29 Eylül 2013 Pazar

'MİLLÎ GÖRÜŞ HAREKETİ/ERBAKAN HAREKETİ'NE ÖZÜR BORCUM!!!-HAKKINIZI HELÂL EDİNİZ-



MİLLÎ GÖRÜŞ HAREKETİ/ ERBAKAN HAREKETİ’NE ÖZÜR BORCUM!!!

-HAKKINIZI HELÂL EDİNİZ-


Kabaca, “Türk Tarihi+İslamiyet+Türk Kültürü”nden ‘beslenen’; bir zamanların ‘meşhur târifi’ ile “Yüzde Yüz Yerli-Yüzde Yüz Millî” bir “Hareket”ten gelen bir “düşünce-fikir geleneği mensubu” olarak; kendini, “Ülkücü Alperen” ‘siyasî kimliği” ile ‘tanımlayan’ bir ‘nefer’ olarak da; yine bir başka “Yerli Hareket” de olan “Millî Görüş Hareketi”ne, “Erbakan Hareketi”ne “özür borcumu” yerine getirmek, “helâllik almak” gayesi ile de bu yazımı yazıyorum…
www.millimefkure.com.tr ve “mefkure adamları” isimli “blog”larımda, “Millî Görüş Hareketi”ni, “Erbakan Hareketi”ni “anlama cehdi” çercevesinde birden fazla “yazı” kaleme aldım..Hattâ bir “idarî izinli”/ “yaz tatili” dönemine denk gelen  bir “Milletvekilliği Genel Seçimleri”nde ise gayet” yakın” dan böyle bir “Hareketi” de “fikren” takip etmeye de gayret ettim..
Ancak, “Post-Modern Darbe” olarak da “siyasî literatüre” girmiş olan “28 Şubat Darbesi Süreci”nde yaşanan  “18 Maddelik Millî Güvenlik Kurulu Kararlarını”;  yine Agâh Oktay GÜNERİ’ce tekraren ifâde edersek; neredeyse bir “28 Şubat”ta Hakk’a vâsıl olarak  “hayatının en büyük esprisi”ni yaparak giden rahmetli Erbakan Hoca’mızın; 1997’den 2013’e, 16 yıl sonra, tamamı olmasa bile bir kısmı yayınlandığı dillendirilen “Millî Güvenlik Kurulu Tutanakları”ndan da “gayet net” ve “siyasî  tarih belgesi” olarak da “anladım” ki; aslında “MGK Kararları imzalanmamış; 18 madde imzalanmamış; ilgi dışı 4 madde imzalanmış…”

Bu 16 yıllık vetirede/süreçde, muhterem Şevket KAZAN Beğ’in “TV 5 Ekranları”nda dillendirdiği, hattâ bir eseri ile de dillendirdiği bir “hakikat”in, sahiden de “hakikat” olduğunu, ancak “MGK Tutanakları”nın yayınlanması sonrası,  belki de “zihnî emperyalist tasallut”tan da kurtuldum…
Ancak, Allah(c.c.) şahid ki, neredeyse her “28 Şubat Post-Modern Darbe” yıldönümlerinde; her defasında; “Nasıl imzalamamış? Rahmetli Ülkücü Şehid Lider Muhsin Başkan’ın da hiçbir uyarısını dikkate almadı, bal gibi imzaladı…”, meâlinde laflar dillendirirdim; bir türlü sahiden de “imzalamadı” diyemezdim…
Bu sebeple, topyekûn “Millî Görüş Hareketi”, “Erbakan Hareketi” mensuplarından en “kıytırığı”na kadar; hepsinden, cân-ı gönülden, yürekten “özür diliyorum” ve bu mes’elede “haklarını helâl etmelerini” istiyorum…
Bazı “Alperenler”in de, bazı “Yazıcıoğlu Hareketi” mensuplarının da; kendimden bir “temsil” olarak; sağda-solda veya kendi “Alperen Teşkilatları”nda, hattâ bir “kara Eylül”ün yıldönümlerinde, rahmetli Başbuğ’umuz Alparslan TÜRKEŞ’e atıp-tutmamalarını salık veririm. Kaldı ki, bu ‘TÜRKEŞ Mes’elesi’nde de ben, rahmetli Şehid Ülkücü Lider Muhsin Başkan’dan da “bir şey” duymadım; “bir şey” işitmedim..
Yine “Alperenler”in de, bazı “Yazıcıoğlu Hareketi” teşkilat mensuplarının da, “APO’nun İdam Edilememesi Mes’elesi”nde de, çok “dikkatli” olmalarını; yıllar sonra, yukarıda izah etmeye çalıştığım üzre; “özür dilemek” ve “helâllik almak” mecburiyetinde kalabilme ihtimallerini de acizâne hatırlatırım…
İnsanız…Ne kadar “hakkaniyetli” olmaya ve daima onun-bunun hatırını değil; “Hakk’ın Hatırını Âli” tutmaya gayret eden sıradan biri olarak; yıllar sonra “sahih düşünemediğimiz”,”yanlış düşündüğümüz” de oluyor, olmakta, oldu…
Özür dilerim…Hakkınızı helâl ediniz…
“Millî Görüş Hareketi/Erbakan Hareketi” mensupları…
Vesselâm…
Silivri-Fenerköy, 28.Eylül.2013
İsmet GÜLTEKİN
İsmet_gultekin@mynet.com ve metgultekin@hotmail.com

22 Eylül 2013 Pazar

VE "İSTANBUL GÜNLERİM" YENİDEN BAŞLADI




VE “İSTANBUL GÜNLERİM” YENİDEN BAŞLADI
Benim de artık “İstanbul Günlerim” var…Hattâ öyle ki “İstanbul Günlerim” yeniden başladı desem, daha doğru bir ifâde olur..
“İstanbul” a “ilk defa” geldiğim “günleri” hatırlamaya çalışıyorum da…Kuvvetle muhtemel “Terme Lisesi 8 Matematik”den mezun olacağım sene, ki 1982; “ÖSS”ye girebilmek için gelmiştim..Hattâ öyle ki; “o yıllar”da Türkiye’mizin her şehrinde “ÖSS”ye girilemiyordu ve ben de “ÖSS”ye, “İ.T.Ü. Maçka Maden Fakültesi”nde girmiştim..Hattâ öyle ki; madem “ÖSS”ye “İ.T.Ü”de gireceğim, o zaman, en azından bir-iki bölüm de “tercih” etmeliyim saiki ile ve “ufuk açıcı” Tarih öğretmenimin de yönlendirmesi ise “Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü”nü de “tercih” etmiştim…
Hattâ öyle ki; 1982’de “ÖSS”ye girdiğim zikredilen yerde, “Meteoroloji Mühendisliği Bölümü”nü “kazandığım”dan; aynı yerde “Teknik Resim Dersleri” de işlemiştik..Çünkü “ilk yıl”ımızda “Mühendislik Dersleri” ağırlıkta idi ve “o yıllar”da “Maden Fakültesi”nde ve hattâ Gümüşsuyu’nda “Mühendislik Dersleri” ağırlıklı derslerimizi yapardık..
Bugün bile hatırladım: Beni hâlâ hayatta olan “hacı abim”, “mavi uzun tip renosu” ile Beşiktaş’daki otobüs durağında indirerek; “-İşte buradan Fakülte’ye gideceksin” demişti..Sağolsun, “ilk sene”, “esnaflıktan tanığı”, çok muhterem bir arkadaşının “Erenköy İntaç Sitesi”ndeki evinde kalmış; Ayazağa’na da oaradan gidiş-geliş yapmıştım…


Diyeceğim o ki, benim “İstanbul Günlerim”, 17(onyedi) yaşında “tığ gibi bir delikanlı” iken; 1982’de, İ.T.Ü.’yü kazanmamla başladı…Fakülte ikinci sınıfta iken her ikisi de rahmetli olmuş olan Hacı Yaşar Dayı’mın Yenibosna’daki damadı rahmetli Hamdi eniştelerde de iki ay kalmış; o iki ay da Yenibosna’dan Ayazağa’nı gidip-gelmiştir. Rahmetli “o yıllar”da çok yaygın olan “müzik kaseti koleksiyonu” da muhteşemdi…Çok cana yakın, sıcakkanlı idi ve Kocamustafapaşa’da PTT’de çalışıyordu…
Sonraki yıllarda ise hâlen de oraya yerleşmiş olan “Hacı Talip Abim”in, “Talip Usta”nın evinden; taa Silivri-Fenerköy’den Maslak-Ayazağa’na gidiş-geliş yaptım…Fenerköy’deki “o yıllarda”ki “Köprülü Yoğurdu Kamyonları” ile “sabahın köründe” diyebileceğimiz saatte kalkar, taa Bahçelievlere kadar gelir; oradan aktarmalı Ayazağa’nı fakülteye derse yetişir; dönüşte ise “o yıllar”da “İstanbul Otogarı” olan “Topkapı”daki “Otogar”ın karşı yerinden kalkan “Trakya Otobüsleri”ne, “Silivri Otobüsleri”ne biner, “Sinekli Sapağı”nda iner; Fenerköy minibüsleri gelirse biner; olmazsa “Büyükılıçlı Minibüsleri”ne biner, yine Fenerköy Sapağı’nda iner; bazen de Alipaşa minibüslerine biner, Alipaşa’da iner ve oradan da aktarmalı yine Fenerköy Sapağı’nda iner; oradan da “tabana kuvvet” Fenerköy’e yorgun-argın varırdım…
Fakülte son sınıfta hâlen hayatta olan Trabzonlu o da “Ufuk açıcı tarih”çilerimizden Said KOFOĞLU’nun “referansı” ile hâlen Fatih-Fındıkzâde’de olan “Trabzon Erkek Öğrenci Yurdu”ndan Fakülte’ye gidiş-geliş yaptım..Son iki yıla yakın da “Trabzon Erkek Öğrenci Yurdu”nda kaldım…
VE ARTIK YENİDEN “İSTANBUL GÜNLERİM” BAŞLADI
“Öğretmenliğimin” 16. yılı bitip, 17. yılından gün ve ay almaya başladıktan sonra da, yeniden “İstanbul Günlerim” başladı..16 Ağustos 2013’de, İstanbul Fatih-Sultanahmet-Cankurtaran’daki Cevr-i Kalfa İlköğretim Okulu’na tayinimin çıkışı…Şanlıurfa İl Merkezi’ndeki 4. hizmet yılımın akabinde-aslında öğretmenliğimin ilk görev yeri de Şanlıurfa idi ve Şanlıurfa’yı ikinci defa Samsun’da iken tercih etmiştim ve Şanlıurfa’da toplam hizmet yılım yedibuçuk yılı aşıyor-“ilk tercihim” olan Cevr-i Kalfa’ya atanışım..İkibini bulan öğrenci sayısından, 50’i aşan öğretmen sayısından ve sabahçı-öğlenci eğitim-öğretimden; “küçük bir okula” tayinimin çıkışı…02.Eylül.2013’de başlayan “seminer çalışmaları” sebebiyle okula gidip-gelmeye başlamam..Hem ailemi de getirebilmem için bir yandan da “ev aramaya”ya başlamam..Zaten Eylül 2013 öncesi ailemle birlikte İstanbul’a gelmiştim ve üç oğlum ve zevcem, Sarıyer’deki kızkardeşlerinin evinde iki haftaya yakın misafir oldular. Baktım ki “ev bulmak” hiç de mes’ele değil; öncelikli mes’elelerimi halletmeye koyuldum. “Yoktan yere oluşan” Finansbank Kredi borcunu, ki bir milyar hemen hemen ödedim..Ve  bu ara da, Rabbimin yardım ve inayeti ile “mes’ele” olan “kalma yeri problemimi” de, öncelikli olarak,“Alperenlerin sayesinde” hallettim..Zaten Şanlıurfa İl Merkezi’nde iken de ailemi yanıma alamayışımdan kaynaklanan sebeple çok sıkıntılar yaşamış ve yine Allah’ın yardım ve inayeti ile “Alperenlerin sayesinde” çok güzel bir mekânda kalmıştım. Ki, kaldığım binanın çıkışında “Asrın İmamı” rahmetli Bediüzzaman Said NURSÎ(k.s.)’nin “En Ulu Dosta” kavuştuğu “İpek Palas Oteli” vardı. Şimdi de, İstanbul’da kaldığım “evimin” tam karşı yüksek yerinde “Sultan Fatih Muhammed Han”ın yaptırdığı, bütün ihtişamı ile “Fatih Camii” görünüyor…
CEVR-İ KALFA-ŞEHSUVAR BEĞ-KADIRGA-GEDİK PAŞA…
“İstanbul Günlerim”in hadi diyeyim bu ikincisinde, “Üniversite Yıllarım”dan daha fazla “ünsiyetler”, dostluklar da teşekkül etmeye başladı. Elbetteki, bu “ünsiyetler” daha ziyâde irtihâl eylemiş olanlarla oluyor…Sultan İkinci Mahmud’u ölümden kurtaran “Saray Hanımefendisi” Cevr-i Kalfa ki, bugün “Türk Edebiyatı Vakfı” binasındaki “Sıbyan Mektebi”ne de ismini veren bir “İstanbul Hanımefendisi…”
Günümüzde “internet teknolojisi”nin de sağladığı kolaylıklarla, “Kadırga İlkokulu”nun da bulunduğu “mahalle”ye ismini veren “Şehsuvar Beğ” ise ikinci beylikler döneminde, Afşin-Kahramanmaraş başkentli “Dulkadiroğulları Beyliği”nin dokuzuncu “Dulkadir Beği” ve hudud komşusu “Memluklular”la ha bire mücadele eden ve hattâ kendisinin “Dulkadiroğlu Beği” olmayı sağlayan “Osmanlı İdaresi”nin ve “Sultan Fatih”in; “Artık yeter! Bu kadar Memluklular üzerine sefer yapma!” sözünü dinlemeyen, Sultan Murad Han’ın da “Akıncı Beğleri”nden...”Sultan Fatih” gibi bir “Padişah”ın sözünü dinlemeyen “Şehsuvar Beğ”, üç kardeşi ile birlikte, Mısır’da, Kahire’de asılarak idam edilmiş…

“Kadırga” ise “Muhteşem Osmanlı Donanmasına ait bir harp gemisi..” Hem de en ehemmiyetli bir “harp gemisi”ne verilen isim:Kadırga…Zamanla Kadırga’nın yerini de Kalyonlar almaya başlamış…
Çemberlitaş ile Bayezıd’ın alt kısmı olan bugünkü Kenedy Caddesi , sahil arasında kalan “Gedikpaşa” semtine ismini vermiş olan “Gedik Ahmet Paşa”, “Gedik Paşa” ise “muhteşem” mi “muhteşem” bir “adam” , bir “Paşa” diyebileceğimiz kıvamda…”Sultan Fatih”in “ikinci adamlığını”, “Sadrazam”lığını iki sene yapmış; Kaptan-ı Deryalıkta yapmış, çok fetihlerde yapmış bir “Osmanlı Adamı…” Hattâ öyle ki, “Sultan Fatih”in de “Kızıl- Elma Mefkûresi” doğrultusunda, “hedef” gösterdiği “Roma”yı, “İtalya”yı fethedecek donanımda bir “Osmanlı Adamı…” Nitekim ‘Sultan Fatih”in “arsenik ile zehirlenerek şehid edilişi” üzerine “son sefer emri” olan “Otranto Seferi” kumandanı da olan “Gedik Ahmet Paşa”, Otranto’yu fetheder, alır..Ancak bütün” Roma”yı, bütün “İtalya”yı fethederek, “Kızıl-Elma Mefkûresi”nin tamamen gerçekleştirmesi ise “yarıda kalır…”
Ya SultanAhmet Meydanı’ndaki, meşhur “Fethiye Camii”miz olan “Ayasofya Camii” karşısında diyebileceğimiz bir yerde medfun olan; Hazret-i Halid bin Zeyd Ebu El-Ensarî(r.anh.)’nin de “sancaktar”ı olan Hazret-i Abdurrahman Eş Şami(r.anh.)’e ne demeli…
Velhâsıl, İstanbul’da atılan her adım neredeyse “bir asra bedel” oluyor..Her adımında tarih, kültür, sanat, medeniyet ve İslâm elbette…
Biz, “taşra”larda, hele de “doğduğum Terme”de, iğne ile kuyu kazarcasına “değerlerimize ait eserler” arıyorduk…İstanbul’da, dopdolu…
VE ARTIK “İSTANBUL GÜNLERİM” BAŞLADI
1982-1987 Şubat…”İstanbul Günlerim”in birinci safhası…
1991-1993 yılları…”İstanbul Günlerim”in ikinci safhası…
2013’ün Ağustos ve Eylül ayları ile yeniden başlayan “İstanbul Günlerim”in üçüncü safhası…
“Rabbim Allah(c.c.)…”
Yusufpaşa, 22.Eylül.2013
İsmet GÜLTEKİN
İsmet_gultekin@mynet.com.tr ve metgultekin@hotmail.com

7 Temmuz 2013 Pazar

'GAZİ MİLİS YARBAY OSMAN AĞA, NAM-I DİĞER 'TOPAL OSMAN' ve "TERME'DE ERMENİ-RUM ZULMÜ"

‘GAZİ MİLİS YARBAY OSMAN AĞA’,NAM-I DİĞER “TOPAL OSMAN”
ve “TERME’DE ERMENİ-RUM ZULMÜ”
Son yüz yılımıza ait “Yakın Tarih” yazıları hâlâ tabiri caizse cazibeliğini muhafaza ettiği gibi, “Yakın Tarih” sinemaları da aynı cazibeliğini idame ettirmektedir. Türkiye’mizin de yaşadığı ‘hızlı hayat’lar ve elbette ki ‘zevzeklikler’, bilhassa ‘Yakın Tarih Sinemaları’ da diyebileceğimiz ‘çok sıcak’ mevzûlar üzerinde, derinlemesine düşünmeyi ve “efkâr-ı umumiyeye” de, “fikirler, düşünceler dünyası”na da, ‘kamuoyu’na mal’ edip, netice de  sahih bir şekilde “millî tarih şuuru” meydana getirebilmeyi de engellemektedir..
Geçen aylarda, “Atatürk’ün Fedâisi:TOPAL OSMAN-Cumhuriyet’e Giden Yol” ‘Yakın Tarih Filmi’ ile 1966’daki ‘Ahmet MEKİN’li ‘Topal Osman Filmi’ gibi tekraren ‘gündem’e getirilen;”Topal Osman Olayı”,Karadeniz Bölgesi’ndeki ‘Pontusçuluk’, ‘Ermeni ve Rum Zulümleri’, ‘Şehid-i Muazzez/Muazzez Şehid Ali Şükrü Bey Cinayeti”, “Topal Osman’ın Öldürülüşü”,“Birinci Meclis’in Feshedilmesi”ve “Hilafetin Kaldırılışına” doğru giden ‘vetire/süreç’gibi ‘mes’eleler’ hakkında; Türkiye’mizde ayyuka çıkan “Zihnî Emperyalizm” neticesi de yaşanılan “Akıl Tutulmaları”,”Zevzeklikler”sebebiyle de,  ciddî bir ‘kamuoyu’ teşkili sağlanamamakta.
Bundan on yıl önce ‘bir yerden başladığım’ ve hâlâ ‘kağıtlara’ bastıramadığım ‘yerel tarih’, ‘local tarih’, ‘mahallî tarih’ çalışmam olan “Terme’de Ermeni-Rum Zulmü” isimli ‘kitapçığım’da, bilhassa ulaşabildiğim ‘kaynak’lardan ‘Terme’deki, ‘doğum yerim’ de olması hasebiyle ‘Terme’miz’deki ‘Ermeni-Rum Zulmü’nü derli-toplu bir hâle getirmiştim.Sonra ki yıllarda, yılları aşan bir süre boyunca, zihnime takılan ‘temel suâl’; “Gazi Milis Yarbay ‘Osman Ağa’, nam-ı diğer ‘Topal Osman’, acaba, hiç ‘Terme’mize’ gelmemiş miydi?. “Millî Mücadelenin Ergenekonu Havza”da, “İstiklâl Harbi Kumandanı”, Mustafa Kemal Paşa ile ‘görüşmeye’ giderkende mi, ‘Terme’mizden geçmemişti?’ ‘Terme’mizdeki Ermeni-Rum Zulmü’nü bertaraf etmede, hiç mi katkı sağlamamıştı?
Gerek “internet”ten, gerekse mevcut yazılı ‘eserler’den, bu ‘temel suâle’ cevap olabilecek ciddî bir ‘tarama’ yaptığımızda ise; ortaya çıkan tablo, sadece ,2004’de, ‘Terme Kaymakamlığı’nca ,”Amazonlar Diyarı TERME” kitabında geçen ‘tek bir cümle’den başka yazılı ve hattâ  sözlü bir ‘ifâde’nin,bir  izahın olmadığını anladım. O ‘tek cümle’ ise şu: “. Dönemin Terme’sinde “Piç Ahmet Çetesi” diye de bilinen ‘çete’nin başı ‘Ahmet Ağa’nın; “Topal Osman Ağa Samsun'a geçerken, Terme’ye uğradığında O’nu karşılamıştı.”(1)
Hattâ öyle ki, memleketi ‘Giresun’da olsun, ‘Karadeniz Bölgesi’nde olsun; “Pontusçu Rum Çeteleri”ne karşı ‘destansı’ mücadele etmiş olan “Gazi Milis Yarbay ‘Osman Ağa’nın, nam-ı diğer ‘Topal Osman’ın ismi, “TBMM”nce neşredilen ‘Dr. Yılmaz KURT’un “Pontus Meselesi” isimli ‘454 sayfalık’ eserinde bile sadece ‘bir defa’ zikrediliyor; o da bir ‘belge’de, “menfî/olumsuz” şekilde, ‘Giresun Derebeyi’ târifi ile hem de ‘Konstantin Jakovn J. Kostantinidis’ tarafından ‘imzalanmış belgede…’(2)

“Youtube”dan rahatlıkla izlenen ‘Ahmet GÜRSOY” yapımı ‘3 Bölümlük’ ‘Topal Osman Ağa Belgeseli’nden; yine son yılların ‘popüler’ de diyebileceğimiz ‘Yakın Tarih Araştırmacısı’ da olan ‘Şanlıurfalı’ ‘Tarihçi’ ‘Mustafa ARMAĞAN’ın, “Ali Şükrü Bey Cinayeti’ üzerine kısa izahatları, yine “Yakın Tarih-Cumhuriyet Tarihi”, ‘son yüzyıllık tarihimiz” mevzûlarında da adetâ “Üstâd” kabul edilen “Kadir MISIROĞLU” Bey’in, kendi ‘web sitesi’(3)ndeki ‘ilgili video’sundaki izahatlarından da ‘ilgili mes’eleler’ hakkında ‘sahih/doğru/muteber bilgiler’i öğrenebiliyoruz…
“TOPAL OSMAN”-“ALİ ŞÜKRÜ BEY CİNAYETİ”-“BİRİNCİ MECLİS’İN FESHİ”-“HİLÂFETİN İLGÂSI”
Benim anladığım, “Gazi Milis Yarbay ‘Osman Ağa’yı, nam-ı diğer ‘Topal Osman’ı sahih/doğru bir şekilde ‘anlama ve ‘öğrenme’de, “Yazılı Eserler” arasında, kendisi de aslında “Karadenizli” olan ‘Üstâd Tarihçi Kadir MISIROĞLU”nun “Trabzon Meb’usu Şehid-i Muazzez Ali Şükrü Bey”(3) isimli ‘eser’inin ‘aşılamadığı’dır…Hattâ öyle ki, Türkiye’mizdeki de ‘internetli hızlı hayat’tan ‘etkilenen’ ‘Cemaatçi Muharrirler’ de diyebileceğimiz ‘yılların kalemleri’ bile bahse mevzû edilen “Topal Osman” filmindeki Atatürk’ün namaz kılma sahneleri”ni ‘eleştirel bir şekilde’ ‘gündem’e  getirirken(4); belki de kendisinin de bilmediği “Şehid-i Muazzez/Muazzez Şehid Ali Şükrü Bey” merhumun Ankara’da kurduğu “Ali Şükrü Matbaası”nda, yine merhum “Üstâd” Bediüzzaman Said NURSÎ(k.s.)’nin de “Hübbab” isimli eseri ile “meşhur” “Mebusların Namaz Kılmaları Beyannamesi”nin de basıldığına hiç ‘temas’ etmeyişidir...(5)
“Gazi Milis Yarbay ‘Osman Ağa’, nam-ı diğer ‘Topal Osman’ ın ise ‘Topal’lığı, ‘Gazi’liği, “100. Yılında Balkan Bozgunu”nu idrak ettiğimiz “Balkan Harbi”nden kalma..Hattâ, 1979’da, ‘ilk sayısı’ neşredilen haftalık ‘Yıllarboyu TARİH’ dergisindeki ‘ilgili yazı’dan öğrendiğimize göre de; kendisini ameliyat edecek olan “Gâvur Doktor”a, “Alman Doktor”a güvenemediğinden, “bayıltılmayı” kabul etmez, “canlı canlı ameliyat” olur.”Gık” bile demeden ‘ameliyat’ olur fakat ‘geç kalınması ve zamanın teknolojik yetersizlikleri sebebiyle’ artık ‘dizini bükemez’ hâle gelir..(6)
“Yedi Düvel”in, “Yedi Devleti”n, “Osmanlı Türk İslâm Toprakları”nı ‘işgal’ etmeleri, “azıtan” “Rum ve Ermeniler”in “çeteleşmeleri ve zulümleri,dönemin “Giresun”unda da yaşanmakta; “ilgili film”de de “net” bir şekilde “canlandırıldığı” üzre, “Pontus-Rum-Yunan Bayrakları”, Giresun’u kaplamakta ve “Topal Osman ve arkadaşları”, “cengâvercesine” mücadele ile bu hâli sonlandırır ve kendisi de ‘resmen’ “Giresun Belediye Başkanı” olur.(7)
“Anladığımız” ve de “öğrendiğimiz”, “Topal Osman”ın öyle ‘sıradan biri’ olmadığıdır. “Batum Fatihi”, Giresun Belediye Başkanlığı, dönemin istihbarat teşkilatı “Teşkilat-ı Mahsusa”lığı, Giresun-Gedikkaya Gazetesi’ni çıkartışı, hem Giresun’da, hem de Karadeniz Bölgesi’nde, “Ermeni-Rum Zulümleri”ne geçit vermeyişi, nihayetinde, “19 Mayıs 1919”’da, aslında “İstiklâl Harbi Organizatörlüğü” vazifesi de diyebileceğimiz bir vazife ile “Mustafa Kemal Paşa”nın Samsun’a çıkışı, “dönemin Samsun”unun, dönemin “Süper Devleti İngiliz İşgali” altında olması sebebiyle “karargahını Havza”ya kurması ve “meşhur” “Topal Osman” ile de görüşmesi…”İstiklâl Harbi” sonrası “Topal Osman ve Arkadaşları”nı, bu sefer de Ankara’ya çağırarak, “Çankaya Muhafız Komutanlığı” yaptırması..

“Üstâd Kadir MISIROĞLU”:- “Topal Osman”ı, “Ali Şükrü, bizi İngilizlere sattı”, diye kandırdılar. Halbuki,Ali Şükrü, İngiltere’de okumuştu ve dönemin İngiliz gazetelerini takip ediyor ve “Yunanlıları yendiğimizde İngiltere’nin bir şey yapamayacağını, çünkü İngiliz halkının ‘savaş aleyhtarı’ olduğunu söylüyordu…O ‘cahil’de, ‘İngilizlere Sattı!’, telkinlerine kandı…Gerçektende ‘Millî Mücadele’nin kahraman şahsiyetlerinden biri olan ‘Topal Osman…’ Fakat ‘Gaddar’ biri ‘Topal Osman…’ ‘Gâvurlara bile ‘gaddar’ olmamak lazım halbuki…’Topal Osman’ın 10 arkadaşından biri, ‘hapse düşünce’, “Ali Şükrü Bey Cinayeti”ni de anlatıyor…Hâlâ rahatlıkla bulunamayan dönemin “İstiklâl Gazetesi”nde, “Sarı Çıyanca/M.Kemal’ce” ‘Ali Şükrü Bey’ öldürüldü diye yazıyor..’Topal Osman’ın “çok samimî” arkadaşı da olan “Ali Şükrü Bey”i öldürmesi ve akabinde de “Topal Osman”ın “Muhafız Kıtası Komutanı”nca öldürülmesi(8) ile “Birinci Meclis” lağvedildi…’Lozan Görüşmeleri’ de devam ediyordu…Kavga “Hilafet” üzerine idi. Ve “hilafet” de gitti. Ali Şükrü Bey de “Hilafet Şehidi” oldu…”(9)
“Şanlıurfalı” “tarihçi”miz Mustafa ARMAĞAN, “yotube”daki çok kısa “ilgili video”sunda, “Niçin Topal Osman Ağa, Ali Şükrü Bey’i öldürdü, hâlâ meçhul” dese de, günümüzde de “tartışılan” “men-i müskirat/içki yasağı”nın da “ilk uygulatıcısı” da “Hilâfet Şehidi”, “Şehid-i Muazzez” olan rahmetli Ali Şükrü Bey’e aittir.(10)
NETİCE:
2003’lerde hazırladığımız fakat hâlâ ‘kağıt’lara bastıramadığımız, “mefkûre adamları” gibi ‘blog’larımızda ise “meraklıları” ile “paylaştığımız” “Terme’de Ermeni-Rum Zulmü” ‘kitapçığımız’ı, “gözden geçirerek”, 2012’lerde, “İLESAM”ın açtığı bir “yarışma”ya gönderdiğimiz hâlde,” ilgili kategoride değerlendirmeye tabi olabilecek eser olmadığından” yine “kağıt”lara basılamamış oldu.
Nasıl ki “Efsane Yarbay”, ‘Termeli Mehmet Korkut EKEN’ Bey için, “malûm zihniyet sahipleri” ‘haşa’ “kaatil” diyorlarsa; nasıl ki “ömrü ikindi güneşine benzeyen” ‘Yavuz Sultan Selim Han’ için de, yine “malûm zihniyet sahipleri”, ‘haşa’ ‘Cellad’, ‘kaatil’ diyorlarsa; “Gazi Milis Yarbay ‘Osman Ağa’, nam-ı diğer “Topal Osman” için de, yine “malûm zihniyet sahipleri” ‘haşa’ ‘kaatil’ demektedirler.(11)
Ve “Gazi Yarbay ‘Osman Ağa’, nam-ı diğer ‘Topal Osman’  merhumun “Terme’de Ermeni-Rum Zulmü”nü önlemede neler yaptığı ile ilgili; hem “internet”ten, hem de ulaşabildiğimiz “yazılı eserler”den yaptığımız “taramalar”da, hâlâ “bir tek cümle” mevcut. O “bir tek cümle” ise “Terme’deki Ahmet Ağa’nın, nam-ı diğer “Piç Ahmet Çetesi”nin, “Topal Osman”ı,Havza’ya, “Mustafa Kemal Paşa” ile görüşmek için giderken uğradığı “Terme’miz”de karşıladığı  ilgili “bir tek cümle”: Topal Osman Ağa Samsun'a geçerken, Terme'ye uğradığında O'nu karşılamıştı.”
07.07.2013
İsmet GÜLTEKİN
Dip Notlar:
(1):”Amazonlar Diyarı TERME” Kitabı, ‘Terme Kaymakamlığı-2004’, www.terme.gov.tr’den ilgili kısımdan “bir tık ile” de “indir”mek mümkün…
(2):”Pontus Meselesi”, Yayına Hazırlayan:Dr.Yılmaz KURT, T.B.M.M. Basımevi, Ankara 1995, s.123
(3): Kadir MISIROĞLU,”Trabzon Meb’usu Şehid-i Muazzez Ali Şükrü Bey”,Bu Bir Sebil Yayınıdır,Birinci Basım,İstanbul 1978
(4):Kazım GÜLEÇYÜZ, “M.Kemal Hafızmış…”,Yeni ASYA Gazetesi,02.05.2013
(5): Kadir MISIROĞLU, a.g.e, sayfa 33
(6): Murat SERTOĞLU, “Topal” ‘Osman’ı Kim Öldürttü?”, Yıllarboyu Tarih Dergisi, Ocak 1979, Sayı.: 1, sayfa 36
(7): Murat SERTOĞLU, a.g. kaynak, sayfa 37
(8): Murat SERTOĞLU, a.g.kaynak, sayfa 37
(9): www.kadirmısiroğlu.com/videolar/cumartesi-sohbet/Ali Şükrü Bey’in Katli Videosu
(10): Kadir MISIROĞLU, “Trabzon Meb’usu Şehid-i Muazzez Ali Şükrü Bey” eseri, ilgili sayfalar

(11): Erdoğan YILDIZ, “Kaatilden Oluşturulan Kahraman”, www.acıkmeydan.com/mustafa yesilyurt ve “Alevî-Kürt-Rum-Ermeni Kaatili Topal Osman”, Ararat -Welat.blogspot.com

'GAZİ MİLİS YARBAY OSMAN AĞA, NAM-I DİĞER 'TOPAL OSMAN' ve "TERME'DE ERMENİ-RUM ZULMÜ"

‘GAZİ MİLİS YARBAY OSMAN AĞA’,NAM-I DİĞER “TOPAL OSMAN”
ve “TERME’DE ERMENİ-RUM ZULMÜ”
Son yüz yılımıza ait “Yakın Tarih” yazıları hâlâ tabiri caizse cazibeliğini muhafaza ettiği gibi, “Yakın Tarih” sinemaları da aynı cazibeliğini idame ettirmektedir. Türkiye’mizin de yaşadığı ‘hızlı hayat’lar ve elbette ki ‘zevzeklikler’, bilhassa ‘Yakın Tarih Sinemaları’ da diyebileceğimiz ‘çok sıcak’ mevzûlar üzerinde, derinlemesine düşünmeyi ve “efkâr-ı umumiyeye” de, “fikirler, düşünceler dünyası”na da, ‘kamuoyu’na mal’ edip, netice de  sahih bir şekilde “millî tarih şuuru” meydana getirebilmeyi de engellemektedir..
Geçen aylarda, “Atatürk’ün Fedâisi:TOPAL OSMAN-Cumhuriyet’e Giden Yol” ‘Yakın Tarih Filmi’ ile 1966’daki ‘Ahmet MEKİN’li ‘Topal Osman Filmi’ gibi tekraren ‘gündem’e getirilen;”Topal Osman Olayı”,Karadeniz Bölgesi’ndeki ‘Pontusçuluk’, ‘Ermeni ve Rum Zulümleri’, ‘Şehid-i Muazzez/Muazzez Şehid Ali Şükrü Bey Cinayeti”, “Topal Osman’ın Öldürülüşü”,“Birinci Meclis’in Feshedilmesi”ve “Hilafetin Kaldırılışına” doğru giden ‘vetire/süreç’gibi ‘mes’eleler’ hakkında; Türkiye’mizde ayyuka çıkan “Zihnî Emperyalizm” neticesi de yaşanılan “Akıl Tutulmaları”,”Zevzeklikler”sebebiyle de,  ciddî bir ‘kamuoyu’ teşkili sağlanamamakta.
Bundan on yıl önce ‘bir yerden başladığım’ ve hâlâ ‘kağıtlara’ bastıramadığım ‘yerel tarih’, ‘local tarih’, ‘mahallî tarih’ çalışmam olan “Terme’de Ermeni-Rum Zulmü” isimli ‘kitapçığım’da, bilhassa ulaşabildiğim ‘kaynak’lardan ‘Terme’deki, ‘doğum yerim’ de olması hasebiyle ‘Terme’miz’deki ‘Ermeni-Rum Zulmü’nü derli-toplu bir hâle getirmiştim.Sonra ki yıllarda, yılları aşan bir süre boyunca, zihnime takılan ‘temel suâl’; “Gazi Milis Yarbay ‘Osman Ağa’, nam-ı diğer ‘Topal Osman’, acaba, hiç ‘Terme’mize’ gelmemiş miydi?. “Millî Mücadelenin Ergenekonu Havza”da, “İstiklâl Harbi Kumandanı”, Mustafa Kemal Paşa ile ‘görüşmeye’ giderkende mi, ‘Terme’mizden geçmemişti?’ ‘Terme’mizdeki Ermeni-Rum Zulmü’nü bertaraf etmede, hiç mi katkı sağlamamıştı?
Gerek “internet”ten, gerekse mevcut yazılı ‘eserler’den, bu ‘temel suâle’ cevap olabilecek ciddî bir ‘tarama’ yaptığımızda ise; ortaya çıkan tablo, sadece ,2004’de, ‘Terme Kaymakamlığı’nca ,”Amazonlar Diyarı TERME” kitabında geçen ‘tek bir cümle’den başka yazılı ve hattâ  sözlü bir ‘ifâde’nin,bir  izahın olmadığını anladım. O ‘tek cümle’ ise şu: “. Dönemin Terme’sinde “Piç Ahmet Çetesi” diye de bilinen ‘çete’nin başı ‘Ahmet Ağa’nın; “Topal Osman Ağa Samsun'a geçerken, Terme’ye uğradığında O’nu karşılamıştı.”(1)
Hattâ öyle ki, memleketi ‘Giresun’da olsun, ‘Karadeniz Bölgesi’nde olsun; “Pontusçu Rum Çeteleri”ne karşı ‘destansı’ mücadele etmiş olan “Gazi Milis Yarbay ‘Osman Ağa’nın, nam-ı diğer ‘Topal Osman’ın ismi, “TBMM”nce neşredilen ‘Dr. Yılmaz KURT’un “Pontus Meselesi” isimli ‘454 sayfalık’ eserinde bile sadece ‘bir defa’ zikrediliyor; o da bir ‘belge’de, “menfî/olumsuz” şekilde, ‘Giresun Derebeyi’ târifi ile hem de ‘Konstantin Jakovn J. Kostantinidis’ tarafından ‘imzalanmış belgede…’(2)
“Youtube”dan rahatlıkla izlenen ‘Ahmet GÜRSOY” yapımı ‘3 Bölümlük’ ‘Topal Osman Ağa Belgeseli’nden; yine son yılların ‘popüler’ de diyebileceğimiz ‘Yakın Tarih Araştırmacısı’ da olan ‘Şanlıurfalı’ ‘Tarihçi’ ‘Mustafa ARMAĞAN’ın, “Ali Şükrü Bey Cinayeti’ üzerine kısa izahatları, yine “Yakın Tarih-Cumhuriyet Tarihi”, ‘son yüzyıllık tarihimiz” mevzûlarında da adetâ “Üstâd” kabul edilen “Kadir MISIROĞLU” Bey’in, kendi ‘web sitesi’(3)ndeki ‘ilgili video’sundaki izahatlarından da ‘ilgili mes’eleler’ hakkında ‘sahih/doğru/muteber bilgiler’i öğrenebiliyoruz…

“TOPAL OSMAN”-“ALİ ŞÜKRÜ BEY CİNAYETİ”-“BİRİNCİ MECLİS’İN FESHİ”-“HİLÂFETİN İLGÂSI”
Benim anladığım, “Gazi Milis Yarbay ‘Osman Ağa’yı, nam-ı diğer ‘Topal Osman’ı sahih/doğru bir şekilde ‘anlama ve ‘öğrenme’de, “Yazılı Eserler” arasında, kendisi de aslında “Karadenizli” olan ‘Üstâd Tarihçi Kadir MISIROĞLU”nun “Trabzon Meb’usu Şehid-i Muazzez Ali Şükrü Bey”(3) isimli ‘eser’inin ‘aşılamadığı’dır…Hattâ öyle ki, Türkiye’mizdeki de ‘internetli hızlı hayat’tan ‘etkilenen’ ‘Cemaatçi Muharrirler’ de diyebileceğimiz ‘yılların kalemleri’ bile bahse mevzû edilen “Topal Osman” filmindeki Atatürk’ün namaz kılma sahneleri”ni ‘eleştirel bir şekilde’ ‘gündem’e  getirirken(4); belki de kendisinin de bilmediği “Şehid-i Muazzez/Muazzez Şehid Ali Şükrü Bey” merhumun Ankara’da kurduğu “Ali Şükrü Matbaası”nda, yine merhum “Üstâd” Bediüzzaman Said NURSÎ(k.s.)’nin de “Hübbab” isimli eseri ile “meşhur” “Mebusların Namaz Kılmaları Beyannamesi”nin de basıldığına hiç ‘temas’ etmeyişidir...(5)
“Gazi Milis Yarbay ‘Osman Ağa’, nam-ı diğer ‘Topal Osman’ ın ise ‘Topal’lığı, ‘Gazi’liği, “100. Yılında Balkan Bozgunu”nu idrak ettiğimiz “Balkan Harbi”nden kalma..Hattâ, 1979’da, ‘ilk sayısı’ neşredilen haftalık ‘Yıllarboyu TARİH’ dergisindeki ‘ilgili yazı’dan öğrendiğimize göre de; kendisini ameliyat edecek olan “Gâvur Doktor”a, “Alman Doktor”a güvenemediğinden, “bayıltılmayı” kabul etmez, “canlı canlı ameliyat” olur.”Gık” bile demeden ‘ameliyat’ olur fakat ‘geç kalınması ve zamanın teknolojik yetersizlikleri sebebiyle’ artık ‘dizini bükemez’ hâle gelir..(6)
“Yedi Düvel”in, “Yedi Devleti”n, “Osmanlı Türk İslâm Toprakları”nı ‘işgal’ etmeleri, “azıtan” “Rum ve Ermeniler”in “çeteleşmeleri ve zulümleri,dönemin “Giresun”unda da yaşanmakta; “ilgili film”de de “net” bir şekilde “canlandırıldığı” üzre, “Pontus-Rum-Yunan Bayrakları”, Giresun’u kaplamakta ve “Topal Osman ve arkadaşları”, “cengâvercesine” mücadele ile bu hâli sonlandırır ve kendisi de ‘resmen’ “Giresun Belediye Başkanı” olur.(7)
“Anladığımız” ve de “öğrendiğimiz”, “Topal Osman”ın öyle ‘sıradan biri’ olmadığıdır. “Batum Fatihi”, Giresun Belediye Başkanlığı, dönemin istihbarat teşkilatı “Teşkilat-ı Mahsusa”lığı, Giresun-Gedikkaya Gazetesi’ni çıkartışı, hem Giresun’da, hem de Karadeniz Bölgesi’nde, “Ermeni-Rum Zulümleri”ne geçit vermeyişi, nihayetinde, “19 Mayıs 1919”’da, aslında “İstiklâl Harbi Organizatörlüğü” vazifesi de diyebileceğimiz bir vazife ile “Mustafa Kemal Paşa”nın Samsun’a çıkışı, “dönemin Samsun”unun, dönemin “Süper Devleti İngiliz İşgali” altında olması sebebiyle “karargahını Havza”ya kurması ve “meşhur” “Topal Osman” ile de görüşmesi…”İstiklâl Harbi” sonrası “Topal Osman ve Arkadaşları”nı, bu sefer de Ankara’ya çağırarak, “Çankaya Muhafız Komutanlığı” yaptırması..

“Üstâd Kadir MISIROĞLU”:- “Topal Osman”ı, “Ali Şükrü, bizi İngilizlere sattı”, diye kandırdılar. Halbuki,Ali Şükrü, İngiltere’de okumuştu ve dönemin İngiliz gazetelerini takip ediyor ve “Yunanlıları yendiğimizde İngiltere’nin bir şey yapamayacağını, çünkü İngiliz halkının ‘savaş aleyhtarı’ olduğunu söylüyordu…O ‘cahil’de, ‘İngilizlere Sattı!’, telkinlerine kandı…Gerçektende ‘Millî Mücadele’nin kahraman şahsiyetlerinden biri olan ‘Topal Osman…’ Fakat ‘Gaddar’ biri ‘Topal Osman…’ ‘Gâvurlara bile ‘gaddar’ olmamak lazım halbuki…’Topal Osman’ın 10 arkadaşından biri, ‘hapse düşünce’, “Ali Şükrü Bey Cinayeti”ni de anlatıyor…Hâlâ rahatlıkla bulunamayan dönemin “İstiklâl Gazetesi”nde, “Sarı Çıyanca/M.Kemal’ce” ‘Ali Şükrü Bey’ öldürüldü diye yazıyor..’Topal Osman’ın “çok samimî” arkadaşı da olan “Ali Şükrü Bey”i öldürmesi ve akabinde de “Topal Osman”ın “Muhafız Kıtası Komutanı”nca öldürülmesi(8) ile “Birinci Meclis” lağvedildi…’Lozan Görüşmeleri’ de devam ediyordu…Kavga “Hilafet” üzerine idi. Ve “hilafet” de gitti. Ali Şükrü Bey de “Hilafet Şehidi” oldu…”(9)
“Şanlıurfalı” “tarihçi”miz Mustafa ARMAĞAN, “yotube”daki çok kısa “ilgili video”sunda, “Niçin Topal Osman Ağa, Ali Şükrü Bey’i öldürdü, hâlâ meçhul” dese de, günümüzde de “tartışılan” “men-i müskirat/içki yasağı”nın da “ilk uygulatıcısı” da “Hilâfet Şehidi”, “Şehid-i Muazzez” olan rahmetli Ali Şükrü Bey’e aittir.(10)
NETİCE:
2003’lerde hazırladığımız fakat hâlâ ‘kağıt’lara bastıramadığımız, “mefkûre adamları” gibi ‘blog’larımızda ise “meraklıları” ile “paylaştığımız” “Terme’de Ermeni-Rum Zulmü” ‘kitapçığımız’ı, “gözden geçirerek”, 2012’lerde, “İLESAM”ın açtığı bir “yarışma”ya gönderdiğimiz hâlde,” ilgili kategoride değerlendirmeye tabi olabilecek eser olmadığından” yine “kağıt”lara basılamamış oldu.
Nasıl ki “Efsane Yarbay”, ‘Termeli Mehmet Korkut EKEN’ Bey için, “malûm zihniyet sahipleri” ‘haşa’ “kaatil” diyorlarsa; nasıl ki “ömrü ikindi güneşine benzeyen” ‘Yavuz Sultan Selim Han’ için de, yine “malûm zihniyet sahipleri”, ‘haşa’ ‘Cellad’, ‘kaatil’ diyorlarsa; “Gazi Milis Yarbay ‘Osman Ağa’, nam-ı diğer “Topal Osman” için de, yine “malûm zihniyet sahipleri” ‘haşa’ ‘kaatil’ demektedirler.(11)
Ve “Gazi Yarbay ‘Osman Ağa’, nam-ı diğer ‘Topal Osman’  merhumun “Terme’de Ermeni-Rum Zulmü”nü önlemede neler yaptığı ile ilgili; hem “internet”ten, hem de ulaşabildiğimiz “yazılı eserler”den yaptığımız “taramalar”da, hâlâ “bir tek cümle” mevcut. O “bir tek cümle” ise “Terme’deki Ahmet Ağa’nın, nam-ı diğer “Piç Ahmet Çetesi”nin, “Topal Osman”ı,Havza’ya, “Mustafa Kemal Paşa” ile görüşmek için giderken uğradığı “Terme’miz”de karşıladığı  ilgili “bir tek cümle”: Topal Osman Ağa Samsun'a geçerken, Terme'ye uğradığında O'nu karşılamıştı.”
07.07.2013
İsmet GÜLTEKİN
Dip Notlar:
(1):”Amazonlar Diyarı TERME” Kitabı, ‘Terme Kaymakamlığı-2004’, www.terme.gov.tr’den ilgili kısımdan “bir tık ile” de “indir”mek mümkün…
(2):”Pontus Meselesi”, Yayına Hazırlayan:Dr.Yılmaz KURT, T.B.M.M. Basımevi, Ankara 1995, s.123
(3): Kadir MISIROĞLU,”Trabzon Meb’usu Şehid-i Muazzez Ali Şükrü Bey”,Bu Bir Sebil Yayınıdır,Birinci Basım,İstanbul 1978
(4):Kazım GÜLEÇYÜZ, “M.Kemal Hafızmış…”,Yeni ASYA Gazetesi,02.05.2013
(5): Kadir MISIROĞLU, a.g.e, sayfa 33
(6): Murat SERTOĞLU, “Topal” ‘Osman’ı Kim Öldürttü?”, Yıllarboyu Tarih Dergisi, Ocak 1979, Sayı.: 1, sayfa 36
(7): Murat SERTOĞLU, a.g. kaynak, sayfa 37
(8): Murat SERTOĞLU, a.g.kaynak, sayfa 37
(9): www.kadirmısiroğlu.com/videolar/cumartesi-sohbet/Ali Şükrü Bey’in Katli Videosu
(10): Kadir MISIROĞLU, “Trabzon Meb’usu Şehid-i Muazzez Ali Şükrü Bey” eseri, ilgili sayfalar

(11): Erdoğan YILDIZ, “Kaatilden Oluşturulan Kahraman”, www.acıkmeydan.com/mustafa yesilyurt ve “Alevî-Kürt-Rum-Ermeni Kaatili Topal Osman”, Ararat -Welat.blogspot.com

18 Aralık 2011 Pazar

HALİDE NUSRET ZOLUTUNA'NIN KALEMİNDEN(ŞANLI) URFA'NIN İŞGAL YILLARI (MART 1919-11.NİSAN.1920): AŞK ve ZAFER(*) ROMANI


                                               HALİDE NUSRET ZORLUTUNA’NIN KALEMİNDEN
                                                                (ŞANLI) URFA’NIN İŞGAL YILLARI
                                                               (Mart 1919-11.Nisan.1920):
                                                                    AŞK ve ZAFER(*) ROMANI

“Halide Nusret ZORLUTUNA’nın (Şanlı)Urfa Yılları” başlıklı yazımda belirttiğim üzre, bir ropörtajında,”Urfa’yı anlatan bir roman yazdığını fakat bu romanını bilmediğimi” yazmıştım.Rahmetli “Ülkücü Şehid” “Ertuğrul Dursun ÖNKUZU”nun hayatının anlatıldığı ve “ömründe ilk okuduğum roman” olan “SANCI” romanı gibi sebeplerle “Zorlutuna” ve “Öksüz” ailelerine ve “kültür ürünleri”ne olan yakınlığım hiç kopmadı. Bulunduğum şehirde, “İslâm Tasavvufunun Mes’eleleri”nin de dillendirildiğini ümid ettiğim “romanları”nı alıp-okuyayım dediğimde, maalesef bulamadım..Günümüz “vilayet”lerinin, “şehir”lerin ekseriyetinde “Kitapçılar Çarşısı” bulabilmek muhal ender muhal. Neredeyse “her türlü çarşıları” olan “koca bir şehir”de, maalesef “Kitapçılar Çarşısı”na rastgelebilmek ne mümkün!
Ancak güzel bir “tevafûk” neticesi, rahmetli Halide Nusret ZORLUTUNA’nın, “Urfa’yı” anlattığı, daha doğrusu “Urfa’nın İşgal Yılları”nı “roman tarzı”nda anlattığı “Aşk ve Zafer” isimli eseri elime geçti. Hemencecik aldım. Bir kere okudum. İkinci defa okumam ise hemen hemen bitmek üzere..”Kurşunkalemim”le eserin kenarlarına aldığım bazı notlardan…
                                           “AŞK ve ZAFER” ROMANININ BAZI HUSUSİYETLERİ
1)      Bir “Milliyetçi Kadın Yazar” olarak da, “kadın konusunda kesin tavır ortaya koyan eserler arasında…” Bilhassa “Urfa” gibi “Güney-Doğu Anadolumuz”da yaşanılan “kadın mes’eleleri” hakkında görüşlerini de dillendirmiş. “Çok evlilik” gibi, “kuma mes’elesi “gibi…Adetâ “çorap değiştirir gibi kadın değiştirmenin” getirdiği “sıkıntılar.” Bir araştırma yapılsa, “Türkler-Kürtler-Araplar” dan oluşan Urfa’nın “yerlileri”nden kaç kişi “tek eşle evli?”, doğrusu meraka mucip!
2)      “Aşk ve Zafer” romanında, Urfa’da konuşulan “yöre şiveleri”ne de sıklıkla yer verilmiş. Ben bile yıllardır (Şanlı)Urfa’da olduğum hâlde, bir “Emmioğlu” tabirinin bile “karı-kocanın birbirlerine hitap şekli” olduğunu yeni öğrendim..”Helbet”, “Uyy İbo! Niney siye kurban ibo!”, “Dinne”, “Bilisen”, “Hindi”,”Sohtur”,”Vahtinde”, “Çeppuh”,”Hepiyiz Bilisiz”,”Kara Yere Gireler!”,”Siye” gibi, çok sayıda “Urfa şiveleri…”
3)      “Aşk ve Zafer” romanında, Namık Kemal’den Mehmet Âkif’e, dönemin şailerinden mısralar ve beyitler de yer almakta.
4)      Rahmetli Halide Nusret ZORLUTUNA’nın “son romanı” da olan “Aşk ve Zafer”de, Urfa’nın “eşrafı”ndan diyebileceğimiz “Urfalı İbrahim” ile Urfa’da da “Paşalık, Komutanlık, Askerlik” hizmetinde bulunmuş ve sonra İstanbul’a yerleşmiş olan “Fahrettin Paşa’nın Kızı Zinnur” arasında “yaşanan aşk”, o zamanın şartlarına göre de “Aşk Mektupları” diyebileceğimiz yazışmalarla sergilenmiş.Çok “dramatik”, “trajik” bir şekilde neticelenen “Urfalı İbrahim ile Zinnur”un “yaşanılan aşk hikâyesi” ile belki de toplamda yüzleri geçen “aşk mektupları” yazılmış.Her birinde “edebî üslûp” dolu, “nezaket”, “incelik” dolu satırlar, cümleler…
5)      Yaşanılan “bir aşk” çercevesinde, 1917-1920 Urfa-İstanbul-Ankara ve kısmen de “Türkiye Manzarası” serdeten “Aşk ve Zafer” romanında, 07. Mart. 1919’da, İngilizlerle başlayan ve sonra Fransız işgali ile karşılaşan “Urfa”nın ve “Urfalılar”ın, “Milliyetçi Kuvvetler” de dediğimiz “Kuvay-ı Milliye Hareketi” ile “teşkilatlanlamaları”, “birlik-beraberlik sergilemeleri” “Urfalı İbrahim-Zinnur” aşkı çevresinde anlatılırken; “Yakın Tarihimize” geçebilecek “belge/vesika” diyebileceğiz, “Mustafa Kemal Paşa”nın dönemin “Urfa Müftülüğü”ne çektiği” telgraf”(s.132)a da yer verilmiş…
6)      “Çok Eşle Evlilik”, “Beşik Kerkmesi”, “Kumalık”, “Genç Kızların Eğitimi”, “Kadının ikinci Sınıf Vatandaş” olarak görülmesi gibi mevzûlarda, “hakaretvâri olmadan” Urfa’ya Eleştirel Bakışlar” da hissedebileceğimiz kısımlar da mevcut…”Urfalı Kahraman Kadın Tipi” ise “Rahime Nine” karakteri ile sergilenmiş…
7)      Rahmetli Halide Nusret ZORLUTUNA’nın “Bey”inin “Paşa/Asker” olması hem de “üst seviyede “diyebileceğimiz ve Urfa’da da 4(dört) yıl öğretmenlik yaptığını da öğreniyoruz. Bilhassa “Aşk ve Zafer” romanına “Giriş”yazısında ve kızı Emine Işınsu ÖKSÜZ ile yapılan ropörtaja yer verildiği “Halide Nusret ve Aşk ve Zafer”yazısında, kısa-net, hafızalarda kalabilecek bilgiler var. Ancak kızı IŞINSU ÖKSÜZ’ün, “Aslında İbrahim , Urfalı değil Maraşlıdır”(s.19) cümlesi, “Aşk ve Zafer” romanı okunduğunda, hiç de “romanın gerçeğini” yansıtmıyor. Annesinin “Aşk ve Zafer” romanının “esas karakteri İbrahim”in “her şeyi ile Urfalı” olduğu çok belirgin…
8)      Urfa’nın Mart 1919’da, “Mondros Mütarekesi” sonrası, önce İngiliz, sonra Fransız işgaline uğraması ve “Urfalı İbrahim” gibi “okumuş/münevver Urfalı gençler”in “Milliyetçi-Vatanperver direniş” sergilemeleri “sürecinde, “Dalâlette  biri” (s.122)diye tanımlanan “Ferhat Bey” karakterinde, “Hazret-i İbrahim Aleyhisselam’ın yaşadığı vakıalar”ın, “kıssa”nın bir “efsane”, “hayal”(s.119) olarak değerlendirmelerin yer aldığı kısımlar, “Urfalı Ferhat Bey”lerin günümüzdeki “uzantıları”nın “zihniyet-düşünceleri”ni de  adetâ “çağrıştırmakta…Üstelik “Urfalı Ferhat Bey” karakterinde, “işgalçilere, Fransızlara direnmenin yanlış” olduğunun, yapılması gerekenin “Mandacılık”, “Fransız mandasının güdümüne girmenin gerektiği”(s.121) şeklindeki “görüşleri”,taa 1919’lar Güney-Doğu’sundaki “gay-ri millî zihniyetler”in de mevcudiyetini hatırlatmakta.
    
            DRAMATİK-TRAJİK AŞK HİKÂYESİ ve BİR DÖNEMİN “BEDBAHT NESİLLERİ”

Yirminci asrın ilk yıllarındaki Urfa’nın “Eşraf”larından Eyüp Bey’in “tek oğlu”, Urfa’daki “okulları” derece ile “birincilik”le bitiren İbrahim’in, “İstanbul Lisesi(Sultanisi)”nde okumaya başlaması..”İstanbul Lisesi”nin “son sınıfı”nda iken “Birinci Cihan Harbi”nin başlaması ve “Urfalı İbrahim”in “Çanakkale”de, “eğitimli-yetişmiş”bir “neslin cephe”ye koşması, ekseriyetinin “şehid” olması ve “Urfalı İbrahim”in “gazi” olarak tekrar İstanbul’a gönderilişi..”Teğmen/Subay” olarak da “gazi” olarak İstanbul’da “askerlik hizmeti”ni idame ettiren “Urfalı İbrahim”in “Leylâk Köşk”teki , bir zamanlar Urfa’da “Paşa-Komutan” olarak “hizmet” vermiş olan “Fahrettin Paşa’nın Kızı Zinnur”a “âşık” olması, “Aşk Mektupları” yazması ve neticede “Nurkuş”un, “Zinnur”un istenilişi ve “Urfalı İbrahim” ile “Paşa Kızı Zinnur”un “nişanlanmaları…”
“Çanakkale Harbi” sonrası “boğazlarımızı geçemeyen” “Batılı Güçlerin”, “yenik sayılmamız” sebebiyle “rahatça geçmeleri” ve “İstanbul’u İşgal” etmeleri.. “Mondros Mütarekesi” ve sonrasında, “Anadolu Coğrafyası”nda “ilk işgallerin” gerçekleşmesi..Mart 1919’da Urfa’nın işgali..”Teğmen/Subay/Asker” olan “Urfalı İbrahim”in “İngiliz” ve sonra da “Fransız İşgali” altındaki “memleketine”, “Urfa’ya dönmesi…” “Beşik kerkmesi” “Urfalı Zeliha”nın da “aşkına sadakat” göstermesi, “kumalığa razı” olması ancak “Urfalı İbrahim”in” “Paşa Kızı Zinnur’a olan aşkının sadakati”, “çok eşle evliliği onaylamaması” ve bu “süreçte”, “Urfa’nın Arslanları” diyebileceğimiz, rahmetli Hacı kamil Hacı Mustafa Efendi, dönemin Urfa Müftüsü Hasan Efendi, ekseriyetle “Urfalı Aşiret Reisleri”nin “Milliyetçi Direniş” için “teşkilatlanmaları” ve neticede “yaşanılanlar…”
“Bir yanlış anlama”dan ve muhtelif sebeplerden, bilhassa da “beşik kerkmesi Zeliha”dan dolayı, “Paşa Kızı Zinnur”un “Urfalı İbrahim’e olan aşkının sadakatinden vazgeçmesi”, “bir başkası ile evlenmesi” ve “18 yıl sonra”, “Urfalı İbrahim”in “hastane köşeleri”nde geçen “Zinnur’a olan aşkına da sadakatle dolu” yılları…
“Aşk ve Zafer” romanını neredeyse peşi peşine iki defa okuduğumda, “heyecanlanıp”, “acaba ne oldu?”, diye “meraklandığım da oldu..
Gerek “Urfalı İbrahim’in beşik kerkmesi Zeliha”nın da “başka kimse ile evlenmeyip” gösterdiği “sadakat” ile “Urfalı İbrahim”in, hem de “Harplerde geçen” bir ömür sonrası, “bir dönemin bedbaht nesilleri”nden olan “Urfalı İbrahim”in de “Zinnur’a olan aşkına sadakat” göstererek vefât etmesi…
Ve “Aşk ve Zafer” romanı “biterken”, adetâ  “yeni baştan yazılıyormuş” duyguları…
Güzel bir “sinema filmi” olabilir “Aşk ve Zafer” romanı…
18.12.2011
İsmet GÜLTEKİN
(*): Halide Nusret ZORLUTUNA, “Aşk ve Zafer”, Hazırlayan: Betül COŞKUN, TİMAŞ Yayınları, İstanbul 2008,3.Baskı Eylül 2008

15 Aralık 2011 Perşembe

TERME'DEN BAZI "ŞAHSİYETLER"


  TERME’DEN BAZI “ŞAHSİYETLER”
Geçenlerde “MEBSİS”i incelerken ve “Hizmet Belgemi “ okurken, “hâtıralarım canlandı…”
Mutlaka bu “canlanan hâtıralarımı” yazmalı ve “tarihe not “düşmeliydim…
Bu yazacaklarım “Başımıza Gelenler” değil amma “Başıma Gelenler”den katreler aksedecek…
Kim bu “Terme’den Bazı ‘Şahsiyetler’” derseniz; 47 (kırkyedi) yıllık ömründe, hayatım üzerinde, şöyle-böyle “etkili” olmuş isimler: Rasim KANİ’den, Ahmet SEZGİN’e; Hasan KÖKSAL’dan Eyüp ŞENTÜRK’e…
“Sen Nizâm-ı Âlem Ocakları Başkanısın”, diyorlar hâlâ Aralık 2011 Türkiye’sinde…
Ya “şeytanca” bu “tanımlamayı” söylüyorlar; “düşmanımınsın ha!” dercesine; ya da bana “siyasî düşünce”mi, “kimliği” mi hatırlatıyorlar?! Onlar da bilmeliler ki, günümüz Aralık 2011 Türkiye’sinde bir “Sivil Toplum Teşkilatı” olan “Nizâm-ı Âlem Ocakları” diye bir “Sivil Toplum Teşkilatı” kalmadı.. Hepimizin bildiği üzre İsrail ve Türkiye’mizdeki “derin çete”nin güdümünde olan “Hizbullah”ın “sızmaları” sebebiyle, “Nizâm-ı Âlem Ocakları” isimli “Sivil Toplum Teşkilatı” ‘isim değiştirmiş” ve “Alperen Ocakları” ismini almıştı. Rahmetli B.B.P.’nin şehid Genel Başkanı Muhsin YAZICIOĞLU’nun, 27. Ocak 1993’lerdeki “siyasî parti”sinin bir nevi “Gençlik Yapılanması” olan “Nizâm-ı Âlem Ocakları” isimli “yapı”nın yerinde “yeller” esmekte!!! Ben de 1995’lerde, Terme’de, altı(6) ayı bulan bir “Nizâm-ı Âlem Ocakları Başkanlığı “yapmıştım..”O Yıllarda”, bir yandanda, Gündüz ve Yeni Şafak gazetelerinin “Terme Temsilciliği”ni de ifâ etmekteydim..Bence, mevcut “şahsî hâl”lerim de dikkate alınsa, “gayet başarılı” bir “Ocak Başkanlığı”m oldu diyebilirim. Bu demek ki, “Terme Nizâm-ı Âlem Ocakları”nın da “Kurucu Başkanı”yım..Aralık 2011’lere “akıp giden yıllarda”, asla ve kat’a “Nizâm-ı Âlem Fikriyatı”ndan ve mümkün olduğunca da “hayata aksettirilmesinden” de asla ve kat’a vazgeçmedim..
Bana, değişik şekillerde,Aralık 2011’ler Türkiye’sinde; “Sen Nizâm-ı Âlem Ocak Başkanısın” diyenlerin de, ne demek istediklerini de hâlâ anlamış değilim..Mazim benim şerefimdir ve ben dünüme çizikler atarak hayatiyetimi idame ettiren biri de değilim…
                                                     NİÇİN BENİ DARP ETTİLER?!
Bekârlığıma ve öyle doğru-dürüst bir gelirime “denk” gelmeyen “Nizâm-ı Âlem Ocak Başkanlığı” döneminin nihayeti de “çok zorbaca” oldu..Zaman zaman aklıma geldiğinde;”Niye bana öyle davrandılar? Niye beni darp ettiler?”, diye bizzat “kendilerine” suâl eylemek istedim. Ancak bir türlü o suâlimi soramadım..Son zamanlarda yaşadığım “psikolojiler”, bu suâlimi de artık “kayıtlara” geçirme zamanının geldiğini gösterdi..
Tarihini tam olarak hatırlayamıyorum amma ekseriyetle “Ocak’ta yatıp kalktığımdan”, bir sabah, baktım ki, hâlen B.B.P. Terme İlçe Başkanı olan Rasim KANİ, “Yönetim Kurulu”ndan Cemal VAROL ve bir-iki kişi daha, bulunduğum odaya girip; “haydutcasına”, “bağıra-çağıra” ve duvarda asılı vaziyette olan “Ocak Temsilcilik Belgemi”n camlarını kırarak; “hakaretvari sözlerle beni adetâ “darp” ettiler..
O yaşadığım “trawmatik” sonrası, soluğu Bursa’da bir “kabir ziyareti”nde aldığımı hatırlıyorum…
Sonra tekrar Terme’ye döndüğümde ise yine Rasim KANİ, beni arkadaşlarına tanıttırırken; “eski Ocak Başkanımız” deme lütfunda bulunuyordu…KANİ, Tokat-Niksarlı olması ve Terme’den evli olması ve tabii “Muhasebeciliğin” getirdiği “maddî imkânlarlar”, “ekonomisi” de “çok iyi” derecede denilebilen biri..Terme’deki “ilk yılları”nda, şahsıma karşı olan “sıcaklığı”, “yakın ilgisi” sonraki yıllarda hepten bitti..Geçenlerde, Kurban Bayramı tatilinde yanına bir uğrayayım dediğim de ise “Hacc’a gittiğini” öğrendim. Yine “Hacılığını” da ziyaret ettim. Ancak Hacc’a gittiğinden doğrusu hiç mi hiç haberim bile olmamıştı..
Hele, benim oğlan ile birgün ziyaretine gittiğimde, ben yokken “Bırak şu deliyi?!”, gibi sözler sarfetmiş olması, hem benim oğlanı bir hayli üzdüğü gibi, hem de benim hanemde de bayağı konuşuldu..
Neredeyse 19 yıllık B.B.P. Terme İlçe Başkanlığı yapan Rasim KANİ’nin maalesef şahsıma karşı olan hâlleri, bilhassa son yıllarda çokca değişti. Ve hâlâ “Niçin beni darp ettiler?”, konusunda da doğrusu ne diyeceğini çok merak ediyorum…
                                                        RAHMETLİ EYÜP ŞENTÜRK ve
                                        BİLGİ GAZETESİ YAZILARIMI NİYE YAYINLAMADI?!
Terme’nin ilk İmam-Hatip’li nesillerinden olan rahmetli Eyüp ŞENTÜRK ile yaşadığım sürece çokca yakınlıklarım oldu. Onun haftalık “Yeni DÜŞÜNCE” dergisinin “Okur Mektupları”ndaki, “Tiryaki Gazi Hasan Paşa”yı anlatan yazısı vesilesiyle başlayan arkadaşlığımız çok uzun yıllar devam etti. Hatırlıyorum da, nice “dâvâ arkadaşlarım” rahmetli babamın vefatı akabinde, sıcağı sıcağına “baba ocağı”na gelmezken; rahmetli Eyüp ŞENTÜRK, o gece gelmiş, “taziye”sini bildirmiş ve bir müddet bekledikten sonra da gitmişti…Ancak, sonraki yıllardaki “ticarî hayatı” ve akabinde haftalık “Terme BİLGİ Gazetesi” ile başlayan sürecten vefatına yakın yıllara doğru, “Terme Yönetimi”ni oluşturan “Bürokrasi” ile çok sıcak ilişkileri sonrası bazı “soğumalar” da başlamıştı.  Vefatından sonra,geçen Mayıs 2011’de, “Terme BİLGİ Gazetesi”nde, aylarca “köşe yazarlığı” da yapmanın getirdiği bir düşünce ile, yine birkaç yazımı “e-mail” ile gazete adresine göndermiştim. Sonra da daha arayıp sormamıştım..”Yaz Tatili”nde ise gazete idarehanesine uğradığımda,çalışanlardan biri,”yazılarımı unuttukları”nı söyledi. Rahmetli eşi ise “İncelemeleri gerektiğini, Yetkin Bey ile de görüşmemi” istediler..Aradan geçen sürede tekrar uğradığımda ise yazılarım yine yayınlanmamıştı.Yetkin Bey ile de görüşmek nasip olmamıştı..
Sahiden o kadar yakın arkadaşlığımın olduğu Rahmetli Eyüp ŞENTÜRK’ün kurumu, niye bana böyle davranıyorlardı? Neden açık-net olarak, “Şu şu sebeplerden sizlerin yazılarınızı yayınlayamayız”, diyemiyorlardı..Hülasa, neden yazılarımı yayımlamamak için bahaneler uyduruyorlardı..Hâlâ da anlamış değilim..Bu sebepten de, daha da gazete idarehanesine uğramaz oldum.Gazeteyi de okumak istediğimde bayiden alıp okuyordum…
                                                   TERME MEFKÛRE GAZETESİ ve AHMET SEZGİN
Yaşadığım ömür diliminde içimde bir uhde olan, “Ah, ne olsa da memleketimde, Terme’de bir mahallî/yerel gazete” çıkartabilsem?”, derdim. Çok iyi hatırlıyorum ki, Almanya’daki “teyzeoğulları”na bile, 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi sonrası, defter yapraklarından “dergi gibi” çalışmalar hazırlar, onlara posta ile gönderirdim..Allah(c.c.) da bana da nasip etti ve beş yıla yakın, tesbihatı tamamlayamamışta olsam, gayet “dolu dolu” bir mevkûte çıkartmak nasip oldu. Bir yandan “Terme Birlik MEFKÛRE”yi çıkartırken, hem memleketimi daha iyi tanımaya başlıyor, yeni yeni bilgiler öğreniyor, öğrenme ve öğretme iştiyakım bitmek bilmiyordu..Fiilen “her şeyini” amma “her şeyini” üstlendiğim “Terme Birlik MEFKÛRE” “Birlik Olmadan, Dirlik Olmaz”, Kazak Türklerinin atasözü “spot”lu gazetemi, “dergivari” şekilde çıkartıyor ve “Terme Kültürü”ne de katkılar yapıyordum..Ortaya çeşitli “kitapçıklar”ım da çıktı. Hâlâ genişletilmiş ikinci baskıları ve hiç basılmamış bir “kitapçık” çalışmam da hazır vaziyette..Binbir meşakkatlerle çıkartmaya muvaffak olduğum “Mefkûre”m sayesinde, “Terme’nin Birikimi”ni de “kayıtlara”, “yazıya” geçirip, “kalıcılık” da sağlamak da idim..”Ticaret” yapmış olmak ve kâr elde etmek mümkün değildi..”El ele baş başa kalsam” bana kafî idi ancak ya bir, ya da hiç öyle bir şey olmadı..Ve aldığım çeşitli “tecziyeler” ve “maddî imkânsızlıklar” sebebiyle kapandı. Daha geçen yıl “vergi borcu”nu ödeyip, bitirmek nasip oldu.
Sonra, “orta boy” “blaner” ebatta, “çok tavizsiz”,” çok katı”, “çok rijit”, iki yapraklı “Terme REFLEKS” gazetesini, aylık olarak, altı ay düzenli bir şeklide çıkartmakta nasip oldu..Yine “tecziyeler” yine “baskı”lar,  yine “maddî imkânsızlıklar..” “Terme BİLGİ Gazetesi”nde, Yetkin KARAMOLLAOĞLU imzalı, “Terme’den Kaçan Yatırımlar”ı “REFLEKS”in “Manşet”i ne taşımış olmam, “Terme Ağaları”nı olduğu kadar, “malum zihniyetleri” de rahatsız ediyor, adetâ “suç” işliyordum..
İşte, böyle “süreçler” de “Edebiyat Öğretmeni” Ahmet SEZGİN ile de “tanışmış” oldum.. Uzun yıllar beni hiç arayıp-soramayan Ahmet SEZGİN, 24. Kasım 2011’de, Öğretmenler Günü sebebiyle TV5’e naklen yayına çıkacağı arefesinde aradı..Bana, arkadaşlarına benden hep olumlu bahsettiğini, Terme Belediyesi’nde çalışan ağbimin yanına uğradığını, selamımı iletmesini istediğini, birkaç kez de telefonla aradığını söyledi…
Son aylarda “Terme Bilgi Gazetesi”nde, “Terme’li Yazarlar” yazı dizisinde bana da geniş bir yer verdiğini sıcağı sıcağına bildiğim hâlde, “Teşekkür” telefonu açmayı hiç istememiştim. Çünkü, artık “samimî” görmüyordum…İkincisi, doğduğum memleket olan Terme’den “sürgün” edilmem de, hâlen Terme AKP ilçe Başkanı olan Recep ERTAN ile de “işbirliği” içinde olduğunu biliyordum.. Bir ikincisi, “Terme Birlik MEFKÛRE”deki bir “haber-yorum” yazısındaki “Dünya’yı Türkler Yönetmeli” yazıya tahammül edememiş, “catır catır” Terme Birlik MEFKÛRE’yi “yırtıp” çöpe atmıştı.. Bir üçüncüsü, hâlen Havza’da “koltuklara yine yapışmış” olan Seyfullah YÜKSEL ile “dershaneler arası rant kavgası”na düşmeme de sebep olmuş, “tecziyeler” almamı sağlamıştı..
Bir kerecik Terme’de kirada da olsa evimin kapısını çalmayan; iki-üç aylık “Yaz Tailleri”nde beni arayıp soramayan Ahmet SEZGİN’e ne olmuştu da, TV5’e çıkacağı öncesi beni telefonla aramıştı? Hâlâ anlamış değilim…Yine “Dershanecilikten Devlet Öğretmenliği” ne geçen Ahmet SEZGİN, Terme’de kalmayı nasıl başarmıştı acaba?!!
2004-2006 yıllarında da, 2(iki) yıl Terme’de “kadrolu öğretmenlik” hizmetim oldu. Gayet merkezi bir okulda çalışırken yine “mahallî/yerel gazetecilik” de yapmaya devam ediyordum.. Dönemin Terme İlçe Millî Eğitim Müdürü Hasan KÖKSAL’ı da, atamam sonrası, resmî işlerim sebebiyle ziyaretimde, beni adetâ “tehdit” edercesine, “Sen bu Terme’de ancak 2(iki) yıl çalışabilirsin.” Demesinden pek bir şey anlamamıştım. Ancak rahmetli Malik Ağbi’min arkadaşı olması sebebiyle de beni tehdit etmesine çok içerlenmiştim. Hâlen Terme İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’nde “Şube Müdürü” olarak çalıştığını bildiğim Hasan KÖKSAL, sahi nereden bilmişti de, “2(iki) yıl süre” tanımıştı..Gerçektende 2006’da, en ağır bir “ceza” olarak, “doğduğum memleket Terme’den Asarcık’a sürgün edilmiştim. Terme Birlik MEFKÛRE’deki yazılarım sebebiyle..Sahi, Hasan KÖKSAL taa iki yıl önceden bana nasıl “süre biçmişti” ki, hâlâ anlamış değilim.. Halbuki, rahmetli Malik Ağbimle, Ladik Akpınar İlköğretmen Okulu’nda beraber okumuşlar, Kıbrıs Barış Harekatı yıllarında, Terme’de “Herşey Bu Vatan İçin” isimli gayet güzel bir “tiyatro” eserinde  küçük yaşta olmama rağmen “rol” paylaşmış, “çocukluğumun Hasan KÖKSAL”ı ise bana “süre biçiyor” ve sonra düşündüğümde “dediği de” neticede olmuştu!!!
İşte böyle…Bir türküde de denildiği üzre, “Doğru olsam ok gibi/ Uzaklara atarlar beni; Eğri olsam yay gibi/ Ellerinde tutarlar beni…”
Bunların bilinmesini istedim…
15.Aralık.2011
İsmet GÜLTEKİN
İsmet_gultekin@mynet.com ve metgultekin@hotmail.com