28 Haziran 2011 Salı

"BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ"NİN GELECEĞİ"


MEFKÛRELERİ BÜYÜK, OY/MİLLET DESTEKLERİ KÜÇÜK SİYASî PARTİLERİMİZ: SAADET PARTİSİ+HAS PARTİ+BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ+DEMOKRAT PARTİ(BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİ)+DOĞRU YOL PARTİSİ


"MEFKÛRELERİ BÜYÜK, OY/MİLLET DESTEKLERİ KÜÇÜK PARTİLER"İMİZİN GELECEĞİ
                            (BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ'NİN GELECEĞİ)

Ömrümüzde bir "12 Haziran 2011 Genel Seçimleri"ni de yaşadık..Gönlümüzü "herşeye rağmen" bu sefer de "şeffaf sandıklara" yansıttık.Teknolojik gelişmişlikle artık her bir "seçmen"in kime oy verdiği bile belli. Benim oy kullandığım "şeffaf sandık"ta, "mührü", altı yaşındaki oğlum bastı; "sarı zarfı" da yine oğlum "şeffaf sandığa" attı. Benim hanım ise "nufüs cüzdanı" yanında olmadığı için, ikinci bir sefer de olsa oyunu, "gönlümü yansıttığım siyasî partiye" vermedi!!! Çok ısrarlarım sonucu ve "yerel gazete"deki "seçim sonuçları"nı gösterince, fazla "kıvıramadı." Rahmetli Erbakan Hoca'mıza vermiş!!!Hani neredeyse "28 Şubat"taki vefatı ile neredeyse hayatının da en büyük esprisini yapıp giden Erbakan Hocamız!!! Biliyorsunuz, rahmetli "Toros Yüzlü Adam" olan "Yörük Osman Yüksel SERDENGEÇTİ" de, 1983'ün "10 Kasım"ın da hakk'a vâsıl olmuştuda, Dr. Agah Oktay GÜNERİ, "hayatının en büyük esprisini yapıp gitti" demişti!!!
Reyimi kullanabilmek için eşim ile birlikte vasıta beklerken; yaşadığım yerdeki BBP Teşkilat Başkanı ile ayaküstü bir sohbet yapma imkânı da bulmuştum. Dediklerini 15 gün geçmesine rağmen hâlâ hatırlıyorum:" İsmet, halkımızın, toplumumuzun büyük bir zaafı var: Güce, erk'e tapıyor..Kim güçlü ise ondan yana tavır alıyor...Buna rağmen oylarımız artabilir beklentisindeyim", demişti.Ben de, internet'te okudum "NTV" mahreçli bir yorumu, "Küçük Partilerin En Büyüğü Büyük Birlik Partisi" olduğunu, Türkiye genelinde ilk defa bu derecede geniş bir şekilde seçime girildiğini, bildiğim BBP'li teşkilat sorumlusu arkadaşların çok seviyeli ve üsluplu çalışmalar yaptığını, enazından oyların artacağı beklentisi içinde olduklarını" söylemiştim...
Zaman zaman "AKP=2. ANAP" değerlendirmelerim; "bölge" dediğimiz bilhassa "Güney-Doğu Anadolu"daki beklentilerim "geçersiz" çıktı..Diyebilirim ki "hiç kimse" böyle bir "seçim sonucu"nu "tahmin" edemedi..İzmir'de bile artık AKP ile CHP "çift kale maçı"na başladı.."Kumsallardan, okumuş kesimlerden oy alamıyor" denilen "Kitle-Devlet-Sistem-Neo-Liberal AKP", "Akdeniz Sahilleri"ni de "kendi rengine boyamaya" başladı..AKP'nin "ANAP"lık ömrüde, "sosyolojik bir realite" olarak daha da "uzadı..." "Recep Tayyip ERDOĞAN tarz-ı siyaset"i, AKP'yi, "bölge" dahil bütün Türkiye'de, 21 Milyonu aşan bir oy/millet desteği ile daha da "muhkemleştirdi." "Ustalık dönemi"ne bir türlü diyemediği, "aziz milletim", "milletimiz" dediği "Müslüman Türk Milleti"nin çok kuvvetli "desteği" ile başlamış oldu..
 12 Haziran sonrası "ilk günlerim", on dokuz yıldır şöyle-böyle "gönül verdiğimiz"  "Yazıcıoğlu Hareketi"nde, bir zamanlar "Ülkücü Hareket'in Özü, Çekirdeği" dediğim "siyasî parti"nin "oy oranı"ndaki düşüklüğün; "millet desteğindeki" azlığın yaşattığı "moral çöküntüleri" ile geçti.. Sahiden yaşadığım yerdeki arkadaşlar "çok şık" denilebilecek çalışmalara imza atmışlardı..
En azından yine "mefkûreleri büyük, oy/millet desteği küçük partiler"in "en büyüğü" yine "Büyük Birlik Partisi" olabilse idi. "Süprizi", "Millî Görüş/Erbakan Hareketi"nin  "3 partisinden 1'i" olan "ilk partisi" olan Saadet Partisi(SP) yaptı!.İlk düşündüğüm, "Tabii, dedim, yıllarca hükûmet oldular, yıllarca "devlet" yönettiler, gayet normal" dedim..Rahmetli ERBAKAN HOCA'mız tarafından da "uzaklaştırıldığı" dillendirilen Prof. Numan KURTULMUŞ'un "Halkın Sesi Partisi"nin, HAS PARTİ'nin, "mefkûreleri büyük, oy/millet destekleri küçük siyasî partiler"imizin ikincisi oluşunu ise yine aynı "gelenek"ten gelmenin getirdiği bir "netice" olarak gördüm!!!
Ve "Büyük Birlik Partisi" ise tarihinde ilk defa bu kadar geniş çaplı bir şekilde "Genel Seçimlere" asıldı..Belki de Türkiye'mizin "en akılâne projeleri"ni onca imkânsızlıklara rağmen bütün "seçmenlere" ulaştırdı, bütün "seçmenleri" haberdar etti.Artık 40 milyonu aşan "seçmenler"in, "Biz, BBP'nin bu çalışmalarını bilmiyorduk, haberimiz olmadı.", diyebilecek "mazeretleri" de yoktu..Niye böyle bir "seçim neticesi" yaşanmıştı? Niye Türkiye genelinde, "yüzde bir"i bile bulmayan "millet desteği" alınmıştı? Niye "kemikleşmiş taban" denilen "500(beşyüz) bin seçmen"in bile "desteği" alınamamıştı? Gerçi Türkiye'mizin bazı yerlerinden  onca handikaplara rağmen "çok iyi neticeler" alınmıştı. "Yazıcıoğlu Hareketi"nin "Söğüt"ü "Sivas" yine %4'leri bulan bir "vefa örneği" de sergilemişlerdi. Kahramanmaraş'tan, Ardahan'dan hatta Ankara'dan "yüzde bir"leri aşan "millet desteği" de alınmıştı. Türkiye'mizde kimi "sol jargonlar"ca "feodalite"nin "aşiret yapılarının başkenti" sayılan "Şanlıurfa"dan bile beşbini aşan oy/millet desteği alınmıştı..Samsun'dan bile "5002" "millet desteği" alınmıştı...
"MİLLÎ BLOK" HÂLİNDE SEÇİME GİRİLSEYDİ!!!
Türkiye'mizdeki sahiden "demokrasi", sahiden "millet iradesi" önündeki "en büyük engeli" teşkil eden; dünyada Tunus'tan sonraki en büyük seçim barajı, yüzde onluk baraj; 40 milyonu aşan "seçmenleri" etkileyen önemli bir etkendi...Ayrıca ondokuz yıldır "devlet hazinesi"nden "bir kuruş" bile alınmadan ayakta durabilen, "siyasî mücadele" verebilen bir "yapı" idi BBP...Çok büyük maddî fedakârlıklarla da idame ettirilen bir "güzel mücadele" idi... Ancak bu "güzel mücadele", neticede "herkes"ce dillendirilen çok üstün "orantısız güçler" karşısında; âdeta "sapan taşı" mesabesindeydi!! "Seçmenler" anlayamıyorlardı!!! Çünkü çok kesif "siyasî propagandaların telkini" altında idiler!!! "Ehliyet ve liyakat" noktasında âdeta "siyasetçi yetiştiren bir siyasî yapı" idi de "Büyük Birlik Partisi..." Çünkü "siyasetin aslında mektebi olmaz; siyaset aslında kitaplardan öğrenilmez, sahada öğrenilirdi..." "Taktiğe-maktiğe" gerek duyulmadan "sahaya çıkılmış ve oynanılmıştı..." Kimileri zaten "soğuk suları"nı "peşin peşin" içmişlerdi...Bazen "hafakanlara" gark oluyorlardı. Çünkü kendilerini "millet" olarak görüyorlardı: "Ne olurdu da, mefkûreleri büyük, oy/millet desteği küçük siyasî partilerimizde; 22 farklı siyasî görüşü 'tevhid' ederek "Emek, Özgürlük ve Demokrasi Blok"u gibi bir "Millî Blok" ile seçimlere girebilselerdi!!!
"Gönüller arzuluyordu..." Ne vardı ki, "Hacer'ül-Esved"leri, "Anadolu kıtası büyüklüğündeki dava taşlarını", 4-5 farklı siyasî görüşü 'tevhid' edilerek, hep beraberce "gediğine" konulabilinse idi!!!
"Olmadı", denilen böyle bir "Millî Blok" arzumuzu, 12 Haziran 2011 Seçim Sonuçları verilerini dikkate aldığımızda, Türkiye genelinde neredeyse %4'leri bulan oy/millet desteğinin, oluşacak muhtemel "sinerji" ile rahatlıkla %5'leri aşacağını, %10'lara dayanacağını, belki de %10'ları aşarak, belki de Meclis'te "grup" kurabilecek bir oranda "temsiliyet" kazanabileceğini söylebiliriz gibime geliyor!!!
"Sayıları Çok, Oyları Az" değerlendirmeleri yapanlar da biliyorlar ki; "siyasî dil" olarak; "kadrolu AKP düşmanlığı yapacak zihniyetler"den oluşmuyordu bu "yapılar..." 12 Eylül referandum sürecinde bile "yetmez ama evet", "eksik ama evet" ile sahiden "millet"ten, sahiden "demokrasi"den yana "destek" sergilemişlerdi!! Hattâ "Bunlar artık AKP'nin yavruları oldular, AKP'ye ram oldular", "kara propagandalarına" rağmen... Ancak bu "fedakârlığı" neticede "seçmenler" göremedi!!! "Göremedi" çünkü, "Millî Blok" bile oluşturamamış bu "küçük siyasî yapılar", en yakın "yerel seçimlerde", ve 2015 genel seçimlerinde tamamiyle hem de "seçmenlerce "silinmek", "yok edilmek" üzere!!!
"Canım siyaset sadece parlamentoda yapılmaz ki!!!"
 Eyvallah!!!
 Ancak "sıfır seçmen/millet destekli siyaset" te yapılmaz ki!!!
Evet, sahiden "Yalçın TOPÇU, rahmetli şehid Muhsin YAZICIOĞLU değildi... Sadece kendisinin de çok sık tekar ettiği üzre; "Biz Muhsin YAZICIOĞLU'nun arkadaşları" idik!!"
Evet, bir zamanların BBP Genel Başkanı olan şimdilerde ise ısrarla "teşkilatsız siyasî mücadele" sergileyen ÖKKEŞ'ler belki de, 25 Mart 2009 sonrası yaşanılan "trawma"ların da etkisi ile "Yeteri kadar omurgalı durulamadı", demekte "haklı" idi. Ancak, hiç kimse,  "Ey ÖKKEŞ! Gel de, teşkilatlı siyasî mücadeleye yeniden başla da, bizlere de "omurgalı duruşu" göstersen ya!!!", diyemiyordu...
2.YOL OLARAK: MHP'YE KATILIM

"Gelecek"te "mefkûreleri büyük, oy/millet destekleri küçük siyasî partileri"mizin "sıfır seçmen desteğine doğru gittiklerini" söylemek "kehânet" olmasa gerek!!! Çünkü artık "Başbakan'ın tarz-ı siyaset"i, "gelecek"te de "büyük seçmen desteği"ni koruyacak, belki de daha da arttıracak gibime geliyor!!!
12 Haziran 2011 24. Dönem Milletvekilliği Seçim Sonuçlarını, gazetelerdeki tablolardan okuyunca; neticede "Milliyetçi-Ülkücü Hareket'in Kitle Partisi" olan "Milliyetçi Hareket Partisi"nin, MHP'nin "başarı" ile "seçimlerden çıktığını söyleyebiliriz. Kilis'te, %20'leri aşan "oy/millet desteği"ne rağmen "milletvekili" çıkartamadı amma Gaziantep'ten, kahramanmaraş'tan, Elazığ'dan,Erzurum'dan, Hatay ve Iğdır'dan bile bir milletvekili "çıkartabildi.." MHP, Türkiye genelinde, hiçbir yerde %0'ların altına düşen "seçmen desteği" almadı!!!
Rahmetli şehid Muhsin YAZICIOĞLU'nun da dediği üzre "Büyük Birlik", "Sadece Milliyetçilerin, sadece Ülkücülerin birliğinden oluşmuyor" elbette. Daha da şumüllü, daha da geniş kapsayıcı..Ancak "gönüller böyle arzuluyor" amma!!!
"Dışarıdan bakış" ise "Büyük Birlik Partililer de Milliyetçi, Ülkücü canım..Baksana, "seçim beyannameleri"nde, "Bölge"ye , "Doğu ve Güney-Doğu Amadolumuz"un Mes'lelerine bakışları bile hemen hemen örtüşüyor, hiç bir farklılıkları yok. BBP'liler de Milliyetçi-Ülkücü; MHP'liler de Milliyetçi-Ülkücü!!!" Her ne kadar "ÇORAKLI ZİHNİYETLER"ce, "Alperenler başka, Ülkücüler başka" 'propagandaları", "telkinleri" yapılsa da, "Hayır, 'Alperenler, bugünün Ülkücüleri; Ülkücüler de dünün Alperenleri...Ülkücü Alperen'iz diyenler", böyle "telkinleri" "yok" ediyor elbette!!!
"Gelecek"te de bir ondokuz yıl, belki de "Üstte gök çökünceye, altta yer delininceye kadar" "Yazıcıoğlu Hareketi", "Büyük Birlik Hareketi "var olmak" istiyorsa, MHP'ye katılım, MHP içinde mücadele neden olmasın ki!!!
Tabii, bütün bunlar "İsmet GÜLTEKİN'in yorumlarıdır..."
"Partilerin yetkili kurullarını bağlamaz!!!"
3. YOL: DAHA AKTİF MUHALEFET  ŞEKLİNDE BBP ile DEVAM

Evet, "daha aktif muhalefet ile" yine BBP ile "yola devam" edebilmek!!! Öyle Şanlıurfa'lara gelip de, AKP'ye bir "harflik bile muhalefet edecek cümleler söylemeden" dönmek değil!!!
Daha aktif, daha sert, hattâ derler ya Dr. Devlet BAHÇELİ'den bile  sert "meclis dışı muhalefeti" sergileyebilmek!!! Açık açık, alenî alenî, ilerisini gerisini düşünmeden, daha sert bir şekilde "Allah için muhalefet" yapabilmek!!!
Rahmetli şehid Muhsin YAZICIOĞLU'nun "şehadetine" yakın bir zamanda söylediği üzre; "Dik durabilmek...Dik yürüyebilmek...Omurgalı olabilmek...Asla ve asla fırıldak olmamak!!!"
Bence, en zor "yol", bu "üçüncü yol" olsa gerek!!!
Bu sebepten "Yine de Hey Hey!!!", diyorum...
Ancak, mutlaka "kültürel-fikir ürünleri donanımlı" olarak!!!
"Uçuklaşmadan", "gaflet"lere "düşmeden!!!
Tez zamanda günlük, haftalık, onbeşgünlük, aylıkj periyotlu "yazılı ürünlere" kavuşabilmeliyiz...Fikirlerimizi, düşüncelerimizi mutlaka "millet"e ulaştırmalıyız!!!
"Onun-bunun mevkûteleri"nde "yer kaplamak"tan ne zaman kurtulacağız???
Gazamız mübarek ola!!!
27.06.2011
İsmet GÜLTEKİN
ismet_gultekin@mynet.com ve metgultekin@hotmail.com

26 Haziran 2011 Pazar

"Yeni FORUM DERGİSİ" MEKTEBİ

"BİR FİNCAN KAHVENİN KIRK YIL HATIRI VARDIR"

"Yeni FORUM DERGİSİ" MEKTEBİ

Yaşları ellilere yaklaşan "Milliyetçi-Ülkücü Neslin" yaşadığı "dram"lardan biri de; gencecik yaşlarında sapına kadar "sahipsiz", sapına kadar "teşkilatsız", sapına kadar "ortada" kalmışlıkları idi.

Günümüzde "darbeci generaller"in âdeta zekalarımızla "alay" edercesine" 12 suâle 12 cevapları"nın "uygulamaları" ile "sağ"dan, "sol"dan, "orta"dan, sapına kadar "mefkûre adamları" da diyebileceğimiz bir "neslin" üzerinden "tankları", "işkenceleri" ile geçmeleri ve "dışarı"daki "gencecik" insanları ise "Tan" gazeteleri vari "müstehcenliğe" yönlendirmeleri, çok kullanılan tanımlama ile "apolitik", "siyaset"ten, "politika"dan, "ülke mes'eleleri"nden uzak bir "kuşak" yetiştirme "projeleri"nin de uygulamaya konulduğu yıllarda...

"Okuma iştiyakı" neticesi ve "okuma iştiyakı"nı ve "Millî Mes'elelere" kafa yorma, "fikir üretme" cehdlerini sürdürmeye çalışan, "taş medreseler", "Yusufiye Medreseleri" dışındaki" nesiller"in, bir bakıma Rabbimizin de ihsanı ile "birliktelik" kurmaları...

Korkmadan, ürkmeden, gazete bayilerinden, her hafta "Yeni SÖZCÜ" dergilerini, sonraları da "Hizmet İçin Yeni Hamle" dergilerini, hatta bir ara haftalık periyotlarla neşredilen "Haftalık BAKIŞ" dergilerini, yine haftalık "Yeni DÜŞÜNCE" dergilerini hararetle, neredeyse, İstanbul'un hangi semtinde isek oradaki gazete bayiinden ısrarla alıp okumalarımız..İstanbul Cağaloğlu'daki, meşhur "Güle Güle Apartmanı"nın hemen ilerisindeki "Yeni DÜŞÜNCE" gazetesinde-sonradan gazeteye dönüşmüştü- "fikir çalışmalarımızı" sürdürmemiz..Bilhassa hâlâ "fikirler camiası"na "fikir katkıları"nı "çağcıl" imkânlarla da sürdüren Muhsin KADIOĞLU'nun da fikir yönlendirmeleri ile "Yeni DÜŞÜNCE" gazetesinde "haber-yorum" yazılarımın yayınlanışı..

Maalesef 1980'den 1999'a kadar olan "iki kitaplık" çaplı, biri "Mankurt Olmak İstemiyoruz", diğeri "İsyanlı Sûküt" isimli "makale tarzı", yer yer de "araştırma tarzı" yazılarımdan oluşan "iki poşet dolu" "fikir ürünlerimi", "bilmemezliğin" ve "acemiliğin" verdiği "yanlışlıkla", İstanbul Cağaloğlu'ndaki "TİMAŞ" yetkililerine, hem de "tutanaksız", "belgesiz" bir şekilde "teslim" edişimiz...Aradan geçen onyılı aşkın süre..."Orijinalleri"ni "teslim" edişimiz, "bir nüshasını" saklayamayışımız...Ve "kayboluşları..."

Ve KADIOĞLU'nun vesilesi ile "Yeni FORUM" dergisi ile tanışıklığım...Âdeta bir"mektep" hâline gelişi.."Okurların Forumu" köşesinden; bilhassa şimdilerde "Tank Hasan"ın, Hasan Celal GÜZEL'in bir bakıma "danışmanlığı"nı yapan Ş.Adnan ŞENEL'in de "fikir yönlendirmeleri" ile "Görüşler" bölümünde de yazılarımın yayınlanışı..Ve "Yeni FORUM" dergisinin "Samsun Temsilciliği"ni üstlenişim...Üçüncü hamur kağıtlara basılan "içi muhteva" ile içi "fikir" ile dolu "hür beyinlerin", "hür düşüncenin sesi" deniliyor ya, aynen öyle muhtevalı şekilde neşredilen haftalık "Yeni FORUM" dergisi...Hatırlayanlar hatırlayacaklardır, kelimenin tam anlamı ile "müessir bir dergi" ve "Türk Fikir Hayatı"nı, "efkâr-ı umumiyeyi/fikirler camiasını" "etkileme gücü"ne de "fikren" sahip bir dergi...Hiç bir "parti"ye "angaje" olmadan, "hür tefekkürün kalesi" olarak; tabiri caizse hem "Müslümancıların", hem de "Marksist-Leninist(Komünistler)"in âdeta "ümüğü"nü fikren sıkabilen bir "fikir", "bir "yorum" dergisi..."Vatana Hıyanetin Anatomisi" gibi "çok flaş" eserlerin de sahibi olan rahmetli Prof. Dr. Aydın YALÇIN öncülüğünde çıkan bir "mektep dergi..." Günümüz "cemaatlerinin en büyüğü" olan "Gülen Hareketi" mensuplarınca da "Amerikancılık"la itham edilen bir dergi...Rahmetli Aydın YALÇIN'ın da yetişmelerinde "emeği" olduğuna inandığım Prof. Dr. Mustafa ERDOĞAN'lar, "Fatsa'da Terör" çalışmasını hâlâ "kitap" hâline getirmeyen Prof. Dr. Atilla YAYLA'lar, ve tabii Ş. Adnan ŞENEL'lerin "fikir üretim" çalışmaları devam etmekte..Yine 12 Haziran 2011 24. Dönem Milletvekilliği Seçimlerinde, M.H.P.'den Rize Milletvekili adayı olan Ömer Bey'in de "fikir üretim" çalışmalarının devam ettiğini ümit ediyorum...

"21. Yüzyılın Eşiğinde Türkiye" başlıklı "geleceğin Türkiye"sine yönelik, Ankara'da "konferanslar" da tertipleyen "Yeni FORUM" dergisi, böyle "konferansları"na "temsilcileri"ni de davet etme "nezaketini" de göstermekte idi. İşte öyle bir "davet"te, ŞENEL ile beraber rahmetli Aydın YALÇIN Bey'in evine gitmiş ve kısa sohbette bulunmuştuk. Bugün "Yeni Çağ" gazetesindeki Altemur KILIÇ'ın köşeşinde okuduğum "Yaprak Dökümü:Nilüfer YALÇIN" başlıklı yazıdan öğrendiğim rahmetli Nilüfer YALÇIN Hanımefendi de bizlere "kahve" ikram etme nezaketinde bulunmuştu. Rahmetli Nilüfer YALÇIN Hanımefendi(Allah(c.c.) rahmet eylesin), Milliyet Gazetesinde de, "muhabir" olarak diye hatırlıyorum, içi muhteva ile dolu haberlere de imza atıyordu..Daha geçenlerde "Acaba Yeni FORUM dergisi hâlâ çıkıyor mu? Yahut "sanal ortam"da mı hizmetlerini sürdürüyor?" şeklindeki kafama takılan suâli cevaplandırabilmek için www.yenifrm.com web sitesine de "üye" olmuş ve "Acaba Nilüfer YALÇIN hanımefendi ne yapıyor?", diye düşünürken, Ankara'daki evlerinde içtiğim "Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır" dercesine de zaman zaman hatırlayışlarım...

"Millî Eğitim Ve Kültür "dergilerinin, "Töre" dergilerinin, "Kayseri'den "Doğuş EDEBİYAT", Konya'dan "Konevi" dergilerinin de yayınlandığı 90'lı yıllarda, yeni bir dergi çıkartanlar, teknolojinin imkânlarının günümüzdeki kadar yaygın olmadığı o yıllarda, adreslerimizi nerden ve ne şekilde buluyorlarsa bulurlar ve "abone" ye teşvik etmek gayesi ile mutlaka ücretsiz bir örnek sayıyı gönderirlerdi. Millyetçi-Ülkücü Mevkutelerinin de günümüze göre daha bolca olduğu o yıllarda, zaten reklamları da yapılan bu neşriyatlara sahip çıkar, "abone" olurdum...

Ancak teknolojik imkânların çokca bollaştığı günümüzde, maalesef yirmi yıldır böyle bir nezaketle, böyle bir incelikle karşılaşamadığımı da üzülerek ifade etmek isterim...

Evet, "Yeni FORUM Dergisi", "1965 Kuşağı" için bir "mektep dergi" idi ve "hür düşüncenin kalesi" idi. Günümüz toplumunun Türkiye'mize gelen "internet teknolojileri" ile "siteler"de tanıştığı "Forum" mefhumunu ve "farklı fikirlerin tartışılması"nı, bizim nesil "Yeni FORUM" dergisinin "Okurların Forumu" köşesinde önceden de tanışmıştı..

Çokca mütevazı kağıtlara-3.hamur kağıtlar- basılan çokca fikir dolu bir dergi olan "Yeni FORUM" dergisi sayesinde hem Türkiye'mizin mes'elelerini, hem de "küresel" çaptaki mes'eleleri anlama va kavramada âdeta bir "mektep" fonksiyonu görmekte idi. Üstelik "Yeni FORUM Dergisi Yayınları"ndan çıkan "kitaplar" da "ufkumuzu"n daha da açılmasını sağlıyordu..

Türkiye'mizin sayılı "iktisatcıları"ndan biri de olan rahmetli Aydın YALÇIN Bey' ve bugün vefat ettiğini öğrendiğim mütevazı eşi rahmetli Nilüfer YALÇIN Hanımefendi'ye Allah'tan rahmet niyaz ediyorum...

Ve "keşke" diyorum, bütün handikaplara rağmen hâlen hayatta olanlarca "Yeni FORUM Dergisi" hem kağıtlara basılı bir şekilde, hem de "sanal ortam"da da, yeniden neştiyata geçebilse...

26.Haziran.2011

İsmet GÜLTEKİN

ismet_gultekin@mynet.com ve metgultekin@hotmail.com

25 Mayıs 2011 Çarşamba

BÜYÜK FACİA-BÜYÜK VAKIA Yahut "SAĞIN NAMUSU"


BU BİR "İSMET GÜLTEKİN"İN YORUMUDUR...
"HAKK'IN HATIRINI ÂLİ TUTMAYI" AMAÇLAMAKTADIR...

BÜYÜK FACİA-BÜYÜK VAKIA Yahut "SAĞ'IN NAMUSU"

Evet, daha bilmem kaç tane basitce de olsa "solcu" diyebileceğimiz "aydınlar"ın, Türkiye seçim tarihinin en ehemmiyetli "vetiresinde/sürecinde", "Emek ve Demokrasi Platformu Adayları" ile "BDP'nin Bağımsız Milletvekili Adayları"na  desteklerini" 'deklare" ettikleri açıklamalardan nice zaman" önce, 13.Nisan.2011 tarihli "Ülkücü Alperen Kadrolar 'Meclis'e" başlıklı yazımız ile "safımızı" belirlemiştik..
Gerek bu yazımızda, gerekse "Niye 'Siyasî Propagandaları'nı Kürtçe Yap(a)mıyorlar?" başlıklı yazımızda, hele de bu "Niye Kürtçe Konuşamıyorlar?" mevzûlu yazımızda,rahmetli Kabaklı Hoca'mızın tabiri ile "basit herifler"in "kaset tezgâhı"na yönelik kanaatlerimi sıcağı sıcağını "yazarak düşünme metodu" çercevesinde dile getirmiştim...
Maalesef "basit herifler"in "çukurca tezgâhı" da olsa, ortada "Ülkücü Hareket" namına hattâ "Ülkücü Alperen Hareket" namına, "büyük bir facia"  var ve yaşanılan "fiilî durumlar" da  bir "vakıa"yı, hem de "büyük bir vakıa"yı ortaya sermektedir...
"Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi-Teori" isimli eseri ile ve son zamanlarda "Türk Milliyetçiliği Fikir Hareketi'nin 2011'lerdeki hâl'i pür melâli"ni ortaya koyan; "Türk Milliyetçiliği Fikir Hareketi, tarihinin en cılız dönemini yaşamaktadır" "öz-eleştiri"yi çağrıştırır daha nice "tesbitler"i ile tanınan, bilinen nam-ı diğer "Ayhan TUĞCUGİL"in "Ülkücü Hareket"in, "Milliyetçi Hareket"in, hattâ diyebilirim ki "Büyük Birlik-Yazıcıoğlu Hareketi"nin gençlerine kazandırmak istediği mevcut vakıaları anlamaya yönelik "ilmî zihniyet metodu"nun, "analitik düşünce"nin, yaşanılan "büyük facia" ve tabii "büyük vakıa"yı anlamada gerektiği ve yeterli ölçüde, "en üst düzey", "en üst seviye" erbabı tarafından dillendirildiğini ve uygulandığını söyleyebilmek asla ve kat'a mümkün değildir ve böyle bir "mentalite" de, yapılan "malum açıklamalar"ın da gösterdiği üzre "muhal ender muhal" olmuştur...
Şayet, böyle bir "facia" ve böyle bir vakıa" Türk siyasî tarihinin en ehemmiyetli "seçim vetiresi"nde değil de, daha "sakin", daha "dingin", daha "rahat" bir "vetire"de ortaya çıksa idi, ben inanıyorum ki,yaşanılan "büyük facia"yı, yaşanılan "büyük vakıa"yı anlamak daha "kolay" olacaktı..Ancak 2011'deki "müthiş" denilecek "seçim süreci", sağlıklı değerlendirmelerden de, önce "Hareket"in "yetkili ve sorumluları"nı, sonrada "Ülkücü tabanı" menfî istikamette etkilemektedir...
Neticede ortaya serilen "büyük facia", ortaya serilen "büyük vakıa", "şanlı" ve "destanlaşan bir hareket" de olan "Ülkücü Hareket"e, "Milliyetçi Hareket"e, hatta "Ülkücüler, dünün Alperenleri; Alperenler bugünün Ülkücüleri" "düşüncesinde olan ve asla "Ülkücü olmakla, Alperen olmayı" birbirinden "ayrı" görmeyen, "hareket'in düşünce adamları"ndan Prof. Mustafa ÇALIK'a ait tabir ile "Ülkücü Alperen" terkibini "camiâ"ya hâlâ "yakışır" bulan biri olarak, yine de böyle bir "büyük facia"da, böyle bir "büyük vakıa" da, en "ideal söylem" ve en "ideal duruşu",günümüzde, 2011'ler Türkiye'sinde bile hâlâ "MHP'den kopartılışları"nın "muammalığı" devam eden "Büyük Birlik Hareketi-Yazıcıoğlu Hareketi", son iki yılda çokca dillendirilen tanımlama ile "Muhsin YAZICIOĞLU'NUN Arkadaşları"nın "söylem" ve "duruşları", "eylemleri", takdire şayan derecede "seviyeli" ve "mukadderat" namına da "akilâne" ce olduğu  müşahede edilmektedir...
BU BİR "İSMET GÜLTEKİN"İN YORUMUDUR...
Evet, bütün bu yazdıklarım ve yazacaklarım benim yorumlarımdır.AKP'den bile eski 19 yıllık siyasî partiyi, bizzat "oyları" ile desteklemiş, "gönül vermiş", "gönlünü sandığa yansıtmış", yeri geldiğinde de rahmetli Şehid Muhsin Başkan'ın kazandırmaya çalıştığı,"Edilley-i Şer'iye dışında herşey eleştirilebilir" düşüncesi ile "Genel Başkanları"nı ve mevcut "A Takımı"nı sesli veya kısmen yazılı "eleştirebilmiş" bir "seçmen yurttaş" olarak da ve yine kendini "ruhlar âleminden beri Ülkücü" olarak tarif eden, çocukluğu, gençliği "Ülkücü Alperen Teşkilatlar" da geçen bir "seçmen yurttaş" olarak da, böyle bir yazı yazma hakkını kendimde bulmaktayım...
Yaşanılan "son durum" itibari ile "oy veren, vermeyen", "gönlünü sandığa yansıtan, yansıtmayan" ancak "efkâr-ı umumiyeyi/ fikirler camiâsını/kamuoyunu" yönlendirme ve etkileme mevkilerinde olanlar, âdeta birbirleriyle yarış edercesine, adetâ "tekerlek kırılınca yol gösteren çok olur" dedirtircesine, "Ülkücü Hareket"in, "Milliyetçi Hareket"in, hattâ "Nizam-ı Âlem Ülkücüleri" ile de dolu "Muhsin YAZICIOĞLU'nun Arkadaşları"nın "Hareket"ine "akıl vermeyi", tabiri caizse "akıl hocalığı" yapmağı sürdürmektedirler. Hattâ "siyasî tarihimizin en kritik seçimi" öncesinde "AKP'den Milletvekili Adayı" olmayı "tasarlayanlar, şimdiler de "Neo- MHP" diyebileceğimiz "yapı" da "mevki" kapmanın "telaşı", "paniği", "yarışı" içine girmiş bulunmaktadırlar...
"Mankurtlaşan", "Millî Sembol"ümüz " Bozkurt"u, "Kangal Köpeği canım" diyecek kadar; "Davadan döneni vurun!"u bir "asker çocuğu" olarak da "Marksist"cesine, "Sosyalist"cesine "yorumlayacak" kadar "seviye" ve "zihniyet sapmaları" na gark olmuş "TÜRKÖNE"lerden; "dava dava" deyip duran, "dava ahlakı"ndan "dem vuran, halbuki neredeyse şimdilerde "Başbakan olmak hevesi" ile bir "demokrat" partinin "Genel Başkanlığı"na "soyunmuş olan; "Hareket"i "yakın markaja" almışlardan "Emin PAZARCI"ların suâlleri karşısında "asabı bozulan", yazdığı kitabı "Ülkü Yolu" ile "Ülkücü Hareket"in adetâ bu "el kitabı"nı bile kaç defa "tekzip" etmiş olan, "yalanlamış" olan Namık Kemal ZEYBEK'lerden, benim tabirim ile nam-ı diğer eski Kahta kaymakamı'ndan daha "beter" konumlara sürüklenen İrfan SÖNMEZ'ler...
Netice itibarı ile hani "sonuçta" derler ya;yaşanılan "büyük facia"yı,yaşanılan "büyük vakıa"yı sahiden "ilmî zihniyet metodu"nu, "analitik düşünce"yi kullanarak "değerlendirmeler, "yorumlar" yapan "düşünce adamları", "kalem erbabları" da mevcut: Ahmet TAŞGETİREN'lerden, Nuh GÖNÜLTAŞ'a, Emin PAZARCI'lardan Rauf TAMER'e,Vedat BİLGİN'lerden "dinsiz" Ahmet ALTAN'lara kadar...
Ancak "vakıa"ya "kendi çıkar" çercevesinden bakan "kalem sahipleri" de mevcut. Daha geçen aylarda yaptığı "buluşmalar" ile adı adetâ" Mücadeleci Hüseyin"den "APO'cu Hüseyin"liğe "terfi" eden ve "kamuoyu"ndan "özür "dilemek mecburiyetinde kalan GÜLERCE'nin; 23. Mayıs .2011 tarihinde, dün sabah, "STV"deki saat 10'lar civarında "canlı yayın" da yaptığı ve hiçbir "ses kaydı"na, hiçbir "görüntü"ye yani hiçbir "hukukî delile" dayanamayan ve yine adetâ "Bu Bir "Hüseyin GÜLERCE" Yorumudur" dedirten açıklamasındaki,yaşanılan "büyük facia"yı, yaşanılan "büyük vakıa"yı;"Çok profesyonelce iş...CHP'ye operasyon yapanlar ile MHP'ye operasyon yapanlar aynı el, aynı zihniyet...MHP, sonuçta Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde Abdullah GÜL'ü destekledi, Başörtüsü mes'elesine sahiplendi ve bu iki durum (her ne kadar 12 Eylül Referandumun da "hayır" da demiş olsalar) not edildi...Bu bir 'vesayet' operasyonudur"..."açıklamaları...
"Kanıt", "delil", "ispat", "bürhan" ise elbetteki "yok..."
"Hukukî dil" derler ya, o zaten yok!
Sadece ve olsa olsa geçenlerde, bilmem hangi tarihte, "Taraf"ta yayınlan bir ropörtajda ilk defa dillendirilen ve adetâ "Gülen Hareketi Partisi" dedirten, şimdilerdeki AKP'deki 90 civarındaki "cemaa"tin" Milletvekili adaylarını ve tabii" vesayet" deyince, "odun'lardan", "ceket'lerden", "eşekliğe" terfi eden "tanımlamaları" çağrıştıran, Prof. Ümit ÖZDAĞ'ın "2. Tek Parti Vesayeti" değil elbette; "Askerî Vesayet..."
Küre-i Arz'ın bir "ülke"sine şayet böyle bir "askerî vesayet" varsa-ki maalesef var olduğunu söyleyebiliriz- "millet desteği"ni almış bir "siyasî irade" nasıl "sonlandırmalıdır"ın cevabını "harbice"sine veremeyecek "konum"daki "Tek Başına İktidar"ın adı bile "Pasif Devrimciliğe", "Devlet'in Partisi"ne, "Sistem'in Partisi"ne çıkmadı mı Allah aşkına???
Dokuz yılı bulan "Tek Başına İktidar" döneminde, "hükûmeti illegal/cuntacı/Nusayri/Arap Alevîliği Zihniyeti" ile "al aşağı etmeyi" tasarladıkları, nice "hukukî karineler"le sabitleşmiş "Balyoz Davasının 1 Numaralı Sanıkları" bile bu "seçim süreci"nde, "Bağımsız Milletvekili Adayı" olarak "Hukuk"un, "Hukuk Devleti"nin içini boşaltmadı mı Allah(c.c.) aşkına?!
"SOLUN NAMUSU"-"SAĞIN NAMUSU"
12 Eylül 1980 öncesi bir "Ülkücü Genç":
-Gazeteci-kitapçı ağbi be, "Solun Namusu" var mı?
Cevap:
- Yok be kardeşim, "Solun Namusu" kalmadı, bitti!
Kitabın olmadığını bildiği hâlde sadece yukarıdaki cümleyi tekrar tekrar işitmek için, başka bir gün yine:
- Ağbi be, "Solun Namusu" var mı?
- Yok be kardeşim, "Solun Namusu" kalmadı, bitti, dedik ya!
Ve 25 Mayıs 2011'ler Türkiyesi...
Ve bir başka "zihniyetli genç":
Aynı suâli yöneltiyor:
- Gazete bayii sahibi ağbi be, "Sağın Namusu" var mı?
Cevap:
- Yok be kardeşim, "Sağın Namusu" da kalmadı, bitti!
Kitabın olmadığını bildiği hâlde sadece yukarıdaki cümleyi tekrar tekrar işitebilmek için, bir başka gün, yine:
- Ağbi be, "Sağın Namusu" var mı?
Cevap:
- Yok be kardeşim, "Sağın Namusu" da kalmadı, bitti!

İşte, bilhassa "toplumu" depolitazyon/politikadan,siyasetten uzaklaştırma projeleri ile "Tan Gazeteleri" ile 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi sonrası uygulanan "projeler" "kir dolu", "pislik dolu" "kirli yemişleri"ni veriyor!
Ve Rauf TAMER'in "kir dolu", "pislik dolu", "lağım dolu" "Çömlek Patladı" "reeli" ile de "Sağın Namusu" da 'sonlanmış olmuyor mu?
"Devlet'in en tepesi" bile yaşanılan "büyük facia"yı, yaşanılan "büyük vakıa"yı, he ne kadar "Şantaj-Çirkin" olarak değerlendirse de, yaşanılan "Ülkücü Ahlâk" açısından "büyük facia", "büyük vakıa" değil mi?
25.Mayıs.2011
İsmet GÜLTEKİN

10 Mayıs 2011 Salı

NİYE "KÜRTÇE PROPAGANDA" YAP(A)MIYORLAR?


NİYE "KÜRTÇE PROPAGANDA" YAP(A)MIYORLAR?
Bu zamana kadar ki "seçim sath-ı mailleri"nden ve "seçim vetireleri"nden çokca farklı bir "Milletvekilliği Seçimi Vetiresi" yaşamaktayız.
Elliye merdiven dayamış olanlar, hiç böyle bir "seçim vetiresi"ne şahid olmamışlardı.
"Çılgın projeler"den, "uçuk vaatler"den, "belden aşağı vurmalar" diye de ifade edilen "ahlâksızlıklar"ın "deşifre" edilmesine kadar, çokca "tuhaflıklarla" ve tabiî "reel politik" diye de tarif edilen "acı gerçekler"e de tabiri caizse "şahid" olmaktayız...
Bundan tam 19 yılı aşan bir zamanda;"Bizleri kirli sisteme entegre etmek istiyorsunuz..Bizler, sapına kadar 'Anadolu Çocukları', asla ve kat'a kirli sisteme entegre olmayacağız..'Kol kırılır, yen içinde kalır' düşüncesini asla ve kat'a kabul etmiyoruz..'Kırıla kırıla artık kol da kalmadı..' Bizim 'İslâm dâvâ"sı gibi bir "dâvâ"mız var", deyip; "yolları"nı ayıran "Muhammedî Gül Sevdalısı", "Nizâm-ı Âlem Kervanı"nın yaşadığı "o ilk vetirelere", fiilen ben de, İstanbul'da olmam hasebiyle şahid olmuştum, anladığım ve kavradığım kadarı ile sapına kadar "desteklemiştim" ve hâlâ da sapına kadar "desteklemekte"yim de..
2011'ler Türkiye'sinde "kirli sisteme entegre" oldukları da; "millî seküler zihniyetin kal'ası" oldukları da gün gibi aşikâr derler ya, aynen "aşikâr" olmuş; Ülkücü Alperen Hareket'in, maalesef "en ahlâksız" zihniyetlilerce de "işgal" edilmiş, güya "Büyük/Kitle Partisi M.H.P."de yaşanılan "kaset vakıaları" ile dolu bir "seçim vetiresi"ni hâlâ yaşamaktayız..Ve artık "susma"nın, "herşeyi sineye çekmenin", hele hele "kol kırılır, yen içinde kalır" demenin asla ve kat'a zamanı değildir.."Genel Başkan" seviyesinde, yaşanılan "kaset vakıaları"nı, "ahlâksız", "rezil/müptezel olguları", kendi tabanını, "M.H.P. tabanını", adetâ "yatıştırmak", "sübvanse"edercesine, mevcut "siyasî irade"ye ve "okyanus ötesi"ne atılmış olmanın hiçbir mânâsı kalmadı..
Ben şahsen bu "seçim vetiresi"nde, "Ülkücü Alperenler Meclis'e" diyen ve ne pahasına olursa olsun; sakın ola ki "Ülkücü Alperen Hareket"in "kitle partisi" olan "M.H.P.", "baraj altında" kalmasın, mutlaka "Meclis'te temsil edilsin", demeyeceğim..
"12 Eylül 2010 Referandum Vetiresi" ile "Ülkücü Alperen taban"da yaşanılan" şaşkınlıklardan, "M.H.P. Genel Başkanı"nın çeşitli şekil ve isimlerle tanımlanacak "söylem" ve "eylem"leri sebep olmuştur..
"Ruhlar âleminden beri kendimi Milliyetçi-Ülkücü-Alperen" gören ve bu "duruş" ve "zihniyet-yaşayış" bütünlüğümü "kendi çapımda" gerçekleştirmeye çalışan biriyim..."Siyasî rakipler" diyebileceğimiz şahıslar tarafından sürekli dillendirilen; "M.H.P. Üst Düzey Yönetimi" lakırdılarına "hiç mi hiç" iltifat etmiyor;"ne varmış M.H.P. üst düzey yönetimi"nde?, diyordum...
Neler yokmuş ki???
Rahmetli şairin; "dediklerin çıktı ihtiyar bacı" dercesine, "dedikleri", "denilenler" ne kadar da "doğru", ne kadar da "reel/gerçek" hâllermiş!!!
Ben, bazı "tarihçiler"in dillendirdiği gibi, "kızarak" çizgimi veya "siyasî parti"mi değiştirmem...
Ben, "edilley-i şer'iye dışında herşey tartışılır" diyen ve zaman "kafası zonk zonk zonklayan", sorgulamalar, eleştirel düşünceler, öz-eleştiriler getiren ve bunu da, 1980'den 2011'e, yazılarımla, ispatlayan biriyim...
"Ülkücü Alperen Hareket"; "Ülkücü Alperen" deyip;"Ülkücüler, bugünün Alperenleri; Alperenler, bugünün Ülkücüleri" deyip; asla "parti" ayırımına, "particiliğe" düşmeyen ve daima "partilerüstü" düşünüp "Ülkücü" kalmaya, "Alperen" kalmaya, "Ülkücü Alperen" kalmaya çalışan biriyim...
Sadece böyle bir "zihniyet" sahibi olduğumdan ve "zihniyet"imin icabını da "yaşamaya" çalıştığımdan; kendi çapımda, "başıma gelmedik de" kalmadı!!!rnBen, asla ve asla "Ülkücülükten", "Alperenlikten" "geçinen", "nemalanan" "mafyacı zihniyet"lerden, "çeteci düşünce" sahiplerinden hiç olmadım, inşaallah bu yaşımdan sonra da olmam!!
Ondokuz yıldır daima "M.H.P. Zihniyetlileri"nce "dudak bükülen", "horlanan", "küçümsenen"; tıpkı "Sosyalistler" gibi, tıpkı "İslâmcılar" gibi"bakışlara" maruz kalan "Nizâm-ı Âlem Ülkücüleri" kervanında olmaktan dan gayet müsterihim, gayet huzurluyum,hiçbir vicdanî rahatsızlığım yok! Şunu niye böyle yapmışım, deyip de "keşke"lerim yok!!!
İşte, böyle "müptezellik"lerin, "rezaletler"in, "pislik"lerin "gün ışığına" çıktığı bir zamanda; hâlâ "Genel Başkan" seviyesinde "dezinformasyon"ların sergilenmesi,"ürkekcesine değil, erkekcesine hesaplaşmaya"gidilmemesi,"Ülkücü Hareket'in Mukadderatı" namına beni bir hayli yaralamakta...
Şimdi "susma zamanı değil"; şimdi "haykırma" zamanı; şimdi "seçim-meçim vetiresi" idi; bilmem ne idi, "aman Ülkücü Hareket'in kitle partisi"ne ilişmeyelim, deme zamanı değil...
Sıcağı sıcağına derler, ya, aynen, birey birey, fert fert "söylem" ve "duruş" gösterme zamanı...
Daha, "57. Koalisyon Hükûmeti "ortağı olarak yaptıkları "yanlışlıklar"ın "hesabı"nı, "adam gibi öz-eleştiri" yapıp da, "tabanı" ve "teşkilatları" ile "paylaşamayan"n bir "Genel Merkez"in "Üst Düzey Yönetimi"nden ne çıkar!!!
NİYE "KÜRTÇE PROPAGANDA" YAP(A)MIYORLAR?
Bu yazımı asıl, yukarıdaki başlığa binaen kaleme alacaktım..
"Kürtçe" mevzûnda bu zamana kadar iki elin parmağına yakın "yazı" yazdım..
12 Haziran 2011 Milletvekilliği Genel Seçimleri vetiresinde, "siyasî propagan" açısından getirilen "yenilik"lerden biri de, "Kürtçe", "Kürt dili", "Kürt lisanı" ile "siyasî propaganda" yapmanın "yasal" hâle getirilişi...
Peki, "siyasî propaganda vetiresi" başlayalı o kadar süre geçti; siz hiç duydunuz mu, "Kürtçe Siyasî propaganda" yapıldığını;"seçim mitingleri"nin "Kürtçe" konuşmalarla yapıldığını?
Niye "Kürtçe" siyasî propaganda yap(a)mıyorlar?rnDaha geçen pazar, HaberTürk gazetesinin "Tarih" ekinde; daha önceki yazılarımızda da sıkca hatırlattığımız üzere; bir "İmparatorluk" olan "Büyük Osmanlı Devleti"nin "resmî dili" "Türkçe" hatırlatması yapıldı. Tarihçi Erhan AFYONCU'nun bu en yeni hatırlatmasında zikredildiği üzere, 1876 Anayasası'nda da "resmî dil"in" "Türkçe" olduğu "madde" olarak da belirtiliyor.(x)
Çocuklar soruyor, bazen "kafaları karıncalanıyor", "nasıl yani?", diye. Evlâdım, yavrum, şimdi biz "Latin Alfabesi"ne göre "Türkçe"yi kullanmaktayız; "bir "İmparatorluk" da olan "Büyük Osmanlı Devleti" zamanındaki "Türkçe" ise "Arap/İslâm Alfabesi"ne göre yazılmış olan "Türkçe" idi...
Farklılık "alfabe"de, deyince "kafalarının karıncalaşmaları" da gidiyor...
Bence, neticede "zoraki oluşturulmuş" olan, neredeyse otuz yıllık bir "siyasî çizgi"nin sahipleri; "Büyük Ortadoğu Projesi" icabınca da, son yıllarda "Kürtçe, Kürtçe"; "Kürtçe resmî dil" olsun" "propagandaları"nı sıkca yapıyorlar. Hattâ bu hususta "ticarî hayatımız"da bile ne "düzenlemeler" yapıldı..Amma ille de "Eğitim'de iki dil", "iki resmî dil" lakırdılarını zaman zaman dillendiriyorlar..
Neymiş, "Kürtlere zulüm edilmiş..."
Neymiş, "Kürtlerin hak ve özgürlükleri kıstlanıyormuş..."
Neymiş, "Devlet" katında, "bürokrasi"de "önleri kesiliyormuş..."
Bre yavrum, evlâdım, bilmem kaç yıllık "Cumhuriyet Tarihi"mizde, sadece "Kürtlere" mi "zulüm" yapıldı?
Bence "herkese zulüm" yapıldı...
"Kürtler"den hâlen nice "Devlet Bakanları", nice "Milletvekilleri" var...
"Bürokrasi" de nice "Kürtler" var...
"Kürtoğlu Kürt Başbakanlar", "Kürt Cumhurbaşkanları" da görmedik mi?
Kaldı ki, nedir "Kürt-Türk"?
Bak, görmüyor musun, "harfleri" bile "aynı" değil mi?
"Kürtler"le ilgili yazılan "eserlerdeki "K" harfleri yerine "T" harfini yerleştir; işte bir "K" ve "T" farkı kadar "farkımız" var, demişti, yıllar önce rahmetli Osman Yüksel SERDENGEÇTi...
"Doğru" dememiş mi?
Kaldı ki, son ismi "Barış ve Demokrasi Partisi"(B.D.P.) olan ve "K.C.K", "P.K.K.", "Kandil", "İmralı" gibi "ayakları" da olan tamamiyle "Marksist-Leninist-Ateist", "Sosyalist" ve "Materyalist" olan "bu zihniyet" sahiplerinin kaçta kaçı "Kürtçe" konuşabiliyor ki?
"Kürtçe" bilmediklerinden, "Kürtçe" konuşamadıklarından dolayıdır ki, "seçim mitingleri"ni "Kürtçe" yapamıyorlar işte!!!
Bu kadar basit yahu!!!
11.Mayıs.2011rnİsmet GÜLTEKİN
ismet_gultekin@mynet.com ve metgultekin@hotmail.com
Dip Not:
(x) Erhan AFYONCU, "İlk Anayasamıza Göre Türkçe, Hem Resmî Dil, Hem de İşe Girme Şartıydı", HaberTürk Tarih Eki, Sayı:50, 08.Mayıs.'011

NİYE "KÜRTÇE PROPAGANDA" YAP(A)MIYORLAR?


NİYE "KÜRTÇE PROPAGANDA" YAP(A)MIYORLAR?

Bu zamana kadar ki "seçim sath-ı mailleri"nden ve "seçim vetireleri"nden çokca farklı bir "Milletvekilliği Seçimi Vetiresi" yaşamaktayız.
Elliye merdiven dayamış olanlar, hiç böyle bir "seçim vetiresi"ne şahid olmamışlardı.
"Çılgın projeler"den, "uçuk vaatler"den, "belden aşağı vurmalar" diye de ifade edilen "ahlâksızlıklar"ın "deşifre" edilmesine kadar, çokca "tuhaflıklarla" ve tabiî "reel politik" diye de tarif edilen "acı gerçekler"e de tabiri caizse "şahid" olmaktayız...
Bundan tam 19 yılı aşan bir zamanda;"Bizleri kirli sisteme entegre etmek istiyorsunuz..Bizler, sapına kadar 'Anadolu Çocukları', asla ve kat'a kirli sisteme entegre olmayacağız..'Kol kırılır, yen içinde kalır' düşüncesini asla ve kat'a kabul etmiyoruz..'Kırıla kırıla artık kol da kalmadı..' Bizim 'İslâm dâvâ"sı gibi bir "dâvâ"mız var", deyip; "yolları"nı ayıran "Muhammedî Gül Sevdalısı", "Nizâm-ı Âlem Kervanı"nın yaşadığı "o ilk vetirelere", fiilen ben de, İstanbul'da olmam hasebiyle şahid olmuştum, anladığım ve kavradığım kadarı ile sapına kadar "desteklemiştim" ve hâlâ da sapına kadar "desteklemekte"yim de..
2011'ler Türkiye'sinde "kirli sisteme entegre" oldukları da; "millî seküler zihniyetin kal'ası" oldukları da gün gibi aşikâr derler ya, aynen "aşikâr" olmuş; Ülkücü Alperen Hareket'in, maalesef "en ahlâksız" zihniyetlilerce de "işgal" edilmiş, güya "Büyük/Kitle Partisi M.H.P."de yaşanılan "kaset vakıaları" ile dolu bir "seçim vetiresi"ni hâlâ yaşamaktayız..Ve artık "susma"nın, "herşeyi sineye çekmenin", hele hele "kol kırılır, yen içinde kalır" demenin asla ve kat'a zamanı değildir.."Genel Başkan" seviyesinde, yaşanılan "kaset vakıaları"nı, "ahlâksız", "rezil/müptezel olguları", kendi tabanını, "M.H.P. tabanını", adetâ "yatıştırmak", "sübvanse"edercesine, mevcut "siyasî irade"ye ve "okyanus ötesi"ne atılmış olmanın hiçbir mânâsı kalmadı..
Ben şahsen bu "seçim vetiresi"nde, "Ülkücü Alperenler Meclis'e" diyen ve ne pahasına olursa olsun; sakın ola ki "Ülkücü Alperen Hareket"in "kitle partisi" olan "M.H.P.", "baraj altında" kalmasın, mutlaka "Meclis'te temsil edilsin", demeyeceğim..
"12 Eylül 2010 Referandum Vetiresi" ile "Ülkücü Alperen taban"da yaşanılan" şaşkınlıklardan, "M.H.P. Genel Başkanı"nın çeşitli şekil ve isimlerle tanımlanacak "söylem" ve "eylem"leri sebep olmuştur..
"Ruhlar âleminden beri kendimi Milliyetçi-Ülkücü-Alperen" gören ve bu "duruş" ve "zihniyet-yaşayış" bütünlüğümü "kendi çapımda" gerçekleştirmeye çalışan biriyim..."Siyasî rakipler" diyebileceğimiz şahıslar tarafından sürekli dillendirilen; "M.H.P. Üst Düzey Yönetimi" lakırdılarına "hiç mi hiç" iltifat etmiyor;"ne varmış M.H.P. üst düzey yönetimi"nde?, diyordum...
Neler yokmuş ki???
Rahmetli şairin; "dediklerin çıktı ihtiyar bacı" dercesine, "dedikleri", "denilenler" ne kadar da "doğru", ne kadar da "reel/gerçek" hâllermiş!!!
Ben, bazı "tarihçiler"in dillendirdiği gibi, "kızarak" çizgimi veya "siyasî parti"mi değiştirmem...
Ben, "edilley-i şer'iye dışında herşey tartışılır" diyen ve zaman "kafası zonk zonk zonklayan", sorgulamalar, eleştirel düşünceler, öz-eleştiriler getiren ve bunu da, 1980'den 2011'e, yazılarımla, ispatlayan biriyim...
"Ülkücü Alperen Hareket"; "Ülkücü Alperen" deyip;"Ülkücüler, bugünün Alperenleri; Alperenler, bugünün Ülkücüleri" deyip; asla "parti" ayırımına, "particiliğe" düşmeyen ve daima "partilerüstü" düşünüp "Ülkücü" kalmaya, "Alperen" kalmaya, "Ülkücü Alperen" kalmaya çalışan biriyim...
Sadece böyle bir "zihniyet" sahibi olduğumdan ve "zihniyet"imin icabını da "yaşamaya" çalıştığımdan; kendi çapımda, "başıma gelmedik de" kalmadı!!!
Ben, asla ve asla "Ülkücülükten", "Alperenlikten" "geçinen", "nemalanan" "mafyacı zihniyet"lerden, "çeteci düşünce" sahiplerinden hiç olmadım, inşaallah bu yaşımdan sonra da olmam!!
Ondokuz yıldır daima "M.H.P. Zihniyetlileri"nce "dudak bükülen", "horlanan", "küçümsenen"; tıpkı "Sosyalistler" gibi, tıpkı "İslâmcılar" gibi "Nizâm-ı Âlem Ülkücüleri" kervanında olmaktan dan gayet müsterihim, gayet huzurluyum,hiçbir vicdanî rahatsızlığım yok! Şunu niye böyle yapmışım, deyip de "keşke"lerim yok!!!
İşte, böyle "müptezellik"lerin, "rezaletler"in, "pislik"lerin "gün ışığına" çıktığı bir zamanda; hâlâ "Genel Başkan" seviyesinde "dezinformasyon"ların sergilenmesi,"ürkekcesine değil, erkekcesine hesaplaşmaya"gidilmemesi,"Ülkücü Hareket'in Mukadderatı" namına beni bir hayli yaralamakta...
Şimdi "susma zamanı değil"; şimdi "haykırma" zamanı; şimdi "seçim-meçim vetiresi" idi; bilmem ne idi, "aman Ülkücü Hareket'in kitle partisi"ne ilişmeyelim, deme zamanı değil...
Sıcağı sıcağına derler, ya, aynen, birey birey, fert fert "söylem" ve "duruş" gösterme zamanı...
Daha, "57. Koalisyon Hükûmeti "ortağı olarak yaptıkları "yanlışlıklar"ın "hesabı"nı, "adam gibi öz-eleştiri" yapıp da, "tabanı" ve "teşkilatları" ile "paylaşamayan"n bir "Genel Merkez"in "Üst Düzey Yönetimi"nden ne çıkar!!!
NİYE "KÜRTÇE PROPAGANDA" YAP(A)MIYORLAR?

Bu yazımı asıl, yukarıdaki başlığa binaen kaleme alacaktım..
"Kürtçe" mevzûnda bu zamana kadar iki elin parmağına yakın "yazı" yazdım..
12 Haziran 2011 Milletvekilliği Genel Seçimleri vetiresinde, "siyasî propagan" açısından getirilen "yenilik"lerden biri de, "Kürtçe", "Kürt dili", "Kürt lisanı" ile "siyasî propaganda" yapmanın "yasal" hâle getirilişi...
Peki, "siyasî propaganda vetiresi" başlayalı o kadar süre geçti; siz hiç duydunuz mu, "Kürtçe Siyasî propaganda" yapıldığını;"seçim mitingleri"nin "Kürtçe" konuşmalarla yapıldığını?
Niye "Kürtçe" siyasî propaganda yap(a)mıyorlar?
Daha geçen pazar, HaberTürk gazetesinin "Tarih" ekinde; daha önceki yazılarımızda da sıkca hatırlattığımız üzere; bir "İmparatorluk" olan "Büyük Osmanlı Devleti"nin "resmî dili" "Türkçe" hatırlatması yapıldı. Tarihçi Erhan AFYONCU'nun bu en yeni hatırlatmasında zikredildiği üzere, 1876 Anayasası'nda da "resmî dil"in" "Türkçe" olduğu "madde" olarak da belirtiliyor.(x)
Çocuklar soruyor, bazen "kafaları karıncalanıyor", "nasıl yani?", diye. Evlâdım, yavrum, şimdi biz "Latin Alfabesi"ne göre "Türkçe"yi kullanmaktayız; "bir "İmparatorluk" da olan "Büyük Osmanlı Devleti" zamanındaki "Türkçe" ise "Arap/İslâm Alfabesi"ne göre yazılmış olan "Türkçe" idi...
Farklılık "alfabe"de, deyince "kafalarının karıncalaşmaları" da gidiyor...
Bence, neticede "zoraki oluşturulmuş" olan, neredeyse otuz yıllık bir "siyasî çizgi"nin sahipleri; "Büyük Ortadoğu Projesi" icabınca da, son yıllarda "Kürtçe, Kürtçe"; "Kürtçe resmî dil" olsun" "propagandaları"nı sıkca yapıyorlar. Hattâ bu hususta "ticarî hayatımız"da bile ne "düzenlemeler" yapıldı..Amma ille de "Eğitim'de iki dil", "iki resmî dil" lakırdılarını zaman zaman dillendiriyorlar..
Neymiş, "Kürtlere zulüm edilmiş..."
Neymiş, "Kürtlerin hak ve özgürlükleri kıstlanıyormuş..."
Neymiş, "Devlet" katında, "bürokrasi"de "önleri kesiliyormuş..."
Bre yavrum, evlâdım, bilmem kaç yıllık "Cumhuriyet Tarihi"mizde, sadece "Kürtlere" mi "zulüm" yapıldı?
Bence "herkese zulüm" yapıldı...
"Kürtler"den hâlen nice "Devlet Bakanları", nice "Milletvekilleri" var...
"Bürokrasi" de nice "Kürtler" var...
"Kürtoğlu Kürt Başbakanlar", "Kürt Cumhurbaşkanları" da görmedik mi?
Kaldı ki, nedir "Kürt-Türk"?
Bak, görmüyor musun, "harfleri" bile "aynı" değil mi?
"Kürtler"le ilgili yazılan "eserlerdeki "K" harfleri yerine "T" harfini yerleştir; işte bir "K" ve "T" farkı kadar "farkımız" var, demişti, yıllar önce rahmetli Osman Yüksel SERDENGEÇTi...
"Doğru" dememiş mi?
Kaldı ki, son ismi "Barış ve Demokrasi Partisi"(B.D.P.) olan  ve "K.C.K", "P.K.K.", "Kandil", "İmralı" gibi "ayakları" da olan tamamiyle "Marksist-Leninist-Ateist", "Sosyalist" ve "Materyalist" olan ""bu zihniyet" sahiplerinin kaçta kaçı "Kürtçe" konuşabiliyor ki?
"Kürtçe" bilmediklerinden, "Kürtçe" konuşamadıklarından dolayıdır ki, "seçim mitingleri"ni "Kürtçe" yapamıyorlar işte!!!
Bu kadar basit yahu!!!
11.Mayıs.2011
İsmet GÜLTEKİN
ismet_gultekin@mynet.com ve metgultekin@hotmail.com

17 Nisan 2011 Pazar

"KÜRTÇE" TARTIŞMALARI

"KÜRTÇE" TARTIŞMALARI

"Geleceğin Türkiye"sinin, "Eski Türkiye"den "Yeni Türkiye"ye 'geçip'te, "2023 Türkiye"sinin ne şekilde "şekillenmiş" olacağını ve bir zamanlar çokca tekrarlanan ancak şimdilerde unutulan "Son Müstakil Türk Devleti"nin 'nasıl olacağını' sadece ve sadece "en iyi Allah(c.c.) bilir", demekten te öteye gidemiyoruz...

Türkiye'mizde yayınlanan "romanlar"da "Geleceğin Türkiyesi Tasavvurları"na "genişce" yer veriliyor.Bırakalım "2023 Türkiye"sini, "2070 Türkiyesi"ni bile "mevzû" alan "romanlarımız"ın yayınlandığını kaçımız hatırlıyor ki?!

"Büyük Türkçü"lerimizden rahmetli Reha Oğuz TÜRKKAN; taa yıllar önce kurduğu "Türk 2000 Vakfı" ile bir "füturolog", bir "gelecek bilimcisi" olarak; adetâ "Tamam, herşeyi elbette en iyi Allah(c.c.) bilir..Amenna...Fakat Allah(c.c.) insanlara da akıl, fikir, iz'an vermiştir; geleceğin nasıl olacağını az-çok bilebilirler", dercesine, taa yıllar öncesinde, benim bildiğim ve hatırladığım, neredeyse yirmi yıl öncesinden, bazı yayın organlarımızda" düşünceleri"ni paylaşmış; "Türk 2000 Vakfı"nın çalışmalarını ise İstanbul'daki "efkâr-ı umumiye" ile açıkca "paylaşmış"tı...

Sadede gelelim; Aralık 2010, Ocak-Şubat-Mart 2011'ler Türkiye'sinde de, "Kürtçe Tartışmaları" devam etti.Biz, acizâne, bu zamana kadar "Kürtçe" mevzûlu dört yazı yazdık:"Ülkücü Alperen Hareketi"n "İslâm'ca/Müslümanca düşünüş ve yaşayış"a şöyle-böyle "vesile" olan rahmetli Seyyid Ahmed ARVASÎ Hoca'mızın "Doğu Anadolu Gerçeği" isimli eserinin "kritiği" ile "Arvasî Hoca'nın 'Kürtçe'ye Bakışı';üçüncü yazımız ise "Kürtçe, Dil/Lisan mı, Ağız mı?" başlıklı yazımız ve dördüncüsü de "Kürtçe Neden Bilmiyorlar, Kürtçe Neden Konuşamıyorlar?" başlıklı yazılarımız. Meraklıları, bu yazılarımızı, "sanal ortam"da, www. millimefkure.com isimli web sitemizden veya "mefkûre adamları" isimli "blog yazıları"mızdan okuyabilirler...

Diyebiliriz ki, Türkiye'mizde Aralık 2010'dan Nisan 2011'e kadar, "Kürtçe Tartışmaları"na ilâve edilebilecek, bizce çok ehemmiyetli "fikirlere" şahid olduk.

Bu "mevzû"da bir "meraklı" olarak da "fikrî takip" yapan biri olarak da "ilgilendiğimizde",bilhassa "çok din'li, çok renkli, çok ırklı",batılı bir mefhum olarak söyleyecek olursak; "imparatorluk yapı" "Devlet-i Âliyeyi Osmanlı"da/ "Büyük Osmanlı Devleti"nde, bütün tarihî boyunca, "resmî lisan"ın, "resmî dil"in sadece ve sadece "Türkçe" olduğu "hakikat"inin; Yılmaz ÖZTUNA, Erhan AFYONCU isimli tarihçilerimiz-son olarak da bugünkü  HaberTürk Tarih ilâvesindeki yazısı ile Vahdettin ENGİN- ile Taha AKYOL gibi "titrisiz mütefekkir"lerimiz tarafından dile getirildi, hatırlatıldı, vurgulandı..

"OSMANLI'DA TÜRKÇE GERÇEĞİ"

"Osmanlı'da Türkçe Gerçeği" başlığı altında toplayacağımız "fikirleri",şöyle "özet"leyebiliriz: "Kürtçe'nin okullarımızda seçmeli ders olması bile mümkün değilken...Osmanlı İmparatorluğu'nda da 3 kıt'a üzerinde bulunmasına rağmen; her çağda tek resmî dil TÜRKÇE idi ki 1876 ve 1908 Anayasalarında bu husus ve yasama meclislerinde 'tek müzakare dili' olduğu tanımlanmıştır..Nasıl Amerika'da İngilizce; Fransa'da Fransızca; Almanya'da Almanca 'tek resmî dil' ise Türkiye'de de TÜRKÇE öğrenmekten başka çare yoktur...Birleşik Amerika'da, on milyonlarca vatandaşın 'ana dili' İspanyolca olmasına rağmen; yargıda, emniyette, benzer yerlerde İspanyolca konuşmaya kalkın, işiniz görülmez...Bizde 500 yıl önce 'Türkçe bilmeyen' 'Devlet'te görev alamazdı; 500 yıl sonra da alamayacaktır..."(1)

"Onlarca milletten oluşan Osmanlı imparatorluğu'nda bile 'resmî dil Türkçe' olmuş; Meclis çalışmalarında da 'Türkçe'den başka dil' kullanılmamıştır...1876 "Anayasası"nda/'Kanuni Esasi'de, Osmanlı'nın 'resmî dil'i Türkçe; 'Devlet hizmeti'nde 'Türkçe şartı' vardı..."Ermenice", "Rumca" 'resmî dil' taleplerine ise dönemin 'Paşa'sı; "Gelecek seçime 4 yıl var. Akılları varsa bu süre içinde Türkçe öğrenirler.", diyordu.(Günümüzde, 2011'ler Türkiye'sinde ise "işler" ne kadar da "ters" döndü değil mi? Şimdilerde "Irak Cumhurbaşkanı Celal TALABANİ"den "haber alıp"; Türkiye'mizin, belki de 12 Haziran 2011 sonrası, harıl harıl "Kürtçe öğrenme çalışmaları" yapılacak ve adetâ "Kürtçe bilmeyenlere 'Devlet kapıları' kapanacak!!!(2))

Bugünkü(17.Nisan.2011) "HaberTürk Tarih" ilâvesinde "tarihçi" Vahdettin ENGİN'in 'genişçe' izah ettiği; "Arnavutça Hutbe" talebine; mes'ele "dinî" değil; mes'ele "siyasî "deyip "iptal" ettiren "Cennetmekân Sultan 2. Abdülhamid Han"ın bu "tavrı"nı ise yine "tarihçi"lerimizden Erhan AFYONCU, bir yazısında da "izah" etmişti."Müslümanların bir bütün olması siyaseti"nce...(3)

Aslında kendisi de bir "hukukçu" olan "titrisiz mütefekkir"lerimizden Taha AKYOL ise "Bir Türkmen Devleti olan Safevîler'den 'Fars"; Osmanlılar'dan ise "Türkiye Cumhuriyeti Devleti"ni 'doğuran' "doğal tarihî vetireye" dikkat çekerek; "Osmanlı Anayasası" olan 1876 'Kanuni Esasi'de, 3(üç) maddesinde, 4(dört) defa 'Türkçe', 'Lisan-ı Türkî" 'hükmü' vardır, demekte;"Madde 18:Devlet memuru olabilmek için Türkçe bilmek şarttır.Madde 57: Parlamento dili Türkçe'dir. Madde 68: Milletvekili seçilme şartı 2(iki) tekrar ile 'Türkçe'yi bilme' şartı...Türkçe'nin 'resmî dil' ve 'tek resmî dil' olması, Cumhuriyet devrinde yapılmış bir 'icat'ı değil; bin yıllık tarihin doğal bir sonucu..."(4)

SOMUNCUOĞLU'NUN "KÜRTÇE ÜZERİNE İNCELEMELERİ"

"Milliyetçi-Ülkücü" 'düşünce" ve "siyaset" adamı Sadi SOMUNCUOĞLU ise "Yeni Çağ" isimli gazetede, beş gün süren "Kürtçe Üzerine Bir İnceleme" başlıklı yazılarında;bence, ekseriyetle rahmetli ARVASÎ Hoca'ca "değerlendirmeler" ve "yorumlar"a yer verdi."Fikir" ve" düşünce", "siyaset adamları"mız üzerindeki "Resmî Paradigma"nın 'etkisi'nin çokca hissedildiği "incelemeleri"nde; "Kürtçe"yi asla 'müstakil' bir 'dil', 'müstakil' bir 'lisan' olarak 'kabul' etmemekte."Bilim ne diyor?", 'suâline cevap aradığı 'incelemeleri'nde, 50.baskıyı yapan 'Ali Tayyar ÖNDER'in 'Türkiye'nin Etnik Yapısı'nı, neredeyse 'tek belirleyici' olarak görmekte...Beş bölümlük "Kürtçe Üzerine Bir İncelemeleri"nde, asıl vurguladıkları ise şunlar: "Kürtçe aslında 'Diller karışımı olmayıp, kelimeler karışımı bir ağız'dır.'(5) "Kürtçe, oturmuş, yapısal özellikleri, temel kuralları, lehçeleri kapsayan bütünlük içinde bir dil değildir. Sorani, Gorani ve Kırmanca, Kürtçe'nin 'üç ana lehçesi'dir. Kürtçe, çağdaş anlamda da bir kültür dili de değildir.Türkiye'mizde yaygın olan Kırmançca(%95) ile Zazaca, Kürtçe'nin lehçesi değil..Zazaca, Kürtçe'nin lehçesi değil, vurguları...(5)

Aslında ifade etmeye çalıştığımız üzre, SOMUNCUOĞLU'nun, "Bilim Ne Diyor?" suâline de cevap aradığı "Kürtçe Üzerine Bir İncelemeleri"nde "yeni bir veri", "yeni bir bilgi" vardı, diyemeyiz...Prof.Dr. Abdulhaluk ÇAY gibi "Her Yönüyle Kürt Dosyası" gibi "eserlere" imza atmış olanlar ise aslında Türkiye'mizde yapılmak istenilenin "Kürtçe" üzerinden "bir millet oluşturma" gayretleri olduğu, hattâ "TRT ŞEŞ" gibi "Devlet" destekli "Kürtçe televizyon kanalları" ile "amaçlananında,"Kırmançcı etrafında bir Kürt Milleti oluşturma" gayretleri olduğu ve tabiî "hâtâ" olduğu "değerlendirmeleri"nden de pek "farklı" değil gibi...

"KÜRTÇE" BİLMEYEN "KÜRT"LER

Son yirmi yıllık bir "siyasî vakıa" olan bazılarınca "Kürt Milliyetçileri" olarak da tanımlanan; aslında "mütedeyyin" olmaktan çok uzak, ekseriyetle "Marksist, Leninist ve Ateist Bir Örgüt" oldukları, "sivil itaatsizlik" eylemleri ile daha da belirginleşen "BDP"lilerin bile çoğunun "Kürtçe" bilmediğini, "Devlet Bakanı" olan Bülent ARINÇ'lar tarafından bile "en üst seviye"den seslendirilmekte.."BDP milletvekillerinin en az yarısı Kürtçe bilmiyor.Kendi içinde açılan Kürtçe kursları iflas etti."(6) derken, eski "Bölge" 'Bakanları"ndan Doç. Dr. Hüseyin ÇELİK ise, "Meclis"teki "Kürtçe Tartışmaları" üzerine, adetâ "feverân" edercesine,"Nereden de Kürtçe 'bilinmeyen bir dil' oluyormuş; Kürtçe konuşan milyonlar var", diyordu.

Daha önceki yazılarımızda da hatırlattığımız üzere Türkiye'mizdeki "İlk Özel Kürtçe Televizyon Kanalı" olan "Dünya TV" çalışanları bile "Kürtçe" bilmiyorlar!!!(7)

2011'ler Türkiye'sinde "Kürtçe" günlük gazeteler çıkmakta; milyonların kullandığı "İnternet"te, "sanal ortamlar"da, "Kürtçe yazılımlar",sayıları 200'ü aşan "Kürtçe siteler", "Kürtçe ajanslar" yer almakta; "facebook dil seçenekleri"nde "Kürtçe" de yer almakta..(8)

Mustafa Bülent ECEVİT  gibi "Kürd oğlu Kürt"lerden "Başbakan" çıkmakta, yine rahmetli Turgut ÖZAL gibi "Kürtler"den de "Başbakan" ve "Cumhurbaşkanı" çıkmakta; sayısız derecede "Kürt Milletvekilleri", "Kürt Bakanlar", "Kürt Bürokratlar", "Kürt Devlet Memurları", 2011'ler Türkiye'sin de "rahatlıkla" vazife alabilmekte...

Daha geçenlerde "Arap Alevîsi"," Nusayrî Diktatör", kendi ülkesindeki "Kürtler"e mecburen "vatandaşlık" hakkı verdi!

Türkiye'mizde, "pirü pak" bir "yapı"yı elbette "arzularız." "Keşke"lerin "olmaması"nı elbetteki "arzularız.."Ancak, şu bir "hakikat"tir ki, "yakın tarih"imizde, Türk'lerden Kürt'lere, "herkes"e zulüm yapılmıştır!!!

Kaldı ki, sık sık denildiği şekilde "Kürt Mes'elesi"n de, her mes'elede olduğu üzere "İslâm Dünyası"ndan daha da "önde"yiz, daha da "ilerde"yiz..

Ancak, Türkiye'miz, "Sevr Antlaşmaları"nın "mutad" maddelerini hatırlatan "Batılı,Amerikan Talepleri"ni "çağrıştırıcı", "Muhtariyet", "özerklik", "iki dilli yapı" gibi "talepleri" uygulayacak kadar; bir "tarihçi"mizin de dediği üzre "çılgınlaşmadığı" gibi, "hayınlaşmamış"tır da...

"Siyasî iktidar"ın veya "Devlet yapısı"nı oluşturan "bazı kanatlar"ın "siyasî vakıaları" ayırt edemeyecek "basiretsizlik"leri ise neticede "milletçe" karşılığını görür..

"Herkes", "Türkiye Bir Ceketistan Değildir"i anlayacaktır!!!

"Türkiye Bir Uçukistan da Değildir" ve "Kürtçe...Kürtçe..." deyip duranların da "asıl maksatları", aslında "Dış Güçler"e "endekslenmiştir!!!

Mes'ele, sahiden, "hakikat"en,adına ne dersek diyelim; "toplum yapımız"ı, "nesillere" "olduğu gibi" kavratabilmektir...

Mes'ele, "kökü mazide olan âti" olarak, sahiden "yerli", sahiden "millî", sahiden "İslâmî",sahiden "katılımcı,ileri demokrasi"yi gerçekleştirebilmede...

"Kendimiz" olmadan "cihanşümul" nasıl olabiliriz ki?

17.Nisan.2011

İsmet GÜLTEKİN

ismet_gultekin@mynet.com ve metgultekin@hotmail.com

Dip Notlar:(1): Yılmaz ÖZTUNA, www.Turkiyegazetesi.com, 24.12.2010

(2): www.hurriyet.com.tr, 25.12.2010

(3): Erhan AFYONCU, www.bugün.com.tr, 19.12.2010

(4):Taha AKYOL, www.habervaktim.com, 03.01.2011

(5): Sadi SOMUNCUOĞLU, "Kürtçe Üzerine Bir İnceleme-III-", www.yenicaggazete.org, 30.12.2010


(6): www.iha.com.tr, 14.12.2010

(7): Nuh GÖNÜLTAŞ, www.bugün.com.tr, 26.03.2011

(8): Taraf Gazetesi, www.haber7.com.tr,03.01.2011

15 Nisan 2011 Cuma

HÂLÂ BİZE "FAŞİST" DİYENLER VAR!!!

HÂLÂ BİZE "FAŞİST" DİYENLER VAR!!!
Aradan üç tane on yıl ile ilave bir yıl daha geçmiş olsa da...
"12 Eylül Mahkemeleri"nde, "12 Eylül Adaleti" huzurunda, "en üst seviye"den "faşist" olmadığımız "deklare" edilmiş ve "tekzip" edilmiş olsa da...
Onsekiz yıldır "Allah'ın rahmeti"nin de bir eseri olarak "bir tıkla" hemen hemen bütün "hakikat"lerin öğrenildiği bir zaman dilimini fiilen yaşamış olsak da...
"Yüzde yüz Türk, yüzde yüz Müslüman" olduğumuzu kaç defa ispat etmiş olsak da...
"Birileri"nin "nokta-ı nazarları"nda, "birileri"nin "bakış açıları"nda, "birileri"nin "gözünde", "kafasında", "beyninde", "hafızası"nda hâlâ bize "faşist", "faşist militanlar" denilmeye devam ediliyor...
"Marksist kartaloz" veya "sosyalist kartaloz" "Ömer LAÇİNER"den tutun da, "12 Eylül Edebiyatı" diyebileceğimiz "kategoriye" romanları ile katkı yapan "İnci ARAL"lar da, hâlâ bize "faşist", bize "faşist militanlar" demeye devam ediyorlar...
Adetâ bizleri ,"Bize de Faşist Diyenin", kertesine getiriyorlar..
"Bizlere", yani "Ülkücü Alperen Hareket Kadroları"na...
"Bizlere" , yani "Faşistcesine" işkence tezgâhlarından geçirilen güzelim bir "camiâ"ya...
Rahmetli "Başbuğ" Alparslan TÜRKEŞ'in bile "vatan hainliği"nden yargılandığı günlerden bu yana...
Nerde "12 Eylül" mevzûlu "kitap" çıkmış, hele de "edebiyat eserleri" yayınlanmış; romandı, hikâyedi, şiirdi vesaire, büyük bir ihtimalle, "12 Eylül Edebiyatı"na dahil etmişimdir..
Ne yazık ki, bir zamanlar "yusufîye"lerden "Bizim DERGÂH" isimli fikir mecmuaları çıkartan; bir ara  ki daha çok da "hapishane"de iken, adetâ peşi peşine "12 Eylül Romanları", "12 Eylül" temalı eserleri o güzelim "camiâ"ya kazandıranlar, şimdilerde adetâ "yok" oldular!
Son otuzbir yıldır, hadi kabaca diyelim, "solcular", "12 Eylül" mevzûlu ne "sinemalar", ne "televizyon dizileri" çekip, yayınlatırken; yine "12 Eylül" temalı ne "romanları" "edebiyatımıza" kazandırırlarken; bizlerde daha yeni yeni çekilmekte olan filmlerin "fragmanları"nı, "sanal ortamda" zar-zor" izleme iştiyakı ile yanıp tutuşmaya devam etmekteyiz..
Hadi yine kabaca diyelim, "solcular"ın belirlediği "gündemlere" büyük bir "tepkicilikle" karşı koyarken; sanki adetâ kendimizi ifade etmekten "aciz"miş gibi, hep "savunmalarla" avutulup durmaktayız..
Aslında belki de, muhtelif sebeplerden de olsa, "Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi-Teori" gibi eserleri ile "İdeolojiler Vadisinde Sistemli Düşünme"yi "Ülkücü Alperen Gençliğe" kazandırma gayretinde olmuş nam-ı diğer Ayhan TUĞCUGİL'in de, son zamanlarda dillendirdiği, yahut seslendirdiği üzere, "Türk Milliyetçiliği Fikir Hareketi, tarihinin en zayıf dönemini yaşamakta" ve maalesef çoğumuz, "Sivastopol Marşı"ndaki ufak bir değişiklikle; "Sivastopol önünde erat  yer tayın/ ÖLÜRSEK ŞEHİDİZ, KALIRSAK HAYIN" hâllerini yaşamaktayız!!!
Baksanıza, adetâ "Ülkücü Alperen Hareket"in "fikir babası", "kurucusu", lideri", "Başbuğ"u olan rahmetli Alparslan TÜRKEŞ'in oğlu, "Ahmet Kutalmış TÜRKEŞ"ler bile, "sosyolojik bir vakıa" olarak da, "savrulabilmekte", "hayınlaşabilmekte...." Tamamiyle "12 Eylül Nesilleri"nin adetâ bir "proto tipi" olan  1978 doğumlu, 33 yaşındaki "Ahmet Kutalmış TÜRKEŞ"lere bile "sahip" çıkamayacak bir "konum"a sürüklenmiş olan koskoca camiânın günümüzdeki çoğu gençleri de, "12 Eylül Nesilleri" de, yine nam-ı diğer TUĞCUGİL'in de vurguladığı üzere, "Erol GÜNGÖR de kimmiş?", diyebilmekte!!!
Zaman zaman "MHP Genel Başkanı" Dr. Devlet BAHÇELİ'nin de hatırlattığı; "Ülkücü Alperen Hareket" te, son 31 yılda yaşanan "nitelik kayıpları", "seviye düşüklükleri", "kalitesizlik", sonunda "Ahmet Kutalmış TÜRKEŞ"ler ile en yüksek seviyede "patlak" veriyor olsa gerek!!!
Koskoca "Ülkücü Alperen Hareket"in haftalık "mevkûteleri" olmadığı gibi, yayınlanmakta olan "aylık mevkûteleri" ise adetâ "camiâ"nın "elitist kesimi"ne hitap etmekte fakat ekseriyetle "milletten kopuk" bir şekilde "etkin"liği, "müessiriyeti", "efkâr-ı umumiye"deki, "fikirler camiâ"sında "yeri" tartışılır bir "hakikat" olarak belirmektedir..
Yine aslında belki de, hâlâ 2011'ler Türkiye'sinde, bize "faşist" diyenler, bize "faşist militanlar" diyenler bulunuyorsa, birazda kendimizi anlatamamanın eksikliğini de hissetmeliyiz. Günümüzde bilmem kaçıncısı tertiplen "İzmir Kitap Fuarı"nın "Söyleşi Etkinlikleri"ne bir tanecik "Milliyetçi-Ülkücü-Alperen Fikir Adamı"nın "çağrılmış" olmayışı, "davet" edilmiş olmayışı bile çok şeyleri de ispatlıyor olsa gerek!
Otuzbir yıl önceki "idealist"liğimiz, otuzbir yıl önceki "okuma iştihamız"a kavuşmadıkca; kelimenin tam anlamı ile "siyasî iktidar" olmadan önce "sosyal iktidar" olmanın eğitim, kültür ve fikir yollarını tesis etmedikçe, "Ülkücü Alperen Hareketi'nin Mukadderatı"nın pek de "parlak" olabileceğini, sahiden nasıl söyleyebiliriz ki?
Niye "Türkiye'mizin Mes'eleleri" çercevesinde, bilmem ne "Hareketi" bile "Kürtçe Özel Televizyon Yayınları" gerçekleştirirken; bizler, koskoca "camiâ", "Kürtçe Özel Televizyon Yayınları" gerçekleştiremiyor? "Yasal bir engel" mi var yoksa açıkca ifade etmek istersek; "teşkilatçılığımız" ile "meşhur" olmuş koskaca bir "camiâ"nın "becerisiksizliği" mi artmış?
Daha doğru-dürüst bile "internet ortamları"nda da olsa "radyo"larımız, "televizyonlar"ımız yok!!!
"Ey Türk! Titre ve Kendine Dön!" demek düşüyor bana...
15.04.2011
İsmet GÜLTEKİN
ismet_gultekin@mynet.com ve metgultekin@hotmail.com