2 Ekim 2010 Cumartesi

"TÜRK"ÜN,"TÜRKÇE"NİN 'T'SİNİ, 't' ŞEKLİNDE YAZANLAR YOK MU?!!


"TÜRK"ÜN, "TÜRKÇE"NİN 'T'SİNİ,
't' ŞEKLİNDE YAZANLAR YOK MU?!!

Yazılışı bile, terkibi bile çok yanlış olan "Ulus-Devlet" deyip-aslında çok da meraklı oldukları 'uydurukça' ile 'Ulusal Devlet'diye yazmaları gerekir- tarihî bir gelişim olan "Millî Devletler Çağı"nı "tu-kaka" eden "İslamî Camia"nın bazı "kalemleri", "köşeyazarlar"ı, son yıllar da yeni bir "moda" tutturmaya çalışıyorlar...
Nedir bu "yeni moda?", derseniz; "köşeyazıları"nda artık "Türk"ü, "türk" diye, "Türkçe"yi de "türkçe" diye yazıyorlar...Hattâ öyleleri var ki; tamamiyle "Amarikanvâri" bir şekilde, "köşeyazıları"nı, "noktasız, virgülsüz", yani "imlâ"sız, "yazım kural"sız yazıyorlar...
Kimler mi?, dersiniz: 'Anadolu'da VAKİT" gazetesinin "eski köşeyazarı", şimdilerde "internet siteleri"nde yazmaya devam eden, Selahattin ÇAKIRGİL ve yine aynı gazetenin şimdiki ikinci sayfasında yazan Mehmet DOĞAN...Bu iki "köşeyazarı", ne hikmetse, şayet yazılarında "Türk" veya "Türkçe" kelime ve kavramlar geçiyorsa, muhakkak "T"li şekilde değil de, 't'li şekilde yazıyorlar..Yeni ŞAFAK gazetesinin köşeyazarı Osman AKKUŞAK ise "noktasız,virgülsüz" yani "imlâsız", "yazım kuralsız" bir şekilde köşeyazıları yayınlanıyor...
Bir "sohbet" meclisinde, bir Edebiyatçı "öğretim üyesi"ne, bu mes'eleyi suâl eyledim.Çünkü son iki yıldır, zihnimi kurcalayan bu mes'eleyi artık "dillendirmek" düşüncesindeydim. Dediği, "belki bilgisayar programlarından kaynaklanan bir sebeple öyle yazıyor olabilirler..Aslında, Türkçe "dilbilgisi/gramer" kurallarına göre "Türk" ve "Türkçe"yi ve benzer kelime ve kavramları "T" yerine, 't' ile yazabilmek aykırı bir hâl.."T" yerine 't' ile yazanlar Türkçe "dilbilgisi/gramer" yapısına yeni bir şekil vermek isteyenler kategorisinden olabilirler.Kaldı ki, Türkiye'mizde, böyle "kategori"de olanların neredeyse beş-on yıllık geçmişleri de var..Elbette 't'li yazanların "tahkir" ,"hakaret" ve "küçümseme" gayeleri de olabilir ve iyi bir şey değildir..." dedi...
Böyle ne zaman yazdıklarını "ispat"lamak gayet kolay aslında..Sizlere gönül rahatlığı ile şu tarihteki, şu isimli yazılarında diyebilirim.Fakat sizler de bundan böyle bir "dikkat" edin, önümüzdeki muhtemel yazılarında da, muhakkak "Türk ve "Türkçe"yi ve benzer kelime ve kavramların ilk harflerini 't' ile yazdıklarına şahid olacaksınız...
Hele AKKUŞAK'ın ki, tamamiyle "Amerikanvâri", yıllar önce Amerikalı bir yazara özeniştir başka bir şey değildir...
Hele ÇAKIRGİL gibi "kalem" sahiplerinin, "İran İslâm İnkılâbı"nın ilk harflerini hattâ tamamını büyük harflerle yazmaları yok mu?!
İktidarım olsa idi de bizzat kendilerine suâl eyleyip, ne cevap vereceklerini işitebilseydim!!
"Türk Milleti", büyük millettir, ilk harfi asla ve kat'a küçük harfle yazılamaz...
Ekseriyetle "Ben de Türk'üm" diyemeyen bir "düşünce geleneği"nden gelen, ancak "bir paşa"nın sıkıştırması ile "Ben de Kozanoğulları Türklerindenim" demek mecburiyetinde kalan bir "zihniyet"ten gelen bu "kalem sahipleri"ni, "Türk Milleti"ne ve "Türkçe'ye Saygı"ya davet ediyorum...
Yine aynı "düşünce geleneği mensupları"dır ki, "Yaşayan Türkçe" kampanyalarına yeterli ve gerekli desteği vermeyip;"Uydurukça" kelime ve kavramları kullanma da, maalesef "Devrimcileri" bile sollamışlardır...
"Hakkıdır Hakk'a tapan milletime İstiklâl!" diyebilen rahmetli ERSOY, kırkbir mısralık "İstiklâl Marşı"nda, "Türk" kelime ve kavramını hiç kullanmamıştır amma "...ırkıma yok izmihlâl" diyebilmiştir...Herhalde buradaki "Irkıma" dediği "Irk" ise "Arnavut Irkı" olmasa gerek!!!
02.10.2010
İsmet GÜLTEKİN
ismet_gultekin@mynet.com ve metgultekin@hotmail.com

1 Ekim 2010 Cuma

"MİLLÎ GÖRÜŞ/ERBAKAN HAREKETİ"NİN 'SONU'


MİLLÎ GÖRÜŞ/ ERBAKAN HAREKETİ'NİN "SONU"


13 Eylül 2010 tarihinden itibaren, aslında, "Referandum Süreci" ile beraber "Haziran 2011 Genel Seçim Süreci" de başlamıştı.Nasıl ki, Temmuz 2007 Genel Seçimleri öncesinde, "Türk Siyasî Hayatı"nda, "depremler" belirgin bir şekilde olmaya başlamıştı.Hatırlayalım, "Dindar Demokrat Damar", "Çakmalaştırılmış", "diskalifiye" edilmişti..Hakkında kitap bie yazılmış ve girdiği seçimlerde, "en köklü siyasî teşkilatlar"dan bile fazla "rey" almış olan "Genç Parti Vakıası" da bildiğimiz şekilde "devre dışı" bırakılmıştı. "Benzer" şekilde, önümüzdeki "genel seçim süreci" öncesinde de; aslında eskisinden de daha beter ve "kaba" olan fakat "kamuoyu"na "Neo-CHP" diye "yutturulan" "sarsıntılar" la başlayan "siyasete yeni dizayn" çalışmaları; "Millî Görüş/Erbakan Hareketi "ile devam etmekte..
Hatırlayınız, "28 Şubat Süreci" sonrası "yenilikçiler-gelenekçiler kavgası" ile "zoraki bir doğum" ile oluşturulan ve tam bir "28 Şubat Çıktısı" olan "AKP"nin ortaya çıkışı...Bizlerin de acizâne bir şekilde "MillÎ Görüş/Erbakan Hareketi"ni ve "İslamcılar"ı Anlama Cehdi" namına yaptığımız kitabî okumalar...Prof. Mehmet BEKAROĞLU'nun "Siyasetin SONU 'Adil Düzen'den Dünya Gerçekleri'ne'" isimli "hacimli" ve "yapıcı-eleştirel ve çare gösterici" eserini satır satır okuyuşumuz...Fakat bir türlü "kritiği"ni yazıya hâlen de -muhtelif sebeplerden- aktaramayışımız...Ancak "Titrisiz İslamcı Münevver" diye tanımladığımız Ali BULAÇ'ın "Üç Eserinde"n "MillÎ Görüş/Erbakan Hareketi"ni ve "İslamcılar"ı Anlama Cehdi"mizi "yazıya" da aktararak göstermemiz.(www.millimefkure.com)...
BULAÇ, öncelikle "Göçün ve Kentin Siyaseti (MNP'den SP'ye Millî Görüş Partileri" isimli eserinde, "Millî Görüş/Erbakan Hareketi"nin "...bir koluyla SP ile devam eden, diğer koluyla AK Parti ile peşpeşe iki defa iktidar olan siyasî görüş" "kabul"ü, "postula"sı ile "vakıa"ya bakmakta ve aslında "AKP'nin de Millî Görüş/Erbakan Hareketi'nin Partisi" olduğunu bir "sosyolog" olarak da "kabul" etmekte.(Bknz.:www.millimefkure.com, ilgili yazı) Ki, geçenlerde de, kendisi de bir "sosyolog" olan Prof. Şerif MARDİN de aynı "kabul"ü dillendirmekte; Başbakanımızın referandum sonrası, "Anıtmezarı" ziyareti sırasında ifade ettiği "AKP tabanının "dindar demokrat damar" değil, "MillÎ Görüş/Erbakan Hareketi"nin tabanıdır, demiştir...
Elbetteki yaşı 45'leri aşmış nesiller açısından ilâve yapmak gerekirse, "AKP=2.ANAP" da diyebiliriz...Kaldı ki, "ANAP" ile çokca "benzerlikleri" mevcut...En belirgin "benzerliği" ise "kimlik siyaseti" yapan bir "siyasî teşkilat" olmayışlarıdır...Bu sebepledir ki, bir "iddia" veya "tez" olarak da ileri sürebilirim ki;Türkiye şartlarında "kimliksiz siyaset" yapan "partiler", eninde-gecinde, "kimliksiz siyaset yapan partiler mezarlığı"na defnedilmektedir...AKP de böyle bir "akıbet"ten kurtulamayacaktır...

KURTULMUŞ "ERBAKAN HAREKETİ"Nİ GÜNCELLİYORDU

Bugünkü tarih itibariyle "istifa etmek mecburiyetinde bırakılan" Prof. Numan KURTULMUŞ,"Kongre" sonrası, aslında "Millî Görüş/Erbakan Hareketi"ni "güncelliyordu" ve Haziran 2011 Genel Seçimler öncesinde de, "AKP"ye "kuvvetli bir alternatif siyasî hareket"e dönüştürüyordu."...Ölüsü 2009 seçimlerinde(yerel) 2 milyon 50 bin oy almış" "Saadet" realitesinde, "Numan KURTULMUŞ'un ayakta durmasına ve partiyi değiştirmesine izin verilmiyor...Hoca'yı iyi tanıyorum. Psikolojiyle uğraşıyorum ama Hoca'yı anlamak zor. Empati yapamıyorum...Hoca olmayınca ideoloji de yok olacak gibi bir durum var.Bunu 1998'de parti kapatılınca net olarak gördüm..." açıklamalarını bir gazeteye verdiği ropörtaj ile "kamuoyu" ile paylaşan Prof. Mehmet BEKAROĞLU, "SP'nin Son Durumu" itibariyle ne kadar da "haklı" çıktı...Kaldı ki,Prof. BEKAROĞLU, malum ve meş'um "iftar baskını"nı da "Erbakan Hoca Sabotesi" olarak değerlendirmişti.(www.sonsayfa.com, ropörtaj)
"İslamî Camia"nın haftalık mevkutelerinden "Gerçek HAYAT" dergisi de, "referandum süreci"nde neşrettiği iki "kapak" konusunun ilkinde, "Erbakan'sız Millî Görüş Hareketi Mümkün Değil mi?" 'soruşturması"nı yapmış ve ekseriyetle "muhal" cevabını almıştı. İkincisinde ise "KURTULMUŞ'un Erbakan Sevgisi" adetâ 'sorgulanmış" ve "sıkıştırıcı suâller"e rağmen, "Prof. Numan KURTULMUŞ'un Erbakan Düşmanı Olmadığı"nı ortaya çıkarmıştı...
"Recai KUTAN"ın bilmem kaç defalık "Genel Başkanlığı"nda "deprem" yaşamayan "Saadet Partisi", "KURTULMUŞ'un 'güncelleştirme' gayreti sebebi ile" "sarsıldı..."Sekiz senedir eski "siyasî görüşü"ne bir "harf" bile diyemeyen bir Başbakan'ın "siyasî örgütü"nün bu "son durum"dan "kazançlı" çıkmadığını görmemek için "kör" olmak lazım...
"Referandum süreci"nde de "Şimdilik Evet" diyen "Saadet Partisi" tabanının, son sekiz yıldır çokca şekilde "nemalandırılarak", ekseriyeti itibari ile ve hattâ "otomatikmen" reylerinin "AKP"ye kaydığını söyleyebiliriz...
"Siyasetçi" olmasak da, "siyaset, ülke mes'eleleridir" düşüncesiyle "siyasî gelişmeleri" izleyen ve zaman zaman "internet"in de sağladığı imkânlarla fikirlerini aktaran ve paylaşan biri olarak; diyebilirim ki,hem de zamanında "Millî Görüş/Erbakan Hareketi"ni "yapıcı-eleştirel-çare sunucu" bir şekilde "hacimli" ve "kitabî" olarak "içeriden bakan" Prof. Mehmet BEKAROĞLU'nun, ismi geçen kitabının adını biraz değiştirerek diyorum ki;"Saadet Partisi"nde ve tabiki "Millî Görüş/Erbakan Hareketi"nde yaşanılan "KURTULMUŞ İSTİFASI" ile "Millî Görüş/Erbakan Hareketi'nin SONU" göründü...
Bundan sonraki gelişmeler, Saadet Partisi'ni daha da "sekte", daha da "devre dışı" bırakacağı gibi, "sosyolojik" olarak da AKP'ye ekleneceğini; "kimliksiz siyaset" yapan AKP'nin de yine de eninde-geçinde "kimliksiz siyaset yapan partiler mezarlığı"na defnedilmesi ile "Türk Siyaseti"nde bu "siyasal İslam/merkeze siyaseti koyan İslamcı" damarın da izale olacağıdır...
Yaşayanlar da şahid olup görecekler...
Son olarak; kanaatim odur ki, "adı küçük, mefkûresi büyük" ve "referandum" da "eksik ise tamamlayın da evet diyelim" diyemeyen "YAZICIOĞLU HAREKETİ"nde de, "benzer" gelişmeler yaşanılacağıdır...
02.10.2010
İsmet GÜLTEKİN
ismet_gultekin@mynet.com ve metgultekin@hotmail.com

30 Eylül 2010 Perşembe

HÜR İNSAN KİMDİR?


HÜR İNSAN KİMDİR?


Yirminci asır, insanlık için yeni mes'eleler getirmiştir. Şüphesiz ki yirmibirinci asır da, daha değişik mes'eleler getirecektir.Getirmiştir de..Büyk teknolojik ve maddî hamlelerin görüldüğü asrımızda, insanın "madde"nin hakimiyeti altında, "tutsak insan" hâline getirildiğini de müşahede etmekten kendimizi alamıyoruz. Acaba "tutsak insan", nasıl "hür insan" olabilecek? Ve "hür insan" kimdir?
Medeniyet yarışında üstünlüğü ele geçiren "Mim'siz,Me'siz Medeniyet" te, yani "Deniyet" te denilen "Batı Medeniyeti", insanlığa verdiği mesajlarda, sürekli "insan hakları"ndan, "özgürlükler"den bahsetmesine, "beyannâmeler" yayınlamasına rağmen; hâlen de "tek dişi kalmış canavar" olarak anılmaktan kurtulamamıştır, kurtulamayacaktır da.."Kuvvetli, güçlü olan haklıdır", "hakk kuvvetlinindir" düsturlarına sahip ve "hayatı bir cidal'den, mücadeleden ibaret" gören, insanların sadece "nefs"ine hitap eden ve dolayısiyle de, neticede, insanları ve insanlığı "şeytanlaştırarak" daha da "mutsuz" eden "Batı Medeniyeti", "demokrasi ve özgürlük götürüyoruz" yalanları ile zulümler, katliamlar yapmış ve her defasında "çifte standart"lı hareket etmiştir ve etmektedirler de...Ayrıca "hak-eşitlik-adalet-özgürlük" vaadleri, "sloganlar"dan öteye geçememiştir. Hattâ öyle ki, kendi insanlarına, şu veya bu yolla her türlü maddî imkânları sunan "Batı Medeniyeti", insanları, insanlığı, beşeriyeti "mutlu" edememiştir.Kendi "düşünen kafaları"nca da sorgulanan böyle bir "deniyet"in, aslında "çökmekte" olduğu bile iddia edilmiştir...Bu "medeniyet"in, esasında "deniyet"in felsefî ürünleri olan sonu "izm"li fikirler, görüşler, "ideolojiler"; neticede insanı, insanlığı "tutsak" etmekten öteye de gidememiştir.
"Yirminci Asrın İmamı", "Muhteşem İslâm Kahramanı" rahmetli Bediüzzaman Said NURSÎ(k.s.)'nin de "risale-i nur külliyatı"nın muhtelif yerlerinde vurguladığı üzre;"Haklı olan kuvvetlidir, güçlüdür", "hayat bir teavün, yarımlaşmadır" ve "insanın ruhunu da beslemek" ve netice de "insanı hakikÎ insan" yapan "bizim medeniyetimiz", "İslâm Medeniyeti" ise bambaşka mahiyetler arzetmektedir.."Bütün insanları Allah'ın yeryüzündeki birer emaneti" olarak gören, "yaradılmışı yaradandan ötürü seven, hoş gören" ve insanı "eşref-i mahlukat/yaratılmışların en şereflisi", "züpde-i âlem/Âlemin özü" olarak kabul eden bir "medeniyet"...Aslında, "Gözyaşı Medeniyeti" de diyebiliriz, "bizim medeniyet"e...Dolayısiyle "Mimsiz Medeniyet", "Me'siz Medeniyet"ten yani "Deniyet"ten "çok farklılıklar" arzeden "Gözyaşı Medeniyeti"mizdir ki, insanın "kula kul olması"nı, en büyük "zillet" olarak görmekte;"hür insan"ın ise "sadece Allah'(c.c.)a kul olan" yani "Allah'(c.c.)tan başkasına kulluk yapmayan insan" olarak, bir "model" olarak, "model şahsiyet" olarak belirlemektedir...
"Şeytanlaşmış insanlar" nerede? "Hakikî insan" olmuş, "arınmış", adetâ "melekleşmiş insanlar" nerede?
İnsanlık, beşeriyet "mes'ut" olmak, "mutlu" olmak istiyorsa; "neden mutlu olamıyorsunuz, mutlu olun bakalım?" lakırdılarına muhatap olmak istemiyorsa;umum "modern çağdaş tutsaklık zincirlerini kıra kıra, 'Allah'(c.c.)a kul olma", "Ubudiyet şuuru"na erebilmenin de yollarını, çarelerini aramalıdır.
"Hür insan"lardan oluşan bir "medeniyet" ki beşeriyetin "mutluluğuna" medar olabilir, vesile olabilir...
Not: Bu yazı, 30.12.1988'de yazının "tashih" edilmiş şeklidir...

30.Eylül.2010
İsmet GÜLTEKİN
ismet_gultekin@mynet.com ve metgultekin@hotmail.com

HİCİV


HİCİV

"Rüzgarıma kapılma
Nezle olursun"
Vali'ye takılma
Hasta olursun
Benim adım "Tahiroğlu" değil ki;
Nef'î GİBİ,
Hiciv şairi'yim belki de...

Şanlıurfa, 12.01.2010

İsmet GÜLTEKİN

HAMİDO


"İSLÂM'IN MEDAR-I İFTİHARI"

HAMİDO

Hamido...Hamido...Hamido...
Senide mi "Gladyo" katletti
Hamido...?
Senide mi "Haçlı-Masonik Örgüt" katletti
Hamido...?
"İslâm'ın Medar-ı İftiharı"
Hamido...


İlk "Tavus Kuşu"nu,
Senin çiftliğinde görmüştük.
Torunun Kürşat'ın kabrine
Bırakılan notu
Bir şehadet yıldönümünde
Okumuştuk...

"İslâm'ın Medar-ı İftiharı"
Şehid Hamid FENDOĞLU...

Şanlıurfa, 21.Nisan.2010

İsmet GÜLTEKİN
ismet_gultekin@mynet.com ve metgultekin@hotmail.com

HER ŞEHİRDE AYNI "GÜÇ ODAKLARI"


HER ŞEHİRDE AYNI "GÜÇ ODAKLARI"


Kimi "Enkara"nın,
Kimi "zındıka komitesi"nin...
Nerede benim,
"Nizâm-ı Âlem",
Alperen gençliğim?
Nerede, ardından
Hâlâ müphem" denilen,
"Ülkücü Gençliğim?"
Nerede Mahmud BEDİR'Ler,
Yaşar MAKAT'lar?
Sökmez bize
"Hocaefendi Taktikleri!!!"
Nerede
Türk-İslâm Bayrağını,
Nizâm-ı Âlem Mefkûresini,
Dalgalandıracak,
Yiğit
Ülkücü Alperenler?


Her şehirde,
Aynı "güç odakları..."
Kimi "Enkara"nın,
Kimi "zındıka komitesi"nin...

"Hoca" diyorlar bana,
Yıllarca "darbe" peşinde koşanlar..
"Hoca" diyorlar bana,
Amerika'lar da,
İşkence taktikleri öğrenenler...
"Hoca"diyorlar bana,
Osmanlı dönemi olsaydı,
Asılması gerekenler...
Ve
"Hoca" diyorlar bana,
Bilmediğim candan dostlar!



Şanlıurfa,09.Ocak.2010

İsmet GÜLTEKİN

ismet_gultekin@mynet.com ve metgultekin@hotmail.com

HER ŞEHİRDE AYNI "GÜÇ ODAKLARI"

HER ŞEHİRDE AYNI "GÜÇ ODAKLARI"


Kimi "Enkara"nın,
Kimi "zındıka komitesi"nin...
Nerede benim,
"Nizâm-ı Âlem",
Alperen gençliğim?
Nerede, ardından
Hâlâ müphem" denilen,
"Ülkücü Gençliğim?"
Nerede Mahmud BEDİR'Ler,
Yaşar MAKAT'lar?
Sökmez bize
"Hocaefendi Taktikleri!!!"
Nerede
Türk-İslâm Bayrağını,
Nizâm-ı Âlem Mefkûresini,
Dalgalandıracak,
Yiğit
Ülkücü Alperenler?


Her şehirde,
Aynı "güç odakları..."
Kimi "Enkara"nın,
Kimi "zındıka komitesi"nin...

"Hoca" diyorlar bana,
Yıllarca "darbe" peşinde koşanlar..
"Hoca" diyorlar bana,
Amerika'lar da,
İşkence taktikleri öğrenenler...
"Hoca"diyorlar bana,
Osmanlı dönemi olsaydı,
Asılması gerekenler...
Ve
"Hoca" diyorlar bana,
Bilmediğim candan dostlar!



Şanlıurfa,09.Ocak.2010

İsmet GÜLTEKİN

ismet_gultekin@mynet.com ve metgultekin@hotmail.com