20 Ekim 2019 Pazar

"ŞEHİD" MEFHUMU NASIL YAZILIR YAHÛ?

"ŞEHİD" MEFHUMU,
NASIL YAZILIR YAHÛ?

"Biz Türkler", "Türk Milleti","Kadim Millet Türkler", tarih boyunca en fazla "şehid" vermiş bir milletiz de.
"Harpler,Türk'ün düğünüdür" inanç ve şuuru, yaşadığımız zaman diliminde de geçerli.
Âdeta "düğüne gider gibi,"cihad"a, "İ'lây-ı Kelimetullah'a koşuyoruz, gidiyoruz.
"Ölürsem, öldürülürsem "şehid"; kalırsam, yaşarsam "Gazi"yim" inanç ve şuurumuz; rağmenlere rağmen "örselenemiyor", "yok edilemiyor..."
"Hamaset yapıyorsunuz";"Şovenizm kokuyorsunuz", hattâ "Irkçılık yapıyorsunuz" deseler de,"Müslüman Türk Milleti"ne aidiyet şuuru ve mensubiyet duygusu ile dopdolu olanlar;"hamaset"line "hamiyet"le;"şovenizm"e,"vatan sevgisi imandandır" ile;"ırkçılığa" ise "İslâm ile meczolmuş 'müsbet milliiyetçilik' ile devam ediyorlar.
Daha geçenlerde,"Galat-ı Meşhur"luğa da Devam" başlıklı yazımda ise şöyle yazmıştım:
"ŞEHİD” NASIL YAZILIRDI?

Son haftalarda en fazla “düşünmeye” başladığım kelime yahut mefhum ise “şehid” kelimesi, “şehid “ mefhumu…
“Televizyon Kanalları”nın ‘alt yazılı”larına ‘bak’ıp ‘gör’düğümde, neredeyse hep hâşâ sonu “it” ile bitmiş şekilde yazılıyor: “Şehit” şeklinde...
“En koyu milliyetçi siyasî teşkilatlar”ın ‘cerideleri’ne ‘bak’tığımda da, neredeyse hep hâşâ sonu “it” ile bitmiş şekilde yazıldığını ‘gör’üyor ve ‘oku’yorum…
Hayıflanıyorum; “toprağı sıksan şüheda fışkıracak şüheda” denilen “vatan”ımızda, daha “şehid” yazabilmeyi bile bilemiyoruz…"
Bilhassa benim "Cennet Pınarı Selsebîl Harekatı" diye târif ettiğim "Barış Pınarı Harekatı"mızin "9, Gün"ünde de,"şehid" mefhumunun, kavramının, kelimesinin "galat-ı meşhur"/meşhur hâtâ"lı yazılışına,"müdakkik gözler"im takılmadan edemiyor.

Hâlâ muhtelif "televizyon kanalları","Cenup Hudutları"mızdan;"Suruç"tan;"Akçakale"den;"Ceylanpınar"dan ve "Nusaybin" den yaptıkları "canlı/naklen yayın"larda,"alt yazı"larında;âdeta hâşâ "it şehid"lerimiz;" hâşâ "köpek şehid"lerimiz dercesine, çağrıştırırcasına "şehit" diye yazıyorlar.

"Gazetelerimiz" de, hâkeza aynı minvalde,"galat-ı meşhur"luğa,"meşhur hâtâ"ya devam ediyorlar...
Yine şöyle "müdakkik gözler"le çevremize "bak"tığımızda ve "gör"düğümüzde, "sahih/doğru" bir şekilde,"şehid" mefhumunu, kavramını, kelimesini yazamadığımızı anlıyor ve kavrıyoruz.
NETİCE-İ KELAM:
" Medeniyetimizin Temel Kıtabı","Kitabullah"da,""Kur'an-ı Kerim"de,"şahid" yahut "şehid" kelimesi kaç defa geçiyor, bilemiyorum.
Velâkin "şin-he ve dal" harflerinden meydana geldiğini-hâtâlı mı yazdım yoksa?(şe-he-dal) mı demeliyimdim?- ifâde edebiliriz.
"Sonu 'dal' harfi ile bitiyor" dersek; muhakkak.
Rahmetli Şemseddin Sami,"Arapça, Farsça ve Türkçe"den meydana gelen "yazı lisânı/yazı dili" 'Osmanlıca'ya bile "Lisan-î Türkî/Türk Lisanı/Türk Dili/Türkçe" dermiş.
Neticede,"kültürel etkileşim" ve "tarihî gelişim";"Latin Alfabesi"ni,"Latince"yi âdeta "mecbur" bırakmış,"Türkçe"yi,'Latince" yazmaya başlamışız....
Ve "şehid" mefhumunun "sahih/doğru" bir şekilde "yazılışı" gibi "birçok mes'eleler" de ortaya çıkmış.
"Şark'ın Meşhur Kürd Âlimi" bile "kırmızı kaplı kitaplar"ının "Latince" basılışına, neşredilişine "cevaz" vermiş.
"ŞEHİD" KELİMESİ,'ŞEHİD' DİYE YAZILA...

Çarşamba, 17 Ekim 2019
İsmet GÜLTEKİN
metgultekin@hotmail.com
Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci

"SALIPAZARI BELEDİYESİ", "SEÇİM VAADİ" DE OLAN "ALPARSLAN TÜRKEŞ" İSMİNİ HÂLÂ VEREMEDİ...

"SALIPAZARI BELEDİYESİ",
"SEÇİM VAADİ" DE OLAN,
"ALPARSLAN TÜRKEŞ" İSMİNİ, 
HÂLÂ VEREMEDİ...

Türkiye'miz "Mahallî İdareler/Yerel Yönetimler" seçim vetiresinde, bu sene, çok sayıda "ilkler" yaşandı.
"Belediye Başkanlığı ve Belediye Meclis Üyeliği Seçimleri"nde, farklı "ideolojik kimliklere" sahip "siyasî partiler" bile;"Cumhur İttifakı" ve "Millet İttifakı" ismi altında,"31 Mart Mahallî İdareler/Yerel Yönetimler Seçimi"ne katıldılar.
Hattâ o kertede ki; "MSP" ismini niye "12 Eylül Sonrası" "tekrar" almadığı hâlâ belli olmayan ve içerisindeki "ehl-i şia etkisi"ni ispatlarcasına, "Türk Siyasî Tarihi"nde Devlet Tören"siz Defnedilen Tek Siyasî Hareket" de olan ve "Millî Görüş Hareketi/Erbakan Hareketi Asıl Biziz" 'iddiası' ndaki "siyasî parti"nin "İngiliz karı ile evli olduğu elli sene sonra" anlaşılan, kamuoyuna mal olan "Genel Başkanları" bile;"- Biz mahallî idareler/yerel yönetimler seçimine "tek başına" giriyoruz" "yalanını" söyleyen "siyasîler" bile oldu.
YA "SEÇİM VAADLERİ?"
Artık normal şartlar altında, neticede seçilmiş "Belediye Başkanları" na verilen "mühlet" de doldu.
Neredeyse altı buçuk ay(6,5) geçti.
"Seçim Vaadleri"nin uygulanılanlarını, yerine getirilenlerini, gören, bilen, işiten var mı?
"Siyasî Tarihimiz"deki birden fazla sayıdaki "Partili Cumhurbaşkanları" gibi hattâ daha da öte bir târif ile "Genel Başkan" vasıflı âdeta "Partici Cumhurbaşkanları" gibi "31 Mart Mahallî İdareler"Yerel Yönetimler Seçim Süreci"nde, "siyasî faaliyetler" de bulunmuş olan "Başkan","Başkomutan" bile; "Ayasofya Dâvâsı"ndan tutun da, "öğretmenlere, polislere ve sağlık çalışanları"na yönelik "3600" rakamlı çok sayıda "seçim vaadleri"nde bulundular,"rey aldılar","oy aldılar..."

Neticede; ne olduğu malúm:
"MHP'liler AK PARTİ'ye; İYİ PARTİ'liler de CHP'ye seçim kazandırdılar", il ve ilçe Büyükşehir Belediye Başkanlıkları kazandırdılar.
Velâkin "ikinci defası" nda da İstanbul'u kaybettiler,"İstanbul eşittir Türkiye ise","Türkiye'yi kaybettiler"; Başşehir Ankara'yı kaybettiler, İzmir'i, Adana'yı kaybettiler...
Ve akabinde ise "tartışmalı bir mevzû" olarak da, hattâ "-Bakınız, İstanbul'a da, İzmir'e de, Ankara'ya da, hattâ Adana'ya da "Kayyım Atarız" tehditleri de oluştururcasına; Diyar-ı Bekr, Van gibi "Seçimle Gelmiş Büyükşehir Belediyeleri"ne , mevcut "hükmedici siyasî irade","Valileri Belediye Başkanı Yaparak","Kayyım" olarak "atadı..."
"Netekim Paşa"nın,"1982 Anayasası Oylaması ile kendisini otomatikmen "Devlet Başkanı"/"Cumhurbaşkanı" seçtirmesi gibi "tuhaf" durumlar.....
YA "LOCAL" ÖLÇEKTEKİ "SEÇİM VAADLERİ?"
"Local" ölçekte de, "ilçe" bazında da,"31 Mart Mahallî İdareler/Yerel Yönetimler Seçim Süreci"nde de, "Cumhur İttifak"lı veya "Millet İttifak"lı "Belediye Başkanı Adayları" da,"seçmenlere seçim vaadi"nde bulundular.
Samsun ili Salıpazarı İlçesi "Belediye Başkanı Adayı","Cumhur İttifakı" nın "adayı", AK PARTİLİ Halil AKGÜL de, "seçim vaadleri"nin de "etkisi" ile ikinci defadır,"Salıpazarı Belediye Başkanı" olarak,"AK Parti"den seçildi.
Salıpazarı ilçesinin "siyasî meteorolijisi"ni bilenlerce de malûm ki;"MHP, ikinci siyasî güç" ve "akraba etkisi" ile de "Demokrat Parti" nin de bir "siyasî güçü" de mevcut.
İkinci defa da seçilmiş olan "AK PARTİ"li Salıpazarı Belediye Başkanı Halil AKGÜL,"MHP seçmenleri"ne yönelik;"
-Seçildiğim takdirde, merhum Alparslan TÜRKEŞ'in ismini, Salıpazarı ilçesine vereceğim" şeklinde "seçim vaadi"nde de bulunmuştu.
"Bir neslin yetişmesi"ne de "Bsşbuğ"luk etmiş olan rahmetli Alparslan TÜRKEŞ; günümüzün "siyasî teşekkülleri"olan "MHP","BBP" ve "İYİ PARTİ" "siyasî kimlikleri"nin üzerinde bir "şahsiyet"tir de.
"Artıları ve eksileri" ile de, kelimenin tam anlamı ile de " Başbuğ" idi.
"-Hiçbir hakikî Mürşid-i Kamil'in sahip olamadığı talebelere sahipti" sözünün;"2019'lar Türkiye"si içinde geçerli olduğu "hakikati";"tartışılamaz" bile...
NETİCE-İ KELAM:
Hem, "Müslümancı" değil; "Müslümanca" tefekkür etsek; hem de "urf"u,"örf"ü dikkate alarak;"Türk-İslâm Töresi"nce tefekkür etsek;"vaadler de bulunmuş olma"nın ne demek olduğunu daha iyi anlar ve kavrarız....
Tez zamanda, "Horasan Alperenleri Diyârı","Ön- Türkler Diyârı","Peçenek- Kıpçak Türkleri Diyârı","eskimeyen ismi ile" "Bereket İlçesi"ne,"Salıpazarı İlçesi"ne, rahmetli "Alparslan TÜRKEŞ" ismi verile...

Çarşamba,16 Ekim 2019
İsmet GÜLTEKİN
metgultekin@hotmail.com
Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci

10 Ekim 2019 Perşembe

"SOLCU GAZETELER"DE, "TÜRKİYE DÜŞMANLIĞI" KOKUYOR...

"SOLCU GAZETELER"DE,
'TÜRKİYE DÜŞMANLIĞI' KOKUYOR...


Kabaca târif ile "solcu gazeteler"de,"Türkiye Düşmanlığı","Türk Ordusu Düşmanlığı","Türk Milleti Düşmanlığı" kokuyor...
Belki de, "en fîsebilillah harekat" da olan "Barış Pınarı Harekatı"na, âdeta kabaca târif ile "Bütün Solcular" 'karşı' çıktılar..
Halbu ki,"ilk defa" 'siyasî' denilemeyeceği bir "askerî harekat" yapıldı.
Çünkü yapılan bu "Barış Pınarı" isimli üçüncüsü yapılan "askerî harekatı"mız, "oy avcılığı" denilecek bir "seçim süreci"ne de denk gelmiyordu.
Zaten "bir seneden beri yapılacağı" da söyleniyordu.
"Türk Sağı"nın "Hizbullah"ı ve "İbda-c" 'Zihniyetliler bile asla ve kat'a yapılan "hava ve kara harekatı"na "karşı" çıkmazlarken; neredeyse "bütün Sol franksiyonlu" 'zihniyetliler' ise; âdeta "çelişkili hâlleri"nden de anlaşılacağı üzre;"karşı" çıktılar...


Başta;"Ateist Sol-Marcu Sol-Marksist Sol-Kemalist Sol-Devrimci Sol'-Sosyalist Sol" 'franksiyonları'nı bünyesinde barındırmaya devam eden lâkin rahmetli Uğur MUMCU'nun kardeşinin bile okumadığı "Cumhuriyet Gazetesi"; yine "Hristiyan Sosyalist(Türk Sosyalist/Kürt Sosyalist" 'zihniyetli" 'Sol fraksiyon' ağırlıklı "Birgün Gazetesi"; yine "Darbelere karşı çıkan Emekçileriz" diye de kendilerini târif eden "Emekçi Sol" 'zihniyet' ağırlıklı "Evrensel Gazetesi" ve yine bünyesinde "Ateist Sol"u,"Devrimci Sol"u barındırdığı anlaşılan "Yaşlı"nın "Yurt Gazetesi...."
Bu dört "solcu gazete", âdeta "PKK Sol Zihniyeti" gibi; âdeta "günlük yayın organları" olmayan "-Bir zamanlar,"İslamcı/Siyasal İslamcı" 'Yeni AKİT Gazetesi' ile aynı matbaada basılan "Özgür Gündem Gazeteleri" vardı- "Haçlı-Masonik Zihniyetli" 'Zerdüşt Zihniyetli","HDP Zihniyetli"ler gibi;"Türk Ordusu"nun,"Uluslararası Hukuk"a da uygun "Türk Milleti'nin meşru müdafaa hakkı"nı kullanmasına "karşı" çıktılar.
ELHASIL:
"Barış Pınarı Harekatı"nı, an ve an muhtelif "televizyon kanalları"ndan takip ettim, seyrettim.
Hattâ o derecede ki;"NTV" "televizyon kanalı"nın "Akçakale'den Naklen/Canlı Yayını"nda, "toplam sesleri"ni çok yakînen işittim.
"Akçakale'nin İstikbali"nı,"Şark'ın Dev Üstâdı", merhum "Bediüzzaman" bile "öngörememiş" olsa gerek...
"Akçakale",''tarihi'nde görmediklerini görüyor ve yaşıyor...

"Öğretmenliğimin ilk başlangıç şehri" de olan "Akçakale"de mesleğimi ifâ ederken;"480 kilometrelik Cenup hudutlarımız boyunca, Arap Müslüman kardeşlerimizin değil; belki de çoğu "Yahudi" olan "Kürtler"in 'iskân edilmiş olduğunu" ise; çok sonraları öğrendim...
"Televizyon kanallarımız"da 'naklen/canlı yayınlar"a çıkan "Güvenlik Uzmanları"nı ve muhtelif sıfatlı "yorumcular"ı can kulağı ile dinledim...
Velâkin hiçbiri "Kara Harekatı"mızın "gece yarısı"na varmadan yapılabileceğini bilemedi...
"Cumhuriyet Tarihimizin En Büyük İşgal Girişi"mini,"15 Temmuz 2016"da yaşamış "cennet vatan"ımızın "bütün sathı"nda;"diller";"Devletimiz Güçlüdür...Ordumuz Güçlüdür...Milletimiz Güçlüdür..." diyor...
"ALLAH(c.c.) TÜRK MİLLETİ'Nİ KORUSUN ve YÜCELTSİN"(ÂMİN)
"ÜSTTE GÖK ÇÖKÜNCEYE","ALTTA YER DELİNİNCEYE" KADAR DA;"DEVLET"SİZ YAŞATMASIN...(ÂMİN)
Terme, 10 Ekim 2019
İsmet GÜLTEKİN
metgultekin@hotmail.com
Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci
p>

"ÜLKÜCÜ SİNEMA"YA HAYIR; "DEVRİMCİ SİNEMA"YA EVET...

'SİNEMA İŞLETMECİSİ/SİNEMA SALONU PATRONU'NUNUN ZİHNİYETİ:
"ÜLKÜCÜ SİNEMA"YA HAYIR; "DEVRİMCİ SİNEMA"YA EVET...

Son günlerde, bilhassa "Samsun Kamuoyu"nda,'İşletmeciler Zihniyeti','Patronlar Zihniyeti' tartışılıyor.
Malûm; bir rivayete göre "hiç maddî zarar" etmediği hâlde, 15(onbeş) senelik Samsun Vilayeti'nin "Mahallî Basını"nın "ilk sırası"nda gelen "Haber Medya Grubu" 'kapatıldı...'
Kıyısından, köşesinden de "yazılı" bir şekilde"İşletmeci/Patron Zihniyeti" 'tenkid' edilmeye, 'eleştirilmeye' de başlandı..
Geçen seneki bir yazımızda da;"Samsun Basını'ndaki "Metal Yorgunluğu" 'dillendirmiş', âdeta 'Samsun Basını'nın-ilçelerindeki yerel gazeteler de dahil-" böyle gidemeceği"ni yazmıştım.
Neredeyse akabinde "Türkçü-Milliyetçi Kadro" ; altı aylık bir süre de olsa "Haber Medya Grubu"nda "kamuoyunu aydınlatmışlar"dı..
Yine bir rivayete göre de;"Haber Medya Grubu"nun 'kapatılışı'nı, başka 'medya grupları'nın da takip edeceği de yazıldı, dillendirildi...
Şayed "rivayetler" doğru ise;"İşletmeci Zihniyeti"nin,"Patron Zihniyeti"nin neticede çok "gaddar bir zihniyet" olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz.
YA "SİNEMA SALONU İŞLETMECİLERİ?"/""SİNEMA SALONU PATRONLARI?"

"İşletmeciler/Patronlar Zihniyeti Vakıası"na, bir başka nokta-i nazardan da bakabiliriz..
"Türkiye'mizin En Vatanperver, En Milliyetçi Bölgesi" diye de bilinen "Karadeniz Bölgesi"nin "Orta Karadeniz Bölümü"ndeki "Çarşamba İlçesi" ile " Terme İlçesi"nde ""Sinema Salonu İşletmeciliği/Sinema Salonu Patronluğu" yapan "Zihniyetler"; âdeta "Ülkücü Sinema"ya "Hayır"; "Devrimci Sinema"ya ise "Evet" demişler...
"4 Ekim"de 'vizyona giren' Ahmet ŞAFAK'ın,"Kuşatma-7 Uyuyanlar-Bu bir Derin Millet Hikâyesidir-" isimli "sinema filmi"ni sıcağı sıcağına "sinema salonu"nda seyredebilmek için,"Çarşamba İlçesi Vefa Mahallesi"ndeki,"yürüyen merdiven" ile çıkılan "sinema salonu"ndaki ; moda tabiri ile "bayan" personele;"- Kuşatma filmi geldi mi?", diye sorduğumuzda;"'- Siyaset filmleri pek tutulmuyor.Riskli durumlar" cevabını aldım.
Halbu ki,"1Kasım'da "vizyona girecek" olan; Ahmet ÜMİT'in "Merhaba Güzel Vatanım-Bir Direniştir Yaşamak-- "sinema filmi"nin "afiş"ı,"sinema salonu"nu süslemişti bile...

"Terme İlçesi"ndeki "modern sinema salonu"n da ise; ismi geçen her iki "sinema filmi"ne dair bir alamet bile yoktu...
NETİCE-İ KELAM
"Siyaset sinema filmi tutulmuyor" düşüncesi...
Bırakın da, böyle bir "çelişkili zihniyeti";"engelleme yapma"dan "sinemaseverler" karar versinler...
"Ülkücü Ahmet ŞAFAK"ın "Kuşatma-7 Uyuyanlar-Bu Bir Derin Millet Hikâyesidir-" isimli "sinema filmi"nin "fragma"nından da anladığımız kadarı ile muhtevası ; "Türk'çe Düşünüş","Türk'çe Bakış" ve "Bozkurt Atatürk","Başbuğ Atatürk" muhabbeti ile dopdolu...
"Bozkurt Atatürk"/"Başbuğ Atatürk":
"- Vazgeçme çocuk..." hitabı...
Ve "Eski Tüfek","Devrimci Ahmet ÜMİT" in "Merhaba Güzel Vatanım- Bir Direniştir Yaşamak-" 'sinema filmi'nin "fragma"nından da anladığımıza göre, muhtevası;"-Tarih, eninde-sonunda kimin "Yurt Haini","Vatan Haini", kimin " Vatansever",kimin "Vatan Haini" olduğunu ortaya koyacaktır" cümlelerinden ve "Sol Yumruklar" havada-Amma mitingi idare edenin ise "Sağ Yumruğu" havada-;"-Güneşi Zaptedeceğiz" 'Sloganı" ndan;"Devrimci"lik ile dopdolu bir "sinema filmi" olsa gerek!

Rabbim, aslında hiç bir "kimlikli zihniyet sahipleri"nı,"İşletmeci/Patron Zihniyetliler"in eline mahkûm etmesin.(Âmin)

Terme, 9 Ekim 2019
İsmet GÜLTEKİN
metgultekin@hotmail.com
Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci

MEĞERSE "ÇARŞAF" ve "ŞALVAR", "SÜNNET-İ SENİYYE" BİLE DEĞİLMİŞ...

* MEĞERSE "ÇARŞAF" ve "ŞALVAR"; "SÜNNET- İ SENİYYE" BİLE DEĞİLMİŞ....
* TÜRKİYE'MİZDE "EZBERLER BOZULMAYA" DEVAM EDİYOR....
* BİLHASSA TÜRKİYE''MİZDE Kİ "NAKŞİBENDİLER"DEN "İSMAİL AĞA CEMAATİ" OLARAK BİLİNEN "EHL-İ TARİK"LERİN ZİHNİYETİNCE ÂDETA "FARZ" OLARAK DA GÖRÜLEN " ŞALVAR" ve "ÇARŞAF" GİYMEK; MEĞERSE "SÜNNET" BİLE DEĞİLMİŞ...



TESETTÜR İÇİN "ÇARŞAF" ŞART MIDIR?(*)
Tefsîr, hadîs ve fıkıh kitaplarında cilbâbın dış örtü olduğu yazılıdır. Çarşafa bid’at denmez; çünkü âdetteki değişiklik bid’at olmaz.
Önce şunu ifâde edelim ki, Peygamber Efendimizin ve Eshâb-ı kirâmın mübârek hanımları, çarşafla örtünmemişlerdir. O zaman Arabistân’da çarşaf âdeti yoktu. Hiçbir kitapta çarşaf giydikleri bildirilmiyor. Milhafe, ferâce, fistân, entâri giydikleri birçok kitapta yazılıdır.
İmâm-ı Rabbânî hazretleri de, onların böyle değişik elbise giydiklerini, Mektûbât-ı Rabbâniyye’nin I. Cild 313. mektûbunda bildiriyor. Bu hususlar, Câmiur-Rumûz ve Hidâye kitaplarında da bildirilmiştir.
Peygamber Efendimiz, ayaklarına kadar uzun gömlek, yani entâri giymiştir. Şalvar ve pantolon giymemiştir. Bunları giymek âdette bid'attir. Âdette bid'at olan şeyi yapmak günâh değildir. Taksiye, uçağa binmek de âdette bid'attir. Bunları yapmak da günâh değil, dînin müsâade ettiği bir husustur. Bunun için âdet olan yerlerde, kâfirlerden gelmiş olsa bile, kadınların çarşaf ve erkeklerin bol pantolon veya şalvar giymeleri câizdir, günâh olmaz. Elbisenin şekli ibâdet değil, âdettir. Çünkü Peygamber Efendimiz, papaz ayakkabısı, Rum elbisesi giymiştir. (Hâşiyetü Reddil-muhtâr)
Ahzâb sûresinde bildirilen “cilbâb”, erkeğin de, kadının da giydiği bir elbise, bir gömlektir. Zevâcir ve Berîka kitaplarında nakledilen, “Hayâ cilbâbını [örtüsünü] çıkaranın [aleyhinde] söz etmek gıybet olmaz” [Beyhekî] ve “Cilbâbı [gömleği] harâm olan erkeğin namazı kabul olmaz” [Bezzâr] meâlindeki hadîs-i şerîflerde, cilbâbın bir örtü olduğu açıkça görülmektedir.

“Cilbâb”ın dış elbise olduğu, ilgili âyet-i kerîmenin tefsîrlerinde de yazılıdır. Burada birkaç misâl vermekte fayda vardır:
Cilbâb, tek parça örtüdür. (Celâleyn)
Cilbâb, milhafedir. (Beydâvî) [Milhafe=dış örtü ki buna ferâce de denir.]
Cilbâb, milhafe, entâri veya hımârdır. (El-Envâr)
Cilbâb, ferâcedir. (Ömer Nasuhi Bilmen Tefsîri)
Cilbâb, bedeni baştan aşağı örten çarşaf, ferâce, çar gibi dış giysidir. (Elmalılı Hamdi Yazır Tefsîri)
Cilbâb, dışa giyilen örtüdür. (Tibyân Tefsîri, Ali Fikri Yavuz ve Hasan Basri Çantay’ın Meâlleri)
Cilbâb, hımârın [tülbentin] üstüne örtülen ve göğse kadar inerek gömleğin ceybini [yakasını], boynu örten başörtüsüdür. (Ebüssuûd Tefsîri)
Cilbâb, hımârdan büyük örtü veya vücûdunu örten dış elbisedir. (Kurtubî Tefsîri)
Cilbâb, göğse kadar inen başörtüsüdür. (Rûhul-beyân Tefsîri)
Nûr suresinde, “Kadınlar, hımârlarını [başörtülerini] yakalarına örtsünler” buyuruluyor. Eğer cilbâb, çarşaf demek olsaydı, hımâr denmezdi.
Fıkıh kitapları, cilbâbın dış örtü olduğunu bildiriyor. Bir örnek: Hanıma verilmesi vâcip olan nafaka, yemek, kisve ve meskendir. Kisve, hımâr ve milhafedir. (el-Bahrür-râık)
Demek ki, tefsîr, hadîs ve fıkıh kitaplarında cilbâbın dış örtü olduğu yazılıdır. Çarşafa bid’at denmez; çünkü âdetteki değişiklik bid’at olmaz. Şalvar ve pantolon da böyledir.
Âişe vâlidemiz çarşaf giymemiştir; entari giydiği, eteklik giydiği hadîs-i şerîflerle sâbittir. Giymiş olsa bile, bu bir âdettir.
(*): Prof.Dr.Ramazan AYVALLI," Tesettür İçin 'Çarşaf' Şart mıdır?", Türkiye Gazetesi, Bizim Sayfa, İstikamet Köşesi, 7 Ekim 2019



TESETTÜR NASIL OLMALI?(**)
Kadınlarda örtünün sâbit bir şekli yoktur; yani manto ile de olur, çarşafla da olur, Anadolu’daki atkı ve şalvarla da olur, entârî ile de olur.
Kadınların vücut hatlarının belli olmayacak herhangi bir elbise ile örtülmesi farzdır. Daha önce de ifâde ettiğimiz gibi, İslâm dîni, kapanmayı emretmiş, ama belli bir örtü şekli bildirmemiştir. (ed-Dürerül-mültekıte)
Demek ki kadınlarda örtünün sâbit bir şekli yoktur; yani manto ile de olur, çarşafla da olur, Anadolu’daki atkı ve şalvarla da olur, entârî ile de olur.
Tesettürde mühim olan, el ve yüz müstesnâ, bütün vücut uzuvlarının (beden organlarının), herhangi bir suretle, yani görünmeyecek tarzda ve vücut hatları belli olmayacak surette örtülmesidir. Alt tarafını gösteren bir örtü yok hükmündedir. Uzuvları belli edecek tarzda dar bir örtüye de müsaade yoktur.
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki:
“Mümin kadınlara söyle: [Yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hâriç, ziynetlerini [saç ve gerdân gibi ziynet takılan yerleri] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdânlarını] örtsünler.” [Nûr, 31]
Bir âyet-i kerîme meâli de şöyledir:
“Ey Nebî, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına [dışarı çıkarken] cilbâblarını [dış kıyâfetlerini] giymelerini söyle! Bu, onların tanınıp, ezâ görmemelerine daha uygundur.” [Ahzâb, 59]
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
“Kadının [yüz ve iki elinden başka] bütün bedeni avrettir.” [Mecmaul-enhür, El-muğnî]
Bu hadîs-i şerifte, kadının tesettürü açıkça bildiriliyor. Kur'ân-ı kerîmin 17 yerinde, Resûlullaha “De ki, bana tâbi olun”, “ona itâat edin”, “ona muhâlefetten sakının” buyuruluyor. Allahü teâlânın Resûlüne tâbi olup Onun bildirdiği şekilde tesettüre riâyet etmek lâzımdır.
Hazret-i Ayşe annemizin kız kardeşi Hazret-i Esmâ, ince bir elbise ile Resûlullah Efendimize gelince, o, baldızına bakmadı. Mübârek yüzünü çevirip “Ya Esmâ, bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüz ve elleri hâriç, vücûdunu erkeklere gösteremez” buyurdu. (Ebû Dâvûd)
Kadınların, namaz kılarlarken çene altlarını da kapatmaları gerekir mi?: Kadınlar, namaz kılarken çene altlarını da kapatmaları gerekir. Bir âyet-i kerîmede, “Başörtülerini yakalarına örtsünler” buyurulmuştur. Burada şart olan, saçları örtmektir. Demek ki, başı örtmekten maksat, saçları, kulakları ve gerdânı örtmektir. Bu, örtünmenin şekli değil, önemli olan örtülmüş olmasıdır. Örtü, dikkati çekecek renk ve şekillerden de, uzak olmalıdır.
Hanımlar, sokağa çıkarlarken peruk takabilirler mi?: Peruk takarak sokağa çıkmak, zarûret olmadan câiz değildir. Zarûret, başka çâre bulamamak demektir. Sadece zarûret hâlinde, peruk takılabilir. Çünkü kadınların yabancılara süslenmeleri harâmdır.
Zarûret olunca, avret yerlerini mümkün olan her şeyle örtmek lâzımdır. Erkekler arasında başını açmak zarureti olduğu zaman, kadının başını ve kendi saçlarını peruk takarak örtmesi câiz ve lâzım olur. [İbn-i Âbidîn, Hadîka ve Fetâvâ-i Kübrâ]

(**): Prof.Dr.Ramazan AYVALI,"Tesettür Nasıl Olmalı?", Türkiye Gazetesi,"Bizim Sayfa","İstikamet" Ķöse şimdi,8 Ekim 2019

"TERME BELEDİ"NDEKİ MESCİD/CAMİÎ İSİMLERİ DEĞİTİRİLMEDİR...

"TERME BELEDİ"NDEKİ MESCİD/CAMİÎ İSİMLERİ DEĞİŞTİRİLMELİDİR...


"ŞEHR-İ TERME"mizde ki,"TERME BELEDİ"mizde ki Mescid/Camiî isimleri, bir an evvel değiştirilmelidir.
"Terme Şehir Mahalleleri"ndeki, bilhassa 'şehrin göbeği'ndeki mescid/camiî isimleri, Millî-İslâmî kültür kodlarımıza aykırı isimlerle dolu.
"Merkez Camiî", âdeta "Country Camiî" gibi çağrışımlar yapmaktadır.
Elbette ki hâlâ "Merkez"den yönetilen;" Merkezî Sistem"le yönetilen;"Merkeziyetçi" bir anlayışla yönetilen bir ülkeyiz.
Fakat bu "Merkez"isminin ibadethanelerimize de, mescidlerimize de, camiîlerimize de isim olarak verilmiş olması, Millî-İslâmî kültür kodlarımızı, asla ve kat'a hatırlatmamaktadır...
Hele de "Terme Beledi"mizin "göbeği"ndeki "Ahşap/Tahta Mescidimiz"e de,"Ahşap/Tahta Camiî"mize de "Merkez/Country(İngilizcesi)" ismi verilmiş olması, "müslümancı" değil;"müslümanca" tefekkür edersek; âdeta buyurun burdan yakın dedirtiyor...
Yine hele de "Mahalle" isimlerinin de mescidlerimize, camiîlerimize isim olarak da verilmiş olması, âdeta bu hamur çok su götürür dedirtiyor..
Velâkin "Eski Garaj Camiî"mize-her ne kadar Türk Mimarî Tarzı'ndan Arap Mimarî Tarzı'na dönüştürülmüş olsa da-"Terme Hz.Hamza Camiî" ismi verilmiş olması, mezkûr mes'ele adına muvaffakiyettir.

NE YAPILMALI?

Öncelikli olarak "Terme Beledi"mizin tarihini, kültürünü,"etno-figür"lerini "diriltici","ihya edici" isimler verilmelidir.
Madem ki;" Terme Toprağı, Horasan Alperenleri Toprağı"dır; o hâlde, meselâ "restorasyonu devam eden" Terme Merkez/Pazar Camiî"ne,"şehrin göbeği"ndeki "Ahşap/Tahta Camiî"mize;"Horasan Alperenleri Camiî" ism-i şerif'ini verebiliriz...
Meselâ; "Şehid Kumandan Kubatoğlu Cüneyd Bey Camiî" ism-i şerif'ini de,"Terme Şehir Göbeği"ndeki,"şehir içi mahalle"deki bir camiîmize verebiliriz.
Meselâ;" çoook büyük düşünmek" ve "düşündüğümüzü de uygulamak"; âdeta "Türkiye'miz Vatan Sathı"nda bir "ilk" yaparak; her türlü "yobaz"lığı zirü zeber etmek, yerle bir etmek ve bütün "emperyal oyunları" da "bozmak" istiyorsak; "şehir içi mahalle isimli bir camiî"mize, meselâ, geçenlerde "Termeli Hayırseverler"in maddî destekleri ile içi-dışı pırıl pırıl hâle getirilmiş ve "Terme Beledi'mizin sünnet-i seniyyeye en uygun camiî"si de olan,"Saray Caddesi"ndeki camiîmize de,"GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK CAMİÎ" ismini de verebiliriz...
Meselâ; "şehir içi mahalle isimli" bir Camiî mize de,aslında "Termeli Kahramanlarımız"ın başında gelen "Hacı Kuzu Fevzi DEMİRTÜRK Camiî" ismi de verilebilir...
ELHASIL:

"Terme Beledi"mizde ki Mescidlerimizin/Camiî lerimizin "isimleri mes'elesi",öncelikli olarak;"Horasan Alperenleri" ism-i şerif'i ile "Termeli Şehidler"mizin ism-i şerif'i ile de çözüme kavuşturabilir.


Terme,3 Ekim 2019      
İsmet GÜLTEKİN
metgultekin@hotmail.com
Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci

5 Ekim 2019 Cumartesi

"TERME BİLGİ GAZETESİ", EL Mİ DEĞİŞTİRDİ?

"TERME BİLGİ GAZETESİ", EL Mİ DEĞİŞTİRDİ?



Rahmetli Eyüp ŞENTÜRK 'sahip'liği'ndeki "Terme Bilgi Gazetesi"nde, "Memleket" isimli köşede,"İ.Sazak GÜLTEKİN" ismi ile seneleri aşan süre boyunca, haftalık yazılar yazmış, köşeyazarlığı yapmıştım.


Hattâ "Terme(li) Milletvekilleri","Ergenekon Tartışmaları ve Solcular","Başörtüsü Tartışmaları" başlıklı "yazı dizileri","dizi yazılar" da yazmıştım...


Ne zaman ki "Eyüp ŞENTÜRK" rahmetli oldu ve "M Yetkin KARAMOLLAOĞLU" ile "hükmî şahsiyetli ortaklık" başladı; artık yazılarım yayınlanmaz oldu ve neticede "Terme Bilgi Gazetesi"nden "kovulmuş" oldum...


"TERME BİLGİ GAZETESİ" EL Mİ DEĞİŞTİRDİ?



Son 5-6 haftadır "bakıyor" ve de "görüyor"um ki; "Terme Bilgi Gazetesi"nde "bişeyler" oluyor:


Bir ara "Terme PINARI Dergisi"ni de 'sırtlanmış' olan Edebiyatçı-Yazar Ahmet SEZGİN'in "köşeyazılaŕı", daha "Terme Bilgi Gazetesi"nde, "kağıda basılı" olarak yayınlanmıyor...


Fakat "Terme Bilgi Gazetesi Web Sitesi"nde ise "köşeyazıları" "görülmeye" devam ediyor...


Niçin Edebiyatçı-Yazar ve Şair Ahmet SEZGİN'in "köşeyazıları", daha "Terme Bilgi Gazetesi"nde yayınlanmıyor?


Doğrusu "bi-le-mi-yo-rum..."


"DUL KARI" "TERME BİLGİ GAZETESİ"NDEN AYRILDI MI?


Rahmetli Eyüp ŞENTÜRK ile de "evli" olan "Dilek ŞENTÜRK"; sonradan aldığı 'soyisim' ile de yazacak olursak;"Dilek KARAPIÇAK"; artık "Terme Bilgi Gazetesi Künyesi"nde ismi yer almıyor.


"Dul Karı" "Dilek KARAPIÇAK","Terme Bilgi Gazetesi"nden ayrıldı mı?


Doğrusu "künye"ye "bakıp" "gördügümüz"de,"ayrıldığını" söyleyebiliyoruz...


Fakat "sebep" veya "sebepleri"ni "bi-le-mi-yo-ruz..."


Çünkü "Terme Bilgi Gazetesi"nin "Yeni Sahibi" olarak "Künye"de 'gözüken' "Yaşar AKÇAY" tarafından "kamuoyuna" bir "açıklama" yapılmış değil...


YA "M.YETKİN KARAMOLLAOĞLU" DA "AYRILIRSA,"


Yine son haftalarda "Terme Bilgi Gazetesi"nin "tüzel kişilikli/hükmî şahsiyetli" 'ortağı" "M.Yetkin KARAMOLLAOĞLU"nun "rahatsızlığı"ndan dolayı "yazıları yayınlanamıyor' 'duyuruları' yapılıyor..


Ya "M.Yetkin KARAMOLLAOĞLU" da "ölüm" ile "Terme Bilgi Gazetesi"nden "ayrılır"sa;"Terme Bilgi Gazetesi" 'kapanır' mı yoksa 'yayınına devam mı eder?"; merak ediliyor...


Terme, 29 Eylül 2019
                              

İsmet. GÜLTEKİN
metgultekin@hotmail.com

Araştırmacı-Yazar ve Eğitimci