanların da Türkiye'yi 'İşgal Planı' olduğunu vurgulamakta(s.112) ve "Türk Milliyetçilerinin 'Alman Yanlısı' olduklarını ispatlayacak hiçbir belgenin olmadığını; "Türk Milliyetçilerinin tek suçlarının, Sovyet-Rusya'nın yenilmesini arzu etmiş olmalarıdır"."(s.113)demekte ve "Tarih ve Düşünce Dergisi"nin, aynı yıllarda "Almanlardan Rüşvet Alan 'Türk Gazeteciler' ve 'Önemli Kişiler'in isimlerinin yayınlandığını" zikrederek;" Zaten Türkiye'de her zaman 'Alman Yanlısı Basın olmuştur" gerçeğini de dile getirmekte.(s.113)
27 MAYIS 1960 DARBE SÜRECİNDE TÜRKEŞ
"Milliyetçi ve Ülkücü Yazar ve Gazeteci" diye tanımlayabileceğimiz Rasim EKŞİ, "Amerikan, İngiliz ve Fransız Belgelerinde ALPARSLAN TÜRKEŞ" ismini verdiği ve merhum TÜRKEŞ'in "hayatını ve mücadelesi"ni de hatırlattığı bu eserini "Üç Bölüm" hâlinde ele almıştı. "27 Mayıs 1960 Darbe Sürecindeki TÜRKEŞ" başlığı ile de isimlendirebileceğimiz bu bölümde; ki eserinin 125-186 sayfaları arasıdır."27 Mayıs Hareketi" diye tanımladığı "27 Mayıs 1960 Darbesi" hakkında açıklayıcı bilgiler veren EKŞİ;yine "CHP ve 27 MAYIS" bölümünde de "açıklayıcı" bilgiler vermektedir.(s.131, 184)
EKŞİ;eserinin "TÜRKEŞ İDAMLARA KARŞI İDİ" bölümünde ise Hindistan'ta sürgünde iken 'GÜRSEL'e ve bir arkadaşına yazdığı 'mektuplar'da, "idamlara karşı olduğuna "dair görüşlerini zikretmekte.(s.185-188)
"AMERİKAN-İNGİLİZ VE FRANSIZ BELGELERİNDE ALPARSLAN TÜRKEŞ"
Rasim EKŞİ'nin eserine de adını veren bu sayfadan(189) itibaren, "Türkiye'deki Amerikan/USA Varlığı" şeklinde de 'tesbit' edebileceğimiz "olgu"yu çok rahat hissedebiliyoruz. "Türkiye'deki Masonik Varlığı" da hatırlatan bu bölümde, "Amerikalıların "Millî" bildiğimiz ve hâlen tam metnini okuyamış ta olsak, kimilerinin "Önemli İşler Dairesi" diye tarif ettiği "Türk Emniyet Teşkilatı"nı "nasıl ele geçirdikleri" ve "ABD-Türk Emniyet Teşkilatı İlişkileri" hakkında "yoğun bilgiler"le karşılaşıyorsunuz. Yine "Yassıada Duruşmaları"nda, "gizli oturumlar"da, "ABD-Türk Emniyet Teşkilatı İlişkileri" hakkındaki ifadelere de 'geniş' yer verilmekte..Eserin bu kısımlarını okuduğunuzda, "bir nesli 12 Eylül Zindanlarına tıkan zihniyet"in,"Türk Emniyet Teşkilatı" içerindeki "kadroları"nı da 1950'li, 1960'lı yıllarda hazırladıklarını da anlıyorsunuz...(s.189,199,215)
Yine "Mufassal İstihbaratçılık Tarihimiz" diye de isimlendirebileceğimiz kısımlar ise (s.200,201,202) "mide bulandırıcı", "tiksindirici..."
Bu bölümde, "ATATÜRK'ün 'Son Osmanlı Padişahı Sultan Vahdeddin'e Yardım Edememenin Istırabı"nı yaşadığının dile getirildiği(s.212,213) sayfalarda ise çoğumuzun bilmediği "bir tarihî gerçek" dile getirilmiş.
EKŞİ'nin eserinin 244.sayfasına, "Türk Emniyet Teşkilatı'nın 'iç yüzü/künhü', 'gerçeği' anlatılmış...'Amerikan varlığı...Masonların varlığı..." diye yazmışım...
EKŞİ Türkiye'deki 'Amerikan Varlığı'nı, sadece "Türk Emniyet Teşkilatı" içinde hatırlatmamakta; bir başka büyük kurumumuz olan "TSK" içinde de, -Sadi KOÇAŞ'ın yazdıklarını zikrederek- "Amerikan Varlığı"nı hatırlatmakta..."Amerikalılara Göre Türk Ordusu'nun Yapısı" bölümünde "Türkiye'deki 'Amerika'nın Gerçek Yönünü " de zikretmekte..(s.245-248)
EKŞİ, eserinin "Albay Dickson Raporu" kısmında ise "...Bir CIA ajanının TÜRKEŞ'i 'ABD Karşıtı' görmesi doğal karşılanabilirnir. Fakat eğer bu rapor KGB tarafından hazırlanmış ise Sovyet Gizli Haberalma Teşkilatı'nın Alparslan TÜRKEŞ'i 'ABD Karşıtı' göstermesinde neyin hedeflenmiş olacağını anlamak oldukça zordur. Zira TÜRKEŞ, daha ziyade 'Sovyet Aleytarı' olarak tanınmış bir kişlidir"(249) demekte ve "Aralarında aşırı solcular, Liberaller ve Türk Milliyetçilerinin de bulunduğu 50 Türk Aydını, siyasetçisi, ABD Karşıtı gösterilerek, "nötralize" edilmeleri istenmiştir"(s.250) ve bu "50 Türk Aydını-Siyasetçisi"nin isim listesini ise yayınlamaktadır.(s.254, 255)
EKŞİ, eserinin "27 MAYIS ve İNGİLİZLER" başlıklı bölümünde ise rahmetli TÜRKEŞ'İN, "27 Mayıs 1960 sabahı ile Türk Milleti'nce tanınmaya başlandığı"nı; "Kıbrıs Millî Dâvası" na, kendisi de Kıbrıslı olan rahmetli TÜRKEŞ'in yaptığı katkıları, "bozduğu oyunları" açıklıyor.(s.261,268) EKŞİ'nin eserinin 269. sayfasına şunları yazmışım:İyi ki Rasim EKŞİ'nin bu eserinin tamamını okumuşum. Aslında Türkiye'mizde 'kimin ne düşündüğünü öğrenmek isteyen düşündürücü odakların ecnebî odaklar olduğunu da düşünüyorsunuz.Ve Rahmetli TÜRKEŞ'in 'gözünü Kıbrıs'tan ayırmadığını..."
EKŞİ'nin eserinin "GÜRSEL ve TÜRKEŞ'in Faaliyetleri" bölümünde dile getirilen; rahmetli TÜRKEŞ'in "27 Mayıs 1960 darbe Süreci"nde, "Amerikalılardan 'malî talep'de bulunduğu(100 milyon lira) bu kısımlar, aslında "Türkiye Medyası'nda " da az-çok "tartışıldı...""TSK'nın reorganizasyonu" namına yapılan bu "taleb", "Türkeş Düşmanlığı" ile de bilinen "Anadolu VAKİT" gazetesinde;"ABD'den darbecilere ödül:50 Milyon"(****) ver "Darbeci, ABD'den Dilenmiş"(*****) dile getirilmişti.
EKŞİ, rahmetli TÜRKEŞ'in "siyasete gireceği öngörüsünü" yapan "İngiliz Diplomat" ait belgeyi zikrettikten sonra;(s.279,280) yine "İngiliz Bakışıyla", rahmetli TÜRKEŞ ve arkadaşlarının tasfiyesi,"14'ler vakıası" ve "13 Kasım 1960 Talat Aydemir Darbe Teşebbü
sü" hakkında tafsilatlı bilgiler vermekte,tabii "belgelere" dayanarak, '27 Mayıs 1960 sonrası süreç' özetleniyor.(s.281-286)EKŞİ, "14'ler Vakıası" ile 'Hindistan'a sürgün edilen rahmetli TÜRKEŞ'in, "İngliz Takibi"nden kurtulmadığını vurgulayarak; "İngilizlerin Ankara'daki Büyükelçilerine yazdığı 'rapor'dan" bahsetmekte.(s.293,294,295) Ve bu "İngiliz Raporu"nda, rahmetli TÜRKEŞ'in "Ülkeyi Seküler bir Sosyalizme götürecek yeni bir tip lidere ihtiyaç ile kendi idealinin bir Lasky tipi Sosyalizm olduğunu söylemesi...Belki de "İngiliz sallamaları...."dedirtiyor!
Rasim EKŞİ, yine eserinde Alparslan TÜRKEŞ ve arkadaşlarının(14'lerin) faaliyetlerini en yakından takip eden ülkenin İNGİLTERE olduğu vurgusu ile "Cezayir Kurtuluş Hareketi"ne verdiği 'destek' sonrası 'takildığı' 'Fransız takibi'ne dair 'rapor'a da yer veriyor.
Ne kadar da "millî'ciler, İslamî ve insanî şuur sahipleri "ecnebî takiplere takılmış" dedirten bölüm...Ve rahmetli TÜRKEŞ hakkında, "hem Nazi, hem Komünist, hem deTürk Milliyetçisi" olduğunu yazan "İngiliz raporları..." EKŞİ ise "Zira bir insanın hem Nazi, hem Komünist ve hem de Türk Milliyetçisi olması düşünülemez. Dinin yani İslamiyet'in reforma edilmesi mümkün değildir. Reforme edilmiş İslam, İslam olmaktan çıkmıştır."(s.300) şeklinde "görüşleri"ni dile getirmekte.
EKŞİ; eserinin "Talat AYDEMİR, TÜRKEŞ'in Adamı mı?" başlıklı kısmında ise yine "İngiliz Diplomatlar'ın hazırlayıp Londra'ya gönderdikleri 14. Ağustos. 1962 tarihli 'rapor'da, "darbe meraklısı Albay Talat AYDEMİR'in 'Türkeş'in adamı' olup-olmadığı irdelemesinin yapıldığını ve "ciddÎ bir delil" bulamadıklarını, 'Ordu'dan atılan Genç Subaylar'ın 14'lere yani TÜRKEŞ'e yakın olduklarını işaret ediliyor" 'tesbit'ine yer verilmiş.(s.303)
Rahmetli TÜRKEŞ'in "Cezayir Milliyetçilerine Desteği"; çoğumuzun, hele de "Türkeş Düşmanları"nın hiç de hatırlamak istemeyeceği kısımlar olsa gerek! EKŞİ, "DP'nin bile uzun yıllar 'Batı endeskli dış politika' takip ettiğini; "dış politika"da 'Batıcılığın', İkinci Cihan Harbi sonrası İNÖNÜ devrinde başladığını ve 1955'den sonra "dönüm noktası"na geldiği 'tesbit'ini yapmakta.Ve tabii yine çoğumuzun "çok az bildiği" bu "gerçekler"in yanısıra, 27 Mayıs 1960 darbesi sonrası oluşan "Askerî Yönetim'in, rahmetli TÜRKEŞ'in de katkıları ile "Millî Dış Politika' izleyerek; NATO ülkesi olmamıza rağmen,Fransa'ya karşı 'Cezayir Milliyetçileri'nin safında yer tutması...(s.311-314)
"EKLER"
Rasim EKŞİ, bahse konu eserinin "Ekler" bölümünde-ki 315-434 sayfaları arası-ise "Üç Dönem"e ait "belgelere yer vermekte.Birinci Dönem diyebileceğimiz, resmen "Irkçılık-Turancılık Dâvâsı" diye isimlendirilen "dâvâ"ya ait belgeler:Dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ'nün "19 Mayıs 1944 Konuşması"; dönemin Başbakanı Şükrü SARAÇOĞLU'nun yine aynı tarihteki konuşması ve dönemin Millî Eğitim Bakanı Hasan Ali YÜCEL'in, 19 Mayıs 1944 Yılında yaptığı Millî Bayramızı açış konuşması ile CHP Genel Sekreteri Memduh Şevket ESENDAL'ın CHP teşkilatlarına gönderdiği tamimin "tam metinleri..."
Bir Cumhurbaşkanı'nın ağzından, hem de "Millî bir bayram günü"nde, yaptığı konuşmada, "Milliyetçi Türkiye" demesi, "Türk Milliyetçisiyiz" demesi,ne kadar da "hoş "geliyor. Kırk yaşına aşan nesillerimizin "bir Cumhurbakanı"nın ağzından "hiç duyamadığı" kelime ve cümleler bunlar! Ancak, "Türk Milliyetçilerini ilk yargılayan Devlet Başkanı" da olan İsmet İNÖNÜ, bahse konu "konuşmasın"da, "Turancılar...Turancılık fikri....Irkçılar..." diyerek, "Türk Milliyetçilerine de taarruzdan geri kalmamakta."En ağır olarak suçladığı" paragraflar ise sondan bir önceki...(s.321)
Ve "İngiliz Papen"in 'raporları.."Sağlık raporları" değil elbette, "istihbarî raporlar..."(s.331-382)
EKŞİ'nin eserinin "EKLER""kısmının en dikkat çekici "mevzu"lar ise "Türkeş'in 'Balkanları İlhak Edelim" ile "Sovyet Gazetesi'den Alparslan TÜRKEŞ'e Övgü" başlıklı kısımlar..
Rahmetli TÜRKEŞ'in "Türk Siyaseti"nde bir yıldız gibi parlamasının tarihini 1944 değil, 1939 yılı olduğu 'tesbit'inin yapılması...Daha 22 yaşında asker/Teğmen iken, Cumhurbaşkanı İNÖNÜ'ye yazdığı mektup...Daha o yaşlarda bile "yaşadığı Dünya'yı Türk'çe" yorumlayabilme kapasitesi...EKŞİ, bu mektubu genişçe zikrediyor..(s.391-396)
Ve "Glasnot(Açıklık)" ve "Perestiyoka(Yeniden Yapılandırma) süeci sonrası dağılan "Kızıl İmparatorluğu"n "Pravda'"sının, rahmetli TÜRKEŞ ile yaptığı röportaj..."Şimdi bundan sonra Alparslan TÜRKEŞ kim? Faşist mi? Hem de Sovyetler Birliği'nin düşmanı mı? Düşman da, faşist demek doğru değil...."Bizim partimiz,Türk Milliyetçilerinin partisidir. Bizim varlık sebebimiz, insanlarımızın geleceğini teminat altına almaktır..."İslam'la Milliyetçilik birbirine zıttır diyenler, bunu bilmedikleri için söylüyorlar...Bizim dinimiz milliyetçiliğe değil, ırkçılığa karşıdır. Ulu Peygamberimiz bir Hadis'in de şöyle buyurmuştur;"İnsan kendi milletini sevmekle suçlanamaz"...İnsanlık tarihi boyunca milliyetçilik olmuştur...Milliyetçilik, dünün de, yarının da ideolojisidir...Bizim milliyetçiliğimiz halkımız sevmemizden, halkımıza değer vermemizden ortaya çıkmıştır...Biz şuna inanıyorduk: Marksist ideoloji başımıza gelse, Türk Milleti dünya üzerinde kalmaz. Ve Türk Milleti'nin, Devleti'nin yaşaması için Marksit İdeoloji'ye karşı çıktık....Faşizme biz de karşıyız. Biz anti-demokratik bütün ideolojilere karşıyız...Hiçbir zaman bizim Bozkurtlar kan dökülmesini istemedik.Komünistlerle hiçbir zaman silahlı mücadeleye girmek istemedik......Onlar bizi öldürdü..Bu insanları solcu militanlar öldürdü..."
1991'de "Pravda" gazetesinin yaptığı bu röportajda, "Komsoloskaya PRAVDA" gazetesi muhabirinin;-"Ermenistan-Azerbaycan olaylarına bakışınız!" sualini ise rahmetli TÜRKEŞ, şöyle cevaplıyor:" ....Kan dökülmesini durdurmak lazım.Azerî Türkleri ile Ermenilerin dost olarak yaşaması lazım. İyi komşuluk ilişkileri içinde yaşamalarını diliyorum...Avrupa ve Amerika'daki bazı gruplar,Ermeni-Azerî çatışmasının olması için, Ermenileri kışkırtıyor..Bu olayları 'Sovyetler Birliği'nin dağılmasını isteyen çevreler kışkırtıyor...Kimsenin toprağını kimse zorla alamaz...Ermeniler unutmasınlar ki, 3 taraftan onların komşuları Türk.Türklerle birarada yaşayacaklar..Dostluk sağlamaya çalışmaları lazım..." Ve "geleceğe" dair önemli açaıklamaları..."(s.423-428)
Rasim EKŞİ'nin eserinin "Ekler" kısmı da," Kırım Türklerinin Mektupları" ile bitiyor...Eserinin sayfaları arasına yerleştirdiği, "çok az bilinen fotoğralar" ve eserinin sonundaki "ecnebî belgeleri", eseri daha da "kıymetli "kılıyor..
Her Türk Milliyetçisinin,her Ülkücünün, hele de yaşları 20-30 arasında olan Milliyetçi-Ülkücü Türk Gençlerinin mutlaka okuması gereken bir eser...
Türk Milliyetçiliği Fikir Hareketi'ni, Ülkücü Hareket'i,'Batı menşeili',"gayr-i millî" veya "U.S.A.'ci" göstermek isteyenlere verilen en güzel cevab...
Dip Notlar:
(*):Rasim EKŞİ, "Amerikan, İngiliz ve Fransız Belgelerinde ALPARSLAN TÜRKEŞ", Bilgeoğuz Yayınları, İkinci Basım, Mart 2007
(**):Yeniçağ Gazetesi, Röportaj, 04.Nisan.2007
(***)Y:eniçağ TV, 04.Nisan.2002,Açık Açık Programı
(****): (Zikreden) Anadolu'da VAKİT Gazetesi,Ardan ZENTÜRK'ün Star'daki Yazısı(ABD'den darbecilere ödül:50 Milyon", 28. Mayıs 2007
(*****):(Zikreden )A.VAKİT Gazetesi,, Nur BATUR'un Sabah'taki Yazısı,"Darbeci, ABD'den dilenmiş", 18.Haziran.2007
18.Ekim.2009
İsmet GÜLTEKİN
ismet_gultekin@mynet.com veya metgultekin@hotmail.com