14 Aralık 2019 Cumartesi

TERME'DE BATIK-GÖMÜLÜ ŞEHİR

                   TERME’DE BATIK-GÖMÜLÜ ŞEHİR




      “- Allah(c.c.), ‘Amazonları’ yerin dibine batırmıştı…Yaşadıkları şehri, “gömülü şehir”e, “batık şehir”e dönüştürmüştü…’Amazonlar’, âdeta ‘helâk edilen kavimler’den olmuştu…”

      Evet, Türkiye’miz umumiyetinde olduğu üzre; bilhassa ‘Samsun Vilâyeti” ve “Terme İlçesi”nde, “Amazonları”, “Yunan Medeniyeti” kaynaklarına, “Yunan Mitolojisi” kaynaklarına, “Tarihin Babası” dedikleri, “Yunan Tarihçileri” kaynaklarına dayanarak ‘mahallî ve millî gündem”e, hattâ “milletlerarası gündeme” getirmeye çalışan “zihniyet sahipleri”, böyle demeye de getiriyorlar…

“Amazonlar” mes’elesinde yegâne delilleri, mezkûr tür kitaplar, eserler, kaynaklar…

Haklılar…

“Millî Medeniyet” de olan “Yunan Medeniyeti”, rahmetli Şemseddin Samileri, rahmetli Bediüzzaman Said NURSÎleri bile etkilemişti.

Merhum Bediüzzaman bile “Risale-i Nur Külliyatı”nda, “Amazonları” temsil göstermişti.

Velâkin “Amazonların Başşehri Terme” dedikleri diyârda, bir tek “maddî delilleri”, en ufak bir “maddî bulgular”ı, “arkeolojik bulgular”ı ise  hâlâ yohtur…

“Bir Amazon kemik parçası” bile yohtur…

“Delilleri” sadece ve sadece ağırlıklı olarak “Yunan Medeniyeti”ne ait ‘yazılı eserler’dir, ‘nazariyattır’, ‘teorik’tir…

Kaldı ki, son senelerde “Amazonlar”ın mahallî-millî-milletlerarası gündeme getiriliş ‘niyet’ ve ‘gaye’leri de, “çok boyutlu ve çok faktörlü” bir hâl de almıştır…

“Yunanlılar”dan “İngilizler”e; “Amerikalılar”dan “Kızıl Moskof”a ve “Masonlar”a kadar, “çok etkenler” de devreye girmiştir…

TERME’DE BATIK-GÖMÜLÜ ŞEHİR

“Amazonizm İdeolojisi”nde “son durum” böyle olsa da; mes’eleyi yakînen takip edenler açısından; “gözden kaçırdığımız” bir ‘reel durum’ da mevcuttur. O da şudur: “İlahiyatçısı”ndan “Tarihçi”sine kadar, “Amazonizm İdeolojisi”ne âdeta “alet olanlar”ın kitaplarında, eserlerinde yazdıkları bir “realite:”

“-Allah(c.c.) ‘Amazonları’ yerin dibine batırmıştı…Yaşadıkları şehri, “gömülü şehre”, “batık şehre” dönüştürmüştü…’Amazonlar’, âdeta “helâk edilen kavimlerden olmuştu…”

Ve “Terme’de, böylece “batık şehir”, “gömülü şehir” oluşmuştu…” izahatlarını  ise  “gözden kaçırıyoruz…”

“Gözden kaçırıyoruz”, çünkü “Türk Medeniyeti”nin, “Türk Mitolojisi”nin, “Türk Tarihi”nin fikir-düşünce kaynaklarından beslenilmiyor…

Çünkü, geçenlerde yazdığımız “İtalya’daki Terme”(1) araştırma yazımızdan da anlaşılacağı üzre; meselâ, “Millî Medeniyet”lerden “Roma Medeniyeti”, “Terme”ye, “Terme” diyordu ve öyle “Amazonlar”dan hiç mi hiç bahsetmiyordu…

Velâkin, mevcut ‘realite’ böyle de olsa; “Amazonlar’ın helâk edilen kavimlerden olması; Yaradan tarafından yerin dibine batırılmaları; yaşadıkları şehrin, “batık-gömülü şehre” dönüştürülmüş olmaları; “Amazonlar”ın mahallî-millî-milletlerarası gündeme getirilişindeki “fecaati” de, “facia”yı da düşünmemizi elzemleştiriyor.

Öyle ya; “Çağdaş Paganist”cesine, muhtelif sebeplerden; “helâk edilmiş bir kavmi”, binlerce sene sonra “gündem”e getirmek de ne demek oluyordu ki?

                        “GÖMÜLÜ ŞEHİR SİMENİTA”

“-Azıtmışlar, yoldan çıkmışlar, ahlakî değerlerini çiğnemişler, erkeklerine büyük zulümler yapmışlar,fakiri, fukarayı ezmişler,garibi,kimsesizi gözetmemişler, doğruyu bâtıl, bâtılı hak bellemişler; toprak bu azgın milletin ağır günahlarını üstünde taşıyamamış olacak ki, gecenin birinde insanlarıyla birlikte yerine dibine çökmüş,bütün şehirdeki insanlar, su ile boğulmuş…”(2)

“Terme’nin Göller Bölgesi” denilen “Simenit Gölü, Akgöl ve Silindir Gölü” diyârında, bilhassa “Simenit Gölü” üzerinde, “Simenita” isimli “Kraliçe” yönetiminde yaşayan ‘Amazonlar’, âdeta “İkinci Nuh Tufanı”nı çağrıştırırcasına, “sular altında” kalarak; yerin dinine batırılmıştı.

Çünkü, “azmayın, azıtmayın, Tanrı’yı dinleyin” emirlerine isyan edilmiş, “çok daha fazla azıtmışlardı…”(3)

“Simenit Kenti…” “Simenit Şehri…”

“Simenite kenti yerin dibine batıp, üstü sularla dolunca, yerinde bugünkü Simenit Gölü oluşmuş…”

“Gömülü şehri”n üstündeki Simenit Gölü…Altı kendi başına bir tarih, bir hazine imiş…Simenita adında bir ‘Ulu Şehir…’ “Simenita isimli bir Kraliçe’nin yönettiği şehir…”(4)

Günümüzde, yüzlerce “kuş türleri”nin barınma ve çoğalma alanı da olan, su kanallarının da olduğu, tabaiat güzelliğinin de doruklarda olduğu, zaman zaman su taşıtları ile gezilerin yapıldığı, zaman zaman da, su kanallarına atılan atıklar ve tarım arazilerinin ilaçlanması ile su kirliliklerinin ve zehirlenmelerin olduğu “Terme’nin İncisi”, hattâ “Karadeniz’in İncisi” de denilen “Terme Gölyazı Mahallesi”, “Terme Göller Yöresi…”(5)

“İçerisinde Tarihî Kalıntılar Bulunan Simenit Gölü Keşfedilmeyi Bekliyor”(6) da denildiği üzre; “Simenit Gölü’nün altında yerleşim yeri olabileceği kalıntılar”dan ve “rivayetlere göre burada batık şehir…Derinliği 1,5-2 metre derinlikte olup, “lığ” denilen çamurla kaplı, yer yer derin bölümleri de olan ; gölün doğu kısımı sazlıklarla kaplı, gölün içerisinde ağaçlarla kaplı bir de ada bulunmakta…Akgöl ise daha derin göl…”(7) malumatları…

             2005’LERDE ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR

2005’lerde mahallî-millî ve belki de milletlerarası gündeme gelen; “Samsun’da Batık Şehir”(8) haberleri:”- Balıkçı Özcan SANCAK’ın Samsun Valiliğine bir dilekçe ile başvurusu…”Batı Park Sahili”ndeki “Kayıp Limanı”; “Terme Göller Bölgesi”ndeki “Kayıp Antik Kenti”  “gördüğü” sözleri…

“Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi”nden gelen “dalgıç arkeologları”n tahkikleri…

Velâkin “bir Amazon kemiği”nin bile bulunamayışı…

Ve yine dönemin “Belediye Başkanları”nın da, “Geleceğin Simenit Gölü Projeleri” ve “Simülatif Görüntüleri…”(9)

Ve yine “Amazonların Varlığına İman Etmiş” bir başka dönemin “Terme Belediye Başkanı”nın, “Samsun’da Batık Şehir” hakkındaki açıklamaları…(10)

GELECEKTE TERME ŞEHRİ, BATIK-GÖMÜLÜ ŞEHİR OLUR MU?

“İlim Adamları”, neredeyse “Terme Tarihi”nde, her sene “sel felâketi” meydana geldiğinden de bahsedecekler…

“Amazonları” mahallî-millî –mlilletlerarası gündeme getirenler ise; mesnet gösterdikleri kitaplara, eserlere, kaynaklara göre, “Terme Gölyazı Mahallesi”ndeki, “Terme Göller Yöresi”ndeki, bilhassa “Amazonların Yaşadığı” “Simenita Şehri”ndeki, “Simenit Gölü”nün oluşumunu böyle izah ediyorlar:

Âdeta “İkinci Nuh Tufanı” gibi, “Sel Felâketi” ile…

Ve “Amazonların Varlığına İman Edercesine” de, “- Allah(c.c.), ‘Amazonları’ yerin dibine batırdı. Yaşadıkları şehri batık şehre, gömülü şehre dönüştürdü. ‘Amazonlar’, âdeta “helâk edilen kavimler”den oldular…” diye de yazıp-çiziyorlar…

Ve “sebepler”ini  de sıralıyorlar…

İmtihanlar ,“Tufandan Önce…”

“Gelecekte Terme Şehri, Batık-Gömülü Şehir Olur mu?”

Allah(c.c.) bilir…

Terme, 14 Aralık 2019
İsmet GÜLTEKİN
Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci

Dip Notlar:
(1): İsmet GÜLTEKİN, “İtalya’daki Terme”, facebook/igltk ve Terme Birlik MEFKÛRE(blog)
(2): Rahmi ÖZEN, “Depreli Hasan” Romanı,”Terme’nin İlk Romanı”,s. 2 ile  “Canikler’e Bakan Gömülü Şehir-9” Bölümü(s.119-125)’deki s.122,123 ve 124,Kültür Bakanlığı Yayınları,2001-Ankara
(3): Rahmi ÖZEN, “Amazonika”,Terme Birlik MEFKÛRE-Birlik Olmadan, Dirlik Olmaz-,Tefrika edilen kısımlardan, s.21,s. 22, 15 Eylül 2001
(4): Rahmi ÖZEN, “Depreli Hasan”, adı geçen eser, “Simenit Kenti”, s.122
(5): “Terme’nin İncisi Simenit Gölü’nün Doğal Güzelliği Mercek Altında”,m.haberler.com,9.01.2014 ve “İçerisinde Tarihî kalıntılar Bulunan Simenit Gölü Keşfedilmeyi Bekliyor”, www.haberler.com, 21.08.2012

(7): samsun.ktb.gov.tr,(Neredeyim:Gezilecek Yerler-Terme)
(8): “Samsun’da Batık Şehir”,samsunlife.net,2015
(9): “Terme Akgöl ve Simenit Gölü Projesi”,”Turizm Diyârı Samsun”, Osman GENÇ Paylaşımı, www.gazetearena.com,10 Aralık 2018

(10): “Samsun Amazonlarının Vatanındaki Batık Şehir”,www.haberler.com,2014,(dailymation),(DHA),4 dakika 26 saniye(video)

1 Aralık 2019 Pazar

"RÜZGÂRI DİZGİNLEYEN ÇOCUK"(*)LAR: ÂDETA "MÜSTEMLEKE/SÖMÜRGE ALTINDA"Kİ ÇOCUKLARIN, BAŞARI HİKÂYELERİ...

“RÜZGÂRI DİZGİNLEYEN ÇOCUK”(*)LAR:
 ÂDETA “MÜSTEMLEKE/SÖMÜRGE” ALTINDAKİ ÇOCUKLARIN,  BAŞARI HİKÂYELERİ…


“Samsun Eğitim Dergisi”nin en son sayısını, “PDF”den de olsa, alakalı “web site adresi”nden “yükleyerek” tahkik ettim.

Sadece “iki not” aldım: Bir, “Rüzgârı Dizginleyen Çocuk” ‘sinema filmi” ile  iki ; bir tür “kendini ifâde etme şekli uygulaması”, “Voki” uygulamasını…

Henüz “Naim” ‘sinema filmi’ni seyredemedim amma; “Rüzgârı Dizginleyen Çocuk” ‘sinema filmi’ni seyrettim.

Hem de ,neredeyse “% 100 Dijitalleşmiş Türkiye Gerçeği”nde…

Hem de, çok rahat bir şekilde…

“Bir saat elli dört dakika yirmi saniye” süren bir “Maarif Sistemi” ile “Eğitim Sistemi” ile alakalı ‘sinema filmi…”

Neredeyse,“Hint Öğretmen Sinema Filmleri”ni “çatlatacak” kertede…

“Nostalji” diye de “hor görülen”; kendi “mazinizi de dirilten film kareleri”, çokca sayıda…


Sizi bilmem amma; ben, çok sayıda ‘Mısır çapaladım, topladım, alaf yaptım, serentilere yükledim, kötekler gördüm…”

“Kötek” nedir?”, gayet iyi bilirim.

Günümüzde “her doğan bebek, ayrı bir nesil” deniliyor ya; öyle de olsa;aslında, benim neslim de “çok şanslı” nesildi.

“MÜSTEMLEKE/SÖMÜRGE ALTINDAKİ ÇOCUKLAR”IN BAŞARI HİKÂYELERİ

“Rüzgârı Dizginleyen Çocuk”lar; sadece “Yağmur Duâsı” ile sadece “kavlî duâ” ile yetinmeyen; “Elektrikli Yel Değirmenleri” ile “Rüzgârı Dizginleyen”; “fiilî duâ”lar da yapan; âdeta “müstemleke/sömürge” altındaki çocukların başarı hikâyelerinin  de “sinema filmi…”


Açlık, kıtlık, yoksulluk,cehalet, mısır’dan geçinmek hattâ “bir öğün yemek yeme” durumunda kalıp, ailece “o bir öğün, akşam öğünü mü olsun, sabah öğünümü olsun?” kertesindeki bir hayatı yaşamak…

“Hükûmetler”in de, bütün bunlara rağmen; ‘palyatif/geçici önlemler”le, “gıda yardımı” yapmaları, baskıları, muhalif olanları susturmaları…”Millî Birlik Partisi”nin susturuluşu…

“Demokrasi aleytarlığı”nın çağrıştırıcı ifâdeler:”- Demokrasi, ithal edilen Manyok(!) gibidir..”

Bütün bunlara rağmen; tamamiyle “analitik zihniyetli” bir “okul”da, gayet ciddî ve disiplinli eğitim-öğretim gören çocuklar…

“Şehir Kütüphaneleri”ne alaka duyan ve yaşadıkları ‘sosyal mes’elelere çare” olabilecek ‘merak’lar, ‘iştiyâk’lar, ‘cehd’ler, ‘gayret’ler içerindeki “siyah ırk’ın çocukları…”

“Aile bütünlüğü”nün rağmenlere rağmen muhafaza edildiği, “anne-babalar”ın, “ebeveynler”in mes’uliyetlerinin şuurunda olduğu ile dopdolu ‘film kareleri…”

NETİCE:

“Rüzgârı Dizginleyen Çocuk” ‘sinema filmi’,“kendi topraklarında mankurtlaşma”dan, “mankurtlaştırılma”dan yaşama iradesi sergileyen ve onca menfî şartlara rağmen; doğup-büyüdükleri “vatan topraklarını ihyâ” edenlerin de hikâyesi…

Esasında “hikâye” de dememek lazım; “yaşanmış bir hayat”,bir “sergüzeşt-i hayat/hayat serencamı” adeta…

“Kökü mazide âti ” olanların, tabiri caizse “kıssası…”

Bütün “Maarif Camiâsı”na, bütün “Eğitim Camiâsı”na, seyretmeleri için, hararetle tavsiye edebileceğim bir “Sinema Filmi…”

Terme, 01 Aralık 2019
İsmet GÜLTEKİN
Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci


(*): “Rüzgârı Dizginleyen Çocuk”, sinema filmi, aynı isimli bir “kitab”ın da sinemaya aktarılışı…

"SABETAYİST" KADİR MISIROĞLU...

İŞTE "KARADENİZLİ 'ÜSTAD TARİHÇİ' KADİR MISIROĞLU'NUN İÇYÜZÜ"
*"HOLİSTİC" BAKIŞ AÇISI ile...
* "ANADOLU ÇOCUKLARI"NI ALDATAN LARIN ve KANDIRANLARIN CANLARI, CEHENNEMİN GAYYASINA
* SABETAYİST KADİR MISIROĞLU…
"SABETAYİST AİLENİN DAMADI,İNGİLİZ ve YUNAN MUHABBET KADİR MISIROĞLU'NUN ARDINDAN"(*)

"1979-1980 öğretim döneminde ortaokul son sınıftaydım, Milli Türk Talebe Birliği’ne gidiyordum ve orada elime tutuşturulan “Lozan Zafer mi, Hezimet mi?” kitabını okumuştum.
Sonra bir başka kitabını “İstiklal Savaşında Sarıklı Mücahitler”i okudum ve bunu diğerleri takip etti. Bu seriyi, Mustafa Müftüoüğlu’nun “Yalan Söyleyen Tarih Utansın”la tamamladık.
Bu kısır döngüden kurtulmam yıllarımı aldı.
Nihayet “İngiliz İslamcılığı”nın müdafisi Kadir Mısıroğlu her canlı gibi öldü. “Hurufiler”, ölümünün Ramazan ayına denk gelmesinin kutsiyetinden dem vuruyor!. Allah bilir.
Kadir Mısıroğlu Kimdir?
Nerede doğdu, nerede okudu zaten biliniyor.
Kendi sitesinden hayat hikâyesini okursanız nasıl bir “kutsiyet” inşa etmeye çalıştığını görürsünüz: “1933 yılı Ramazan-ı Şerifi’nin yirmiyedisinde yani “Kadir Gecesi” seher vakti Dünya’ya gelmişim.
O saat mahallemizin Câmii Şerifinde âdet üzere “Seher Mukabelesi” okunuyormuş.

Bu mukalebeyi takib etmekte olan babamın kulağına o anda müjdeyi fısıldamışlar ki, tam “Sûre-i Kadir”okunuyormuş. Bu sebeple ismimin “Kadir” olarak konulmasını gönlünden geçirmiş.”
Adam bu işin uzmanı “subliminal mesaj” veya “bilinçaltı mesaj” vermekte çok mahir.
En mümeyyiz vasfı Cumhuriyet düşmanlığı. Ektiği tohumlar başak verdiğinden maalesef günümüzde Yunan İşgalini, Milli Mücadele’ye tercih edenlerin sayısı hiç de az değil.
En kötüsü düşünme melekelerini dumura uğratan enformatik dezenformasyonun İngiliz kaynaklı olduğunu bilmemeleri.

Çünkü akıl hocaları Kadir Mısıroğlu’nun 7 Eylül 1983 tarih ve 18158 numaralı kararla birlikte Türk Vatandaşlığı’ndan çıkarıldığında, İngiltere’den siyasi iltica talep etmesinden haberdar değiller.
Nasıl İngiliz vatandaşı oldu?
Britanya’ya (İngiltere) sığınmasını ballandıra ballandıra anlatır.
“…12 Eylül 1980 İhtilâli oldu ve 13 Ekim 1980 tarihinde bütün merkez Umûmî Heyeti hakkında tevkif kararı verildi.
Bunun üzerine hakkımda daha evvel açılmış olan davaların, MSP davasıyla birleşmesinden doğacak psikolojik ağırlıktan kurtulmak isteyen bazı arkadaşlarımızın ısrarı sebebiyle yurtdışına çıktım, Almanya’da ikâmet hakkım olduğundan Frankfurt’a yerleştim.

Böylece vatan-ı azizimden ayrıldığım zaman, arkada otuzdan fazla ağır cezalık dava bırakmış durumdaydım. Bilâhere çoluk çocuğumu yanıma getirttim.
Almanların benden gayrısına oturma müsâdesi vermemesi üzerine, hep birlikte İngiltere’ye geçtik.
Gurbete hazır değildim. Mâlî imkânlarım mahduddu. Bu sebeble gâyet sıkıntılı bir gurbet çilesi içinde boğuşurken 1983 yılı başlarında gazete, radyo ve televizyon anonslarıyla yurda dönmeye dâvet olundum.
Dâvete icabet etmediğimden bilâhere Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı‘ndan tard edildim.
Bu sebeple İngiltere’den siyasî iltica hakkı istedim. Bunun için 7 Eylül 1983 tarih ve 18158 numaralı kararın yayınlandığı Resmî Gazete’yi göstermem kâfî geldi.
Daha sonra ecdaddan kalma gayri menkullerim hazinece haraç – mezat sattırıldı. Bu yetmiyormuş gibi 1984 yılında da kitap depomuz yaktırılarak iktisaden çökertilmem için elden geleni yaptılar.
1991 Yılında çıkarılan Terör Kanunu” ile TCK.ndan mâhud 163.madde çıkarılınca aziz vatana avdet edebildim.”
Şimdi sormazlar mı?
Lozan'da Türkiye'yi en çok zorlayan İngiltere, nasıl oldu da “Lozan zafer değil hezimettir” diye kitap yazan Mısıroğlu'na siyasi iltica verdi!
Yoksa İstiklal Savaşı belgelerinde geçtiği gibi eşi Aynur Aydınarslan’ın babasının İngiliz casusu olmasının bunda bir etkisi var mıdır?

“Yunan Mezalimi” diye kitap yazdı, yıllar sonra “Yunan aşığı”(!) oldu!
Onlarca kitaba imza attı. “Moskof Mezalimi”, “Ermeni Mezalimi” ve hatta “Yunan Mezâlimi" -Türk’ün Siyah Kitabı- gibi kitaplarını yayınladı.
Ama “İngiliz mezalimi”ni yazmak nedense aklına gelmedi?
Kaderin cilvesine bakın ki “Yunan Mezalimi” kitabını yazan Kadir Mısıroğlu, yıllar sonra bir video konuşmasında;
“Beni tefe koyarlar ama keşke Yunan galip gelseydi.
Ne hilafet yıkılırdı.
Ne şeriat yıkılırdı.
Ne medreseler lağvedilirdi.
Ne hocalar asılırdı.
Hiç biri olmazdı” ifadelerini kullanmış ve bu sözleri sarfetmesi sonucu “Yunan aşığı” ilan edildi.
Kadir Mısıroğlu’nun eşi Aynur (Aydınarslan) Mısıroğlu Sabetayist / Avdeti / Dönme bir ailenin kızı…
Aynur Mısıroğlu, 1937 yılında Çengelköy’de doğup Beşiktaş’ta büyümüş.

“Abbasağa’da Çeşme Sokağı vardı orada otururduk. Ben ilk orta ve liseyi Beşiktaş’ta okudum” diyen Mısıroğlu, asker bir ailenin çocuğu olarak Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı ve sıkı CHP’li bir ailede yetişir.
Evlerine Cumhuriyet gazetesinden başka gazete girmediğinden ve ailesinin erkeklerinin asker olduğundan söz eder. Babası Topcu Albay Vasıf Aydın Aslan’dır.
İstanbul’un İngiliz işgalinde olduğu süreçte 1920-1921’de Karaağaç Ambarı'ndan silah ve mühimmat malzemesi çalındığında Karaağaç Anbarı'nda görevli Topçu Yzb. Vasıf Efendi hakkında istihbarat çalışması yapılmıştır. Topçu Yzb. Vasıf Efendi bazı kaynaklarda “İngiliz Casusu” olarak geçer.
Balkan savaşları sırasında Makedonya’yı kaybeden Osmanlı Devleti, 8 Kasım 1912 günü Selanik’i de Yunan kuvvetlerine terk etmek zorunda kalınca, Topçu Yüzbaşı Vasıf Efendi ve ailesi İstanbul’a taşınır.
Ancak ailenin tam olarak Selanik’le irtibatını kesmesi 1924’de Mübadele yasası ile gerçekleşir. 1923 ile 1927 yılları arasında Tokat’ta iskân edilmiş mübadil sayısı 8218’dir.
Vasıf Efendi ve ailesi Mübadil olarak Tokat’a yerleştirilir. Aile Tokat, Merkez, Soğukpınar nüfusuna kayıtlı.
Nüfus kayıtlarına göre Kadir Mısıroğlu’nun eşi Aynur Hanım’ın babası Vasif Aydınarslan 1895 Selanik doğumlu, annesi Huriye Aydınarslan da, 1900 Selanik doğumludur. Aile 1927 yılında İstanbul’a göç eder.

Aynur Aydınarslan, 1937’de İstanbul Çengelköy’de doğar.
Kadir Mısıroğlu ve Aynur Aydınarslan, İstanbul Hukuk Fakültesi’nde öğrencilik yıllarında 1961’de tanışır ve evlenirler. Sırasıyla Abdullah Sünusi (1963) Fatıma Mehlika (1965) Mehmed Selman (1973) isimli üç çocuklukları olur.
Kadir Mısıroğlu’nun oğlu Abdullah Sunisi ile evlenen Aslı Güner, İstanbul Özel Alman lisesinden mezundur. Abdullah Sunisi’den boşandıktan sonra Alexander Bierstedt isimli bir Evangelist Alman ile evlenen Aslı Güner, Türk vatandaşlığından çıkıp Alman vatandaşlığına geçer. Müslümanlığı terk eden Aslı Güner, Almanya’da yaşamaktadır.
Kadir Mısıroğlu, İngiliz Ajanı Rıza Nur’un hatıralarını ‘Heidi Schmid’ müstear adıyla yayınlar…
Rıza Nur, Atatürk'e iftiralarla dolu hatıratını, Fransa'da bulunduğu yıllarda İngiliz gizli servisinin oryantalist istihbaratçılarının telkinleri ile yazmıştı.
Uzmanlar bu sözde hatıratını İngiliz gizli servisinin Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunu karalamak için yazdırdığını ve hatta büyük bir kısmının servis elamanlarının kaleme aldığını belirtir.
Rıza Nur, İngiliz ajanı olduğunu ilk kez Amerika / Kentucky Üniversitesi, Ortadoğu ve İslam Tarihi öğretim üyesi Prof. Robert Olson gündeme getirir.

Türkçe’ye “Kürt Milliyetçiliğinin Kaynakları ve Şeyh Said İsyanı” ismiyle tercüme edilen kitabında, İngiliz Genelkurmay Başkanlığı hava arşivleri kütüphanesinde yaptığı bir araştırmadan söz eder.
Bu raporlarda "7 Ekim 1924-21 Ocak 1925” tarihli hava bakanlığı istihbarat bilgileri aktarılır. Bu raporlarda "Türkiye'de bakanlık yapmış ve 1925 senesinden sonra eski bakan sıfatını almış bir ‘muhbir’in adı” geçmektedir.
Bu muhbir, meclis içindeki konuşmaları ya da aldığı havadisleri, İngiliz gizli servisine rapor etmektedir. İşaret edilen kişi Rıza Nur’dur. Çünkü hem bakanlık yapmış hem de 1925'de bakanlıktan ayrılmış olarak Rıza Nur'dan başka bir kişi yoktur.
Sen kalk bu ülkeyi Yunan ve İngiliz işgalinden kurtaran Milli Mücadelenin önderi Mustafa Kemal Paşa’ya “Sebatayist” iftirasını at, sonra da sebatayist (Yahudi Dönmesi) ailenin kızıyla evlen!
Eşcinselliğini itiraf eden Rıza Nur’un kitabını da Alman bir kadın ismiyle “Heidi Schmid” müstearıyla yayınla.
İslamcıların serancamı anlatmakla bitmez. Kimi Amerika’dan alır talimatı kimi Londra’dan."
.

(*):Ömür ÇELİKDÖNMEZ,"SABETAYİST AİLENİN DAMADI,İNGİLİZ ve YUNAN MUHİBBİ KADİR MISIROĞLU'NUN ARDINDAN", dikgazete.com,6 Mayıs 2019

"TÜRK GÜREŞ TARİHİ"MİZDE, "AMERİKAN FAKTÖRÜ"

"TÜRK GÜREŞ TARİHİ"MİZDE,
"AMERİKAN FAKTÖRÜ"


"Kadim Millet" biz "Türkler"in de, "ata sporları", son senelerin târifi ile "Etnospor"u da var:
"Atçılık","Okçuluk","Güreş" gibi.
"Futbol" deyince akla "İngiliz Etnosporu" geliyorsa;"Güreş" deyince de akla "Türk Etnosporu" gelir.
Pek dikkate almadığımız yahut "Millî Hafızamız"a gerektiği ve yeteri kadar "nakşedemediğimiz" bir mes'ele de;"Türk Güreş Tarihimiz" üzerindeki "Amerikan Eli","Amerikan Faktörü..."

Bir zamanlar,"Milliyet Gazetesi"nde kendini okutulan "Burhan FELEK'ler"in bile;"Türk Etnosporumuz"a,"Türk Güreşimize", balta vurduğunu yazmıştık.(1)

"Ordulu Mustafa"nın vefatının 37.seney-i devriyesi (30 Kasım 1982)sebebiyle yazılan ve bugün bir "Ordu Gazetesi"(2)nde yayınlanan yazı; beni, bir an da olsa;"Türk Güreş Tarihimiz"üzerindeki "Amerikan Faktörü"nü de düşündürdü.
"Bir Amerikan televizyon şirketinin,"güreşlerde numaradan yenilirsen, sana üç ay süreli turne ve 15 bin dolar para" 'Amerikan rüşveti"ni "reddetmiş"; hem de onca " yaşadığı geçim sıkıntısı"na rağmen; "adam gibi adam","Ordulu Mustafa"mız...(3)
Üstelik "vasiyeti" üzerine; "naaşı","Sakarya Akbalık Çayırına" defnedilmiş bir "Türk Güreşçimiz" de.

NETİCE:
"Ordulu Mustafa"mızın isminin, "Ordu" da yaşatılmadığından da "sitem" ediliyor.
Sahi,"Unutulan Termeli Güreşçilerimiz"in isimleri de,"Terme"mizde, ne zaman yaşatılacak ki?

Terme,28 Kasım 2019
İsmet GÜLTEKİN
metgultekin@hotmail.com
Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci

TURAN GÜVEN HOCAMIZ, ÖNKUZU'NUN ŞEHADETİNİN 49. YILDÖNÜMÜNDE "UÇMAĞA" VARDI...

TURAN GÜVEN HOCAMIZ; ERTUĞRUL DURSUN ÖNKUZU'NUN,
ŞEHADETİNİN 49.YILDÖNÜMÜNDE, 'UÇMAĞA' VARDI...


"Onlar vazifesini yaptı/Sıra biz de Ülküdaş" mısralarının da ifâde etmek istediği üzre;"Ülkücü Hareket"imizin 'Büyük Değerleri" den, Prof.Dr.Turan GÜVEN Hocamız da vefât etti;'Uçmağa' vardı.
Hem de,"Şehid Ülküdaşlarımız"ın;"Ülkücü Şehidlerimizin" 'ilk sıraları'nda yer alan; Tokatlı,Zileli Ertuğrul Dursun ÖNKUZU'nun, şehadetinin 49. seney-i devriyesinde...
Rahmetli GÜVEN HOCA'mızın ismini duymayan;"1965 Nesli"nin en tıfıl, en çelimsiz "Milliyetçi-Ülkücü-Alperen Camiâ" muhabbetlisi ve müntesiplisi yoktur.
Hakkında,şöyle bir de; hatırlamak bâbından "internet taraması" yaptığımızda,sergüzeşt-i hayatının 'ayrıntı'larını da öğreniyoruz.
Gündelik konuşmalarımızda "Alzemer Hastalığı" dediğimiz "hastalığı"; rahmetli GÜVEN Hocamız,"Alüminyum Hastalığı" olarak târif etmiş. Ve sebep olarak da ,"bakır kabların yerini alüminyumun alması ve beynimizin tahriş edilişi..."

Rahmetli GÜVEN Hocamız "Biyolog" idi ve "Hücre/Hücre Biyololoji" ve hatta "Biyoteknoloji","DNA"lar mevzûlarında konuşabilecek "İlmî Şahsiyet" idi.
"İnsan Genom Projesi"nin "Hakikati"ni de,"Asrımızın Sapık Mezhebi Uygulaması" olarak târif etmekteydi."-İnsanların herşeyi DNA'larına,genlerine şifrelenmemiştir."İnsan Genom Projesi" de, günümüzun 'sapık mezhebi',"Cebriye Mezhebi" zihniyetidir..."
"İlmî İzahata" da sahipti.
DOLU DOLU BİR HAYAT

Adana-Kadirlili olan rahmetli Prof.Dr.Turan GÜVEN Hocamız da,"Yusufıyeli Ülkücüler"dendi de.
"Üniversiteli Asistanlar Derneği Genel Başanlığı"nı ise; "MHP Genel Başkanı Dr. Devlet BAHÇELİ"ye de devreden şahsiyetti.
"MHP çatısı" altında da mücadele etmişti.
Hattâ bir ara "BBP MKYK Üyeliği" ile de mücadelesini idame ettirmişti.
Yine bir zamanlar Samsun'da bile şubesi olan-Recep TEMEL Başkandı- "Selçuklular Vakfı"nın da Mütevelli Heyeti Başkanı idi.
Çoğumuzun bile az bileceği iki mes'elede; biri "Çözüm Süreci"; diğeri ise "Başkanlık Sistemi" mes'elesinde, rahmetli Nevzat KÖSOĞLU gibi düşünmüş; mevcut "siyasî irade"yi desteklemişti.
Bu mezkûr iki mes'elede de,"U Dönüşü " yapmamıştı.
Ardından kalan tek kitabı ise;"İnsan Gelecekle Yaşar"
ÖNKUZU

Maateessüf "Şehid Ülküdaşlarımız/Ülkücü Şehidlerimiz"in şehadet Yıldönümlerinde,"yeni şeyler" söyleyemiyoruz.
Âdeta "anti-tezlerimiz"in alayvâri dediği üzre;"Vatan-Millet-Sakarya Edebiyatı" yapıyoruz.
Geçen senelerde,"Müslümanlar küfre karşı omuz omuza...Kanımız Aksa da Zafer İslam'ın" ve mevcut "Ülkücü Yemin"i de kaleme almış olan; rahmetli ARVASÎ Hocamızdan sonra da;"İ'lây-ı Kelimetullah için Nizam-ı Âlem Dâvâsı"na da emeği geçen "ikinci büyük şahsiyet" olan Dr. Lütfi ŞEHSUVAROĞLU;"Kafes Sinema Filmi"ni,"sinema salonları"nda da seyrettirdi de; çoğumuz "Ülkücü Hareket"in 'İslâmî Vechesi"ni,"İslamî Mayası"nı da hatırladık.
"Kafes Sinema Filmi", "Bir Dönemin Fedakâr Nesilleri"nden olan; rahmetli ÖNKUZU'nun da şehadet vetiresini mevzû alıyordu.
ÖMRÜMDE 'İLK OKUDUĞUM ROMAN:SANCI"
Şahsen, benim de,"Lise Talebelik Seneleri"mde, ömründe "ilk okuduğum roman" da, hâlen hayatta olan Emine IŞINSU(ÖKSÜZ)'nun "Sancı" isimli 'biyografik romanı' idi.
Daha "dün gibi" hatırlıyorum:"Terme Éşrafı"ndan "Katar"lara ait "Terme Birlik Kitapevi"nden "Sancı" romanını almış, hatırlayabildiğim kadarı ile de okumuştum.
Bir cuma günü, 'Yalı Mahallesi Camiî" avlusunda, Cuma namazını beklerken;"Süleymanlı bir ağbi"de, bana, rahmetli şehidimiz ÖNKUZU'yu da anlatmıştı.
KARAKAYA'LAR-ÖZDAĞ'LAR-AÇIKGÖZ'LER
Günümüzdeki "internet taramaları"ndan da bakılıp görüleceği üzre; 2010'larda, rahmetli "İslamcı" "Ayna" sahibi Hasan KARAKAYA'lar, birden fazla sayıdaki yazılarında;"Ülkücü Şehidimiz Ertuğrul Dursun ÖNKUZU" nun "şehadet süreci","şehadet vakıası" ile alakalı, âdeta yeni bir "Hukuk Dosyası" açar gibi, çok ehemmiyeli "belge"leri,"kanıt"ları,"delil"leri dillendirmiş ve şöyle suâl eylemişti:"-Kemal KILIÇDAROĞLU, Siz de Var mıydınız?"
Rahmetli ÖNKUZU'nun şehadetinin 49. Yıldönümü de geçti; hâlâ bir cevap yok.
Kezâ,"Dâvâdaşları" Selçuk ÖZDAĞ'lar da, Prof.Namık AÇIKGÖZ'ler de, mezkûr mes'eleyi dillendirenlerdendi.
Biliyorsunuz,rahmetli şehidimiz ÖNKUZU'nun katilleri,"4 sene sonra", "1974 Affı" ile hapislikleri de bitmişti.
Şimdilerde, kimbilir, kimileri "70'ini devirmiş" bir hâlde yaşıyorlar; kimileri de öldüler...
Aralarında "nedamet" duyanlar;'pişmanlık" duyanlar var mı?, bilemiyoruz.
Hattâ mezkûr suâl ile alakalı " Ne derlerdi?", bilemiyoruz.
EZCÜMLE:
Turan GÜVEN Hocamız da "uçmağa" vardı.
Hem de "Kürt" olduğu iddia edilen; Tokatlı,Zileli "Şehid Ülküdaş"ımız;"Ülkücü Şehidimiz" , rahmetli Ertuğrul Dursun ÖNKUZU'nun, şehadetinin 49. Yıldönümü gününde.
Üniversite'deki "şehid edildiği mekanı kapatılırken" de,;rahmetli nam-ı diğer OZAN ÂRİF'ler vefât ederken de; hadi diyelim en hafif tabir ile "bîgane kalan "tüzel yapı başındakiler", maateessüf GÜVEN Hocamızın da vefâtına " bîgane kaldılar.."
"Hasbünellahi ve nimel vekil"(Destekçimiz Allah(c.c.)'tır.)

Terme, 25 Kasım 2019
İsmet GÜLTEKİN
metgultekin@hotmail.com
Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci

İTALYA'DAKİ TERME ŞEHRİ

İTALYA'DAKİ TERME ŞEHRİ


Geçen "Nisan Yağmurları Ayı"nda yazdığımız;"Tarihte Büyük İskender'in Alamadığı Şehir:TERME"(*) başlıklı yazımızda,'Anadolu Coğrafya"mız daki "Terme" şehrinden;"Antalya Terme Şehri"nden bahsetmiş ve "Anadolu Coğrafyası Dışında da Terme Şehri" olduğunun ipucunu vermiştik.
Sağolsun;"1965 Nesli"nden,"akranım ve "Türkçülüğü Allah'ın Emri" olarak anlayan ve kavrayan; ne günümüzde yaygınlaşmaya başlayan "türedi akımlar"dan "Tengricilik Akımı"na; ne de "İslâmsız Türkçülük Akımı"na kapılmayan; Dr Muhsin KADIOĞLU'nun "Roma Gezi Rehberi"(1); bu "merak"ımızı da giderdi.
"Millî Münevverlerimiz"den diye de târif edebileceğim "akranım" KADIOĞLU; "Seyyah olup, şu âlemi dolaşanlar"dan amma tamamiyle bir "millî münevver ","ilim adamı","Türk-İslâm Münevveri" olarak "dolaşanlar"dan...
"Yobazlığın her türlüsü"nü de, yaptığı "fiilî duâlar"la, "âyinesi olan uygulamaları" ile ispatlamış ve "dijital çağı da ıskalamamış" "akranım" Giresunlu KADIOĞLU'nun; hem zikredilen eserine, hem de birçok eserine "googplay"dan "bir tık kolaylığı" ile ulaşmak mümkün.

"TERME Dİ CARACALLA"
"İtalya'daki Terme"; öyle "Termosos","Termosus" isminde de değil.
"Terme", "Terme" isminde yahut "Terme di Caracalla" ismi ile anılıyor.
Şöyle "Millî Tarih Hafızamız"ı yokladığımızda;"Sultan Fatih Dönemi"nde,"Gedik Ahmet Paşa Komutası"ndaki "Beşyüz Alperen ile Otranto Seferi"mizin yarım kaldığını da hatırlarız.
Çünkü,"Son Seferi"ne çıkan "Sultan Fatih,zehirlenerek şehid edilmişti."
"Gedik Ahmet Paşa"mız da "idam" edilmişti.
Yine, hatırlarız ki;"Roma","Roma Şehri" de, biz Türklerin "Kızıl-Elması" idi.
"Roma Kızıl-Elma Mefkûremiz","Sultan Fatih Dönemi" evvelinde,"Kızıl-Elmamız" idi.
KADIOĞLU, zikredilen eserinde, bu mes'eleyi "tarih ilmî" açısından da, doyurucu bir şekilde izah etmiş.(2)
"Sultan Fatih'ce" ifâde edersek;"Medine-i İstanbul","-Birçok medeniyetlere beşiklik yapmıştır.", denilir.
İşte bu "Medeniyetler"den biri de;"Roma Medeniyeti" idi.

KADIOĞLU'nun zikredilen eserinde hatırlattığı üzre;"Roma Kızıl-Elmamız","Roma Kızıl-Elma Ülkümüz" "hakikat"leşseydi;"Otranto Seferimiz" 'zafer' ile taçlansaydı;"İtalya tarihi de başka türlü gelişecekti."(3)
Günümüzdeki "İtalya'daki Terme" şehri; "şehri kuran Roma İmparatoru Caracalla"dan mülhemle;"Terme di Caracalla" şehri diye biliniyor.
Zamanında tamamiyle "Hamamlar Şehri" imiş.Günümüzde ise "turistik" ve "hoteller şehri" görünümünde.(4)
NETİCE:

"Sultan Fatih Dönemi"nde, nasıl "Otranto Seferi" 'gündem'e geldi ise;"coğrafî mesafeleri" birbirine yakın olan "Terme di Caracalla" şehri ile alakalı "tarihî kayıtlar"ımız da var mı?, henüz bilemiyoruz.
"Terme","Terme"dir...
Çarşamba, 27 Kasım 2019
İsmet GÜLTEKİN
metgultekin@hotmail.com
Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci

Dip Notlar:
(*):İsmet GÜLTEKİN,"Tarihte Büyük İskender'in Alamadığı Şehir: Terme", Terme Birlik MEFKÛRE Blogu,28 Nisan 2019
(1):Muhsin KADIOĞLU,"ROMA ŞEHRİ Gezi Rehberi",2018,googplay'den indirilebiliyor, 
(2): KADIOĞLU, adı geçen eseri, s.21-26
(3):KADIOĞLU, a.g.e.,s.127-128
(4): KADIOĞLU, a.g.e.,s.24

19 Kasım 2019 Salı

"ARIM DÜZÜNDE ZAMAN-Tarihî-Kültürel-Araştırma"(*) KİTABINDA TERME

"ARIM DÜZÜNDE ZAMAN-Tarihî-Kültürel-Araştırma"(*) KİTABINDA TERME


"Arımlı,Ökseli,Termeli,Ayvacıklıyız,
Selçuklu,Osmanlı,Serhat akıncılarıyız,
Bin yıldır vatan için akan kanlar bizimdir,
Zilliyet bizde, tapu bizde, devlet bizimdir.
Arımlıyız namlıyız, özgür Çarşambalıyız!
Ökseliyiz şanlıyız,namdar Çarşambalıyız!(1)
Evet, "şair" de olan, Çarşambalı, Araştırmacı-Yazar,Emekli Öğretmen, Yerel Tarih Araştırmacısı ve Çarşamba Haberexpress yerel Gazetesi köşeyazarı, Çarşamba'daki "Ülkücü Hareket"in de "namdar" isimlerinden;"Çarşamba Büyük Birlik Partisi(BBP) Eski İlçe Başkanları"ndan Hasan TOPUZ; şiirinde böyle diyor.
"Arım Düzünde","Arım Ovası"nda yahut "Canik-i Göl Düzünde/Göl Caniki Düzünde","Canik-i Göl Ovası/Göl Caniki Ovası"nda, "Zaman" isimli eserinde.
Sizler de benim gibi;"-Kitabının ismini, niye "Çarşamba Ovasında Zaman " koymamış?", diye suâl eyleyebilirsiniz.
Bu suâlin cevabını, kitabı satır satır okuyup bitirmiş biri olarak; şöyle cevaplandırabiliriz:
"- Çünkü,1813'lere kadar ,Çarşamba Kazası kurulmadan önce, bölge iki kazadan teşekkül ediyordu:
1- Arım:Yeşilırmak'ın Doğu Yakası.Eski ismi ile Hisarcık; günümüzdeki ismi ile Asarcık ilçesi de dahil.
2- Ökse: Yeşilırmak'ın Batı Yakası.Günümüzdeki Ayvacık ilçesi de dahil.
Hattâ Arım'ın dağlık tarafına,"Arım Yükseği"; Arım'ın Ova tarafına "Arım Düzlüğü";"Ökse"nin de dağlık tarafına "Ökse Yükseği"; Ökse'nin Ova tarafına ise "Ökse Düzlüğü" denir.(s.20)
Daha basitçe ifâde edersek; günümüzde "Çarşamba İlçesi"nin ortasından geçen "Yeşilırmak’ın Doğu Havzası'na "Arım Ovası","Arım Düzü";"Yeşilırmak'ın Batı Havzası'na ise "Ökse Ovası","Ökse Düzü" denilir.
Daha da anlaşılır bir ifâde ile; günümüzdeki "Çarşamba Ovası"nın,"Çarşamba Düzü"nün;"Yeşilırmak'ın Doğu Havzası"na,"Arım Ovası","Arın Düzü"; "Yeşilırmak'ın Batı Havzası"na da,"Ökse Ovası","Ökse Düzü" denilirdi.
"Arım Düzünde Zaman"(1) isimli kitabın, ilk sayfalarında, muhtelif sayfarında, neredeyse sık sık "Arım Ovası","Arım Düzü" neresi?", izahatları yapılmış.(s.16,s.17,s.20, s.26,s.60, s.61, s.62,63,s.69)
Ve bir "ayrıntı" daha; "Yeşilırmak'ın Batı Havzası" yani "Ökse Ovası","Ökse Düzü", 16.yüzyıla kadar,"Arım Kazası"na bağlı iken; "1650'li yıllardan sonra,' Yeşilırmak'ın Batı Havzası' da,"Ökse Kazası" olarak isimlendirilmiş.(s.60)
Belki de,"tarihî süreç"itibari ile de, bugünkü "Çarşamba İlçesi"; "Ayvacık,Salıpazarı, Asarcık ve Tekkeköy ilçelerini de kapsayan alan; 15. ve 16. Yüzyılda, Osmanlı Devleti'nin "Canik Sancağı"na bağlı "Arım Kazası"nı oluşturuyordu.
Çarşamba,"Arım Kazası"na bağlı bir kasabadır."(s.26)
Ve "Arım Ovası","Arım Düzü" ise "30 Köy"den; günümüzdeki söylenişi ile "30 Mahalle"den meydana gelmektedir.(s.71)
"ÇARŞAMBA'YA MEFTÛN" OLANLARIN BAŞUCU KİTABI
Hasan TOPUZ'un, "Tarihî-Kültürel-Araştırma" kitabı "Arım Düzünde Zaman"; tamamiyle "Çarşamba Meftûnları"nın,"
"Çarşamba'ya Meftûn" olanların; doğup-büyüdükleri, havasını teneffüs ettikleri, suyunu içtikleri, ekmeğini yedikleri, yaşadıkları toprakları bilerek, tanıyarak sevmek isteyen bütün "Çarşambalılar"ın, hattâ "Çarşamba'yı merak edip, öğrenmek, tanımak" isteyenlerin; âdeta başucu kitabı.
"Arım Düzünde Zaman" kitabını okuyup, bitirdiğinizde; aşağıda, "ana başlıklar" altında verilmiş mevzûları da, çok sahih, çok doğru bir şekilde de anlamış, kavramış ve neticede öğrenmiş oluyorsunuz da.
1-YEŞİLIRMAK HAVZASI-ARIM DÜZÜ-CANİK-İ GÖL/GÖL CANİKİ NERESİ?
2- "ÇARŞAMBA TARİHÎ GÖĞCELİ/GÖKÇELİ CAMİÎ'Nİ KİM YAPTIRDI?
3-RAHDIVAN NE DEMEK?
4-ÇARŞAMBA'DA DA "AMAZONLAR" YAŞAMIŞ MİYDI?
5-"ATATÜRK'ÜN ÇARŞAMBA'YA GELİŞİ"
6-"ARIM DÜZÜ KÖYLERİ TARİHİ" ve "NÜFUSLARI-NÜFUS HAREKETLERİ";"SOY-SOPLARI"
7-"ARIM DÜZÜNDE HAYAT"-Ekonomik Şartlar-Yok Edilen Ormanlar-Sosyal Hayatları-
8-ÇARŞAMBA'DA "ETNOSPOR-AT YARIŞLARI ve GÜREŞ" ve "ÇARŞAMBALI GÜREŞÇİLERİMİZ"-"GÜREŞÇİ KÖYLER"IMIZ
9-ÇARŞAMBA'DA ÇERKEZLER-ÇARŞAMBALI ÇERKEZLER/ÇERKEZ ÇARŞAMBALILAR-Sıtma Hastalığından Yok Olan Çerkezler-Kefenleri "Amerikan Bezi" Olan Çerkezler-
10- TERMELİ ÇERKEZLER/ ÇERKEZ TERMELİLER
11-"TERME 'CİNÎ BAĞDAT TEKKESİ" 'GERÇEĞİ'
12-"ARIM DÜZÜNDE" 'TEKKELER'-'CİNCİ HOCALAR'
13-"KÖY MUHTARLARININ 'KARAR DEFTERLERİ-1933-1976)"
14-"ARIM DÜZÜNDE" 'TÜRK TÖRESİ'-Hâlen Yaşayan Türk Töresi ve Yok Olan Türk Töresi-
15-"ÇARŞAMBA AĞZI"-"ÇARŞAMBA TÜRKÇESİ"-"ÇARŞAMBACA" ve MİSALLERİ
16-"ÇARŞAMBA'YA AİT DEYİMLER"
17- "ÇARŞAMBA AĞZI"-"ÇARŞAMBA TÜRKÇESİ"-"ÇARŞAMBACA" SÖZLÜK
18-ÇARŞAMBA'DA "DÜĞÜN MERASİMLERİ"
19-"ÇARŞAMBA TARİH ve KÜLTÜR MÜZESİ" HASRETİ ÜZERİNE MAKALELER
20-VE BİR TÜRK ANÂNESİ-BİR TÜRK GELENEĞİ-BİR TÜRK TÖRESİ:"ÇINAR AĞACI" DİKMEK
"ÇARŞAMBA'DA 'AMAZONLAR' YAŞAMIŞ MIYDI?
Hasan TOPUZ'un,"Arım Düzünde Zaman" isimli eserindeki;"M.Ö. 8.yy'da yörede Amazonların yaşadığı rivayet edilmektedir.Ancak bunların İskit kadınları olma ihtimali daha yüksektir."(s.24) izahatları, nazarımızda,"büyük gaf" diye değerlendirilmiştir.
Bir araştırma yazımızda,"Amazonculuğa Âlet Olan" "milliyetçi","mukaddesatçı " "düşünce adamları"ndan dem vurmuştum.
O ilgili araştırma yazımda,"Ali KAYIKÇI"ların da, "Samsun Milliyetçi Camia"dan; "tarihçi" Prof. TELLİOĞLU'ların da,"Amazonizm İdeolojisi"ne âlet olduklarını ortaya koymuştum.
Yukarıda zikredilen izahatlar; yani "Çarşamba'da Amazonların yaşadığı rivayeti" ve "İskit kadınları olma ihtimali" 'tez'ini; bir zamanlar Prof. TELLİOĞLU'nun da dillendirdiği bir 'tez' idi.
Bu "Amazonizm İdeolojisi" mes'elesinde, rahmetli Şemseddin SAMİ gibi "Türkçüler/Milliyetçiler" de, "Heredot"ların ve "Yunan Mitolojisi"nin tesirinden kurtulamayarak; bazı eserlerinde, "Amazonlar"dan dem vurmuşlardır.
Doğrusu,TOPUZ'un da, bilhassa Prof. TELLİOĞLU'nun "eski tez"ini üzerinden silkip atamamış olmasını yadırgadım.
Bu kertede şahsıma da suâl tevcih edebilirsiniz?:
"- Siz de, daha geçen aylarda,Termeli İlahiyatçı-Edebiyatçı-Yazar Baha Rahmi ÖZEN'in "Amazonika" isimli kitabını, "Terme Birlik MEFKÛRE-Birlik olmadan, dirlik olmaz" isimli mahallî gazetenizde yayınlamıştınız. Hem de geniş bir şekilde..
Siz,"Amazonculuğa Âlet Olmadınız mı?"
Cevabım:
"- Bugün, kapanmış olan Terme Basın Tarihi'nin en seviyeli neşriyatı olan "Terme Birlik MEFKÛRE-Birlik olmadan, dirlik olmaz" isimli dergivâri mahallî gazetemin "Yıl:1 Sayı:9-10-11 15 Eylül 2001" tarihli sayısında, hem de "Sürmanşet"ten;"İşte "Amazon Gerçeği"..."Anadolu Mytosu"-"Amazonika" ismi ile ekseriyetini yayınlamıştım.
"Editör"den kısmında;"Yaşadığımız Topraklara Sahiplenebilmek" başlıklı "Editör Yazım"da;"...Şu "Amazon Gerçeği"nin,'adam gibi' ortaya konulmasından yana tavrımız"dan dem vurmuş ve şöyle demiştik:
"-Amma tabi bazıları gibi;"Amazonlara sahip çıkmak bir vatanseverliktir; tarihî mirasımıza sahip çıkmaktır" sokak mantığına da asla sahip değiliz.Böyle düşünenlere lütfen soruyorum:'Milattan 2 bin yıl öncesi bir tarihî dönemden, hiçbir tarihî kalıntı bile bulunamamış, kalmamış..."Turizm aşkı"na, kendi kültür kodlarımızı da es geçemeyiz, geçmemeliyiz, diyorum."(Tashih hataları giderilmiş şekilde.), diye yazmışım.
Kaldı ki; böyle bir "niyet" ve "düşünce"mize, ne derece "Amazonizm İdeolojisi" ne "Âlet Olduğum" söylenebilinir ki?
Kaldı ki; sonraki senelerde, âdeta "Amazonizm İdeolojisi"nin İçyüzü" nü ortaya koyan bir "kitabım" da var, diyebilirim...
"ARIM DÜZÜNDE ZAMAN"DA TERME

TOPUZ'un "Arım Düzünde Zaman" isimli "tarihî-kültürel-araştıma" ağırlıklı eserinde;"Terme"mizi de yakından alakadar eden kısımları var.
"Çarşamba Türk Beledi" nasıl diyorsak;'Terme Türk Beledi" diyebileceğimiz kısımlar da var.
TERME "CİNİ BAĞDAT TEKKESİ"
Meğerse; muhkem ve muhterem "Kalemli Şahsiyet" Hasan TOPUZ da, "2007 yılında,Terme 'Cini Bağdat Tekkesi"ni "araştır"mış ve "çeşitli gazeteler" de de yaptığı "Araştırmaları Yayınlamış..."(s.213)
Ve Terme'mizde ki, belki de "Terme Beledi"mizin "manevî sahibi" "CİNİ BAĞDAT TEKKESİ GERÇEĞİ"ni, şöyle yazmış:
"-Çarşamba ve Terme çevresinde çok tanınmış bir tekkedir.
Ben de, çocukluğumda o tekkeye gittim.
Arım düzüne iki saat uzaklıkta idi.
Traktörler gittik.
Koyun götürdük.Koyunu kesip birlikte yedik.
Tekkenin bahçesinde namaz kıldık.
Uykuya yattık.
Çocukluğumdan hatırladığım bu kadar.
"Akıl hastaları" olanları bu tekkeye götürürlerdi.
Halk arasında şöyle bir deyim vardı:
"-Sen 'deli' olmuşsun; seni 'Cini Bağdat'a götürelim." denirdi.
Selçuklu soyundan yani KINIK boyundan Kubatoğlu Cüneyd Beğ; Ladik, Havza dolaylarında bir beylik kuruyor.
Selçuklu Devleti zayıflayınca, Kubat oğlu Beyliği genişliyor ve Samsun şehrini hristiyanlardan alarak, oraya yerleşiyor.
Kubatoğullarının "Başkenti" Samsun oluyor.
1402 Ankara Savaşı'nda yenilen Osmanlı Devleti, daha sonra, Sultan Mehmet ÇELEBİ tarafından, yeniden güçlendiriliyor.
Samsun'u terketmesi için Cüneyd Beğ'e haber salıyor.
Cüneyd Beğ teslim olmuyor,savaşıyor.
Osmanlı Devleti, Amasya Valisi Hörgüç Paşa'yı, Cüneyd Beğ'in üzerine gönderiyor.
Cüneyd Beğ yenilerek; aşireti ile birlikte, bugün ki Terme'nin köyleri(mahalleleri) olan,"Dibekli-Oğuzlu Köylerine(mahallelerine) çekiliyor.
Çünkü o köy(mahalle) halkı da,KINIK boyundandır.
Hörgüç Paşa, Cüneyd Beğ'i takip ediyor.
Ve Dibekli Köyü-bugünkü söylenişi ile Dibekli Mahallesi-çevresinde savaşıyorlar.(1417)
Cüneyd Beğ yeniliyor.Fakat teslim olmuyor.Cenk meydanında can veriyor.
Kolları bir yanda, vücudu bir yanda defnediliyor.
Mezar aynen duruyor.
"Kınık Aşireti"nden olan halk; Cüneyd Beğ'ı,"kutsal bir ermiş" olarak kabul ediyor.
İşte (Terme) "Cini Bağdat Tekkesi"nin "gerçeği" bu şekilde."(s.213-214)
"TERME ÇERKEZLERİ/ÇERKEZ TERMELİLER"
Yine "Arım Düzünde Zaman" isimli kitapta,"Terme"mizle alakalı mevzûlardan biri de;"1864 'Büyük Kafkasya Göçü" sonrası,"Terme"mizin, bugünkü "Sancaklı Mahallesi" ile "Emiryusuf Mahallesi"ne iskan edilmiş ve günümüzde,Terme'mizin "demografik yapısı"nı da meydana getiren;"Kızıl Moskof" mağduru,"Termeli Çerkezler/Çerkez Termeliler" mevzûsu...(s.208, s.210)
"20 Bin Çerkezin, zikredilen günümüzdeki söylenişi ile "mahalle"lerdeki "Çerkezlere ne oldu? Onca 'Çerkez Nüfus", nereye kayboldu?", diye suâl eylediğimizde;"kefenleri ,"Amerikan Bezi" olmuş(s.209) "Çerkezler"in, ekseriyetinin;"Sıtma Hastalığı"ndan "şehid" olduklarını da öğreniyoruz.(s.210)
Hele de "Arım Düzü"nün "25 Köyü"ne,"25 Mahallesi" ne,"1864"den sonra eklenen ve "Arım Düzü'nün 'Eğitim Seviyesı En Yüksek "Köy"ü/"Mahallesi;"Kızılot Köyü/Kızılot Mahalkesi"ne iskan edilen "Çarşamba Çerkezleri/Çerkez Çarşambalılar"ın ekseriyeti de,"sıtma hastalığı" sebebiyle "şehid" olmuşlar...(s.210)
"TÜRK GELENEĞİ:'ÇINAR AĞACI' DİKMEK
"Arım Düzünde Zaman-Tarihî-Kültürel-Araştırma" isimli kitabın "ön kapak resmi"nde,"Çınar Ağacı" var.
Halk dilinde,'Dışbudak Ağacı...'
"Kavlan Ağacı..."
"TOPUZCA" dersek;"Kocakavak Ağacı..."
"Sekizyüz yıllık-bin yıllık" ağaç..."(s.40, s.48)
"Meşhur "Kavlağan Ağacı..."
"Tamda 'Kızılot' sınırında..."(s.54)
Suâl:
"-Niye "Çınar Ağacı?"
Cevap:"- 'Çınar Ağacı" dikmek; tamamiyle bir "Türk Anânesi", bir "Türk Geleneği", bir "Türk Töresi" uygulaması...
"Beldelere","diyârlara","vatan sathı"na "Çınar Ağaçları" mı dikilmiştir;"Asırlık Çınar Ağaçları" mı vardır;"Çınar Ağaçları"ndan meydana gelen "Anıt Ağaçlar" mı vardır; muhakkak,"o belde","o diyar"lar,"o satıhlar"; "Türk Beldesi"dir;"Türk Diyârı"dır;"Türk Vatanı"dır.
Çünkü;"ağaçlar içinde en uzun ömürlü olan ağaç;"Çınar Ağacı"dır.
"Asırlar ötesi"ni,"Çağlar ötesi"ni düşünen bir millet de olan "Türk Milleti","ecdadımız" iskan ettiği " beled"lere,"Çınar Ağa2cları da Dikerek","âdeta "mührü"nü de vurmuştur.
İşte;"Terme İlçemiz"in de,"Terme Toprağı"mızın da,"Horasan Alperenleri Toprağı","Türk Toprağı" olduğunu da ispatlayan; birden fazla sayıdaki,"Çınar Ağaçlar"ımızdan meydana gelen "Anıt Ağaçlar"ımızdır.
"Terme Tarihî Pazar Camiî Avlusu"ndaki "Çınar Ağacı"mızda, bu "Anıt Ağaçlar"ımızdan biridir.
NETİCE-İ KELAM
Artık "Anadolu Çoçukları"da, öz be öz, halis muhlis "Türk Çocukları" da,doğup büyüdüğü toprakları, "ecnebîleri gececeğim; ecnebî lerden öğrenmeyeceğim; tanıyacağım ve tanıtacağım; şuurlu sevdireceğim" 'niyet' ve "düşüncesi" ile bütün vatan sathında, çok sayıdaki eserlere, kitaplara da imzalalarını atmaktalar da.
"Rağmenlere rağmen..."
Rabbim sayılarımızı çoğaltsın.(Âmin)
Terme,20 Kasım 2019
İsmet GÜLTEKİN
metgultekin@hotmail.com
.Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci
Dip Notlar:

(*):Hasan TOPUZ,"Arım Düzünde Zaman-Tarihî-Kültürel-Araştırma",Başım Tarihi: Nisan 2019,Birlik Ofset Matbaacılık, Çarşamba,İletişim: hasantopuz55@hotmail.com
(1):TOPUZ, adı geçen eseri, s.10