10 Ekim 2019 Perşembe

"TERME BELEDİ"NDEKİ MESCİD/CAMİÎ İSİMLERİ DEĞİTİRİLMEDİR...

"TERME BELEDİ"NDEKİ MESCİD/CAMİÎ İSİMLERİ DEĞİŞTİRİLMELİDİR...


"ŞEHR-İ TERME"mizde ki,"TERME BELEDİ"mizde ki Mescid/Camiî isimleri, bir an evvel değiştirilmelidir.
"Terme Şehir Mahalleleri"ndeki, bilhassa 'şehrin göbeği'ndeki mescid/camiî isimleri, Millî-İslâmî kültür kodlarımıza aykırı isimlerle dolu.
"Merkez Camiî", âdeta "Country Camiî" gibi çağrışımlar yapmaktadır.
Elbette ki hâlâ "Merkez"den yönetilen;" Merkezî Sistem"le yönetilen;"Merkeziyetçi" bir anlayışla yönetilen bir ülkeyiz.
Fakat bu "Merkez"isminin ibadethanelerimize de, mescidlerimize de, camiîlerimize de isim olarak verilmiş olması, Millî-İslâmî kültür kodlarımızı, asla ve kat'a hatırlatmamaktadır...
Hele de "Terme Beledi"mizin "göbeği"ndeki "Ahşap/Tahta Mescidimiz"e de,"Ahşap/Tahta Camiî"mize de "Merkez/Country(İngilizcesi)" ismi verilmiş olması, "müslümancı" değil;"müslümanca" tefekkür edersek; âdeta buyurun burdan yakın dedirtiyor...
Yine hele de "Mahalle" isimlerinin de mescidlerimize, camiîlerimize isim olarak da verilmiş olması, âdeta bu hamur çok su götürür dedirtiyor..
Velâkin "Eski Garaj Camiî"mize-her ne kadar Türk Mimarî Tarzı'ndan Arap Mimarî Tarzı'na dönüştürülmüş olsa da-"Terme Hz.Hamza Camiî" ismi verilmiş olması, mezkûr mes'ele adına muvaffakiyettir.

NE YAPILMALI?

Öncelikli olarak "Terme Beledi"mizin tarihini, kültürünü,"etno-figür"lerini "diriltici","ihya edici" isimler verilmelidir.
Madem ki;" Terme Toprağı, Horasan Alperenleri Toprağı"dır; o hâlde, meselâ "restorasyonu devam eden" Terme Merkez/Pazar Camiî"ne,"şehrin göbeği"ndeki "Ahşap/Tahta Camiî"mize;"Horasan Alperenleri Camiî" ism-i şerif'ini verebiliriz...
Meselâ; "Şehid Kumandan Kubatoğlu Cüneyd Bey Camiî" ism-i şerif'ini de,"Terme Şehir Göbeği"ndeki,"şehir içi mahalle"deki bir camiîmize verebiliriz.
Meselâ;" çoook büyük düşünmek" ve "düşündüğümüzü de uygulamak"; âdeta "Türkiye'miz Vatan Sathı"nda bir "ilk" yaparak; her türlü "yobaz"lığı zirü zeber etmek, yerle bir etmek ve bütün "emperyal oyunları" da "bozmak" istiyorsak; "şehir içi mahalle isimli bir camiî"mize, meselâ, geçenlerde "Termeli Hayırseverler"in maddî destekleri ile içi-dışı pırıl pırıl hâle getirilmiş ve "Terme Beledi'mizin sünnet-i seniyyeye en uygun camiî"si de olan,"Saray Caddesi"ndeki camiîmize de,"GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK CAMİÎ" ismini de verebiliriz...
Meselâ; "şehir içi mahalle isimli" bir Camiî mize de,aslında "Termeli Kahramanlarımız"ın başında gelen "Hacı Kuzu Fevzi DEMİRTÜRK Camiî" ismi de verilebilir...
ELHASIL:

"Terme Beledi"mizde ki Mescidlerimizin/Camiî lerimizin "isimleri mes'elesi",öncelikli olarak;"Horasan Alperenleri" ism-i şerif'i ile "Termeli Şehidler"mizin ism-i şerif'i ile de çözüme kavuşturabilir.


Terme,3 Ekim 2019      
İsmet GÜLTEKİN
metgultekin@hotmail.com
Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci

5 Ekim 2019 Cumartesi

"TERME BİLGİ GAZETESİ", EL Mİ DEĞİŞTİRDİ?

"TERME BİLGİ GAZETESİ", EL Mİ DEĞİŞTİRDİ?



Rahmetli Eyüp ŞENTÜRK 'sahip'liği'ndeki "Terme Bilgi Gazetesi"nde, "Memleket" isimli köşede,"İ.Sazak GÜLTEKİN" ismi ile seneleri aşan süre boyunca, haftalık yazılar yazmış, köşeyazarlığı yapmıştım.


Hattâ "Terme(li) Milletvekilleri","Ergenekon Tartışmaları ve Solcular","Başörtüsü Tartışmaları" başlıklı "yazı dizileri","dizi yazılar" da yazmıştım...


Ne zaman ki "Eyüp ŞENTÜRK" rahmetli oldu ve "M Yetkin KARAMOLLAOĞLU" ile "hükmî şahsiyetli ortaklık" başladı; artık yazılarım yayınlanmaz oldu ve neticede "Terme Bilgi Gazetesi"nden "kovulmuş" oldum...


"TERME BİLGİ GAZETESİ" EL Mİ DEĞİŞTİRDİ?



Son 5-6 haftadır "bakıyor" ve de "görüyor"um ki; "Terme Bilgi Gazetesi"nde "bişeyler" oluyor:


Bir ara "Terme PINARI Dergisi"ni de 'sırtlanmış' olan Edebiyatçı-Yazar Ahmet SEZGİN'in "köşeyazılaŕı", daha "Terme Bilgi Gazetesi"nde, "kağıda basılı" olarak yayınlanmıyor...


Fakat "Terme Bilgi Gazetesi Web Sitesi"nde ise "köşeyazıları" "görülmeye" devam ediyor...


Niçin Edebiyatçı-Yazar ve Şair Ahmet SEZGİN'in "köşeyazıları", daha "Terme Bilgi Gazetesi"nde yayınlanmıyor?


Doğrusu "bi-le-mi-yo-rum..."


"DUL KARI" "TERME BİLGİ GAZETESİ"NDEN AYRILDI MI?


Rahmetli Eyüp ŞENTÜRK ile de "evli" olan "Dilek ŞENTÜRK"; sonradan aldığı 'soyisim' ile de yazacak olursak;"Dilek KARAPIÇAK"; artık "Terme Bilgi Gazetesi Künyesi"nde ismi yer almıyor.


"Dul Karı" "Dilek KARAPIÇAK","Terme Bilgi Gazetesi"nden ayrıldı mı?


Doğrusu "künye"ye "bakıp" "gördügümüz"de,"ayrıldığını" söyleyebiliyoruz...


Fakat "sebep" veya "sebepleri"ni "bi-le-mi-yo-ruz..."


Çünkü "Terme Bilgi Gazetesi"nin "Yeni Sahibi" olarak "Künye"de 'gözüken' "Yaşar AKÇAY" tarafından "kamuoyuna" bir "açıklama" yapılmış değil...


YA "M.YETKİN KARAMOLLAOĞLU" DA "AYRILIRSA,"


Yine son haftalarda "Terme Bilgi Gazetesi"nin "tüzel kişilikli/hükmî şahsiyetli" 'ortağı" "M.Yetkin KARAMOLLAOĞLU"nun "rahatsızlığı"ndan dolayı "yazıları yayınlanamıyor' 'duyuruları' yapılıyor..


Ya "M.Yetkin KARAMOLLAOĞLU" da "ölüm" ile "Terme Bilgi Gazetesi"nden "ayrılır"sa;"Terme Bilgi Gazetesi" 'kapanır' mı yoksa 'yayınına devam mı eder?"; merak ediliyor...


Terme, 29 Eylül 2019
                              

İsmet. GÜLTEKİN
metgultekin@hotmail.com

Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci

17 Eylül 2019 Salı

"TÜRKİYE'DEKİ FINDIK İŞLEME SANAYİİ"(*)

                                      
           “TÜRKİYE’DEKİ FINDIK İŞLEME SANAYİİ”(*)


“Fındık, hasat sonrasında çeşitli tekniklerle sert kabuğundan ayrılmakta ve iç fındık olarak sanayide işlenmeye hazır hale gelmektedir.

Dünyada fındık %70  oranında çikolata, %15 pasta ve şekerleme, %10 çerez olarak ve %5 oranında diğer alanlarda tüketilmektedir.

Bununla birlikte  yağ, yem,kontralit, petro kimya sanayileri fındığın diğer kullanım alanlarıdır.

Türkiye’de fındık çerezlik olarak tüketildiği gibi, sanayide işlenerek de kullanılmaktadır.

Bütün ya da parça olarak çikolatalı ürünler sanayinde, dondurma yapımında, pastacılıkta, şeker ve kakaolu ürünler içerisinde çeşitli şekillerde kullanılmaktadır.


Fındık sanayi, son ürünleri 3 grup altında incelenmektedir:

1-    İç fındık(naturel fındık)
2-    İşlenmiş fındık ürünleri(kavrulmuş ve beyazlatılmış fındık)
3-    İleri derecede işlenmiş fındık ürünleri(kıyılmış, dilinmiş fındık, fındık unu, fındık ezmesi ve  fındık füresi)”(1)

“Fındık işleme ürünleri tesisleri” yani  iç fındık, kavrulmuş fındık, beyazlatılmış fındık, kıyılmış fındık, dilinmiş fındık, fındık unu, fındık ezmesi ve fındık püresi imal eden  çoğu “küçük işletme”ciler, “Türkiye’mizdeki Fındık Sanayi”ni  de meydana getirmektedirler…

Benim gibi sizler de “fındık unu” imalatının da yapıldığını, belki “ilk defa” duymuş oldunuz.


İşte, “Millî Fındık Sanayi”miz namına sevindirici olan hâl; “Ticaret ve Sanayi Odaları Verileri”ne göre, 1994’de 96 adet olan “iş yeri” sayısı, 2001’de 295 adete; 2017’de ise 414 adete çıkmış olmasıdır…

Çoğu “küçük işletmeler çapı”nda da olsa, “Millî Fındık Sanayi”miz namına sevindirici rakamlardır…
Velâkin, “Millî Fındık Sanayi”miz namına sevindirici olan bu hâl; mevzubahis olan “fındık işleme ürünleri”nin ihracatında ise; 2010’dan 2017’ye, yüzde ,yüzde ellileri aşan kertede “azalış”ın yaşanmış olmasıdır..

TÜRKİYE’DE FINDIK ÇEŞİTLERİ”



Türkiye’mizin “Batı, Orta ve Doğu Karadeniz Bölümleri”nde, “Karadeniz Bölgesi”nde elde edilen “Millî Fındığımız”, “bölümlere” göre ‘farklı çeşitlilikler” de göstermekte.

Meselâ, “Batı Karadeniz Bölümü”nde, “Karafındık”, “Uzunmusa”, Mincane”, “Çakıldak”, “Foşa” ve “Sivri” fındık çeşitleri; “Orta Karadeniz Bölümü”nde, “Tombul”,”Çakıldak” ,“Kalınkara” , “uzunmusa” ve “Sivri” fındık çeşitleri; “Doğu Karadeniz Bölümü”nde,”Fındığın Başkenti”(!) de denilen Giresun da ise  “Tombul”, “Sivri”,”Kalınkara”,”Palaz” ve “Çakıldak” ile yine “Fındığın Başkenti”(!) de denilen Trabzon’da ise “Mincane”, “Foşa”,”Tombul”,”Sivri”ve ”Cavcava” fındık çeşitleri elde edilmekte…

Alakalı resimlerden de görüleceği üzre “Millî Fındığımız” çok çeşitli ve her birinin de “değeri” farklı oranlarda…


NETİCE:

Millî Fındık Sanayi”mizi, “Millî Fındık İşleme Ürünleri Tesisleri”mizi, daha da “Büyük İşletmeler” hâline getirebilmeliyiz…

“Fındık unu” gibi ‘ilk defa’ işittiğimiz ‘fındık ürünleri”nin de kullanımını daha da yaygınlaştırmalıyız…

Elbetteki, “Millî Fındık İşleme Ürünleri Tesisleri”mizdeki sevindirici artışlara ilâve olarak da; “işlenmiş fındık ürünlerimizin ihracatını”nı  da o oranda çoğaltabilmeliyiz…


Terme, 17.09.2019
İsmet GÜLTEKİN
Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci

Dip Notlar:

(*): Prof.Dr. A. İlhami KÖKSAL, “Türk Fındık Çeşitleri”, Ankara 2018, “Türkiye’deki Fındık İşleme Sanayi”, ‘Bölüm 12’, s.125,126

(1): Prof.Dr. A.İlhami KÖKSAL, adı geçen eser, s.125

11 Eylül 2019 Çarşamba

"FINDIĞIN BAŞKENTİ": "İTALYA-FERRAO"

"FINDIĞIN BAŞKENTİ": 'İTALYA-FERRAO'


Bu sene "fındık taban fiyatının zamanında açıklanması"nda bir "ilk" yaşandı.
"Başkan"ımız,"Cumhurbaşkanı"mız ve "Ak Parti Genel Başkanı"mız tarafından,"ilk defa",'fındık taban fiyatı" 'zamanında' açıklandı:"15 TL"
"-Fındık taban fiyatının zamanında açıklamasından da ne olacakmış ki?", diyemeyiz...
Yaşayan bilir...
Benim, kayınvalidemin fındıklarını, âdeta "fındık proleteri" gibi toplamış, harmanda kurutmuş, 'patoza vermiş', çuvallara doldurmuş ve âdeta 'çuvaldız iğnesi' ile de sıkıca dikmiş,"yayla"mızda ki, o zamanlar 'gayr-i modern" hanemizde beklemeye başlamıştık.
Neredeyse hanemizde yürümeye de yer kalmamıştı.
Bekliyorduk...
Neyi mi?
" Fındık taban fiyatlarının açıklanmasını..."
"Fındık taban fiyatları açıklasın ki; önümüzdeki kış mevsimi, okulların açılması da yaklaştı; bir an evvel "yayla"dan "şehire" inelim.
"O sene", yaşadığımız "stresi", "bir Allah(c..) bilir, bir de biz..."

"FINDIĞIN BAŞKENTİ" TARTIŞMALARI


Yine bu sene " Fındık Sektörü"nde,"Fındığın Başkenti" tartışmaları da yaşandı...
Kimileri,"-Osmanlı tarihî kaynaklarınca da sabittir ki; ilk ihraç edilen mahsûl-ürün "fındık" olduğundan;"Giresun Vilâyeti" 'Fındığın Başkenti"dir, dedi...
Kimileri de, doğruluğu meçhul "Dairevî İstatistikî" malumatları da dikkate alarak;"Fındığın Başkenti" 'Ordu Vilâyeti"dir;"Baş İlçesi" de " Ünye" dir, dedi...
Kimileri de, belki de " Biz, 'Amerikan Uşağı Değülüz', "Laz Uşağuyuz" dercesine;"Finduğun Başkenti" 'Trabzon Vilâyeti"dir, dediler...

"FINDIĞIN BAŞKENTİ" 'İTALYA-FERRAO'


"Hakikat" te ise; günümüzde, "Fındığın Başkenti"; ne "Giresun Vilâyeti"; ne "Ordu Vilâyeti" ve "Baş İlçesi" 'Ünye"; ne de " Trabzon Vilâyeti"?
Günümüzde "Fındığın Başkenti", esasında "İTALYA" ve "FERRAO ŞİRKETİ..."
Kuvvetle muhtemel, bu sene de "Türk Fındığı"nın ekseriyetini, "sel suları" almadı; "İtalya-Ferrao Şirketi" alacak...
Artık günümüzde, "Sagra"ların,"Tadella"rın üretimini yapacak; "hammadde fındık üretim yerleri"nde, yeni yeni "Fabrikalar" açabilecek,"Ordulu Aileler" gibi; "Hakikî Fındık Kahramanları" da yetişmiyor, ye-ti-şe-mi-yor....
"Peki, ne yetişiyor?" derseniz?
Cevap:"-Fındık Baronları" yetişiyor....
Tıpkı "Din Baronları" gibi; habire "Baronlar" yetişiyor; "fındık baronları" yetişiyor....
"Fındık Üreticileri"ni bilmem kaça,"İtalya-FERRAO Şirketi" gibi "ecnebî- yabancı şirketlere" 'satan' "Fındık Baronları..."
Bir "bak"ıyorsunuz ve de "gör"üyorsunuz; neredeyse "Yeni Fındık Sezonu" gelmiş;"mağazalar, ağzına kadar 'fındık çuvalları' ile dopdolu...."
Bir "anlam" vermede zorlanıyorsunuz da..

ELHASIL:
Yine, bu sene "TMO"'ya ilâve olarak;"FİSKOBİRLİK" de "devreye girdi" de,"fındık üreticilerimiz"in bir nebze yüzü güldü, gülüyor, gülecek...
Velâkin halledilmesi elzem en "köklü mes'ele"miz ise hâlâ devam ediyor:
"-'TÜRK FINDIĞI'NI, 'ECNEBÎLERDEN-YABANCILARDAN" KURTARAMAMAK...
Çare:"Hammaddesi Fındık" olan "vilâyetler"e, "şehir"lere,"beled"lere, çok sayıda "Fındık Entegre Tesisleri" değil; muhtelif üretim yapabilecek-Yağ gibi, Çikolata gibi vesaire- "FABRİKALAR" yapabilmek, işletebilmek...
Tıpkı "Yaşar PAMUK"ların " Fındık Yağı Üretimi Teşebbüsleri" gibi...
Tıpkı "SAĞRA ve TADELLA" 'çikolata markaları'nı, bir zamanlar "İç-dış Ticaret Âlemi"ne "kabul" ettirmiş,bir başka, "Ordulu Aile" gibi...
"Ha-Mim...Lâ Yünsarûn..."


Terme,11 Eylül 2019
İsmet GÜLTEKİN
metgultekin@hotmail.com
Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci

10 Eylül 2019 Salı

BÖYLE "MİLLET ADAMI" OLUNMAZ

BÖYLE "MİLLET ADAMI" OLUNMAZ



"Şehr-i Terme"miz,"Beled-i Terme"miz, bu sene, 23 Haziran 2019 tarihli "sel felâketi"nin ardından 23-24 Ağustos 2019 tarihinde de "ikinci sel felâketi"ni yaşadı..

"Terme, Tarihinin En Büyük Sel Felâketini Yaşadı"(*) başlıklı kısmî "araştırma haber" yazımızda da "hatırlattığımız" ve "vurguladığımız" üzre;"Terme Şehri"miz,"Terme Beledi"miz, 1930'lardan itibaren, neredeyse "her sene sel felâketi" yaşayan , moda tabiri ile "parsellere" sahip bir coğrafya...

En büyük sebep ise; "Salıpazarı Barajı"nın, neredeyse yirmi seneden beri tamamlanamayışı...

"100. Yaşını" kutlayan malum "Tek Başına İktidar Dönemi"nde, hadi diyelim "Millî Şef İktidarı Yılları"nda "Binlerce Frengi Hastalığı"na yakalanmış "Terme Şehri Sakinleri","Horasan Alperenleri Toprağı" "Terme Beledi Sakinleri"; bu seferde; daha geçenlerde "18. Yaşını" kutlayan bir "Tek Başına Sağ İktidar Yılları"nda da, "sel felâketleri"ne maruz kalmaya devam ederken; kimbilir belki de "yükselen kürtaj" oranlarına da sahip olmaya başladı...


Üstelik "Değişen Terme Toplum Yapımız" ise hepimizin malumu...

BÖYLE "MİLLET ADAMI" OLUNMAZ

Yine bu sene "Trabzon Araklı"da yaşanılan "sel felâketi"nde ise-Bu sene, Araklı'da kaç defa "sel felâketi" meydana geldi, sayamadım-"8(sekiz) vatandaş"ımız,"sel sularına kapılarak şehid" oldular...

 "Terme,Tarihinin En Büyük Sel Felâketi"ni yaşadığı 23-24 Ağustos 2019 tarihli "sel felâketi"nde ise;"üç yüz(300)den fazla konutun; dört yüz(400)den fazla yapının hasar gördüğünü; maddî zararın ise 400 (dörtyüz) milyonları aştığını" "sorumlular" da açıkladılar...

 Dikkat ederseniz, açıklanan "maddî zarar meblağı"ile ,kimbilir kaç tane "Salıpazarı Barajı" da yapılabiliyordu?

Üstelik hem "Araklı Halkı"na, hem de "Terme Halkı"na,"telekonferans yolu ile" de ulaşıp; "bir kerecik bile" "geçmiş olsun" diyemedi de....


Velâkin, "Cumhurbaşkanı"mız,"AK Parti GenelBaşkanı"mız,"Başkan"ımız;"Tarihinin En Büyük Sel Felâketi"yaşamış olan "Terme Şehri"ndeki,"Terme Beledi"ndeki, belki de "zaten açık" olan bir "okulumuz"un "açılışı"na ise "telekonferans yolu" ile katıldı...


 Böyle "Millet Adamı" olunmaz.

Salıpazarı,10 Eylül 2019
 İsmet GÜLTEKİN
metgultekin@hotmail.com
Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci

Dip Not:


 (*): İsmet GÜLTEKİN ,"Terme,Tarihinin En Büyük Sel Felâketini Yaşadı",termebilrlikmefkure.blogspot.com, Eylül 2019

OSMANLILAR, "NİZAM-I ÂLEM İÇÜN", ÇATIR ÇATIR "FAİZ" YEMİŞLERDİ

ÇATIR ÇATIR "FAİZ"YİYEN "ATALARIMIZ" VARDI...       
OSMANLILAR,"NİZAM-I ÂLEM İÇÜN",
ÇATIR ÇATIR "FAİZ" YEMİŞLERDİ...


Bugünlerde, yine "Faiz Düzeni" tartışılmaya başlandı.
Güyâ "Faizsiz Finans Bankacılık Sistemi" de hatırlatılmaya başlandı...
Halbu ki "mes'elenin kökeni derinlerde..."
Halbu ki "mes'elenin kökeni geçmiş asırlarda..."
Halbu ki "mes'elenin kökeni tarihte..."
Halbu ki"mes'elenin kökeni "Garp/Batı Âlemi" karşısında;"Türk-İslâm Medeniyeti"mizin üstünlüğünü kaybetmesinde..."
"Çağ değişimi"ni sahih bir şekilde, zamanında anlayıp, kavrayamayışımızda...
"ÇAĞ DEĞİŞİMİ ve FIKIH"
Hâlen okumaya devam ettiğim "ufuk açıcı" bir eserin"en iştiyâk ile okuduğum kısmı"nın başlığı:"Çağ Değişimi ve Fıkıh"(*)
"Osmanlı'da "Faiz" Var mıydı?" iştiyâklı merakımın,"bilgi açlığı"mın, bir "kitap"da, bir "eser"de ele alınışı ve izahı...
"Bizleri;"1965 Nesli"ni de ne kadar yanlış yetiştirmişler" dediğim bir "kitap", bir "eser..."
"Fotokopi çeker gibi Batı Hukukunu almışız...Ticaret Hukukumuz şu ülkeden; Ceza Hukukumuz şu ülkeden; Medenî Hukukumuz şu ülkeden...
Sadece ölünce "İslâm Hukuku"na göre "Fıkıh İlmi"ne göre defnediliyoruz dediğimiz, düşündüğümüz "Büluğ Yılları"mız,"Ergenlik Seneleri"miz....
Peki amma "Niye Batı Hukukunu almışız? Sebepler neydi?", diye hiç mi hiç düşünmediğimiz " Yıllarımız","Senelerimiz..."
Halbu ki "Ulu Hakan"ın bile "Mecelleyi Durdurup Batı Hukukunu alırken; "Ulu Önder" "Batı Hukuku"nu almayıp da, tatbik etmeyip de ne yapsın dı ki?
"PARA VAKIFLARI"

Merhum Kanuni Sultan Süleyman döneminde,"Hanefî Fıkhı"na,"İmam Zafer İçtihadı"na dayanarak;"paranın da Vakf edilmesi, işletilmesi" adına, "muameley-i şer'iye" ismi ile âdeta "Allah'a hile yaparak", Osmanlı'nın "yoksul/fakir sosyal tabakalarına destek çıkmak gayesi ile de hem "gelenek"(örfî hukuk), hem de "fetvâ"(fıkıh) ile "Devlet-i aliyeyi Osmaniye"nin,"devlet"in "hukukî temele" dayandırdığı vakıflar:"Para Vakıfları..."
"Faiz adı geçmeden faiz işlemi..."
"Nizam-ı Âlem İçün" 'Para Vakıfları..."
Ve dönemin "Ulema"sının bile "2'ye bölündüğü" çatır çatır "faiz" yemeden ,"Para Vakıfları"ndan,"Bankacılığa","Banka Kurma"ya uzanan "tarihî vetireler","tarihî süreçler...."
Ve günümüzde güya "Faizsiz Finans Bankacılığı Yapıları","tüzel kişilikler","hükmî şahsiyetler..."
Esasında, belki de yine "Allah'a hile yapar" gibi "Para Vakıfları" gibi çatır çatır "faiz" yemeler....
Hattâ öyle ki; günümüzde de "Ulema" artık kaça "bölündüyse";"Dar'ül Harp" de "faiz yenilir" 'içtihadları...." Vesaire....
Biliyor musunuz?
Kabaca "Azınlık Hareketleri", kabaca "Sosyalist Hareketler", kabaca " İslamî Hareketler",hattâ "Suriyeli Mülteciler"bile, "tüzel kişilik/hükmî şahsiyet" sahibi olma da,"şirketleşme" de,"Bankacılık Sektörü"nde âdeta dolu dizgin mesafe katederken; esefle belirtiyorum ki sadece ve sadece kabaca "Ülkücü Hareket", âdeta nalları toplamaya devam etmektedir...

ELHASIL:
"Her ribâ faiz; her faiz ribâ değildir" âdeta "içtihad farkları" olsa da; bizler de, tıpkı "atalarımız" Osmanlıların "Nizam-ı Âlem İçün " çatır çatır faiz yemesi gibi "iktisadî türev"de denilen faizi yemeye de devam etmekteyiz.
Vesselam....
Salıpazarı, 10 Eylül 2019
İsmet GÜLTEKİN
metgultekin@hotmail.com
Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci
Dip Notlar:

(*): Taha AKYOL,"Türkiye'nin Hukuk Serüveni-Fıkıh tan Hukuka ve Demokrasiye Geçiş Sorunları-""Çağ Değişimi ve Fıkıh",5.Baskı,Ekim 2016, Doğan Kitap, İstanbul,sayfa113-144,toplam 31 sayfa.

3 Eylül 2019 Salı

CERİDE-GAZETE DAĞITICILARIMIZ...

CERİDE-GAZETE DAĞITICILARIMIZ…



Türkiye’mizde, neredeyse sayıları “50 rakamı”nı bulan “günlük periyotlu”, “Türkiye’miz geneli”nde yayın yapan; bütün “vatan sathı”nda hergün dağıtılan “cerideler”imiz, “gazeteler”imiz mevcut…

Ve yine Türkiye’mizde, kimileri “günlük periyotlu”, kimileri “haftalık periyotlu”, kimileri de “on beş günlük periyotlu”, belki de kimileri “aylık periyotlu”, yine belki de binlerce “mahallî cerideler”imiz, “yerel gazeteler”imiz mevcut…

Günümüzdeki “dijital çağ”ın getirdiği kolaylıkla, “internet imkânları” ile “sanal/siber ortam”da da olsa, her birine “bir tık kolaylığı” ile ulaşabiliyoruz…

“Dijital Çağ”, “İnternet Asrı”, “Sanal/Siber Teknolojik İmkânlar”, “kağıda basılı” bütün “neşriyatı”n “kağıda basımı”nı sonlandırır mı?,”tartışmaları” da yapılmakta…

Ve bazı “cerideler” de, bazı “gazeteler” de,hem “mahallî/yerel vasıflı” olsun; hem de aslında “Millî Basın” diye yazmak lazım, “Türkiye geneli vasıflı” olsun, “kağıda basılı neşriyatları”nı sonlandırıp, sadece “ sanal/siber ortamlar”da neşriyatlarını idame ettirmekteler…

Şu bir “hakikat” ki; “sanal/siber ortamlar”daki “okunma”, “tıklanma” nisbetleri, “hit”leri, “tirajları”, “kağıda basılı satış tirajları”ndan da misli misli fazla…

Neticede, bir “vakıa”, bir “olgu” , bir “hakikat” olarak, “kağıda basılı cerideler”in, “kağıda basılı gazeteler”in “dağıtımı” da devam etmekte…


CERİDE-GAZETE DAĞITICILARIMIZ…


Etrafımızda, malumumuz olan, aşinâ olduğumuz çok sayıda “ceride-gazete dağıtıcılar”ımız var…

Türkiye’mizde, “ceride-gazete dağıtıcılığı mes’elesi”nde ise “hayırlı çığır açan”, “yenilik yapan”, hattâ “nefis terbiyesi” nâmına da “üniversite mezunu işsiz gençler”mize “ceride-gazete dağıttırabilme” muvaffakiyetini gösterebilmiş yegâne şahsiyet ise; benim de ömründeki “ilk patronum” olan “Denizlili”,” Tarikat-ı Muhammedîye Pîri” rahmetli ‘Dr. Enver ÖREN” olmuştur…

Rahmetli “Dr. Enver ÖREN”,“ateşe tapan” ‘mecusiler’in ,günümüzde bile “cerideleri-gazeteleri” ‘milyonları aşan tirajlara” sahip”ceride-gazete dağıtım modeli”ni, “Japon Misâli”ni, Türkiye’mizde tatbik edebilmeye muvaffak olmuş yegâne şahsiyettir de…

Hele de, bundan “30 sene önceleri”ni, “bilgisayar”ın, “internet”in, “akıllı telefonlar”ın olmadığı “Türkiye’miz seneleri”ni hatırlayabilirsek; “kağıda basılı yayınların dağıtımı”nın da, “ceride-gazete dağıtıcıları”mızın da ehemmiyetini de ,daha iyi anlar ve kavrarız…

CERİDE-GAZETE SEKTÖRÜNÜN, EN FEDAKÂR KESİMİ


“Ceride-Gazete Dağıtıcıları”mız, günümüzdeki “Dijital Çağ Hakikati”ne rağmen; yine de “ceride”lerimizin, “gazete”lerimizin “en fedakâr kesimi” olma sıfatını da, hâlen de taşımaktalar…

“Yaz-kış” demeden; “sıcak-soğuk” demeden; “kar-yağmur” demeden; “tatil matil” de demeden, “cerideleri”mizi, “gazeteleri”mizi “dağıtan”; “aboneler”ine ulaştıran fedakâr bir kesim; “ceride-gazete dağıtıcıları…”

“Şehir”lerde, “beled”lerde, insanlar ,ekseriyetle, adetâ  ‘horul horul uyur”ken; onlar “sabahın nuru”nda, “sabah ezanından önce” kalkarlar ve “cerideler”ini, “gazeteler”ini getirecek “kamyonları”, ilgili ‘adresler” de beklerler…

Aldıkları “cerideleri”, “gazeteleri” de, “ilâveleri”ne, “promosyonları”na, “hediyeleri”ne azamî dikkat ederek; kimileri eski-püskü ‘bisikletleri” ile kimileri bilmem kaç model “motosikletleri” ile kimileri “yaya”n; kimileri de “taksileri” ile “abonelerinin adresleri”ne dağıtırlar…

Öyle “çağ atlamış” bir “ülke”de de “ceride-gazete dağıtıcılığı” yapamadıklarından;ekseriyetle, “abonelerine ait cerideleri”, “abonelerine ait gazeteleri”, ya “kapı kolları”na iliştirerek, ya “kapı altından atarak”, ya da “balkonlarına fırlatarak” “abonelerine” ulaştırırlar…

“ÖZLÜK HAKLARI”

Aslında “ceride-gazete dağıtıcıları”nın da kendilerine ait “özlük hakları” da vardır. Her bir “ceride”den, her bir “gazete”den, çok cüzî de olsa, bilmem ne oranında “kâr payı” alırlar da..

“Cerideleri”ne, “gazeteleri”ne “reklâm” temin ettiklerinde de, yine bilmem ne oranında “kâr payı” alırlar…

Bu sebepten de “abone sayıları”, “abone rakamları” da ehemmiyetlidir…

 Fakat, ekseriyet ile kimileri “bir güzel ülkü uğruna”, kimileri de “İslâm Dâvâsı uğruna”, kimileri de “şirketleri uğruna” her türlü “çile”ye de katlanırlar…

Velâkin, belki de hâlâ “sigortaları yoktur”, belki de hâlâ “maaş” da alamamaktadırlar…

Belki de, hâlâ tabiri caizse “dağıttıkları cerideleri”, “dağıttıkları gazeteleri”, “Cağaloğlu”ndan “Plaza”lara taşınmıştır, büyük “şirket”lere, “holdingler”e dönüşmüştür amma “ceride-gazete dağıtıcı”ları olarak, tabiri caizse “özlük hakları”nda ‘iyileştirmeler” de yapılmamıştır…

“Her türlü çileye katlanmak” da öyle bir şey olsa gerek…

Üstelik, “dağıttıkları cerideler”in, “dağıttıkları gazeteler”in ‘yaptığı haberler”in de, “köşeyazarları”nın yazdığı yazıların muhtevası da, gelebilecek “ tehlikeli baskıları” da göğüslemeyi de gerektirmektedir…

ELHASIL:

“Benim bir hayalim var” ‘nokta-i nazarı”ndan ifâde etmek istersem; şöyle muhkem “özlük hakları”na sahip biri olarak, ikinci, üçüncü meşgaleler yapma ihtiyacı duymadan; yine şöyle “pırıl pırıl bisikletler”le veya “gıcır gıcır motosikletler”le “cerideler”imizi, “gazeteler”imizi dağıtabilmek…

Yine “abonelerimin cerideleri”ni, “abonelerimin gazeteleri”ni, oraya-buraya âdeta ‘zula etme ihtiyacı duymayarak’; şöyle “modern kutulara” iştiyâk ile bırakabilmek…

Şâyed, yayın hayatına başladığı senelerde, “Yeni Şafak Gazetesi “, “dağıtıcıları”na, “hayalimdekileri” tatbik edebilseydi, belki de “sergüzeşt-i hayat”ım daha başka şekillenecekti…

Selâm olsun “ceride-gazete dağıtıcılarımıza…”

Terme, 3 Eylül 2019
İsmet GÜLTEKİN

Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci